Yoğurtçu Parkı

19 Ağustos 2021 - 21:07

Kurbağalıdere’nin Kalamış’ta denize döküldüğü sahilin, çok eskiden Hasanpaşa’ya yaklaşan daha içerlek bir kıyı çizgisiyle bir haliç oluşturduğu tahmin edilir. Vadinin alçak kesimleri İncirlibostan’a kadar suyla kaplıyken, zaman içinde alüvyonla dolmuş. Ayrıca derenin, denize kavuştuğu noktada Yoğurtçu Deresi adıyla da anıldığı zamanlar var. Günümüzde parkın bulunduğu yer geçmişte balçık, en iyi zamanlarında kumluk iken batı tarafında Yoğurtçu Ali Ağa’nın mandırası nedeniyle bu ismi almış görünüyor. 19. Yüzyılın sonlarında Kadıköy’de ilk belediye kurulduktan sonra, süte su karıştırdığı için Ali Ağa’ya ceza kestirilmiş. 

Kurbağalıdere kıyısındaki mesireler uzun yıllar önemini korudu. 1950’li yıllara kadar sandallarla Söğütlüçeşme tren köprüsüne kadar gidebilmek mümkünmüş. 19. yüzyılın sonlarında dere ağzının Moda tarafındaki düzlüğe Yoğurtçu Çayırı denmesi, o vakitler bu düzlükte pek de ağaç olmamasından. Hemen yakınındaki Kuşdili Çayırı daha rağbet gören bir mesire yeriyken, Yoğurtçu Çayırı’nı “…bilhassa mahfice gönüldaşlık etmek isteyenler” tercih edermiş. Kızıltoprak tarafına dere üstünden bir tahta köprü ile geçilir, rıhtım olmadığı için köprüye yanaşan tekneler “Tekirdağ’dan, İmralı’dan getirdikleri kışlık soğanları, Kumla’dan, Karamürsel’den taşıdıkları ayva, üvez hevenklerini, aşlama muşmulaları” meraklısına satarlarmış. Dereye yarı beline kadar giren balıkçılar, berrak suyun içinde oynaşan iri kefalleri serpme ağ ile yakalıyorlar. “Mezelik kefalin alası ve balası” bu derenin ağzında tutulurmuş.

Yoğurtçu Çayırı’nda bir tiyatro sahnesi de var ve Aramik Hanım tarafından burada ilk kantonun sahnelendiği anlatılıyor. Meşrutiyet yıllarında açık hava sinemasında ramazan aylarında perdeye diklemesine yerleştirilen çadır bezinin bir tarafında erkeklerin, bir tarafında kadınların oturtulduğu bir düzen kuruluyormuş. Çayırın bir ucundaki kır kahvesinin bahçesinde yazları yağlı güreş karşılaşmaları insanların beklediği bir etkinlik. Kuşdili Çayırı’nda 16. Yüzyılda sultan III. Murat devrinden beri güreş müsabakaları yapılageldiği bilinir. 

Çayırın en canlı yeri, yine de köprü başı. Dondurmacılar, kâğıt helvacılar, leblebiciler, şerbetçiler köprü başında toplanır, Kadıköy’den alış veriş yapıp Kızıltoprak, Fenerbahçe tarafındaki evlerine dönen insanlar banklara oturup dinlenirken, kıyı boyunca dizili ahşap evlerde oturanlar akşamları piyasaya çıkarlarmış. İşgal yıllarında ise Fransız süvarileri Yoğurtçu Çayırı’nı talim alanı gibi kullanıyorlarmış. 

Kurtuluş Savaşı yılları ve sonrasında Kadıköy’e çok emeği geçmiş önemli isimlerden Süreyya Paşa, adeta bataklığa dönüşmüş çayırı kurtarmak için girişimlerde bulunuyor. Yoğurtçu Parkı’nda günümüzde küçük bir orman oluşturan ağaçları 1930’lu yıllarda Süreyya Paşa diktirmiştir. Ancak her şey çok kolay olmuyor. Kadıköy Kızılay Şube Başkanlığı görevi aracılığıyla çayırı ıslah etmek için gerekli olan finansmanı sağlamak üzere bağış toplama girişiminde bulunuyorlar. Bunun için kartpostallar, biletler bastırmışlar. Tahta köprü girişine Kızılay çadır kurmuş, geçip içine oturmuşlar. Marangoz Abdullah Efendi’ye yaptırdıkları camlı, kapaklı, kilitli panolarda dere ve çayırın ileride alacağı manzaranın krokisini yerleştirmişler. Panolarda ayrıca toplanan yardımların listesi ile yapılan harcamaları gün gün işliyorlarmış. Gelip geçerken yapılan çalışmaların dökümünü okuyan Kadıköylüler ciddi katkılarda bulunmaya başlamışlar. İş o kadar ses getirmiş ki gazetelerde “Kadıköylüler kendi işlerini kendileri görüyor… Belediyenin yapması gereken düzenlemeleri halk yapıyor…” haberleri çıkmaya başlamış. Kadıköy halkının ellerinde kazma kürek, Süreyya Paşa’yı da el arabasıyla toprak taşırken resmeden bir karikatürü yazıya iliştirmeyi ihmal etmemişler. Konuyu duyan zamanın İçişleri Bakanı Fethi Bey, İstanbul Belediye Başkanlığı’na halkın bu tür işler için yardım toplayamayacağı, bu düzenlemenin belediye tarafından yapılması gerektiği konusunda bir uyarı göndermiş. 

Belediye başkanı Haydar Bey inceleme yapmak üzere geldiğinde Süreyya Paşa, ilk etapta çayırı kaplayan bataklığı kurutup Moda ve oradan Kadıköy İskelesi’ne kadar uzanan bir rıhtım planladıklarını anlattıysa da belediye başkanı çayırı park yapmak istediğini söyleyerek kestirip atmış. Rıhtım 400 metreye kadar ilerlemiş, bataklık drenajla temizlenmiş ve tüm bunlar için halktan toplanan bağışların yanı sıra Süreyya İlmen de cebinden 5000 küsur lira harcamışken her şeyi durdurmak zorunda kalmışlar. 

Oysa Kadıköy İskelesi ile Yoğurtçu Çayırı’nı birleştiren rıhtımı Fenerbahçe tarafına da uzatıp halkın banklara oturarak deniz havasından yararlanabileceği, manzara seyredeceği bir promenad oluşturma girişimi o zaman için yarım kalmış. Sahillere dolgu rıhtımlar yapma fikrinin sonuçları tartışıladursun, Süreyya Paşa’nın hayali geç de olsa günümüzde gerçekleşmiş sayılır. 

Yoğurtçu Parkı’nın kıyısında yer aldığı Kurbağalı Dere, 1958’lere kadar berraklığını, temizliğini korudu. Kıyıdaki köşklerin önünden kayıklara binen çocuklar, serinlemek için ayaklarını derenin sularına salıyorlardı. Yüzmeyi o derede öğrenmiş Kadıköylüler hala hayatta. Çevrede apartmanlaşma, nüfus artışı ve kanalizasyonun doğrudan dereye verilmesiyle birlikte o zamanlarda İstanbul tarihe karışmaya başlamıştır ne yazık ki. 

Yazarın Diğer Yazıları

Geçmişten günümüze Çiftehavuzlar’da hayat

Yüz yıl önce Çiftehavuzlar’da deniz kıyısından kışın kurt sesleri gelirmiş. Henüz her yer bağlık bahçelik, yollar toprak. Kadıköy’de Çiftehavuzlar semtine ismini veren ise içinde içilebilir su biriken gerçekten çifte havuz. Kaynağı tam bilinmeyen bir ayazmadan gelen su lıkır lıkır içilebilecek güzellikte ve ferahlıkta imiş. Havuzların küçük olanını ...

Acıbadem ve Şehzade Ziyaeddin Efendi Köşkü

Kadıköy’ün her yerinde ayrı bir saray masalı geçiyor usul usul ama duyabilmek için kulak kabartmak gerekli. Rasimpaşa Mahallesi’nden Çamlıca’ya kadar günümüzde Acıbadem olarak bilinen bölge, 17. yüzyılda Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülkü olarak geçer. Kadıköy’de olduğu gibi Acıbadem’de de çok sayıda haremağası iz bırakmış. 15. yüzyılda 100 bi ...

Kurbağalıdere, Gazhane ve Hasanpaşa çevresine tarihten bir bakış

Hasanpaşa, Kadıköy merkezi ile ötesini birleştiren bir bölgedir. Geçen yüzyıldan günümüze Kadıköy’ün karakteristiğindeki dönüşümü belirleyen değişimlere maruz kalmıştır fakat geçiş noktası olduğu için olsa gerek, üzerinde az durulan bir mahalledir. Hasanpaşa Gazhanesi’nin tarihi ise 19. yüzyıl sonlarına dayanıyor. Kuzguncuk’taki gazhane Anadolu yak ...

Kadıköy’de iz bırakan bir Alman ve Bostancı’da Huguenin köşkü

Anadolu yakasında ilk tren yolu hattı, Abdülaziz döneminde Haydarpaşa ile Pendik arasında inşa edildi ve 1872 yılında açıldı. Önce Gebze’ye, sonra İzmit’e uzatıldı. Zaman içinde Ankara’ya kadar gitmesi planlanırken anlaşma bozulunca, Bağdat Demiryolu hattının inşası için Almanlarla yeni bir anlaşma yapıldı.  Demiryolu çalışmaya başladıktan sonra ...

Kadıköy’ün Alman cemaati

Kadıköy’de Almanların varlığı daha çok Bağdat Demiryolu hattının ve Haydarpaşa Garı’nın inşası döneminde bilinir ancak Cumhuriyet döneminde de çok sayıda Alman Moda’ya gelip yerleşmiştir. 1930’lu yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin gereklerinden biri olarak bir üniversite reformu yapılması için girişimlerde bulunuldu. Aynı yıllarda Hitler hükümetini ...

Bir anının çağrıştırdıkları

Küçücük bir anı aklımdan çıkmayıp bana bu yazıyı yazdıran. 19. yüzyılın son çeyreğinde özellikle Abdülhamit devrinde paşaların satın aldıkları arazilere yaptırdıkları köşk ve konaklarla Kadıköy, Bostancı’ya kadar son derece hareketli ve renkli bir sayfiyeye dönüştü. Ancak köşkler ve konaklar sadece sayfiye değil, yaz kış oturulan daimi aile konu ...

Kadıköy’de Sultan V. Murat’ın sarayı

Kuyubaşı’nda günümüzde Marmara Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yerde eskiden V. Murat Köşkü vardı. Burası biraz yüksekçe bir tepe üzerinde bomboş bir araziydi. Kuyubaşı’ndan Göztepe’ye doğru baktığınızda ufukta büyükçe bir ağaç kümesi arasında V. Murat’ın köşkünü seçebilirdiniz. Etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. O vakitler yoldan bakılınca ...

Göztepe'nin unutulmuş kuruluşu

Göztepe adının gözetlemekten geldiği söylenir. Bizans devrinde Çiftehavuzlar ile Caddebostan sahil şeridinin en yüksek noktası olan günümüzün Göztepe’sinde imparatorların Anadolu’ya çıkmadan önce dinlendikleri veya seferden dönerken gemileriyle şehre girmeden önce konakladıkları bir av köşkü anlatılır. 1329’da yapılan Osmanlı-Bizans antlaşmasına gö ...

Yılbaşı, Noel ve aralık sonunun kerameti

Son yıllarda yılbaşı kutlayanlar, bir Hristiyan kutlaması yapıldığını iddia edenlere, yılbaşı ile Noelin farklı şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyor. 24 Aralık’ta Noeli kutlamak bir dini bayram olmaktan öteye Batı’da herkesin hoşuna giden bir gelenek ve keyif. Hz. İsa’nın doğum günü olarak ifade edilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününü bilen yok ger ...

Yeldeğirmeni’nde Fransızlar ve Almanlar

Yeldeğirmeni’nde 19. yüzyıla ait eğitim yapıları mimari çevreyi zenginleştiriyor ve bu kentsel biçimlenmede Fransız misyonerleriyle Almanların çekişmelerinin epeyi katkısı var. 19. yüzyılda Katolik misyonerler, Yeldeğirmeni’nde kayda değer bir nüfus yaratmazlar. Ancak her kesimden ve milletten bölge halkına verdikleri sağlık ve eğitim hizmetleriyle ...

Feneryolu’nda bir konak

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Rafların ...

Kadıköy’de kaybolup gitmiş Katolik Ermeni ve İtalyan okulları

Yıllar önce Moda’da bir okul için araştırma yaparken bir bakkala girip sokakta okulun yerini sormuş, bakkaldan, “Burada öyle bir okul yok, hiç olmadı, olsa ben bilirdim, uzun yıllardır buradayız biz”, yanıtını almıştım. Dönüp sokağın ismini gösterdim: Mektep Sokak. Okuldan sadece sokağın adı kalmıştı fakat bakkal bir kere olsun bu sokak niçin Mekte ...

Fenerbahçe Tren İstasyonu

22 Eylül 1872 tarihinden itibaren Feneryolu Tren İstasyonu’ndan başlayıp TCDD tesislerinin bahçesinde biten bir tren yolu hattı, Fenerbahçe’ye yolcu taşıyordu. Darca bir dekovil hattı çapında hizmet verdiği de söylenir fakat fazlası olduğu anlaşılıyor. Fenerbahçe, deniz kenarı mesiresi olmasının yanı sıra, düzenli bahçeler içinde serpilmiş, birkaç ...

Haydarpaşa Çayırı ile yitip gidenler

Rivayete göre Sokrat antik dönemde günümüzdeki Koşuyolu ile Acıbadem arasında kalan bölgenin, Halkedonluların hipodromu olduğunu yazmış. Sokrat bunu gerçekten yazdı mı bilmiyoruz ama antik dönemde burada at yarışları ve binicilik sporlarının yapıldığı anlaşılıyor. Koşuyolu, bir hipodromun izlerini çağırıştıran biçimlenmesiyle bunu destekler nitelik ...

Kızıltoprak’ın hikâyesinden bir kesit

Kadıköy Bizans devrinde de imparatorluğun sayfiyesiydi. Kızıltoprak o zamanlar bağ bahçe içinde bir mesire imiş. Zareta Çeşmesi’nde büyücek bir havuzun içinde küçük timsahlar besledikleri anlatılır. Strabon’un şehirde bulunduğunu söylediği timsahlar acaba bunlar mıydı diyeceğim ama arada en az 300 yıl var. İşte o timsahlı havuzun olduğu yere yüzler ...

Moda’da Dame de Sion Okulu ve yer altı tünelleri

Osmanlı döneminde özellikle kapitülasyonlardan sonra her milletten insan gelip yazları Moda’da oturmaya başladı. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve hatta Ruslar vardı. Bu aileler, Kadıköy’ün diğer yerlerinde yaşayan yerli halktan farklıydı; yaşam tarzları, giyimleri, konuştukları dil değişik ve Avrupai idi. Moda adı bundan mı, yo ...

Kasımpatılı ev, kumlu bağlar ve apartmanlar

Eskiden çarşıdan gelen asfalt kaplı ana cadde, yılların boş vermişliğiyle kanalizasyona dönmüş dereyi aşan köprüyü geçerek düz devam eder, camiye varınca ikiye ayrılırdı. Bir kolu aşağıya, sahile uzanır, diğeri ise yukarıya, tren yoluna kavuşurdu. Büyücek bir çay bahçesi vardı tren yolunun yakınında. Çay bahçesinin hemen arkasında da anneannemin, g ...

Kadıköy’ün ilk köşkünden son fıstık çamına

Kadıköy’ün ara sokaklarında alçak katlı bir apartman daha yıkılıp yerine 35 katlı binalar dikildikçe, mahallenin son kalan fıstık çamı da kesildikçe Kadıköy ahalisinin canı yanıyor. Kadıköy’ün o sayfiye hali, yaz kış çınaraltı püfürtüsüne karşı oturuyormuşuz hissi ne zaman gitti bizden ve ne zamandır üstünü ince bir tabaka plaza çimentosu örtmüş ma ...

Kadıköy’de buluşma vakti

Salgının ilk başladığı zamanlarda İtalya’da istisnasız herkesin ev hapsinde olduğu günlerde bir video düşmüştü sosyal medyaya. Gecenin karanlığında biri, pencerenin gerisinden boş sokağa arya okuyor, diğer evlerin açık pencerelerinden sesler ona katılıyordu. Çünkü insan sosyal bir varlık. Kadıköy de İstanbul’da her dönem bir buluşma yeri olmuştu ...

ARŞİV