Yılbaşı, Noel ve aralık sonunun kerameti

09 Aralık 2021 - 14:49

Son yıllarda yılbaşı kutlayanlar, bir Hristiyan kutlaması yapıldığını iddia edenlere, yılbaşı ile Noelin farklı şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyor. 24 Aralık’ta Noeli kutlamak bir dini bayram olmaktan öteye Batı’da herkesin hoşuna giden bir gelenek ve keyif. Hz. İsa’nın doğum günü olarak ifade edilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününü bilen yok gerçekten. Kutsal kitaplarda geçmiyor. 

Türklerde karşılığı Nardugan Bayramı olan Noel kutlamasının aslı, geçmişi binlerce yıl öncesine giden bir pagan adeti. Roma’da 24 Aralık gecesi ve 25 Aralık günü güneşin yükselişini kutlamak için eğlenceler düzenliyorlar. Işık çok önemli bir şey. Güneşin yansıması, sembolü. Roma’nın son dönemlerinde tanrılar giderek daha çok güneşle özdeşleşen özellikler kazanıyor. Aralık sonu ocak başı da kış gündönümü veya perihelion veya perihel veya günberisi olarak adlandırılan bir zaman dilimi. Dünyanın güneşe en yakın olduğu zaman. Aralığın son haftasında gün, geceyi yeniyor. Geceler bu tarihten itibaren kısalmaya, günler uzamaya yani ışık artmaya başlıyor. 

Bizans döneminde imparatorlar Hipodrom’a çıkarken güneşin doğmasını simgeleyen ritüellerle çıkıyorlardı halkın önüne. Ayasofya’nın yerinde bir güneş tapınağı vardı. Özellikle Doğu kiliselerinde rastladığımız bir özellik, çoğunun bir güneş tapınağı üzerinde yükselmesidir. Güneş tapınakları kiliseye dönüştürülmüştür. Pagan inanışına göre gündüz geceyi, aydınlık veya ışık, karanlığı yeniyor. Güneş veya güneşle ilişkilendirilen tanrılara kutlamalar yapılması, Hristiyanlığın sapkın saydığı bir şey.

Ne kadar uğraşsalar insanları vazgeçiremiyorlar bu kutlamaları yapmaktan. O nedenle gelenek, dinle birbirine karışır. İnsanlar binlerce yıldır sürdürdükleri adetlerden vazgeçmez, gerekirse onları inançlarının içine yedirirler. Helva kavurmak gibi. Cenazenin 7’sinde, 40’ında, 52’sinde duasını okutmak, yiyecek dağıtmak gibi. Binlerce yıldır, değişerek, şekil değiştirerek devam etmiş, adeta genlere işlemiş adetler. Baştan sona bir uygarlık tarihi bunlar için yapılan savaşlarla dolu. Çok tanrılı inanışları bitirip yeni Avrupa’yı biçimlendiren barbar kavimlerini Hristiyanlaştırmak için bin yıl savaştılar. Orta çağ dediğimiz dönem, pagan barbar ve Romalıların Hristiyanlaştırılma dönemidir. 

Kilise, Hristiyanlığı yaymak için bazı pagan adetlerini kullanmıştır. Noel kutlaması, doğum günü kutlaması, paskalya bunlardan bazılarıdır. Hristiyanlıktan önce Avrupa kıtasında yaşayan, çok tanrılı dinlere inanan insanların 25 Aralık’ta birbirine verdikleri armağanları, bir tarihten sonra Noel Baba getirmeye başlıyor. Doğum günü kutlaması da pagan adetidir. Örneğin mumlara üflemek, ay tanrısına yönelik bir şeydir. O nedenle bu kutlamaların hiçbiri koyu Hristiyanlar tarafından hoş karşılanmaz. Hele püritenler son derece katıydı bu konularda. Hatta mesela İngiltere’de 1600’lerde Noel kutlamak yasaklanmıştı. 25 yıl kadar sürdü bu yasak. 

Noel kutlamalarıyla Noel Baba, birbirinden apayrı aslında. Noel Baba tek başına bir dinsel kahraman olmaktan öte. Üstelik tek bir kültürün, geleneğin uzantısı da değil. Pataralı Aziz Nicholas’ın kişiliği üzerine havada uçan Norveçli mitolojik tanrı Vodan’ın imajı bir parça giydirilmiş. 

Osmanlı devrinde Hicri takvimin ilk ayı, Muharrem ayında yeni yıl kutlamaları nedeniyle beyitler yazıp gönderiyorlar padişaha. Mesela padişahın yeni yıl tebriki için 1 Muharrem 1129 (16 Aralık 1716) tarihli bir beyit çıkıyor karşımıza:

 “Yazıldı hame-ı kudretle çarha bu tarih Mübârek ola şâhinşâha Mâh-ı sâl-ı cedîd”

Vakanüvis Ahmet Lütfi Efendi tarafından 1850 yılı için kaydı düşülmüş bir başka tebrik beyti şöyle:

“Tarih-i ferâh-fâlini Nazm eyledi Lütfi kulu Mes’ud ede nev-sâlini Abdülmecîd Hân’a Allah”

Sultan Abdülmecid’in yeni yılını kutluyor. 

1829 yılına girilen yılbaşında İngiliz elçisi Haliç’te demirlemiş Blonde fırkateyninde yılbaşı balosu verir. Baloya davetli Osmanlı ileri gelenleri yatsı namazını Tersane Divanhanesi’nde kılıp sandallarla gemiye giderler. O gece Osmanlı ricali epeyi bir macera yaşamış görünüyor. Ertesi gün Hüsrev Paşa, Kazasker Yahya Bey’e katıldıkları balonun kafir işi olduğunu fakat devlet adamları olarak katılmak zorunda kaldıklarını, baloda kaşık çatal bıçak gibi mekruh şeyler kullanıldığını söyler. Akabinde II. Mahmut’a ilk çatal bıçak takımını armağan eden de aynı Hüsrev Paşa’dır.

Yazarın Diğer Yazıları

Geçmişten günümüze Çiftehavuzlar’da hayat

Yüz yıl önce Çiftehavuzlar’da deniz kıyısından kışın kurt sesleri gelirmiş. Henüz her yer bağlık bahçelik, yollar toprak. Kadıköy’de Çiftehavuzlar semtine ismini veren ise içinde içilebilir su biriken gerçekten çifte havuz. Kaynağı tam bilinmeyen bir ayazmadan gelen su lıkır lıkır içilebilecek güzellikte ve ferahlıkta imiş. Havuzların küçük olanını ...

Acıbadem ve Şehzade Ziyaeddin Efendi Köşkü

Kadıköy’ün her yerinde ayrı bir saray masalı geçiyor usul usul ama duyabilmek için kulak kabartmak gerekli. Rasimpaşa Mahallesi’nden Çamlıca’ya kadar günümüzde Acıbadem olarak bilinen bölge, 17. yüzyılda Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülkü olarak geçer. Kadıköy’de olduğu gibi Acıbadem’de de çok sayıda haremağası iz bırakmış. 15. yüzyılda 100 bi ...

Kurbağalıdere, Gazhane ve Hasanpaşa çevresine tarihten bir bakış

Hasanpaşa, Kadıköy merkezi ile ötesini birleştiren bir bölgedir. Geçen yüzyıldan günümüze Kadıköy’ün karakteristiğindeki dönüşümü belirleyen değişimlere maruz kalmıştır fakat geçiş noktası olduğu için olsa gerek, üzerinde az durulan bir mahalledir. Hasanpaşa Gazhanesi’nin tarihi ise 19. yüzyıl sonlarına dayanıyor. Kuzguncuk’taki gazhane Anadolu yak ...

Kadıköy’de iz bırakan bir Alman ve Bostancı’da Huguenin köşkü

Anadolu yakasında ilk tren yolu hattı, Abdülaziz döneminde Haydarpaşa ile Pendik arasında inşa edildi ve 1872 yılında açıldı. Önce Gebze’ye, sonra İzmit’e uzatıldı. Zaman içinde Ankara’ya kadar gitmesi planlanırken anlaşma bozulunca, Bağdat Demiryolu hattının inşası için Almanlarla yeni bir anlaşma yapıldı.  Demiryolu çalışmaya başladıktan sonra ...

Kadıköy’ün Alman cemaati

Kadıköy’de Almanların varlığı daha çok Bağdat Demiryolu hattının ve Haydarpaşa Garı’nın inşası döneminde bilinir ancak Cumhuriyet döneminde de çok sayıda Alman Moda’ya gelip yerleşmiştir. 1930’lu yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin gereklerinden biri olarak bir üniversite reformu yapılması için girişimlerde bulunuldu. Aynı yıllarda Hitler hükümetini ...

Bir anının çağrıştırdıkları

Küçücük bir anı aklımdan çıkmayıp bana bu yazıyı yazdıran. 19. yüzyılın son çeyreğinde özellikle Abdülhamit devrinde paşaların satın aldıkları arazilere yaptırdıkları köşk ve konaklarla Kadıköy, Bostancı’ya kadar son derece hareketli ve renkli bir sayfiyeye dönüştü. Ancak köşkler ve konaklar sadece sayfiye değil, yaz kış oturulan daimi aile konu ...

Kadıköy’de Sultan V. Murat’ın sarayı

Kuyubaşı’nda günümüzde Marmara Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yerde eskiden V. Murat Köşkü vardı. Burası biraz yüksekçe bir tepe üzerinde bomboş bir araziydi. Kuyubaşı’ndan Göztepe’ye doğru baktığınızda ufukta büyükçe bir ağaç kümesi arasında V. Murat’ın köşkünü seçebilirdiniz. Etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. O vakitler yoldan bakılınca ...

Göztepe'nin unutulmuş kuruluşu

Göztepe adının gözetlemekten geldiği söylenir. Bizans devrinde Çiftehavuzlar ile Caddebostan sahil şeridinin en yüksek noktası olan günümüzün Göztepe’sinde imparatorların Anadolu’ya çıkmadan önce dinlendikleri veya seferden dönerken gemileriyle şehre girmeden önce konakladıkları bir av köşkü anlatılır. 1329’da yapılan Osmanlı-Bizans antlaşmasına gö ...

Yeldeğirmeni’nde Fransızlar ve Almanlar

Yeldeğirmeni’nde 19. yüzyıla ait eğitim yapıları mimari çevreyi zenginleştiriyor ve bu kentsel biçimlenmede Fransız misyonerleriyle Almanların çekişmelerinin epeyi katkısı var. 19. yüzyılda Katolik misyonerler, Yeldeğirmeni’nde kayda değer bir nüfus yaratmazlar. Ancak her kesimden ve milletten bölge halkına verdikleri sağlık ve eğitim hizmetleriyle ...

Feneryolu’nda bir konak

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Rafların ...

Kadıköy’de kaybolup gitmiş Katolik Ermeni ve İtalyan okulları

Yıllar önce Moda’da bir okul için araştırma yaparken bir bakkala girip sokakta okulun yerini sormuş, bakkaldan, “Burada öyle bir okul yok, hiç olmadı, olsa ben bilirdim, uzun yıllardır buradayız biz”, yanıtını almıştım. Dönüp sokağın ismini gösterdim: Mektep Sokak. Okuldan sadece sokağın adı kalmıştı fakat bakkal bir kere olsun bu sokak niçin Mekte ...

Yoğurtçu Parkı

Kurbağalıdere’nin Kalamış’ta denize döküldüğü sahilin, çok eskiden Hasanpaşa’ya yaklaşan daha içerlek bir kıyı çizgisiyle bir haliç oluşturduğu tahmin edilir. Vadinin alçak kesimleri İncirlibostan’a kadar suyla kaplıyken, zaman içinde alüvyonla dolmuş. Ayrıca derenin, denize kavuştuğu noktada Yoğurtçu Deresi adıyla da anıldığı zamanlar var. Günümüz ...

Fenerbahçe Tren İstasyonu

22 Eylül 1872 tarihinden itibaren Feneryolu Tren İstasyonu’ndan başlayıp TCDD tesislerinin bahçesinde biten bir tren yolu hattı, Fenerbahçe’ye yolcu taşıyordu. Darca bir dekovil hattı çapında hizmet verdiği de söylenir fakat fazlası olduğu anlaşılıyor. Fenerbahçe, deniz kenarı mesiresi olmasının yanı sıra, düzenli bahçeler içinde serpilmiş, birkaç ...

Haydarpaşa Çayırı ile yitip gidenler

Rivayete göre Sokrat antik dönemde günümüzdeki Koşuyolu ile Acıbadem arasında kalan bölgenin, Halkedonluların hipodromu olduğunu yazmış. Sokrat bunu gerçekten yazdı mı bilmiyoruz ama antik dönemde burada at yarışları ve binicilik sporlarının yapıldığı anlaşılıyor. Koşuyolu, bir hipodromun izlerini çağırıştıran biçimlenmesiyle bunu destekler nitelik ...

Kızıltoprak’ın hikâyesinden bir kesit

Kadıköy Bizans devrinde de imparatorluğun sayfiyesiydi. Kızıltoprak o zamanlar bağ bahçe içinde bir mesire imiş. Zareta Çeşmesi’nde büyücek bir havuzun içinde küçük timsahlar besledikleri anlatılır. Strabon’un şehirde bulunduğunu söylediği timsahlar acaba bunlar mıydı diyeceğim ama arada en az 300 yıl var. İşte o timsahlı havuzun olduğu yere yüzler ...

Moda’da Dame de Sion Okulu ve yer altı tünelleri

Osmanlı döneminde özellikle kapitülasyonlardan sonra her milletten insan gelip yazları Moda’da oturmaya başladı. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve hatta Ruslar vardı. Bu aileler, Kadıköy’ün diğer yerlerinde yaşayan yerli halktan farklıydı; yaşam tarzları, giyimleri, konuştukları dil değişik ve Avrupai idi. Moda adı bundan mı, yo ...

Kasımpatılı ev, kumlu bağlar ve apartmanlar

Eskiden çarşıdan gelen asfalt kaplı ana cadde, yılların boş vermişliğiyle kanalizasyona dönmüş dereyi aşan köprüyü geçerek düz devam eder, camiye varınca ikiye ayrılırdı. Bir kolu aşağıya, sahile uzanır, diğeri ise yukarıya, tren yoluna kavuşurdu. Büyücek bir çay bahçesi vardı tren yolunun yakınında. Çay bahçesinin hemen arkasında da anneannemin, g ...

Kadıköy’ün ilk köşkünden son fıstık çamına

Kadıköy’ün ara sokaklarında alçak katlı bir apartman daha yıkılıp yerine 35 katlı binalar dikildikçe, mahallenin son kalan fıstık çamı da kesildikçe Kadıköy ahalisinin canı yanıyor. Kadıköy’ün o sayfiye hali, yaz kış çınaraltı püfürtüsüne karşı oturuyormuşuz hissi ne zaman gitti bizden ve ne zamandır üstünü ince bir tabaka plaza çimentosu örtmüş ma ...

Kadıköy’de buluşma vakti

Salgının ilk başladığı zamanlarda İtalya’da istisnasız herkesin ev hapsinde olduğu günlerde bir video düşmüştü sosyal medyaya. Gecenin karanlığında biri, pencerenin gerisinden boş sokağa arya okuyor, diğer evlerin açık pencerelerinden sesler ona katılıyordu. Çünkü insan sosyal bir varlık. Kadıköy de İstanbul’da her dönem bir buluşma yeri olmuştu ...

ARŞİV