Kasımpatılı ev, kumlu bağlar ve apartmanlar

18 Mart 2021 - 12:46

Eskiden çarşıdan gelen asfalt kaplı ana cadde, yılların boş vermişliğiyle kanalizasyona dönmüş dereyi aşan köprüyü geçerek düz devam eder, camiye varınca ikiye ayrılırdı. Bir kolu aşağıya, sahile uzanır, diğeri ise yukarıya, tren yoluna kavuşurdu. Büyücek bir çay bahçesi vardı tren yolunun yakınında. Çay bahçesinin hemen arkasında da anneannemin, geniş bahçesi içinde evi. Şehrin bu yakasında adet olduğu üzere meyve ağaçlarıyla doluydu bahçenin her köşesi. İki badem ağacı arasına salıncak kurardı anneannem. Çocukluğumun yazlarında badem ağacının altında yaptığım çamurdan pastaların ve suyu buz gibi akan çeşmenin önemi büyüktür. Anneannemin kiracısı Sultan'la karnım ağrıyana, dişlerim şakır şukur kamaşana kadar eteklerimizde topladığımız erikleri yerdik tuzlara bana bana. Bir taze gelin ve bir çocuk. 

Meydana doğru çok geniş bir alanda bir tahterevalli, iki dizi kayık salıncak ve bir dev kaydıraktan ibaret çocuk parkı vardı. Tek bir ot bile bitmezdi park alanında. Hele bayramlarda çocuk doldu mu salıncaklara, ortalığı tozdan bir sis kaplardı belli belirsiz. Bizim bahçenin etrafı komşu bahçeleriyle çevriliydi, bir kısmı da yan yana sırt sırta komşu evleri arasından geçip askeri lojmanlara varırdınız. Her biri aralıklarla dizili, tek katlı, basit kagir evlerdi. Bir kaç basamakla kapı sahanlığına çıkılan evler. Oldum olası severim önü dar sahanlıklı eski ev kapılarını. Kaldırım yoktu, yoldan doğru evlere çıkardınız ve yollar hep kumdu.

Caddebostan Göztepe yönü

Bir gün bile düşünmemiştim kumların sırrını. Hiç merak etmemiştim asfalt kaplı ana cadde hariç, yan sokakların neden kaldırımsız ve kumlu olduğunu. Bir gün evimizin yakınında bir çıkmaz sokak önünde arkadaşlarımla oynarken bir hareketlenme oldu. Evlerden insanlar dökülmeye başladı sokağa. Hepsi bir yöne doğru cadde boyu yürüyen insanlar, ellerinde sepetler, fileler. Ne oluyor demeye kalmadan bir komşu beni kolumdan yakaladı, ben de elimi kavrayan eli kah tutarak kah bırakarak düştüm onlarla o öğlen sıcağında yollara. Biraz yürüdükten sonra bağlara vardık. Aklımda o günden kalanlar, aslında artık ahı gitmiş vahı kalmış bağın kumunda tabanlarımın yandığı ve bir adamın beni yarı şefkatle yarı hoyrat, kolumdan çekiştirerek bağın şu tarafını işaret ettiği. "Bak kızım," dedi adam, "Şurada dedenin bağı vardı. Deden çok güzel üzüm yetiştirirdi. Bağlarda meşhurdu dedenin üzümleri. Sonra... Sonra deden de gitti, üzümler de.."

Hala bilmem niye o gün insanlar öğlen sıcağında bağlara döküldüler. Özel bir gün olmalıydı. Belki o gün sordum öğrendim, ama sonra unuttum. O güne dair başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Dedemin bağı ne tarafa düşüyordu bilmiyorum. Dedemi hiç görmedim zaten, annem daha evlenmeden düşmüş kalmış ceviz ağacının önünde. Bizim evde çocuklarla böyle şeyler konuşulmazdı. Ben de şenlikli bağı unuttum gitti. 

Anneannem, çiçek yüklü bahçesi, taş örgü bahçe duvarları, çivit mavisi kapı, giyotin pencereler, ısınınca çalmaya başlayan elektrikli yeşil radyo, üzerinde çini çaydanlığın kaynadığı kuzine, tel dolaptaki muhallebiler, badem ağacı, kumruların gurultuları, o öğlen sıcağının sessizliği, yanık demiryoluyla karışık tenekede midye  ve yosun kokusu, çay bahçesinden duyulan şarkıları, gazoz kapağı şıngırtıları, atılan kasaların sesleri ve daha neler neler, benim tarihimin ipucu taşlarını oluşturdular. Ta ki anneannemin evi istimlak edilene kadar. 

Başka bir semte taşındı anneannem. Yeni evi de bahçe içinde ve güzeldi. Fakat dümdüz edilmiş, dedemle yaptığı kendi evinin, bahçesinin ve kökünden kesiliveren ulu badem ağacının yerini hiçbir zaman tutamadı. Biz çoktandır karşıda yaşıyorduk, birkaç yıl sonra oradan geçebildim ve çay bahçesinin arkasında kocaman pencereli, beton bir binanın kabası yükseliyordu anneannemin bahçesinin tam üzerinde. Çevrede bir tek bahçeli ev kalmamıştı. Sokaklarda kum mum da yoktu artık. Değişmişti her şey, sokaklar yollar, her yer apartmanla dolmuş, dip dibe, koyun koyuna uzanmış birbirinin içini görmeye uğraşan boz renkli, alçaklı yüksekli apartmanlar. 

O apartmanlarda oturanlar, bağları bilmiyorlar. Anneannemin ömrünü geçirdiği evinden, o pek sevdiği kasımpatılı, eflatun karanfilli bahçesinden ayrıldıktan sonra nasıl çöküverdiğini ve bir kaç sene içinde onu kaybettiğimizi de bilmiyorlar. İnsanın göç ettiği yeri bilmemesi, ne zorluklarla gelip yerleştiği şehrin geçmişinin farkında bile olmaması, hepimizin hikâyesi.


 

Yazarın Diğer Yazıları

Geçmişten günümüze Çiftehavuzlar’da hayat

Yüz yıl önce Çiftehavuzlar’da deniz kıyısından kışın kurt sesleri gelirmiş. Henüz her yer bağlık bahçelik, yollar toprak. Kadıköy’de Çiftehavuzlar semtine ismini veren ise içinde içilebilir su biriken gerçekten çifte havuz. Kaynağı tam bilinmeyen bir ayazmadan gelen su lıkır lıkır içilebilecek güzellikte ve ferahlıkta imiş. Havuzların küçük olanını ...

Acıbadem ve Şehzade Ziyaeddin Efendi Köşkü

Kadıköy’ün her yerinde ayrı bir saray masalı geçiyor usul usul ama duyabilmek için kulak kabartmak gerekli. Rasimpaşa Mahallesi’nden Çamlıca’ya kadar günümüzde Acıbadem olarak bilinen bölge, 17. yüzyılda Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülkü olarak geçer. Kadıköy’de olduğu gibi Acıbadem’de de çok sayıda haremağası iz bırakmış. 15. yüzyılda 100 bi ...

Kurbağalıdere, Gazhane ve Hasanpaşa çevresine tarihten bir bakış

Hasanpaşa, Kadıköy merkezi ile ötesini birleştiren bir bölgedir. Geçen yüzyıldan günümüze Kadıköy’ün karakteristiğindeki dönüşümü belirleyen değişimlere maruz kalmıştır fakat geçiş noktası olduğu için olsa gerek, üzerinde az durulan bir mahalledir. Hasanpaşa Gazhanesi’nin tarihi ise 19. yüzyıl sonlarına dayanıyor. Kuzguncuk’taki gazhane Anadolu yak ...

Kadıköy’de iz bırakan bir Alman ve Bostancı’da Huguenin köşkü

Anadolu yakasında ilk tren yolu hattı, Abdülaziz döneminde Haydarpaşa ile Pendik arasında inşa edildi ve 1872 yılında açıldı. Önce Gebze’ye, sonra İzmit’e uzatıldı. Zaman içinde Ankara’ya kadar gitmesi planlanırken anlaşma bozulunca, Bağdat Demiryolu hattının inşası için Almanlarla yeni bir anlaşma yapıldı.  Demiryolu çalışmaya başladıktan sonra ...

Kadıköy’ün Alman cemaati

Kadıköy’de Almanların varlığı daha çok Bağdat Demiryolu hattının ve Haydarpaşa Garı’nın inşası döneminde bilinir ancak Cumhuriyet döneminde de çok sayıda Alman Moda’ya gelip yerleşmiştir. 1930’lu yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin gereklerinden biri olarak bir üniversite reformu yapılması için girişimlerde bulunuldu. Aynı yıllarda Hitler hükümetini ...

Bir anının çağrıştırdıkları

Küçücük bir anı aklımdan çıkmayıp bana bu yazıyı yazdıran. 19. yüzyılın son çeyreğinde özellikle Abdülhamit devrinde paşaların satın aldıkları arazilere yaptırdıkları köşk ve konaklarla Kadıköy, Bostancı’ya kadar son derece hareketli ve renkli bir sayfiyeye dönüştü. Ancak köşkler ve konaklar sadece sayfiye değil, yaz kış oturulan daimi aile konu ...

Kadıköy’de Sultan V. Murat’ın sarayı

Kuyubaşı’nda günümüzde Marmara Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yerde eskiden V. Murat Köşkü vardı. Burası biraz yüksekçe bir tepe üzerinde bomboş bir araziydi. Kuyubaşı’ndan Göztepe’ye doğru baktığınızda ufukta büyükçe bir ağaç kümesi arasında V. Murat’ın köşkünü seçebilirdiniz. Etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. O vakitler yoldan bakılınca ...

Göztepe'nin unutulmuş kuruluşu

Göztepe adının gözetlemekten geldiği söylenir. Bizans devrinde Çiftehavuzlar ile Caddebostan sahil şeridinin en yüksek noktası olan günümüzün Göztepe’sinde imparatorların Anadolu’ya çıkmadan önce dinlendikleri veya seferden dönerken gemileriyle şehre girmeden önce konakladıkları bir av köşkü anlatılır. 1329’da yapılan Osmanlı-Bizans antlaşmasına gö ...

Yılbaşı, Noel ve aralık sonunun kerameti

Son yıllarda yılbaşı kutlayanlar, bir Hristiyan kutlaması yapıldığını iddia edenlere, yılbaşı ile Noelin farklı şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyor. 24 Aralık’ta Noeli kutlamak bir dini bayram olmaktan öteye Batı’da herkesin hoşuna giden bir gelenek ve keyif. Hz. İsa’nın doğum günü olarak ifade edilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününü bilen yok ger ...

Yeldeğirmeni’nde Fransızlar ve Almanlar

Yeldeğirmeni’nde 19. yüzyıla ait eğitim yapıları mimari çevreyi zenginleştiriyor ve bu kentsel biçimlenmede Fransız misyonerleriyle Almanların çekişmelerinin epeyi katkısı var. 19. yüzyılda Katolik misyonerler, Yeldeğirmeni’nde kayda değer bir nüfus yaratmazlar. Ancak her kesimden ve milletten bölge halkına verdikleri sağlık ve eğitim hizmetleriyle ...

Feneryolu’nda bir konak

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Rafların ...

Kadıköy’de kaybolup gitmiş Katolik Ermeni ve İtalyan okulları

Yıllar önce Moda’da bir okul için araştırma yaparken bir bakkala girip sokakta okulun yerini sormuş, bakkaldan, “Burada öyle bir okul yok, hiç olmadı, olsa ben bilirdim, uzun yıllardır buradayız biz”, yanıtını almıştım. Dönüp sokağın ismini gösterdim: Mektep Sokak. Okuldan sadece sokağın adı kalmıştı fakat bakkal bir kere olsun bu sokak niçin Mekte ...

Yoğurtçu Parkı

Kurbağalıdere’nin Kalamış’ta denize döküldüğü sahilin, çok eskiden Hasanpaşa’ya yaklaşan daha içerlek bir kıyı çizgisiyle bir haliç oluşturduğu tahmin edilir. Vadinin alçak kesimleri İncirlibostan’a kadar suyla kaplıyken, zaman içinde alüvyonla dolmuş. Ayrıca derenin, denize kavuştuğu noktada Yoğurtçu Deresi adıyla da anıldığı zamanlar var. Günümüz ...

Fenerbahçe Tren İstasyonu

22 Eylül 1872 tarihinden itibaren Feneryolu Tren İstasyonu’ndan başlayıp TCDD tesislerinin bahçesinde biten bir tren yolu hattı, Fenerbahçe’ye yolcu taşıyordu. Darca bir dekovil hattı çapında hizmet verdiği de söylenir fakat fazlası olduğu anlaşılıyor. Fenerbahçe, deniz kenarı mesiresi olmasının yanı sıra, düzenli bahçeler içinde serpilmiş, birkaç ...

Haydarpaşa Çayırı ile yitip gidenler

Rivayete göre Sokrat antik dönemde günümüzdeki Koşuyolu ile Acıbadem arasında kalan bölgenin, Halkedonluların hipodromu olduğunu yazmış. Sokrat bunu gerçekten yazdı mı bilmiyoruz ama antik dönemde burada at yarışları ve binicilik sporlarının yapıldığı anlaşılıyor. Koşuyolu, bir hipodromun izlerini çağırıştıran biçimlenmesiyle bunu destekler nitelik ...

Kızıltoprak’ın hikâyesinden bir kesit

Kadıköy Bizans devrinde de imparatorluğun sayfiyesiydi. Kızıltoprak o zamanlar bağ bahçe içinde bir mesire imiş. Zareta Çeşmesi’nde büyücek bir havuzun içinde küçük timsahlar besledikleri anlatılır. Strabon’un şehirde bulunduğunu söylediği timsahlar acaba bunlar mıydı diyeceğim ama arada en az 300 yıl var. İşte o timsahlı havuzun olduğu yere yüzler ...

Moda’da Dame de Sion Okulu ve yer altı tünelleri

Osmanlı döneminde özellikle kapitülasyonlardan sonra her milletten insan gelip yazları Moda’da oturmaya başladı. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve hatta Ruslar vardı. Bu aileler, Kadıköy’ün diğer yerlerinde yaşayan yerli halktan farklıydı; yaşam tarzları, giyimleri, konuştukları dil değişik ve Avrupai idi. Moda adı bundan mı, yo ...

Kadıköy’ün ilk köşkünden son fıstık çamına

Kadıköy’ün ara sokaklarında alçak katlı bir apartman daha yıkılıp yerine 35 katlı binalar dikildikçe, mahallenin son kalan fıstık çamı da kesildikçe Kadıköy ahalisinin canı yanıyor. Kadıköy’ün o sayfiye hali, yaz kış çınaraltı püfürtüsüne karşı oturuyormuşuz hissi ne zaman gitti bizden ve ne zamandır üstünü ince bir tabaka plaza çimentosu örtmüş ma ...

Kadıköy’de buluşma vakti

Salgının ilk başladığı zamanlarda İtalya’da istisnasız herkesin ev hapsinde olduğu günlerde bir video düşmüştü sosyal medyaya. Gecenin karanlığında biri, pencerenin gerisinden boş sokağa arya okuyor, diğer evlerin açık pencerelerinden sesler ona katılıyordu. Çünkü insan sosyal bir varlık. Kadıköy de İstanbul’da her dönem bir buluşma yeri olmuştu ...

ARŞİV