Kadıköy’de Sultan V. Murat’ın sarayı

03 Şubat 2022 - 14:03

Kuyubaşı’nda günümüzde Marmara Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yerde eskiden V. Murat Köşkü vardı. Burası biraz yüksekçe bir tepe üzerinde bomboş bir araziydi. Kuyubaşı’ndan Göztepe’ye doğru baktığınızda ufukta büyükçe bir ağaç kümesi arasında V. Murat’ın köşkünü seçebilirdiniz. Etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. O vakitler yoldan bakılınca geniş ve çorak arazinin ortasında bahçesindeki çam, çınar ve kestane ağaçlarından oluşan ağaç kümesi hemen dikkat çekiyordu. 

Öncesinde köşkün yerinde Hacı Hüseyin Paşa’nın mülkü bulunduğu rivayet edilir. Abdülaziz 1860’lı yıllarda burasının av köşkü olarak yeğeni V. Murat’a verilmesini isteyince paşa, köşkünü saraya bağışlamış. Anlaşıldığına göre V. Murat bu yapıyı yıktırıp 1864’te yerine hamam da dâhil olmak üzere müştemilatlarıyla yeni bir köşk yaptırıyor. İç mekânlarda altın yaldızlı ceviz kapıları, billurdan merdiven korkulukları, avizeleri, Batılı üslupta mobilyaları, domino masası, piyano, duvarlarda asılı yağlı boya tablolar nam salmış, hatta üst katta duş düzeneği varmış. Toplamda 43 bin küsur Osmanlı altınına mal olan köşkün güzelliğini duyan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Sultan kalkıp bir gün ziyarete gelmiş. 

1925 yılında köşkün etrafındaki araziye buğday ekiyorlar. Selimiye Kışlası’ndan her gün gelen askerler, buğday tarlasını sürüyorlarmış diyeceğimi zannediyorsunuz belki fakat hayır, bahçe duvarında atış talimi yaparlarmış. Ayrıca köşkün kuzey yönündeki duvarlarının ötesinden Kurbağalıdere de geçer, yaz aylarında deredeki kurbağaların hiç susmadan bağrışması tenha sessizlik içinde her yerden duyulurmuş. 

Sultan V. Murat 28 Mayıs 1876 ile 31 Ağustos 1876 arasında yaklaşık iki ay tahtta kalmıştır. Akli dengesini kaybettiği gerekçesiyle tahttan indirilmiş, yerine gelen II. Abdülhamit onu Çırağan Sarayı’na kapatmıştır. Sultan Murat 1905 yılında öldü. Fikirtepe'deki köşk, cumhuriyet devrine kadar ihtişamını korur. Sonra bir müzayedeyle içindeki kıymetli eşyalar satılır. Yıllar sonra köşkün önüne sigorta hastanesi yapılır. Bahçeye de eğitim enstitüsü. Kalan arsa parsellenip satılınca yeni bir mahalle doğuyor: Fikirtepe. Arkadan geçen caddeye günümüzde Sarayönü Caddesi denilmektedir. 

Kurbağalıdere Sultan V. Murat'ın Fikirtepe'deki sarayının arkasından geçiyordu demiştim. Günümüzde artık tükenmiş yoğunlukta bir kentsel yapı çevresine bürünen bu bölgenin geçmişte bambaşka hayat biçimlerine el verdiğini görmek insana hüzün veriyor. Bugün E-5 Karayolunun ikiye ayırdığı arazi o zamanlar boş ve tenha. Müfid Ekdal’ın anlattığına göre Ahmet Ağa, sabahın erken saatlerinde sırtına vurduğu bir çuval kumla Kuyubaşı’ndaki evine döner, çuvalındaki kumları bahçede büyücek bir leğene dökermiş. Kumları defalarca yıkarmış. En sonunda su yüzeyinde toplanan incecik, sarı küçük plakaları biriktirirmiş. Her gün tekrarlarmış bu işi. Sarı noktacıklar fındık büyüklüğüne erişince götürüp Kadıköy'deki bir Ermeni kuyumcuya satarmış. Ahmet Ağa bu işi çok gizli sürdürürmüş. Kumları Kurbağalıdere’nin neresinden topladığını kimseye söylemezmiş. 

Beşinci Murat ismini Kuyubaşı’nda birçok yere bırakmıştır, Muradiye Okulu, Muradiye Karakolu gibi. Civar halkı tarafından Sultan Murat'ın Sarayı olarak anılan köşk, atları, arabaları, çok sayıda personeliyle saray yaşantısını Fikirtepe'ye yaşatmış. Osmanlı Devleti’nin sona ermesinden çok sonra bile yıllar boyu ismini sürdürüyor. 1928 yılında yapılan bir müzayedede içinde kıymetli ne varsa hepsi satılmış. O billur merdiven tırabzanları ve tokmaklar sökülmüş. Köşk boş dururken bir ara Darüleytam gelip yerleşmiş. Müştemilatlara kim oldukları bilinmez aileler oturmuş. O geçmişin muhteşem bahçesindeki ağaçlar ya kesilmiş, ya bakımsızlıktan kurumuş. Bu bölgenin hala son derece tenha olduğu bu yıllarda yoldan gelen geçenin azlığı, hele geceleri tehlikeli bir hal aldığı anlaşılıyor. 

Bütün o 19. yüzyıl sonu Sultan Murat ve çevresinin kattığı yaşam ve hareket artık solmuş. Köçeoğlu Agop Efendi’nin köşkünde kızıyla yapılan müzikler unutulmuş. O başka dünyanın tanıkları teker teker bu dünyadan göçtü gitti. Saraydan geriye hiçbir şey kalmadı. Yolun kenarında geniş, büyücek bir kuyu vardı. Küçük bir çatının koruduğu makine tertibatıyla kuyudan su çekiyorlar. Kuyudan köşke bağlantı kurulmuş ve hemen kuyunun yanında yer alan su terazisiyle köşke giden suyun basıncı düzenlenebiliyor. Bu terazinin kulesi yerli yerinde duruyordu. Kuyubaşı ismi buradan geliyor. Hala duruyordur umarım.

Yazarın Diğer Yazıları

Geçmişten günümüze Çiftehavuzlar’da hayat

Yüz yıl önce Çiftehavuzlar’da deniz kıyısından kışın kurt sesleri gelirmiş. Henüz her yer bağlık bahçelik, yollar toprak. Kadıköy’de Çiftehavuzlar semtine ismini veren ise içinde içilebilir su biriken gerçekten çifte havuz. Kaynağı tam bilinmeyen bir ayazmadan gelen su lıkır lıkır içilebilecek güzellikte ve ferahlıkta imiş. Havuzların küçük olanını ...

Acıbadem ve Şehzade Ziyaeddin Efendi Köşkü

Kadıköy’ün her yerinde ayrı bir saray masalı geçiyor usul usul ama duyabilmek için kulak kabartmak gerekli. Rasimpaşa Mahallesi’nden Çamlıca’ya kadar günümüzde Acıbadem olarak bilinen bölge, 17. yüzyılda Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülkü olarak geçer. Kadıköy’de olduğu gibi Acıbadem’de de çok sayıda haremağası iz bırakmış. 15. yüzyılda 100 bi ...

Kurbağalıdere, Gazhane ve Hasanpaşa çevresine tarihten bir bakış

Hasanpaşa, Kadıköy merkezi ile ötesini birleştiren bir bölgedir. Geçen yüzyıldan günümüze Kadıköy’ün karakteristiğindeki dönüşümü belirleyen değişimlere maruz kalmıştır fakat geçiş noktası olduğu için olsa gerek, üzerinde az durulan bir mahalledir. Hasanpaşa Gazhanesi’nin tarihi ise 19. yüzyıl sonlarına dayanıyor. Kuzguncuk’taki gazhane Anadolu yak ...

Kadıköy’de iz bırakan bir Alman ve Bostancı’da Huguenin köşkü

Anadolu yakasında ilk tren yolu hattı, Abdülaziz döneminde Haydarpaşa ile Pendik arasında inşa edildi ve 1872 yılında açıldı. Önce Gebze’ye, sonra İzmit’e uzatıldı. Zaman içinde Ankara’ya kadar gitmesi planlanırken anlaşma bozulunca, Bağdat Demiryolu hattının inşası için Almanlarla yeni bir anlaşma yapıldı.  Demiryolu çalışmaya başladıktan sonra ...

Kadıköy’ün Alman cemaati

Kadıköy’de Almanların varlığı daha çok Bağdat Demiryolu hattının ve Haydarpaşa Garı’nın inşası döneminde bilinir ancak Cumhuriyet döneminde de çok sayıda Alman Moda’ya gelip yerleşmiştir. 1930’lu yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin gereklerinden biri olarak bir üniversite reformu yapılması için girişimlerde bulunuldu. Aynı yıllarda Hitler hükümetini ...

Bir anının çağrıştırdıkları

Küçücük bir anı aklımdan çıkmayıp bana bu yazıyı yazdıran. 19. yüzyılın son çeyreğinde özellikle Abdülhamit devrinde paşaların satın aldıkları arazilere yaptırdıkları köşk ve konaklarla Kadıköy, Bostancı’ya kadar son derece hareketli ve renkli bir sayfiyeye dönüştü. Ancak köşkler ve konaklar sadece sayfiye değil, yaz kış oturulan daimi aile konu ...

Göztepe'nin unutulmuş kuruluşu

Göztepe adının gözetlemekten geldiği söylenir. Bizans devrinde Çiftehavuzlar ile Caddebostan sahil şeridinin en yüksek noktası olan günümüzün Göztepe’sinde imparatorların Anadolu’ya çıkmadan önce dinlendikleri veya seferden dönerken gemileriyle şehre girmeden önce konakladıkları bir av köşkü anlatılır. 1329’da yapılan Osmanlı-Bizans antlaşmasına gö ...

Yılbaşı, Noel ve aralık sonunun kerameti

Son yıllarda yılbaşı kutlayanlar, bir Hristiyan kutlaması yapıldığını iddia edenlere, yılbaşı ile Noelin farklı şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyor. 24 Aralık’ta Noeli kutlamak bir dini bayram olmaktan öteye Batı’da herkesin hoşuna giden bir gelenek ve keyif. Hz. İsa’nın doğum günü olarak ifade edilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününü bilen yok ger ...

Yeldeğirmeni’nde Fransızlar ve Almanlar

Yeldeğirmeni’nde 19. yüzyıla ait eğitim yapıları mimari çevreyi zenginleştiriyor ve bu kentsel biçimlenmede Fransız misyonerleriyle Almanların çekişmelerinin epeyi katkısı var. 19. yüzyılda Katolik misyonerler, Yeldeğirmeni’nde kayda değer bir nüfus yaratmazlar. Ancak her kesimden ve milletten bölge halkına verdikleri sağlık ve eğitim hizmetleriyle ...

Feneryolu’nda bir konak

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Rafların ...

Kadıköy’de kaybolup gitmiş Katolik Ermeni ve İtalyan okulları

Yıllar önce Moda’da bir okul için araştırma yaparken bir bakkala girip sokakta okulun yerini sormuş, bakkaldan, “Burada öyle bir okul yok, hiç olmadı, olsa ben bilirdim, uzun yıllardır buradayız biz”, yanıtını almıştım. Dönüp sokağın ismini gösterdim: Mektep Sokak. Okuldan sadece sokağın adı kalmıştı fakat bakkal bir kere olsun bu sokak niçin Mekte ...

Yoğurtçu Parkı

Kurbağalıdere’nin Kalamış’ta denize döküldüğü sahilin, çok eskiden Hasanpaşa’ya yaklaşan daha içerlek bir kıyı çizgisiyle bir haliç oluşturduğu tahmin edilir. Vadinin alçak kesimleri İncirlibostan’a kadar suyla kaplıyken, zaman içinde alüvyonla dolmuş. Ayrıca derenin, denize kavuştuğu noktada Yoğurtçu Deresi adıyla da anıldığı zamanlar var. Günümüz ...

Fenerbahçe Tren İstasyonu

22 Eylül 1872 tarihinden itibaren Feneryolu Tren İstasyonu’ndan başlayıp TCDD tesislerinin bahçesinde biten bir tren yolu hattı, Fenerbahçe’ye yolcu taşıyordu. Darca bir dekovil hattı çapında hizmet verdiği de söylenir fakat fazlası olduğu anlaşılıyor. Fenerbahçe, deniz kenarı mesiresi olmasının yanı sıra, düzenli bahçeler içinde serpilmiş, birkaç ...

Haydarpaşa Çayırı ile yitip gidenler

Rivayete göre Sokrat antik dönemde günümüzdeki Koşuyolu ile Acıbadem arasında kalan bölgenin, Halkedonluların hipodromu olduğunu yazmış. Sokrat bunu gerçekten yazdı mı bilmiyoruz ama antik dönemde burada at yarışları ve binicilik sporlarının yapıldığı anlaşılıyor. Koşuyolu, bir hipodromun izlerini çağırıştıran biçimlenmesiyle bunu destekler nitelik ...

Kızıltoprak’ın hikâyesinden bir kesit

Kadıköy Bizans devrinde de imparatorluğun sayfiyesiydi. Kızıltoprak o zamanlar bağ bahçe içinde bir mesire imiş. Zareta Çeşmesi’nde büyücek bir havuzun içinde küçük timsahlar besledikleri anlatılır. Strabon’un şehirde bulunduğunu söylediği timsahlar acaba bunlar mıydı diyeceğim ama arada en az 300 yıl var. İşte o timsahlı havuzun olduğu yere yüzler ...

Moda’da Dame de Sion Okulu ve yer altı tünelleri

Osmanlı döneminde özellikle kapitülasyonlardan sonra her milletten insan gelip yazları Moda’da oturmaya başladı. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve hatta Ruslar vardı. Bu aileler, Kadıköy’ün diğer yerlerinde yaşayan yerli halktan farklıydı; yaşam tarzları, giyimleri, konuştukları dil değişik ve Avrupai idi. Moda adı bundan mı, yo ...

Kasımpatılı ev, kumlu bağlar ve apartmanlar

Eskiden çarşıdan gelen asfalt kaplı ana cadde, yılların boş vermişliğiyle kanalizasyona dönmüş dereyi aşan köprüyü geçerek düz devam eder, camiye varınca ikiye ayrılırdı. Bir kolu aşağıya, sahile uzanır, diğeri ise yukarıya, tren yoluna kavuşurdu. Büyücek bir çay bahçesi vardı tren yolunun yakınında. Çay bahçesinin hemen arkasında da anneannemin, g ...

Kadıköy’ün ilk köşkünden son fıstık çamına

Kadıköy’ün ara sokaklarında alçak katlı bir apartman daha yıkılıp yerine 35 katlı binalar dikildikçe, mahallenin son kalan fıstık çamı da kesildikçe Kadıköy ahalisinin canı yanıyor. Kadıköy’ün o sayfiye hali, yaz kış çınaraltı püfürtüsüne karşı oturuyormuşuz hissi ne zaman gitti bizden ve ne zamandır üstünü ince bir tabaka plaza çimentosu örtmüş ma ...

Kadıköy’de buluşma vakti

Salgının ilk başladığı zamanlarda İtalya’da istisnasız herkesin ev hapsinde olduğu günlerde bir video düşmüştü sosyal medyaya. Gecenin karanlığında biri, pencerenin gerisinden boş sokağa arya okuyor, diğer evlerin açık pencerelerinden sesler ona katılıyordu. Çünkü insan sosyal bir varlık. Kadıköy de İstanbul’da her dönem bir buluşma yeri olmuştu ...

ARŞİV