Kızıltoprak’ın hikâyesinden bir kesit

21 Mayıs 2021 - 10:16

Kadıköy Bizans devrinde de imparatorluğun sayfiyesiydi. Kızıltoprak o zamanlar bağ bahçe içinde bir mesire imiş. Zareta Çeşmesi’nde büyücek bir havuzun içinde küçük timsahlar besledikleri anlatılır. Strabon’un şehirde bulunduğunu söylediği timsahlar acaba bunlar mıydı diyeceğim ama arada en az 300 yıl var. İşte o timsahlı havuzun olduğu yere yüzlerce yıl sonra Zühtü Paşa, camii yaptırmış. 

"Kızıltoprak demek Zühtü Paşa demek," eskilerin sözü. Sultan Abdülhamit’in Maliye ve Maarrif Nazırı Zühtü Paşa’dan günümüze neredeyse sadece camii kaldı fakat zamanında Paşa buraya köşk, kendi adını taşıyan okul, imaret de yaptırmıştı. Tanıdıklarına buraya yerleşmelerini öneriyormuş. Bu önerilere kulak veren Taşçızade Hakkı Bey ile armatör Hasan Amir Bey, Kızıltoprak'ta arazi alıp köşk yaptırmaya karar vermişler. 

O zamanki adetlere göre inşaat yapılacak yere daha arazi satın alınmadan önce, bir koyun asılırmış. Koyunun postunu çıkarıp kendisini bir direğin üstüne asıyorlar. Bu iş bir kaç yerde yapılıyor. Koyun nerede en son kokarsa o arsa seçilirmiş. Bu, o arsanın havasının, rüzgarının iyi olduğunu gösteriyor. Hasan Amir Bey biri Feneryolu' nda, biri Kalamış' ta yer seçmiş. Feneryolu' ndaki koyun, daha geç kokmuş. Arsayı orada almışlar. 

Hasan Amir Bey, Romalı ilk mimarlık kuramcısı saydığımız Vitruvius’un yerleşim yeri seçmek için önerdiği yöntemleri kullanıyor. Vitruvius, mimarlığın nasıl yapılması gerektiğini anlattığı kitabında: “atalarımızın yöntemleri yerindeydi”, diyor. Vitruvius'un ataları Etrüskler filan olsa gerek. Biz en iyisi şöyle diyelim, 2500 yıldan daha önceki devirlerde yapılan bir uygulama varmış. Bir kent ya da askeri garnizon inşa edileceği zaman, önerilen arazide otlayan sığırlardan bir kaçı kurban ediliyor ve karaciğerleri inceleniyor. İlk kurbanların ciğerleri koyu renkli veya anormal çıkarsa başka sığırlar kesiyorlar, kusurun bir hastalıktan mı yoksa yediklerinden mi kaynaklandığını anlamak üzere. İyi su ve besinin ciğeri diri ve sağlam kıldığına inanırlarmış. Böyle deneylerle arazinin suyunun iyi, besinlerinin sağlıklı olduğunu kanıtlamadıkça inşaata başlamazlarmış. Sağlık çok önemli. Hastalıklar kolay yayıldığı için belki. Hayvanları sağlıksız yörede insanların da sağlıksız olacağına inanıyorlar. Demek ki bu adetler Etrüsklerle son bulmamış. Geçen yüzyıla kadar uygulanıyormuş.

Marmara Denizi’nin çok eski zamanlarda Hasanpaşa önlerine kadar vurduğunu artık biliyoruz. Bizans devrinde dahi Kalamış Koyu’nun daha içerlek olduğu anlaşılıyor. Kızıltoprak’ı Kuşdili Çayırı’na 12 kemerli bir köprü bağlıyormuş. İsim boşa değil, kırmızı, killi bir toprak çıkarıyorlar ve bölgenin bir kısım ahalisi kırmızı killi topraktan çanak, çömlek, tabak yapıyor. Kızıltoprak’tan İstanbul’a gidenler, buradan aldıkları kapları hediye götürürlermiş. 1782 yılına gelindiğinde Kayışdağı-Bağdat Caddesi arasında yaşayan Divrikli Ali isimli genç bir adam, bu kırmızı killi topraktan tuğla üretmeye başlamış. Divrikli Ali’yi örnek alan başkaları da başka yerlerde kendi ocaklarını kurarak tuğla üretimini çoğaltmışlar. Kurbağalıdere’den Feneryolu’na kadar olan bölge, Kızıltoprak olarak anılırken bu isim ilk defa 1786 yılında İstanbul Haritası’na işlenmiş. 1786 tarihli Kauffer Haritası’na baktık ama böyle bir şey göremedik.

En nihayetinde 19. yüzyılda Tanzimat sonrası dönemde Kızıltoprak Mahallesi akıllara yerleşmiş. 1860 senesinde Tuğlacıbaşlığa seçilen hacı Mustafa Efendi, mührüne adıyla birlikte mahallesini de yazdırmış. Hatta 1874 senesinde 56 oy alarak belediye üyeliğine seçildiğinde de mührünü bozmamış.

Tramvay seferleri başlamadan önce Kadıköy Vapur İskelesi’nden Kızıltoprak’a tek atlı araba veya çift atlı faytonla gidilirmiş. Fiyatı en az 1 mecidiye, yani 20 kuruş imiş ve pahalı sayıldığından insanlar yürümeyi tercih ederlermiş. Aslında mesafeler de o vakitler bugünkünden farklı algılanıyordu. Alışveriş, her iş Kızıltoprak meydanındaki çarşıdan halledilir, Kadıköy’e gitmek bayağı bir seyahat sayılırmış. Kızıltoprak’tan kış günü okula yürünemez düşüncesiyle Zühtü Paşa’nın Moda’daki Fransız okuluna çocuklarını yatılı yazdırdığı da anlatılır. 

Kızıltoprak Mahallesi’nin sınırları yıllar içinde daralıyor. İlk önce Fenerbahçe Mahallesi ayrılmış. İki muhtarın fazla mühür basmak için mahalleyi böldüğü anlatılır. 1969 yılına kadar Fikirtepe bile Kızıltoprak Mahallesi sınırları içindeymiş. Mahallenin daha önceleri Kızıltoprak-Tuğlacıbaşı-Zühtüpaşa Mahallesi olarak anıldığını da eklersek, zaman içinde meydana gelen bölünmelerin bizlerden şimdi çok uzak ne sancılara sebep olduğu da anlaşılabilir belki.



 

Yazarın Diğer Yazıları

Geçmişten günümüze Çiftehavuzlar’da hayat

Yüz yıl önce Çiftehavuzlar’da deniz kıyısından kışın kurt sesleri gelirmiş. Henüz her yer bağlık bahçelik, yollar toprak. Kadıköy’de Çiftehavuzlar semtine ismini veren ise içinde içilebilir su biriken gerçekten çifte havuz. Kaynağı tam bilinmeyen bir ayazmadan gelen su lıkır lıkır içilebilecek güzellikte ve ferahlıkta imiş. Havuzların küçük olanını ...

Acıbadem ve Şehzade Ziyaeddin Efendi Köşkü

Kadıköy’ün her yerinde ayrı bir saray masalı geçiyor usul usul ama duyabilmek için kulak kabartmak gerekli. Rasimpaşa Mahallesi’nden Çamlıca’ya kadar günümüzde Acıbadem olarak bilinen bölge, 17. yüzyılda Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülkü olarak geçer. Kadıköy’de olduğu gibi Acıbadem’de de çok sayıda haremağası iz bırakmış. 15. yüzyılda 100 bi ...

Kurbağalıdere, Gazhane ve Hasanpaşa çevresine tarihten bir bakış

Hasanpaşa, Kadıköy merkezi ile ötesini birleştiren bir bölgedir. Geçen yüzyıldan günümüze Kadıköy’ün karakteristiğindeki dönüşümü belirleyen değişimlere maruz kalmıştır fakat geçiş noktası olduğu için olsa gerek, üzerinde az durulan bir mahalledir. Hasanpaşa Gazhanesi’nin tarihi ise 19. yüzyıl sonlarına dayanıyor. Kuzguncuk’taki gazhane Anadolu yak ...

Kadıköy’de iz bırakan bir Alman ve Bostancı’da Huguenin köşkü

Anadolu yakasında ilk tren yolu hattı, Abdülaziz döneminde Haydarpaşa ile Pendik arasında inşa edildi ve 1872 yılında açıldı. Önce Gebze’ye, sonra İzmit’e uzatıldı. Zaman içinde Ankara’ya kadar gitmesi planlanırken anlaşma bozulunca, Bağdat Demiryolu hattının inşası için Almanlarla yeni bir anlaşma yapıldı.  Demiryolu çalışmaya başladıktan sonra ...

Kadıköy’ün Alman cemaati

Kadıköy’de Almanların varlığı daha çok Bağdat Demiryolu hattının ve Haydarpaşa Garı’nın inşası döneminde bilinir ancak Cumhuriyet döneminde de çok sayıda Alman Moda’ya gelip yerleşmiştir. 1930’lu yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin gereklerinden biri olarak bir üniversite reformu yapılması için girişimlerde bulunuldu. Aynı yıllarda Hitler hükümetini ...

Bir anının çağrıştırdıkları

Küçücük bir anı aklımdan çıkmayıp bana bu yazıyı yazdıran. 19. yüzyılın son çeyreğinde özellikle Abdülhamit devrinde paşaların satın aldıkları arazilere yaptırdıkları köşk ve konaklarla Kadıköy, Bostancı’ya kadar son derece hareketli ve renkli bir sayfiyeye dönüştü. Ancak köşkler ve konaklar sadece sayfiye değil, yaz kış oturulan daimi aile konu ...

Kadıköy’de Sultan V. Murat’ın sarayı

Kuyubaşı’nda günümüzde Marmara Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yerde eskiden V. Murat Köşkü vardı. Burası biraz yüksekçe bir tepe üzerinde bomboş bir araziydi. Kuyubaşı’ndan Göztepe’ye doğru baktığınızda ufukta büyükçe bir ağaç kümesi arasında V. Murat’ın köşkünü seçebilirdiniz. Etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. O vakitler yoldan bakılınca ...

Göztepe'nin unutulmuş kuruluşu

Göztepe adının gözetlemekten geldiği söylenir. Bizans devrinde Çiftehavuzlar ile Caddebostan sahil şeridinin en yüksek noktası olan günümüzün Göztepe’sinde imparatorların Anadolu’ya çıkmadan önce dinlendikleri veya seferden dönerken gemileriyle şehre girmeden önce konakladıkları bir av köşkü anlatılır. 1329’da yapılan Osmanlı-Bizans antlaşmasına gö ...

Yılbaşı, Noel ve aralık sonunun kerameti

Son yıllarda yılbaşı kutlayanlar, bir Hristiyan kutlaması yapıldığını iddia edenlere, yılbaşı ile Noelin farklı şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyor. 24 Aralık’ta Noeli kutlamak bir dini bayram olmaktan öteye Batı’da herkesin hoşuna giden bir gelenek ve keyif. Hz. İsa’nın doğum günü olarak ifade edilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününü bilen yok ger ...

Yeldeğirmeni’nde Fransızlar ve Almanlar

Yeldeğirmeni’nde 19. yüzyıla ait eğitim yapıları mimari çevreyi zenginleştiriyor ve bu kentsel biçimlenmede Fransız misyonerleriyle Almanların çekişmelerinin epeyi katkısı var. 19. yüzyılda Katolik misyonerler, Yeldeğirmeni’nde kayda değer bir nüfus yaratmazlar. Ancak her kesimden ve milletten bölge halkına verdikleri sağlık ve eğitim hizmetleriyle ...

Feneryolu’nda bir konak

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Rafların ...

Kadıköy’de kaybolup gitmiş Katolik Ermeni ve İtalyan okulları

Yıllar önce Moda’da bir okul için araştırma yaparken bir bakkala girip sokakta okulun yerini sormuş, bakkaldan, “Burada öyle bir okul yok, hiç olmadı, olsa ben bilirdim, uzun yıllardır buradayız biz”, yanıtını almıştım. Dönüp sokağın ismini gösterdim: Mektep Sokak. Okuldan sadece sokağın adı kalmıştı fakat bakkal bir kere olsun bu sokak niçin Mekte ...

Yoğurtçu Parkı

Kurbağalıdere’nin Kalamış’ta denize döküldüğü sahilin, çok eskiden Hasanpaşa’ya yaklaşan daha içerlek bir kıyı çizgisiyle bir haliç oluşturduğu tahmin edilir. Vadinin alçak kesimleri İncirlibostan’a kadar suyla kaplıyken, zaman içinde alüvyonla dolmuş. Ayrıca derenin, denize kavuştuğu noktada Yoğurtçu Deresi adıyla da anıldığı zamanlar var. Günümüz ...

Fenerbahçe Tren İstasyonu

22 Eylül 1872 tarihinden itibaren Feneryolu Tren İstasyonu’ndan başlayıp TCDD tesislerinin bahçesinde biten bir tren yolu hattı, Fenerbahçe’ye yolcu taşıyordu. Darca bir dekovil hattı çapında hizmet verdiği de söylenir fakat fazlası olduğu anlaşılıyor. Fenerbahçe, deniz kenarı mesiresi olmasının yanı sıra, düzenli bahçeler içinde serpilmiş, birkaç ...

Haydarpaşa Çayırı ile yitip gidenler

Rivayete göre Sokrat antik dönemde günümüzdeki Koşuyolu ile Acıbadem arasında kalan bölgenin, Halkedonluların hipodromu olduğunu yazmış. Sokrat bunu gerçekten yazdı mı bilmiyoruz ama antik dönemde burada at yarışları ve binicilik sporlarının yapıldığı anlaşılıyor. Koşuyolu, bir hipodromun izlerini çağırıştıran biçimlenmesiyle bunu destekler nitelik ...

Moda’da Dame de Sion Okulu ve yer altı tünelleri

Osmanlı döneminde özellikle kapitülasyonlardan sonra her milletten insan gelip yazları Moda’da oturmaya başladı. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve hatta Ruslar vardı. Bu aileler, Kadıköy’ün diğer yerlerinde yaşayan yerli halktan farklıydı; yaşam tarzları, giyimleri, konuştukları dil değişik ve Avrupai idi. Moda adı bundan mı, yo ...

Kasımpatılı ev, kumlu bağlar ve apartmanlar

Eskiden çarşıdan gelen asfalt kaplı ana cadde, yılların boş vermişliğiyle kanalizasyona dönmüş dereyi aşan köprüyü geçerek düz devam eder, camiye varınca ikiye ayrılırdı. Bir kolu aşağıya, sahile uzanır, diğeri ise yukarıya, tren yoluna kavuşurdu. Büyücek bir çay bahçesi vardı tren yolunun yakınında. Çay bahçesinin hemen arkasında da anneannemin, g ...

Kadıköy’ün ilk köşkünden son fıstık çamına

Kadıköy’ün ara sokaklarında alçak katlı bir apartman daha yıkılıp yerine 35 katlı binalar dikildikçe, mahallenin son kalan fıstık çamı da kesildikçe Kadıköy ahalisinin canı yanıyor. Kadıköy’ün o sayfiye hali, yaz kış çınaraltı püfürtüsüne karşı oturuyormuşuz hissi ne zaman gitti bizden ve ne zamandır üstünü ince bir tabaka plaza çimentosu örtmüş ma ...

Kadıköy’de buluşma vakti

Salgının ilk başladığı zamanlarda İtalya’da istisnasız herkesin ev hapsinde olduğu günlerde bir video düşmüştü sosyal medyaya. Gecenin karanlığında biri, pencerenin gerisinden boş sokağa arya okuyor, diğer evlerin açık pencerelerinden sesler ona katılıyordu. Çünkü insan sosyal bir varlık. Kadıköy de İstanbul’da her dönem bir buluşma yeri olmuştu ...

ARŞİV