Yeldeğirmeni’nde Fransızlar ve Almanlar

11 Kasım 2021 - 11:47

Yeldeğirmeni’nde 19. yüzyıla ait eğitim yapıları mimari çevreyi zenginleştiriyor ve bu kentsel biçimlenmede Fransız misyonerleriyle Almanların çekişmelerinin epeyi katkısı var. 19. yüzyılda Katolik misyonerler, Yeldeğirmeni’nde kayda değer bir nüfus yaratmazlar. Ancak her kesimden ve milletten bölge halkına verdikleri sağlık ve eğitim hizmetleriyle bir boşluğu dolduruyorlardı. Genel olarak yabancı eğitim kurumları geçen yüzyılda İstanbul’da hem örnek oluşturdular, hem rekabet yarattılar. Kadıköy özelinde ise Fransız ve Almanların çekişmeleri, gazete haberlerinin ardından düzenlenen konsolosluk raporlarıyla meselenin özünü anlamamızı sağlar.

Haydarpaşa Alman Okulu, 1894 yılında Anadolu demiryolu inşasında çalışan Alman mühendislerin çocuklarını okutmak üzere açılmıştı. Demiryolu Şirketi, idareyi 1902 yılında Beyoğlu’ndaki Alman Lisesi’ne devretti, böylece okul, Beyoğlu’ndaki Alman Lisesi’nin şubesi olarak onaylanmış oldu. Anadolu Demiryolları arsa tahsis etmiş, okul binası için de Alman hükümetinden maddi destek alınmıştır. Mimar Schwatlow tarafından projesi bedelsiz hazırlanan okul binası 22 Ekim 1903 tarihinde açıldı. Bina temel eğitimin verileceği dört sınıf, bir anaokulu sınıfı ve biri Türkçe öğretmeni olmak üzere dört öğretmeni barındıracak lojman ve hizmet birimlerini içermekteydi. İlk açıldığında 16 çocukla eğitime başlanır, 1905-1906 öğretim yılında bu sayı en yüksek seviyesi olan 126’ya ulaşır. Öğrencilerin çoğunluğu Türk ve Alman’dı. Okulda ayrıca Rum, Avusturyalı, İngiliz, Romen, Bulgar, İtalyan ve Fransız çocukları da okuyordu. Semte adını veren yel değirmenlerinden birinin bir zamanlar bu okulun bahçesinde olduğu da söylenir. 

Bu dönemde Alman Konsolosluğu’nun raporları ve çeşitli gazetelerde çıkan yazılardan anlaşıldığına göre bölgede açılan yabancı okullar birbirleriyle rekabet halindeydi. Örneğin, gazetelerde Türk çocuklarının Haydarpaşa Alman Okulu’na kayıt yaptırmasının engellendiği haberleri çıkıyordu. Kayıtlı olanların da ayrılmasının sağlanmaya çalışıldığı, bu nedenle öğrenci sayısının artmadığı gibi haberler sonrasında hükümete hemen bir rapor hazırlanır, gazete haberlerine atıfta bulunularak söylenen öğrenci sayısındaki düşüşün gerçeği yansıtmadığı, bu haberlerin Fransızların kışkırtması sonucu yazıldığı belirtilir.  

Almanlar bununla yetinmeyip başka bir Alman gazetesinde Yeldeğirmeni’ndeki okuldan bahisle yurtdışında açılan Alman okullarının felsefesini anlatıyorlar. Bu okullarda Müslüman ve Yahudi çocuklarının Hıristiyan çocuklarıyla birlikte eğitim görmesi önemli. Ancak yine 1906 yılında çıkan bir başka haberde İstanbul’daki okullarda Almanya’nın yabancı dilde eğitim konusunda geri kaldığından dem vurulur. Bağdat Demiryolu imtiyazını Almanların almasına karşın, ekonomik avantajlardan Fransa, İngiltere ve Amerika’nın daha çok yararlandığı, kendi dillerini yayma konusunda Fransa’nın açık ara önde olduğu, demiryolunun ulaştığı tüm bölgelerde Fransız hükümetinin desteğiyle Fransızca eğitim veren birçok okul açıldığı, Almanların ise sadece Yeldeğirmeni ve Eskişehir’de iki okul açabildiği anlatılır. 

1910 yılına ait bir rapordan durumla ilgili daha detaylı bilgi edinmek mümkün. Yeldeğirmeni’ni içine alan Kadıköy’ün en büyük okulunun 120 ila 150’si Müslüman 748 öğrencili St. Joseph olduğu, Yeldeğirmeni’ndeki St. Louis Okulu’nun öğrenci sayısının 150, St. Ephemie Fransız Kız Okulu’nun öğrenci sayısının 300 olduğu, bölgede Fransızca eğitim alan yaklaşık 1000 çocuğa karşılık yalnızca 100 çocuğun Almanca eğitim aldığı, Fransız okullarının öğrenci listeleri incelendiğinde pek az Fransız adına rastlanmasına karşın Fransız hükümetinden önemli maddi destek alındığı, bu durumun varlıklı olmayan Müslüman ailelerin çocuklarını Fransız okullarına göndermesini kolaylaştırdığı raporda ifade ediliyor.

Tüm gelişmeler içinde Almanların okullarla ilgili kararlarında temkinli gittikleri anlaşılıyor. 1901 senesinde Denizcilik Bakanlığı’nda başmühendis olan Ahmet Paşa, Almanya’ya doğrudan maddi destek çağrısı yapmış. Alman Hükümeti de çağrıya olumlu yanıt vermiş. Fakat Alman Elçiliği Alman Hükümeti’nin bu dönemde doğrudan maddi yardım yapmasını engellemiştir. Ahmet Paşa’nın eşi İngiliz idi ve üç çocuğu Haydarpaşa Alman Okulu’nda okuyordu. Tam Demiryolu Şirketi ile Osmanlı Devleti arasında yeni okul inşaatı için pazarlıklar sürerken Alman Hükümeti’nin böyle bir destek vermesinin Almanlaşma tehlikesi olarak algılanarak anlaşmaları düşüreceği kaygısıyla engellenmiş olabileceği fikri de dönemi araştıran çalışmalarda değerlendirilir.

Fransızlara gelince 19. yüzyılın sonlarında Moda ve Fenerbahçe’dekilerin yanı sıra Yeldeğirmeni’nde de iki Katolik okulu açıldığı göz önüne alınırsa Fransızların Almanlardan daha atak bir politika yürüttükleri görülebiliyor. Bu çekişmelerin hepsi Cumhuriyet döneminde son bulmuştur. Okullar kapanmıştır. Binaları ise günümüzde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı eğitim kurumları tarafından kullanılmaya devam ediyor. 

Yazarın Diğer Yazıları

Geçmişten günümüze Çiftehavuzlar’da hayat

Yüz yıl önce Çiftehavuzlar’da deniz kıyısından kışın kurt sesleri gelirmiş. Henüz her yer bağlık bahçelik, yollar toprak. Kadıköy’de Çiftehavuzlar semtine ismini veren ise içinde içilebilir su biriken gerçekten çifte havuz. Kaynağı tam bilinmeyen bir ayazmadan gelen su lıkır lıkır içilebilecek güzellikte ve ferahlıkta imiş. Havuzların küçük olanını ...

Acıbadem ve Şehzade Ziyaeddin Efendi Köşkü

Kadıköy’ün her yerinde ayrı bir saray masalı geçiyor usul usul ama duyabilmek için kulak kabartmak gerekli. Rasimpaşa Mahallesi’nden Çamlıca’ya kadar günümüzde Acıbadem olarak bilinen bölge, 17. yüzyılda Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülkü olarak geçer. Kadıköy’de olduğu gibi Acıbadem’de de çok sayıda haremağası iz bırakmış. 15. yüzyılda 100 bi ...

Kurbağalıdere, Gazhane ve Hasanpaşa çevresine tarihten bir bakış

Hasanpaşa, Kadıköy merkezi ile ötesini birleştiren bir bölgedir. Geçen yüzyıldan günümüze Kadıköy’ün karakteristiğindeki dönüşümü belirleyen değişimlere maruz kalmıştır fakat geçiş noktası olduğu için olsa gerek, üzerinde az durulan bir mahalledir. Hasanpaşa Gazhanesi’nin tarihi ise 19. yüzyıl sonlarına dayanıyor. Kuzguncuk’taki gazhane Anadolu yak ...

Kadıköy’de iz bırakan bir Alman ve Bostancı’da Huguenin köşkü

Anadolu yakasında ilk tren yolu hattı, Abdülaziz döneminde Haydarpaşa ile Pendik arasında inşa edildi ve 1872 yılında açıldı. Önce Gebze’ye, sonra İzmit’e uzatıldı. Zaman içinde Ankara’ya kadar gitmesi planlanırken anlaşma bozulunca, Bağdat Demiryolu hattının inşası için Almanlarla yeni bir anlaşma yapıldı.  Demiryolu çalışmaya başladıktan sonra ...

Kadıköy’ün Alman cemaati

Kadıköy’de Almanların varlığı daha çok Bağdat Demiryolu hattının ve Haydarpaşa Garı’nın inşası döneminde bilinir ancak Cumhuriyet döneminde de çok sayıda Alman Moda’ya gelip yerleşmiştir. 1930’lu yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin gereklerinden biri olarak bir üniversite reformu yapılması için girişimlerde bulunuldu. Aynı yıllarda Hitler hükümetini ...

Bir anının çağrıştırdıkları

Küçücük bir anı aklımdan çıkmayıp bana bu yazıyı yazdıran. 19. yüzyılın son çeyreğinde özellikle Abdülhamit devrinde paşaların satın aldıkları arazilere yaptırdıkları köşk ve konaklarla Kadıköy, Bostancı’ya kadar son derece hareketli ve renkli bir sayfiyeye dönüştü. Ancak köşkler ve konaklar sadece sayfiye değil, yaz kış oturulan daimi aile konu ...

Kadıköy’de Sultan V. Murat’ın sarayı

Kuyubaşı’nda günümüzde Marmara Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yerde eskiden V. Murat Köşkü vardı. Burası biraz yüksekçe bir tepe üzerinde bomboş bir araziydi. Kuyubaşı’ndan Göztepe’ye doğru baktığınızda ufukta büyükçe bir ağaç kümesi arasında V. Murat’ın köşkünü seçebilirdiniz. Etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. O vakitler yoldan bakılınca ...

Göztepe'nin unutulmuş kuruluşu

Göztepe adının gözetlemekten geldiği söylenir. Bizans devrinde Çiftehavuzlar ile Caddebostan sahil şeridinin en yüksek noktası olan günümüzün Göztepe’sinde imparatorların Anadolu’ya çıkmadan önce dinlendikleri veya seferden dönerken gemileriyle şehre girmeden önce konakladıkları bir av köşkü anlatılır. 1329’da yapılan Osmanlı-Bizans antlaşmasına gö ...

Yılbaşı, Noel ve aralık sonunun kerameti

Son yıllarda yılbaşı kutlayanlar, bir Hristiyan kutlaması yapıldığını iddia edenlere, yılbaşı ile Noelin farklı şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyor. 24 Aralık’ta Noeli kutlamak bir dini bayram olmaktan öteye Batı’da herkesin hoşuna giden bir gelenek ve keyif. Hz. İsa’nın doğum günü olarak ifade edilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününü bilen yok ger ...

Feneryolu’nda bir konak

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Rafların ...

Kadıköy’de kaybolup gitmiş Katolik Ermeni ve İtalyan okulları

Yıllar önce Moda’da bir okul için araştırma yaparken bir bakkala girip sokakta okulun yerini sormuş, bakkaldan, “Burada öyle bir okul yok, hiç olmadı, olsa ben bilirdim, uzun yıllardır buradayız biz”, yanıtını almıştım. Dönüp sokağın ismini gösterdim: Mektep Sokak. Okuldan sadece sokağın adı kalmıştı fakat bakkal bir kere olsun bu sokak niçin Mekte ...

Yoğurtçu Parkı

Kurbağalıdere’nin Kalamış’ta denize döküldüğü sahilin, çok eskiden Hasanpaşa’ya yaklaşan daha içerlek bir kıyı çizgisiyle bir haliç oluşturduğu tahmin edilir. Vadinin alçak kesimleri İncirlibostan’a kadar suyla kaplıyken, zaman içinde alüvyonla dolmuş. Ayrıca derenin, denize kavuştuğu noktada Yoğurtçu Deresi adıyla da anıldığı zamanlar var. Günümüz ...

Fenerbahçe Tren İstasyonu

22 Eylül 1872 tarihinden itibaren Feneryolu Tren İstasyonu’ndan başlayıp TCDD tesislerinin bahçesinde biten bir tren yolu hattı, Fenerbahçe’ye yolcu taşıyordu. Darca bir dekovil hattı çapında hizmet verdiği de söylenir fakat fazlası olduğu anlaşılıyor. Fenerbahçe, deniz kenarı mesiresi olmasının yanı sıra, düzenli bahçeler içinde serpilmiş, birkaç ...

Haydarpaşa Çayırı ile yitip gidenler

Rivayete göre Sokrat antik dönemde günümüzdeki Koşuyolu ile Acıbadem arasında kalan bölgenin, Halkedonluların hipodromu olduğunu yazmış. Sokrat bunu gerçekten yazdı mı bilmiyoruz ama antik dönemde burada at yarışları ve binicilik sporlarının yapıldığı anlaşılıyor. Koşuyolu, bir hipodromun izlerini çağırıştıran biçimlenmesiyle bunu destekler nitelik ...

Kızıltoprak’ın hikâyesinden bir kesit

Kadıköy Bizans devrinde de imparatorluğun sayfiyesiydi. Kızıltoprak o zamanlar bağ bahçe içinde bir mesire imiş. Zareta Çeşmesi’nde büyücek bir havuzun içinde küçük timsahlar besledikleri anlatılır. Strabon’un şehirde bulunduğunu söylediği timsahlar acaba bunlar mıydı diyeceğim ama arada en az 300 yıl var. İşte o timsahlı havuzun olduğu yere yüzler ...

Moda’da Dame de Sion Okulu ve yer altı tünelleri

Osmanlı döneminde özellikle kapitülasyonlardan sonra her milletten insan gelip yazları Moda’da oturmaya başladı. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve hatta Ruslar vardı. Bu aileler, Kadıköy’ün diğer yerlerinde yaşayan yerli halktan farklıydı; yaşam tarzları, giyimleri, konuştukları dil değişik ve Avrupai idi. Moda adı bundan mı, yo ...

Kasımpatılı ev, kumlu bağlar ve apartmanlar

Eskiden çarşıdan gelen asfalt kaplı ana cadde, yılların boş vermişliğiyle kanalizasyona dönmüş dereyi aşan köprüyü geçerek düz devam eder, camiye varınca ikiye ayrılırdı. Bir kolu aşağıya, sahile uzanır, diğeri ise yukarıya, tren yoluna kavuşurdu. Büyücek bir çay bahçesi vardı tren yolunun yakınında. Çay bahçesinin hemen arkasında da anneannemin, g ...

Kadıköy’ün ilk köşkünden son fıstık çamına

Kadıköy’ün ara sokaklarında alçak katlı bir apartman daha yıkılıp yerine 35 katlı binalar dikildikçe, mahallenin son kalan fıstık çamı da kesildikçe Kadıköy ahalisinin canı yanıyor. Kadıköy’ün o sayfiye hali, yaz kış çınaraltı püfürtüsüne karşı oturuyormuşuz hissi ne zaman gitti bizden ve ne zamandır üstünü ince bir tabaka plaza çimentosu örtmüş ma ...

Kadıköy’de buluşma vakti

Salgının ilk başladığı zamanlarda İtalya’da istisnasız herkesin ev hapsinde olduğu günlerde bir video düşmüştü sosyal medyaya. Gecenin karanlığında biri, pencerenin gerisinden boş sokağa arya okuyor, diğer evlerin açık pencerelerinden sesler ona katılıyordu. Çünkü insan sosyal bir varlık. Kadıköy de İstanbul’da her dönem bir buluşma yeri olmuştu ...

ARŞİV