Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

25 Kasım 2021 - 12:58

[email protected]

Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba, olmayalı (Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabında. Yani dökülüp gitmemek için her sabah anlam arayışına çıkar, yaşamaya devam ederiz ya da “bir umuttur yaşatan insanı” tesellisi... Oysa Fransız filozof Anne Dufourmantelle ise şimdi de kendine bir alan açmak, yaşamanın riskini almak gerekliliğini, örnekler ve felsefi düşünceyle ele aldığı kitabı Riske Övgü’nün ilk bölümüne şu cümleyle başlar: “Hayat biz canlıların pervasızca aldığı bir risktir.” (çev.: Murat Erşen, Kolektif Kitap, 2021). Bir gün kayıp gideceğini bildiğimiz hâlde üstelik. Malum şekilde geldiğimiz bu dünyada kendimizi yıkıp yıkıp inşa ederek, oradan buradan yakalayıp “an”da yerimizi almaya hatta geleceğe kalmaya çalışarak, başımıza gelenlere rağmen “hey hâlâ buradayım” diye el sallamaya devam ettikçe varlığımızın altını çizeriz. Biz bu çabalamalarımız dahilinde debelenirken içine doğduğumuz aile, toplum, coğrafya doğduğumuz andan itibaren bizi şekillendirir (bizim coğrafya ek olarak bir de örseler). Kaçınılmaz kodlar yüklenir, kadere bağlanarak başka yerlerde örneği bulunması zor durumlarla çarpıştırılırız - bunlar öldüre de bilir, güçlendire de bilir. Hâl böyle olunca doğal yollarla ait olduğumuz bu kümelerin ayaklı ortak kesişim kümesi olarak (–e rağmen) kendimizi temsil yolları ararız. Etiketler verilir, etiketler alırız, etiketler üretiriz. 

Ceren Ercan’ın kaleme aldığı, 2020 yılında BKM, DasDas, ENKA Sanat, İKSV ve Zorlu PSM'nin Türkiye tiyatrosuna yeni eserler kazandırmak amacıyla hayata geçirdiği Ortak Yapım projesi kapsamında üretilen, yapımcılığını İstanbul Tiyatro Festivali'nin üstlendiği, ilk gösterimini 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapan yeni oyunu Beni Sakın Yumruklardan, bireyin kendi olma çabasını ve bireyi çevreleyen toplumun kodlarını sözün sınırları içinde sahneye davet ediyor. Gücünü metinden alan bir oyun olan Beni Sakın Yumruklardan, toplum tarafından her an maruz bırakılabileceğimiz yumrukları mizahın gücünü de katarak önümüzde uçuşturuyor. Sağlı sollu kroşelerle üzerimize gelen metne Yiğit Sertdemir ve Ecem Uzun hayat veriyor. Olaylar bir gecede gerçekleşiyor, gece az insanın uğradığı bir bardaki açık mikrofon akşamıyla başlıyor. Mikrofonu sırayla, birbirlerinden farklı aile yapılarında büyütülmüş, kuşak farkına rağmen yolları bir noktada kesişen Egemen ve Hilal alıyor. İkisi de ayrı ayrı kendi hayatlarından ve ailelerinden yola çıkarak kişisel hikâyelerini stand up “malzemesi” yapıyorlar ve belli kesimlerin hassasiyetlerine dokundukları için yumruklara maruz kalıyorlar. Sosyal medya ile artık daha anlık ve hızlı bir şekilde hayata geçirilen “linç” önce Egemen’e sonra Hilal’e nasip oluyor. Ait oldukları sosyal sınıfların küflenmiş, çağdaş dünyaya uymayan davranış ve söylemlerini, düşünce yapılarını kendi deneyimlerinden geçirip mizah ile karıştırıp söze dökmeleri başlarına ciddi anlamda iş açıyor. Bu iki kişi kendilerini ifade etme, söz söyleme alanı buldukları bu yerden bir video paylaşımı ile çıkarılıp sosyal medya mahkemesinde yargılanıyorlar. Dalga dalga büyüyen linç, tepki verenlerin yanında fırsatını bulmuşken nefretini kusanlarla, “bıktım”cılarla birlikte kakofoniye dönüşüp, hedefinden şaşıp “Tanrılar kurban istiyor”a evriliyor. Gecenin karanlığında girdikleri yerli ve milli motifler ile örülü çorbacıda ise işlerin daha da garipleşmesinin üstüne bir de “usta”nın ölümüyle her şey birbirine karışıyor. İki karakter de sürekli olarak genelde yaptıkları, o anda yapmak zorunda oldukları ya da yapmaları gerekenleri sorgulayarak birbirlerine çaresiz “yoldaş” oluyor, birbirlerini -yeteri kadar tanımasalar da- üzerlerine fütursuzca gelen yumruklara karşı savunuyorlar. Ayrıntıları iyi düşünülerek üretilen Beni Sakın Yumruklardan, yangın yerine dönen yaşadığımız bu zamandan bir hikâye anlatıyor. Ceren Ercan’ın maharetli kaleminden çıkan metniyle, Yelda Baskın yönetimiyle, Yiğit Sertdemir ve Ecem Uzun yakaladıkları uyumla seyirciye etkileşimi bol, dinamik ve akıcı bir seyir deneyimi sunuyorlar. Beni Sakın Yumruklardan’ı 27 Kasım’da ENKA Oditoryumu’nda ve takvimden takip ederek sezon boyunca Anadolu Yakası’nın yeni kültür sanat mekânı Alan İstanbul’da izleyebilirsiniz. 

Gelecek programda neler var?

- 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde izleyiciyle buluşan Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği, Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu’nun oynadığı Istırap Korosu sezonun ayakta alkışlanan oyunlarından biri oldu bile. Oyun huzurlu bir aile apartmanından sesleniyor izleyiciye ya da bir aile apartmanından yükselen huzursuz insanların seslerini duyuruyor. BAMİstanbul’un iki kişilik bu çok sesli oyununu 29 Kasım ve 13 Aralık’ta Boa Sahnede, 16 Aralık’ta Hann Sahne’de izleyebilirsiniz.

- Toy İstanbul’un, Erdi Işık’ın yazdığı, Kayhan Berkin’in yönettiği ve Nergis Öztürk’ün oynadığı yeni oyunu Düğün Şarkıcısı geçtiğimiz günlerde izleyiciyle buluştu. Öztürk, yer aldığı her oyunda güçlü performansıyla öne çıkan bir oyuncu. Bu kez tek başına sahnede ve bir caz şarkıcısının düğün şarkıcısına dönüşme hikâyesine hayat veriyor. Düğün Şarkıcısı’nı 3 Aralık’ta Zorlu PSM’de, 4 Aralık’ta Oyun Atölyesi’nde ve 21 Aralık’ta Kadıköy Boa Sahne’de izleyebilirsiniz.

AkciğerBir Istakozu Öldürmenin En İnsancıl Yolu oyunlarıyla tanıdığımız yazar Duncan Macmillan’ın Harika Şeyler Listesi adlı metni, Talimhane Tiyatrosu’nun Lerzan Pamir yönetimiyle Bora Akkaş performansıyla yeni oyunu olarak sezonda yerini alacak. Bir anne ile çocuğun arasında geçen ve yaşam algısını değiştiren oyun, seyirciyi de sürece dahil ederek interaktif bir yapıda sunulacak. “Dünyadaki en harika şeylerin listesi” ile “Yaşamaya değer şeylerin listesi”ni öğrenmek için 11 ve 23 Aralık akşamları Alan Kadıköy’de yerinizi alabilirsiniz. 

- Studio Oyuncuları’nın ağız alışkanlığı değil sahiden merakla beklenen oyunu Aşınma prömiyerini 2 Aralık’ta Zorlu PSM’de yapacak. Şahika Tekand’ın 2008’de yazdığı ve sahnelediği Karanlık Korkusu’ndan yola çıkarak yeniden tasarladığı oyun, seyirciyi aktif bir seyir deneyimi içine çekecek. Yiğit Özşener’in tek kişilik performansıyla hayat bulacak oyun, günümüz dünya sistemi içinde çağdaş insanın alanının daralmasını kabul etmesiyle gerçekleşen insani olanla kişinin karakterinde yaşanan aşınmayı merkezine alacak. Aşınma prömiyerinin ardından 7 Aralık’ta da ENKA Oditoryumu’nda ve 26 Aralık’ta yeniden Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV