Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

23 Aralık 2021 - 15:15

[email protected]

Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ödüllendiriliyor – lütfen karanlık gelecekten söz etmeyelim zaten yeterince karanlıkta göz kırpıyoruz. Varsa da bir iyilik, güzellik beklentisi zaten çoktan birileri tarafından el konulmuş ve büyük ihtimalle ekstrem bir fiyatla güncellenmiştir. Hiçbir şeyin tam anlamıyla bizim istediğimiz gibi olmayacağını bilsek de galiba bu bilinçlilik seviyesini ve umut kaybını ne tahmin ne de hak ettik. 

Gerçekleri konuşmaya ve duymaya ihtiyacımızdan olsa gerek zamana ve  toplumsal meselelere dokunan sanatsal işleri izlemek, okumak ayrı tat veriyor. Hikâye, izleyiciye tanıdık geldikçe, “ah! evet”, “tam böyle”, baş sallama, tebessüm etme, gözyaşı dökme gibi reaksiyonlar verdirdikçe daha da içine adımlama imkânı tanıyor. Tiyatroların yeni sezon programlarına ekledikleri oyunlar arasında da bu duygudaşlığı yaşatanlar var. Geçtiğimiz ay izleyiciyle buluşan Kadıköy Boa Sahne’nin yeni oyunu “İstifra” Çıkrıkçılar Yokuşu izleyiciyi oturduğu yerden oyunun dinamiğine katmayı başarabilen ve -abartmıyorum- güncelliğini yitirmeyecek bir oyun. Turgay Korkmaz’ın kaleme aldığı metin, Serkan Üstüner’in yönetmenliği ve Murat Eken’in performansıyla – ki eforuna sağlık – buluşunca şahane bir iş çıkmış ortaya. Bir zihin çözülmesi gibi salona yayılan “İstifra” Çıkrıkçılar Yokuşu’nda Murat Eken ile Çıkrıkçılar Yokuşu’nda yanımızdan “arı gibi uçarken” karşılaşıyoruz. Her gün defalarca çıkıp çıkıp iniyor bu yokuşu. Bir döviz bürosunda çalışıyor ve Dolar’ın/Euro’nun çevrilince tomarlarca Türk Lirası etmesi sebebiyle gelen turistlerin parasını dönüştürmek için gün içinde defalarca bu yokuştan bankaya para çekmeye koşuyor. Fazla fazla çekmek yerine her “acil” ihtiyaçta koşarak hatta uçarak gidip geliyor ama bu hız asla patrona yetmiyor daha da hızlı olmalı. Dümdüz eziyet düzenine atanamadığı için bu yerde çalışmak zorunda olduğundan katlanıyor. Zorunda çünkü evlenmek üzere, nişanlısı, annesi ve kayınvalidesi ile evlilik hazırlığında; mobilya, çeyiz, tek taş, ev kirası, bitmeyen istekler, seçimler, mecburiyetler arasında sıkışıyor da sıkışıyor… Varamayacağı o yere doğru “olduğu yerde” koşarken, istedikleri, düşündükleri, yaşadıkları önemsenmeden, üzerine gelenleri göğüslemeye çalışırken, sürekli tekrar ediyor: “hiçbir şey belli değil, hiçbir yer belli değil ve hiçbir şey yok”. 

Sosyoekonomik şartların yıprattığı bir hayatın bu sözcüsü; anlattıklarıyla, iç konuşmalarını dışarıya dökmesiyle, yan karakterleri gerektiği anda sahneye getirip geri çekmesiyle, yavaş yavaş patlamaya gittiği bu yolda anlaşılmayı ve dinlenmeyi sonuna kadar hak ediyor. Eken, zaten yabancı olmadığımız hatta oldukça güncel bir hikâyeyi, gerilimi sezdirip, hafiften yükselttiği ritim ile dikkatleri kendinde tutmayı başarıyor ve gerçekleşecek büyük patlamayı dört gözle bekletiyor. Oyunun trajikomik ve gündemi takip eden bir yanı var, güncel döviz kuru anlatıda geçişlerde kullanılıyor. Güncel döviz kurunu hatırlamak bizim için can sıkıcı olsa da Murat Eken için bu bir de ezberini her oyunda tazelemesi gereken bir mesai. Malumunuz kurlar gördüğümüz sayıyı seslendirene kadar arada geçen sürede değişiyor artık. Mesela prömiyerin gerçekleştiği 24 Kasım 2021 günü Dolar’ın Türk Lirası karşılığı 13 küsurlara Euro’nun ise 15’e dayanmıştı. Yazıyı yazarken 20’lere dayanan kur “ani” müdahale ile garip bir şeyler yaşadı. Yazıyı okuyacağınız günkü kurları tahmin bile edemiyorum. Metinde kur sabitlenmezse sezon boyunca revizenin sonu gelmeyecek gibi. Bunun bir de oyunun maliyetine yansıması var tabii... Sahi dolar kaç oldu? “İstifra” Çıkrıkçılar Yokuşu’nun yeni yıldaki gösterim tarihlerini Kadıköy Boa Sahne’nin takviminden öğrenebilirsiniz.

Taze ajandalarınıza yeni yılda izleyeceğiniz oyunları eklemenize yardımcı olması adına gelecek program:

- Haberleri yayıldığından beri merakımızı cezbeden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden yola çıkılarak hazırlanan Birileri projesi gösterimlerine 30 Aralık itibariyle başlıyor. Bildirgede yer alan her bir madde için 30 farklı yazar tarafından yazılacak 30 kurmaca hikâye, 30 farklı oyuncu tarafından sergilenecek. Proje, bu toprağın hikâyelerinden yola çıkılarak hazırlanan ilk kısa oyun üçlemesi “Renkler” ile başlayacak: Birileri: Arjen. Zülfünaz. Aylin. Madde 7’den yola çıkılarak hazırlanan Arjen, Ahmet Sami Özbudak tarafından yazıldı, Berfin Zenderlioğlu tarafından yönetildi ve Erol Babaoğlu tarafından sahnelenecek. Zülfünaz, Madde 18’den yola çıkılarak Gamze Arslan tarafından yazıldı, Erhan Çene tarafından yönetildi ve Nilay Erdönmez canlandıracak. Aylin ise Madde 20’den yola çıkılarak Murat Mahmutyazıcıoğlu tarafından yazıldı, Doğu Yaşar Akal ve Barkın Sarp tarafından yönetildi, Başak Kara hayat verecek. Sanatın gücüyle insan haklarının içselleştirilmesini amaçlayan bu projenin ilk oyununu 30 Aralık’ta Kadıköy Boa Sahnede, 3 Ocak 2022’de Moda Sahnesi’nde izleyebilirsiniz. 

- Moda Sahnesi, yılın son günlerinde Dostoyevski’nin ölümsüz eserlerinden biri olan Yeraltından Notlar’ı 24 Aralık’taki prömiyerinin ardından sezon boyunca izleyiciyle buluşturacak. Kemal Aydoğan’ın uyarladığı ve yönettiği, Hilal Eren’in çevirisini yaptığı oyuna Gökhan Azlağ ve Sinem Kurt hayat verecek. Oyunun 24, 25, 26, 28, 29, 30 Aralık tarihlerindeki gösterimlerinde ilk izleyenlerden olabilirsiniz. 

- DasDas’ın yeni yapımı Şebnem İşigüzel'in aynı adlı romanından İlksen Başarır’ın uyarladığı genç oyuncular Ahsen Eroğlu ve Tunahan Çilingir’in sahneyi paylaştığı Ağaçtaki Kız sezonun dikkat çekenlerinden. Aşkı, dostluğu, yol arkadaşlığını bir çınarın gölgesinde anlatan oyunu 27 Aralık, 9 ve 15 Ocak tarihlerinde DasDas Sahne’de izleyebilirsiniz. 

- Kadıköy Boa Sahne’nin bu sezonki yeni oyunlarından biri de Misket. Kayhan Berkin’in yönettiği, Turgay Korkmaz’ın hem yazdığı hem de Orkun Can İzan ile oynadığı Misket, Ankara’nın isinde, pusunda etraflarını saran zorbalardan kaçınarak, içlerinde sevgiyle, aşkla dışarda “dostluk”la birlikte büyüyen, düğünlerde, pavyonlarda köçeklik yapan, kaşık ve misket oynayan Ersin ve Deniz’in hikâyesi. Oyun, insanın kendi olabilmesinin, sevgisini yaşayabilmesinin, korkmadan sevdiğine dokunabilmesinin tehdit altında olmaması gerektiğini farklı bir düzlemde anlatıyor. Misket’i 7, 17 Ocak 2022’de Kadıköy Boa Sahne’de izleyebilirsiniz. 

Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV