Dağınık bir senfoni

01 Nisan 2021 - 14:47

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor günler yaşıyor. Her hafta gelen kısıtlama güncellemelerine bakarsak ve vaka sayılarını göz önünde bulundurursak ne zaman açılır bu kapılar, daha ne kadar devam edebilirler böyle? Özel tiyatroları yaşatabilmek adına Tiyatro Kooperatifi tiyatro izleyicisine bir çağrı yapıyor. Destek olmak ve önümüzdeki yıl Dünya Tiyatro Günü’nde yeniden sahnelerde buluşabilmek için özel tiyatroların çevrim içi ve fiziksel gösterilerine bilet alabilir; tiyatroların hatıra eşyalarından satın alabilir; oluşturdukları kitlesel fonlara destek olabilir ya da bunları yapacak gücünüz yoksa özel tiyatroların etkinlik ve kampanyalarını paylaşarak yaygınlaştırabilirsiniz! 

***

İnatla yola devam edenlere destek olmak bir seçim. Yüzümüzü onlardan yana dönelim. Biteatral’in Ayşe Lebriz Berkem tarafından Zoom’da seyirci karşısına çıkan “Hikâyelerimiz” oyunundan bahsetmek istiyorum. Hikâyeler kıymetlidir, farklı hayatlarla tanıştırırlar, buluştururlar. Anlatarak çoğalır, anlatarak bölüşürüz. Hikâyeleri şekillendiren hayatlar, o hikâyeleri dinleyenlerin hayatlarını şekillendirir. Mesela kadınlara ve çocuklara dair anlatılan hikâyelerin hiçbiri öylesine hikâyeler değildir. Berkem, bu hikâyelerden birkaçına öyle bir hayat veriyor ki oturduğunuz yerde nefessiz kalıyorsunuz. 

“Hikâyelerimiz”, Ayfer Tunç, Duygu Asena, Süreyya Karacabey ve Ayşe Lebriz Berkem’in kaleminden çıkan yerel olduğu kadar evrensel boyutlarda üç öykü ve bir baladdan oluşuyor. Berkem, karşımıza anlattığı hikâyelerdeki kişiler olarak çıkıyor. Ayfer Tunç’un “Fehime” adlı öyküsü ile Egeli iki çocuk oluyor; “Gülfer” ile çocuk yaşta evlendirilen bir kadın oluyor; Duygu Asena’nın “Nur ya da Yalan” öyküsüyle şiddetin adına aşk diyen bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Anlatılan tüm hikâyeler çok zor. Yaşanmasındaki zorluk karşısında dillendirmesi ve dinlemesi bile çok zor. Bir pedofili öyküsü, öyküdeki çocuklar; bir çocuk gelin öyküsü, gelin olan çocuklar; bir kadın cinayeti öyküsü, cinayete kurban giden kadınlar; bir kadına şiddet öyküsü ve şiddet gören kadınlar. Her biri, binlercesini çıkartıyor içinden. Hepsi aynı şiddetin kurbanları, seslerini duyurdukça çoğalıyorlar. Ayşe Lebriz Berkem, hikâyeleri o kadar yaşayarak ve yaşatarak aktarıyor ki oyun bittiğinde omuzlarımıza kaldırması güç bir yük bırakıyor. Şahsen bir süre yoğunluğunu seyreltmem mümkün olmayan acılarla baş başa kaldım. Fehime ile Tahir’i, Gülfer’i, Nur’u, çocukları ve kadınları bu şiddetten koruyamadım/koruyamadık. Omuzlarımızdaki bu acı dolu yük içimizde koca bir öfke. Bu hikâyeler bu ülkede her gün birilerinin gerçeği oluyorken; önüne geçilmesi için kanunlar bekleniyorken, gece yarısı alınan trajik kararlarla önü açılıyorken, öfkemizi dindirebilir miyiz? Dinmesin! Ayşe Lebriz Berkem’in güçlü performansıyla “Hikâyelerimiz”in 4 ve 18 Nisan Pazar günleri saat 18.00’deki gösterimlerinden birinde yerinizi alarak bu hikâyeleri paylaşabilirsiniz.

Fuayede Sohbet ya da Oyun Okumalarına Davet

Koma Sahnesi’nin bir süredir hazırlıklarını sürdürdüğü “Koma Fuaye, Görünürlük Buluşmaları” başlıklı YouTube programının ilkini 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde yayımladı. Yönetmen Ilgın Sönmez’in sunumuyla gerçekleşen ilk programda tiyatroyu türlü dallarda tasarlayan dört tasarım sanatçısı yer aldı. Sahne tasarımcısı Eylül Gürcan, proje-yapım tasarımcısı yönetmen İlknur Güneş, sahne tasarımcısı Suzan Erbilgin, koreograf ve hareket tasarımcısı Yeşim Coşkun. Tiyatronun pandemi ile geçen son bir yılında hem bireysel hem genel deneyimlerin konuşularak başlandığı program, tiyatrolara ve emekçilerine bu dönemde verilen/verilmeyen destekler, pandemi döneminde üretmek, tiyatroda kurumsallaşmak, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının kadın sanatçılar açısından değerlendirildiği konu başlıklarıyla güne, zamana kapı aralayan soruların sorulduğu ve cevaplarının arandığı bir sohbet izleme fırsatı sunuyor. Koma Sahne’nin kendi deyişiyle “bu programlar konuşan kadınlar ve aklıselim yetişkinlerle gerçekleştireceği” yeni bölümlerle devam edecek. Koma Sahnesi’nin YouTube hesabından ilk bölümü izleyebilir, gelecek bölümleri takipte kalabilirsiniz.

***

Oyunlar bizlerin karşısına gelene kadar birçok hazırlıktan, provadan geçer. İş Sanat, şubat ayında başlattığı Provadan İzle serisi ile daha önce sahnelenmiş oyunların okuma provalarını ekran karşısına getiriyor. Seri, Semaver Kumpanya’nın sezonlardır sahnelediği Molière’in “Cimri”si ile başladı. Tansu Biçer yönetmenliğindeki oyunda, Sezin Bozacı, Ahmet Kaynak, Hakan Atalay, Metin Alpargun, Cansu Saka, Onur Yalçınkaya, Ezgi Ulusoy Tamer, Onur Şenol, Selen Şenay, Uğur Senkeri ve Saniye Samra “Cimri”nin tüm metnini bir masa etrafından seslendiriyor. İkinci Provadan İzle bölümü ise Moda Sahnesi oyuncularının yorumuyla Shakespeare’in “Fırtına”sı ile oldu. 27 Mart’ta yayımlanan yeni bölümde Kemal Aydoğan yönetmenliğindeki “Fırtına”ya, Hüseyin Avni Danyal, Cenk Dost Verdi, Mürsel Yaylalı, Gürsu Gür, Zeynep Tuğçe Bayat, Selen Şeşen, Münircan Cindoruk, Yaşar Bayram Gül, İnanç Koçak, Kaan Songün, Ertürk Erkek ve Deniz Elmas ses veriyor. Üçüncü bölüm nisan ayında Semaver Kumpanya’nın Sait Faik Abasıyanık’ın eserlerinden uyarlanan “Semaver ve Kumpanya” oyunu ile devam edecek. İş Sanat’ın YouTube hesabından bölümleri izleyebilirsiniz.

***

Son olarak kalplerde çarpıntıyı arttıran bir haberle noktayı koyalım. Moda Sahnesi yeni oyununu izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor. Fransız yazar Bernard-Marie Koltès’in akılları tam anlamıyla uçuran metni “Ormanlardan Hemen Önceki Gece” için geri sayım başladı. Kemal Aydoğan’ın yönetmenliğinde, Ayberk Erkay’ın çevirisiyle Barış Yurtsever’in hayat vereceği oyunun 9 Nisan’da Sahneden Naklen’de çevrim içi prömiyeri yapılacak. Şimdiden iyi seyirler!

Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV