Bitişik nizam yaşamlar

20 Ocak 2022 - 14:46

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sükûnette birliğe gidilmeye çalışılır. Komşuluk ilişkileri aniden gelişen tatsız sınavlara da tabidir; çünkü herkes en özgür hissettiği, en ona ait olan, en özel alanında, içine çekildiği kabuğunda “huzur” ister, yan kabuktan da bunu bekler. Sabahları erken saatte işe giden komşu takır tukur merdivenlerden iner rüya bölünür, huzur kaçar. Çocukların bitmek bilmeyen oyunları sırasında farklı şiddetlerde sarsıntılar yaşanır, huzur kaçar. Gece geç saatlere kadar ses yapan komşu uyutmaz, huzur kaçar. Üst kat komşusu ayağına betondan terlik giymiş gibi yürür tavan gümbürder, huzur kaçar. Huzur bu, kaçar... Peki komşulukta hep huzur mu kaçar, hayır tabii ki. Dostluklar vardır, dayanışma vardır, külüne muhtaçlık değil külü paylaşmak vardır. Apartmandan içeri girdiğinde rahatlıkla ziline basabildiğin, güven duyabildiğin kapılar vardır. Her kapının ardında başka hikâyeler vardır.

Apartmanlar, kolektif yaşama dair ilk tecrübelerimizi kazandığımız yer olmasının yanı sıra aileyle ilişkili hatıraların da saklı tutulduğu yerdir. Yaşadığımız apartmanlar henüz kentsel dönüşüme uğramadıysa hatırlamamız için anıları taze tutan birer zaman kapsülleridir. Yönetmen Paolo Sorrentino, son filmi The Hand of God’ın çekim mekânlarında gezerek hem filme hem kendi gençliğine hem de Napoli’ye dair açıklamalarda bulunduğu The Hand of God: Sorrentino’nun Gözünden adlı kısa filmde ana karakterin yaşadığı apartmanın aslında doğumundan 37 yaşına kadar yaşadığı kendi apartmanı olduğunu söyler ve uzun zamandır uğramadığı bu apartmana geri döndüğünde hissettiklerini şöyle ifade eder: “Burasının bende uyandırdığı hisleri tarif etmek hiç kolay değil. Bu hisleri dile getirmek zor… Döndükten birkaç dakika sonra sanki hiç gitmemiş gibi hissettim. İstisnasız her şeyi hatırlıyorum.” 

Neden bu kadar apartmandan bahsettiğime gelirsek; her oyunu izleyiciyi yakalamayı başaran, sıradan bir hikâyeyi can alıcı bir noktadan ele alan ve ağzı muazzam laf yapan karakterlerin yaratıcısı Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun bu sezonun yıldız oyunlarından biri hâline gelen, yazdığı ve yönettiği Istırap Korosu bizi unutamayacağımız bir apartman hikâyesine davet ediyor. Oyunda seyirciyi “bam bam” çıkıp indirdiği katlarda 14 farklı “apartman sakini”yle tanıştırıyor. Bu karakterlere de yetenekli oyuncular Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu hayat veriyor. Bakmayın iki kişilik oyun olduğuna sahne öyle kalabalık ki bu kadar insan nereye sığacak şimdi dedirtiyor. Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu yan yana duran iki kutuyu üzerinden kalkmadan çok katlı bir apartmana dönüştürürken, coşkun akan bir hikâye anlatısıyla, müthiş performanslarla bir yandan iki kişilik bir yandan da iki ayrı tek kişilik oyun sunuyorlar. Anlatı içinde, hikâyeler arasında perspektif çiziliyor adeta. Karakterden karaktere geçiliyor. Bir koro var, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor ama bu kaosun da kendine has bir ritmi var. Bu yüzden baş ağrıtmıyor, söylenenler anlaşılıyor, hiçbir detay kaçmıyor. Güçlü metin ve güçlü performanslar öne çıkarken oyunda sade çalışılmış sahne tasarımı içine yerleşen oyuncular bedeninin akışkanlığını, sesin etkisini ve ışığın imkânlarını kullanarak izleyiciyi süreç boyunca pür dikkat konumda tutulabiliyor.

Bodrum kattan çatı katına her daire güncel meselelerden en az birine temas eden yurdum insanının hikâyesini ele veriyor. Aşk acısı da var geçim sıkıntısı da, eşler arası sıkıntı da var kayıplara özlem de, geçmiş de var bugün de belki gelecek de, hafıza kaybı da var hafıza tazeleme de, yaşlısı da var genci de, evlisi de var bekarı da, köpeği de var çocuğu da… Mahmutyazıcıoğlu, İstanbul’un orta gelirlilerinin ikamet ettiği bu apartman aracılığıyla küçük bir Türkiye modeli çıkartırken, bir yandan da hikâyelerin anlatılan ve anlatılmayan yüzlerini gösteriyor. Metin coşkun akışına denk duygu akışıyla da birbiri içine geçen duygu durumlarına maruz bırakıyor. Metnin ve performansın gücü seyirciye tesir ediyor hatta onu sarıyor, zihnen oyundan kopmasına müsaade etmiyor.

Murat Mahmutyazıcıoğlu, titizlikle kaleme aldığı 14 karakterin hem bireysel hem kolektif hikâyeleriyle bir kez daha gözlem ve tahlil yeteneğini, bunu metne dökmedeki başarısını ortaya koyuyor. Hangi rolde karşılaşsam hayranlıkla izlediğim Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu yine hem sezonun hem tüm zamanların unutulmayacak oyunculuklarına imza atıyor. BAMİstanbul’un İKSV Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü desteğiyle üretilen, prömiyerini 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapan ve sezonu henüz yarılamamışken bile seyirciden tam not almayı başaran oyunu Istırap Korosu’nun ıstırabına ortak olun. Oyun; 25 Ocak ve 10 Şubat akşamları Alan Kadıköy’de, 3 Şubat’ta Zorlu PSM’de, 19 ve 28 Şubat’ta Kadıköy Boa Sahne’de, 23 Şubat’ta DasDas’ta, 25 Şubat akşamı ise Sahne Pulchérie’de izleyiciyle buluşacak.

Buraya da bir dikkat: Yine bir Murat Mahmutyazıcıoğlu harikası olan Kader Can sahneye veda ediyor. Deniz Karaoğlu’nun hayat verdiği Kader Can’ın “kılçıksız” hikâyesini son kez izlemek isteyenler için son iki gösterimden biri 27 Ocak’ta Kadıköy Boa Sahne’de, diğeri ise 26 Şubat’ta Sahne Pulchérie’de olacak. 

Varyantlar olabildiğince ıska geçsin, aman “covirgin” (bugüne kadar koronavirüse yakalanmayanlara deniyor) unvanınıza zeval gelmesin biz yine sahnelerde buluşalım, iyi seyirler...

Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV