Dünyanın bir yerinde…

28 Ekim 2021 - 15:28

[email protected]

Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle, yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyle her birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretmeye devam ettik, ettiler, biz bu zor geçen yılı farklı üretimlerdeki yansımalarda okuyoruz bugün ve okuyacağız gelecekte. Pandemi ile geçen sürede, tüm kısıtlamalara rağmen, umutsuzluğu bir kenara bırakıp üretmeye devam etme fikri üzerine çalışan iki farklı Fransız yapımdan bahsetmek istiyorum öncelikle. İlki geçtiğimiz günlerde sona eren Filmekimi’nde gösterimi yapılan, korona günlerinde tiyatro sanatına dair çekilmiş, bugünleri her zaman hatırlatacak nitelikteki “Guermantes”. Yönetmen Christophe Honoré, izleyiciyi 2020 yazına, Paris’e La Comédie-Française’nin koronavirüs salgını yüzünden iptal edilen, Proust'un “Kayıp Zamanın İzinde”sinin üçüncü kitabı “Guermantes Tarafı”nın sahne uyarlaması için yapılan provalarına götürüyor. Burada mesele tamamen “oynamak ya da oynamamak”. “Hayat bir şekilde -pandemiye rağmen- devam ederken, gösterimi belirsizlikler yüzünden iptal edilen bir oyunun provaları neden iptal edilsin ki?” fikriyle başlanılan provalar inisiyatif alınarak devam ettiriliyor. Pandemi devam ederken hem tiyatro tutkusunun peşinden gidip hem de Proust’a saygı duruşunda bulunan “Guermantes”, birlikte olmanın, birlikte bir iş ortaya koymanın özlediğimiz o hazzını anımsatıyor. Bunu yaparken de birlikte olmanın bizi öldürebileceği endişesi, temasın ölümcül bir durum teşkil ettiği pandemi ile geçen günlerimizi hatırlatıp, unutmayacağımız bu günleri komediyle besleyerek, gözlerimizin şenlik ettiği Paris görüntüleri eşliğinde bir filmle tarihe bırakıyor.

 ***

Korona günlerinin kaydını tutan bir diğer bahsedeceğim Fransız yapım ise sahne sanatlarından. Şu sıralar şehrin farklı noktalarında ve çevrim içi olarak yerli ve yabancı pek çok yapımı tiyatroseverlerle buluşturan 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programında yer alan, güncel işler arasında önemli bir yere sahip olan “Paris Operası’ndan: Bugün Yaratmak”. Koronavirüsün ciddi anlamda sekteye uğrattığı sahne sanatlarında bugünün yansımalarını geleceğe de taşıyacak dans alanında önemli bir iş. Paris Opera ve Balesi’nin dans direktörü Aurélie Dupont, bu umutsuz günlerde bir çağrıda bulunuyor: “Bugün bu koşullarda, küresel salgının yeniden şekillendirdiği ve kısıtladığı dans alanında yaratma fikri sizin için ne ifade ediyor?”. Bu çağrıya dört koreograf, Sidi Larbi Cherkaoui, Damien Jalet, Tess Voelker ve Mehdi Kerkouche; Opera Garnier’nin farklı mekânlarında, Paris Operası’nın “Baş Dansçıları” ve Corps de Ballet’sinin dansçılarıyla yanıt veriyorlar. Ortaya dört ayrı şahane performans çıkıyor. Sanatın küresel salgından aldığı her türlü yaraya rağmen nasıl hâlâ hayata tutulabileceğine güçlü bir yanıt bana kalırsa. Çağın ruhunu bu denli özümseyip zengin bir üretime dönüştüren, dört farklı koreografiden oluşan “Paris Operası’ndan: Bugün Yaratmak”ı çevrim içi olarak 20 Kasım’a kadar festivalin çevrim içi gösterimlerinde izleyebilirsiniz.

 ***

Geçen sürede ağır darbeler alan “bizim kültür sanat dünyamız”da da her şeye/herkese rağmen çok özel işler ortaya çıkıyor. Özellikle ekim ayında yeni oyunlar birbiri ardına prömiyer yaptı, geçirdiğimiz zor zamanın ardından bunları söyleyebiliyor olmak oldukça kıymetli. 23 Ekim’de Kadıköy Boa Sahne’de prömiyer yapan, Germinal Tiyatro’nun sahneye koyduğu Duncan Macmillan’ın yazdığı, Deniz Ekinci’nin çevirdiği ve yönettiği, Evrim Doğan’ın oynadığı “Bir Istakozu Öldürmenin En İnsancıl Yolu” konuşulmayı hak ediyor. “İnsancıl” olanın ne kadar vahşi bir şey olabileceğini düşündüren bu oyun, geçmiş ve bugün arasında gidip gelen bir kadının yüzleşmesine ortak ediyor izleyiciyi. Mesela bir ıstakozu yemek için öldürmenin en insancıl yolunun, onu kaynar suya atıp haşlayarak pişirmeden önce bilincini yitirsin diye dondurucuda bekletmek gibi. Peki ya çözülen buz ve geri gelen bilinç? Oyunda Evrim Doğan’ın hayat verdiği Loretta’nın da donmuş hafızasındaki çözülmelerden sızanlar bir monolog hâlinde yayılıyor atmosfere. 45 yaşına gelmiş, ergen bir kız çocuğu annesi olan Loretta duyduğu kaçırılma ve cinayet haberiyle bir uyanma yaşıyor, 14 yaşına dönerek aslında hayatını ciddi bir şekilde etkileyen ilk cinsel deneyimiyle hesaplaşıyor. 14 yaşında evlerine sıkça gelip giden bir aile dostlarının 22 yaşındaki oğlu ile yaşadığı, kimseye anlatmadığı, belki anlatsa hiçbir şeyin şimdiki gibi olmayacağı, ona o zaman için gayet normal gelen o deneyimden bahsediyor. O anlara eşlik eden “Stand by Me” şarkısı bile artık kulağına aynı gelmiyor bu uyanmadan sonra. Farkına vardığı anda dahi bu olayın bir cinsel istismar olup, olmadığına karar veremiyor. Çünkü “sonuçta bir olayın önemli olup olmaması seni nasıl etkilemiş olduğuyla alakalıdır, hayatını nasıl etkilemiş olduğuyla”. Anlatıyor Loretta, durdurak bilmeden anlatıyor. Şu anki hâlinin gözü önünde 14 yaşına dönüyor, adlandırmadığı ve anlamlandıramadığı, ona bugüne kadar normal gelen bu olayla ilgili bir yüzleşme yaşıyor. Loretta’nın belki de farkına varmaktan çekindiği ve bastırdığı tüm korkular bu yüzleşmeyle ortaya çıkıyor.

“Bir Istakozu Öldürmenin En İnsancıl Yolu”, gerçek ve gerçekçi bir metinle izleyicinin de bilincini uyandırıyor. Loretta anlattıkça ve sordukça “Dünyanın herhangi bir yerinde kaybolan çocukların, kadınların başına neler geliyor?, Bunu yapanları tanıyor muyuz?, Bizim başımıza gelen ama sessiz kaldığımız ya da farkına varmadığımız bir olay daha sonra başka benzer olaylara da sebep oldu mu?, Rıza kavramı hangi yaşta, ne ifade ediyor?” vb. yüzlerce soru dolanıyor kafamızın içinde. Büyürken başımıza gelenleri “çocuk” aklımızla anlamlandıramıyor, yaşadığımız “felaket”in bize ve başkalarına nasıl etkileri olacağını fark edemiyoruz çoğu zaman. Ailelerimiz bizi korumak için korkmayı öğretiyor. Korku çoğu zaman suskunluğu getiriyor. Tanımadıklarımızdan şeker almamayı, onlarla bir yere gitmemeyi, arabalarına binmemeyi vs. öğreniyoruz ama ya tanıdıklarımızdan, güvendiklerimizden, onların “iyi niyet”inden nasıl korunacağımızı biliyor muyuz? “İyi niyetin” sebep olduğu psikolojik ve fiziksel şiddetin açtığı yaraları, susturduğu bedenleri tanıyoruz, tanışıyoruz. “Bir Istakozu Öldürmenin En İnsancıl Yolu”, cinsel taciz, tecavüz, istismar ve cinayetlere dair kaleme alınmış, güçlü psikolojik ögelerle tamamlanmış önemli bir metin. Evrim Doğan ise ağırlığı altında ezen bu metni güçlü bir şekilde sunmayı başarıyor. Sade bir dekor içinde, tek eşlikçisi ışıklar olan tek kişilik performansıyla hafızada yer ediniyor. Oyunu, 9 Kasım’da Kadıköy Boa Sahne’de izleyebilirsiniz. 

Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV