“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

09 Eylül 2020 - 20:02

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda da belli başlı çekinilecek yanları vardı ama bu kadar sorgulanacak bir hâl alacağı aklınıza gelir miydi? Kalabalıklar içinde rahatça dolaşmayı, kalabalığın bir parçası olmayı yeniden düşünebilecek miyiz peki?

Tiyatroları düşünün, doğası bir arada olmayı gerektirir. Koca bir sezonu kapıları kapalı geçiren tiyatro salonları, yeni sezon için de belirsizliğini koruyan durumla baş başalar. Salgının mevcut etkileri altında, kapalı ortam tedirginliği hâlâ sürerken, hava durumları el verdiğince devam edecek açık hava sahneler hem bazı tiyatro ekiplerine destek oluyor hem de tiyatroseverlerin özlemini bir nebze olsun gideriyor. Tabii nereye kadar böyle devam edebilir ki? Gündemlerimizin anlık değiştiği yeni zaman düzeninde geleceğe dair bir tahmin artık çok zor. Açık hava sahneleri bir arada olma özgürlüğümüzün zapt edildiği şu zamanlara iyi geldi ama. Altı ay sonra kabuğumdan biraz uzaklaşmayı göze alarak Kadıköy Belediyesi Sanat Parkta Sosyal & Mesafeli Festival kapsamında sahnelenen Tiyatro BeReZe’nin Fil oyununu izleme fırsatı yakaladım. – belirtmeden geçmeyeyim tiyatroyu çok özlemişim-.  Tiyatro BeReZe ne sahnelese koşa koşa izlemeye gidilir. Onlarla ilk tanışmam Macbeth / İki Kişilik Kâbus oyunlarıyla olmuştu. Bilirsiniz bir sezonda en az iki ekip, belki daha fazlası, Macbeth oynar. Ama bu Macbeth bildiğimiz gibi değildi, gerçek anlamda deli işi bir uyarlamaydı. Elif Temuçin ve Erkan Uyanıksoy sahnede o kadar uyumlu ve ne yaptığını bilen oyuncular ki onları izlemek iyi geliyor.

Tiyatro BeReZe'nin Danimarkalı tiyatro ekibi Teatergruppen Batida ile sahneye koyduğu Søren Ovesen'in yazıp yönettiği Fil yine bende aynı hayranlığı uyandıran işlerden biri oldu. Aslında oyunun prömiyeri 2013’te Kopenhag’ta yapıldı. Ne eksiği ne fazlası olan, tam tadında, zaman zaman hatırlamak isteyeceğim oyunlar arasına girdi. Bir öykü okursunuz kısacıktır, yalındır ama sizi yakalamayı başarır hatta sayfalarca yazılsa o etkiyi vermeyeceğini bilirsiniz, işte Fil de tam öyle bir hikâye sunuyor. “Bayanlar ve Baylar! Bu, kendisini 'Dünyanın En Büyük Sihirbazı' olarak adlandıran bir adamın çok, çok, çok, çok ama çok acıklı hikâyesidir. Kendisine dair çok, çok, ama çok büyük hayalleri olan bu adam, bir gün gerçek 'büyüklük' hakkında aslında hiçbir şey bilmediğini fark edecek...” bu anons bize hikâyenin tam kalbini veriyor. Anonsu seslendiren, kibirden kalbi kararmış, kendini “bir şey” zanneden Büyük Sihirbaz’ın ona olmaması kadar çok aşık olan yardımcısı Dalia tarafından yapılır. Bu aşk karşılıksız, hatta hakarete uğrayan saf bir aşktır. Bir yandan da yan yatmış, vidası tutmayan “Büyük Sihirbaz” tabelasını süper güçle düzeltme kudretine de sahiptir bu aşk. Kendini olduğundan fazlası sanan, küçücük bir şapkadan tavşanı çıkartmayı bile denemeden fil çıkartmaya çalışan -sefil- Büyük Sihirbaz bu aşkı kırıp dökmekten, yok saymaktan hiç geri durmaz. Kadın da tüm bunlara rağmen hayatını ona adamaktan, tek hayranı olmaktan, Büyük Sihirbaz için kendinden bile vazgeçmekten geri durmaz. Ancak asıl mesele büyüklüğün ne olduğu meselesidir. Sevginin büyüklüğünün karşısında her şeyin ne kadar küçük olduğudur. Dalia, yok sayılan çabasıyla ve mütevazı duruşuyla hem Büyük Sihirbaz’a hem de seyirciye kimin büyük olduğunu gösterir. Oyunun sonunda şapkadan çıktığını görmediğinizi sandığınız o büyük filin ise gelip göğsünüze oturması muhtemel. Oyunu var eden her öge hikâyeyi besliyor, absürt anlarla dolup taşması, nesnelerin bile bir rolünün olması, yalın olduğu kadar zengin bir anlatıya sahip olması oyunu başka bir noktaya taşıyor. Fil, Elif Temuçin ve Erkan Uyanıksoy’un şahane uyumu, seyirciyle olan kesilmeyen iletişimleri, ufak ufak tüm salonu kendilerine çeken enerjileriyle unutulmaz performanslarından birini izleme imkânı veriyor.

Yeni Sezondan Haberler

Yeni sezon geldi çattı! Biz bugünleri ajandalarımızı açmış hangi oyunu hangi güne alsak diye planlar yapacakken, tiyatro sahnelerinin, ekiplerinin yeni oyunlarının tanıtımlarıyla heyecanlanacakken maalesef kaçırıyoruz. Yine de var haberler:

*Moda Sahnesi, yeni sezonda çekinmeden merakımızı uyandıran yeni oyununu duyurdu. Onur Ünsal’ın tek kişilik performansla karşımıza çıkacağı Edouard Louis’nin kaleme aldığı Babamı Kim Öldürdü? yeni sezonun ilk müjdelerinden oldu. Oyun, 17 -27 Eylül tarihleri arasında farklı tarihlerde Moda Sahnesi’nde oynanacak.

*Kadıköy Emek Tiyatrosu da “İkinci Hayat” projesini duyurdu. Seyirciler bahçe ve terasa kurulacak düzenle proje kapsamında çok yetenekli ellerden çıkan üç kısa oyun izleyecek: “Ağustos, 1998”, “İsmet Emmi'nin Baldırları”, “Herkes Kocama Benziyor”. Seyircisini bekleyen temsiller 17 Eylül’de başlıyor 29 Ekim’e kadar farklı günlerde gerçekleşecek.

*Açık hava gösterimleri de hâlâ devam ediyorken birkaç öneri:

-Kadıköy Belediyesi Sanat Parkta Sosyal & Mesafeli Festival’de

21 Eylül akşamı Kadıköy Boa Sahne’nin oyunu Turşu’yu, 22 Eylül akşamı Semaver Kumpanya’nın Cardenio oyununu ve 24 Eylül akşamı Seyyar Sahne’nin uzunca bir süredir sahnelediği Bir Meşrutiyet Faciası Yahut Gündüzlerimiz oyununu izleyebilirsiniz.

-Kadıköy’den çıkıp karşı yakaya geçerseniz de Büyükyalı Fişekhane’de 18 Eylül akşam Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit’i ve 25 Eylül akşamı B Planı’n İstila oyununu izleyebilirsiniz. Bunun dışında Uniq İstanbul’un “Sahnede Yeniden Buluşuyoruz” başlığıyla duyurduğu ve 19 Eylül’e kadar devam edecek programına da göz atmanızı tavsiye ederim. Ekim ayında ise Zorlu PSM, mesafeli ama birlikte diyerek pek çok oyunu sahnesinde ağırlayacak.

İyimser bir dilekle, coşkusunu doya doya yaşayacağımız, bir arada olmaktan keyif alacağımız bir sezon olsun!

Not: Birbirimize maske ve kolonya ikram etmekten çekinmeyelim!

Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV