Bir an sonsuza kadar sürer mi?

18 Mart 2022 - 08:41

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız çocuğu olarak duygularını saf, içten ve tüm gerçekliğiyle paylaşıyor. Hayatta herkesten çok sevdiği, çok güldüğü ve kahramanı babasının beklenmeyen vefatıyla baş etmek için hafızasındakileri kurcalıyor, “keşke”lerini, “iyi ki”lerini paylaşıyor, cenaze sahibi olmayı kabullenmeye çalışıyor, kaybetmekten en korktuğuyla vedalaşıyor. Bir yasla nasıl baş edilebileceğini en zor şekilde öğrenmeye çalışıyor. Hepimize ölümün bir adım ötede olduğunu hatırlatan, hayatımıza tam iki sene önce bugünlerde giren koronavirüs sebebiyle tüm dünyanın kapandığı, babasının yanına gidemediği o günlerde yaşanıyor bu kayıp. Veda edemediği babasıyla yarım kalanları ve artık tamamlayamayacağı sayfaları açıyor bu kitapla bize. Sonlanmıyor elbette acısı ama paylaşıyor. Paylaşmak belki bir parça kabullenmesinde yardımcı oluyor. Bir insanın kaybı üzerine çoğu zaman doğru sözler söylenemez zaten söylenen sözler de kaybın acısını hafifletemez. Haberini aldığın veya şahitlik ettiğin o an sonsuza kadar sürer. Geride kalanlar, şarkılar, kitaplar, fotoğraflar, anılar, hatıralar, dünya dönmeye devam ettikçe içimizi didik didik eden kaybın acısını artık bir parçamız hâline getirir, onunla yaşamayı öğreniriz. “Bir şekilde” devam ettiğine inandığımız hayat yolculuğumuzda pek az şey, sevdiklerimiz hakkında geçmiş zaman kipinde konuşmak kadar acı verir.

Şehirden kaçmak istediğimde olmak istediğim yer, önümde masmavi bir denizin açıldığı o yerdir. Denizin uçsuz bucaksızlığı, berraklığı, derinliği, kapsayıcılığı, hem yüzeyde tutma hem dibe çekme tezatlığı, verdiği özgürlük hissi hem de her an işlerin ters gidebileceği tedirginliği… Craft’ın geçtiğimiz haftalarda Yapı Kredi bomontiada Sahne’de izleyiciyle buluşturduğu, İngiliz oyun yazarı Simon Stephens’ın kaleme aldığı, Çağ Çalışkur’un rejisiyle Serkan Altunorak tarafından sahnelenen oyunu Dalgakıran, hikâyesiyle izleyiciyi karanlık derin sulara çekiyor. Kendinizi akıntıya bıraktığınızda sizi ne zaman alabora edeceğini bilemeyeceğiniz dev dalgalara yol açan dip dalgalar anlatım boyunca hikâyedeki yerini yavaş yavaş alıyor. Serkan Altunorak, izleyicinin göz hizasından yukarıda, bir küp üzerindeki sandalyeden bir an olsun kalkmadan Alex karakterinin monoloğuna hayat veriyor. Oturduğu bu yerde Alex’in hikâyesine şekil veren üç karakter daha var: Karısı Helen, karısının babası Arthur ve kızı Lucy. Değişen şehirlerden, mevsimlerden, yıllardan, Tanrı’dan, inanmak ve inanmamaktan, her şeyin yolunda gittiği hayatından, güneşli yaz günlerinden, aşktan, yolculuklardan, Arthur’un askerlik anılarından bahsediyor. Fotoğraflar var salonun dört bir yanında, hikâye geziniyor dört duvar arasında, başa sarıp sarıp dinlediği şarkı yer ediyor kulaklarımızda. Parlak bir gökyüzü ve engin bir denizin oluşturduğu o muazzam manzaranın, yeryüzünü alt üst eden bir ana fon olabileceğini, yaşamın aslında ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan bir hikâye bırakıyor bizimle. Serkan Altunorak bu monologla, Alex’in baş edemediği anıları, değiştirmeye gücü yetmediği “o an”ı, hayata inanma çabasını, içindeki sonsuz ve karanlık uçuruma savruluşunu anlatırken herkesin gözünü diktiği, savunmasız kaldığı o yüksek yerden çözülerek salona yayılıyor. Dalgakıran, katman katman kendini açan, oyun süresince tahminleriniz arasına giren tüm son senaryolarını bir bir yıkan, ortalama bir saat içerisinde kapılacağınız yoğun duygu akışının içinde çevirip sonunda kıyıya fırlatan, afallatan bir oyun. Dalgakıran’ı mart ve nisan ayları boyunca Craft Yapı Kredi bomontiada Sahne’de izleyebilirsiniz.


 

Sahnenin yenilerinde bu ay ajandalarımıza eklenecekler:

Tiyatro iN, Floran Zeller’ın bir üçleme olarak yazdığı Baba, Oğul ve Anne oyunlarının arasından, modern eril aile yapılanması içinde kaybolan annenin gerçekliğinin yarattığı psikolojik gerilimi çarpıcı bir şekilde aktaran Anne’sini izleyici ile buluşturuyor. Yönetmenliğini Onur Ünsal’ın üstlendiği oyuna Defne Kayalar, Engin Hepileri, Doğa Halis ve Sevda Erginci hayat veriyor. Anne’yi 18, 19, 20 Mart tarihlerinde Moda Sahnesi’nde izleyebilirsiniz.

Tiyatro Hemhâl’in yeni oyunu Alis Çalışkan ve Hakan Emre Ünal’ın yazdığı, Ayşe Draz ve Nezaket Erden’in yönettiği N’Olacak bu Yusuf Umut’un Hali?. Hakan Emre Ünal’ın tek kişilik performansıyla izleyiciyle buluşan oyunda Yusuf Umut, ne olduğunu tanımlayamadığı ama peşinden gitmekten de vazgeçmediği özgürlük yolculuğunu anlatıyor. Yusuf Umut’un hikâyesini 21 Mart’ta Moda Sahnesi’nde, 26 Mart’ta Kumbaracı50’de, 21 Nisan’da BAU Pera Sahne’de, 28 Nisan’da Kadıköy Boa Sahne’de izleyebilirsiniz.

Hatırlarsanız Mahremiyet Demiştik, bir kadının karşılaştığı bir eşya ile kendisini yeniden keşfetme hikâyesini anlatan Yaşam Özlem Gülseven’in yazdığı, Ozan Ömer Akgül’ün yönettiği oyuna Tuğba Sorgun hayat veriyor. Anılar, travmalar ve onların kendilerini hayatta tuttuğu eşyalar, bu oyunu 23 Mart’ta Kadıköy Emek Tiyatro’sunda izleyebilirsiniz.

Son olarak yönümüzü Avrupa Yakası’na Kültüral Performing Arts’a çevirelim. Yeni Metin Festivali’nden sahneye taşınan Gizem Kurtulmuş’un yazdığı, Yağmur Yağmur’un yönettiği Düşenler, tufanda yalnız bırakılan bir yaratık, hafızası gidip gelen bir balık ve insan gibi yaşayabileceği bir yere gitmek isteyen cansız bir mankeni dipte buluşturuyor. Ayşe Lebriz Berkem, Ahmet İlker Ergin, Şakir Güler ve Eren Çiğdem’in aynı sahneyi paylaştığı oyunu 22 Mart akşamı Kültüral Performing Arts’ta izleyebilirsiniz.

Chimamanda Ngozi Adichie’nin kederinin dışavurumuyla bitirelim: “Nasıl oluyor da benim ruhum parçalanırken dünya dönmeye, hiç değişmeden böyle nefes alıp vermeye devam edebiliyor?”

 

* Chimamanda Ngozi Adichie, Keder Üzerine, Çev.: Solina Silahlı, Doğan Kitap, İstanbul, Şubat 2022

 
Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV