Dramadan geriye kalanlar

20 Mayıs 2022 - 09:00

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayla sahnelenen, ülkemize de 25. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, Hollanda Seçkisi bölümünde gelen Medea’dan bahsederek başlayalım. Stone, kadim kökenlerinin üzerinde yükselen çağdaş bir uyarlamayla Medea’nın bugün hâlâ içimizde dolandığını hatırlatmıştı bu oyunla bize. Medea’nın hikâyesini bembeyaz bir perde önünde ve beyaz ışıklarla parlatılmış bir sahnede, oyun içinde kamerayı etkin bir araç olarak kullanarak, kör nokta bırakmadan tüm gerçekliğiyle gözler önüne sererek sunmuştu. 

Bugünlerde Medea yeniden aramızda geziniyor. Geçtiğimiz yılın kasım ayında gerçekleşen Yeni Metin Festivali 10 kapsamındaki okuma tiyatrosuyla izleyicinin tanıştığı, oyun yazarı, şair ve edebiyat eleştirmeni Athena Farrokhzad’ın Medea’ya Göre Ahlak oyunu tiyatro sahnesinin heyecan veren oyunlarından biri olarak sezonu, sonuna yaklaşırken yakaladı. Prömiyeri -birkaç kez koronavirüse yenik düşse de- nisan ayının sonunda gerçekleşen oyun, bugünlerde izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Euripides’in yazdığı ve yüzyıllardır farklı şekillerde yorumlanan antik Yunan tragedyası Medea, Athena Farrokhzad’ın kaleminde farklı bir bakış açısıyla yeniden hayat buluyor. Yazarların isminin önüne milliyetinin veya cinsiyetinin ne olduğu gibi kimlikler eklemenin anlamsal bir karşılığı yoksa gereksiz olduğunu düşünüyorum. Athena Farrokhzad için durum farklı çünkü o, Tahran’da dünyaya gelen, Göteborg’da büyüyen ve şu an İsveç’in Stockholm şehrinde yaşayan "Bir kadın, bir anne ve bir mülteci”. Hikâyesini yeniden yazdığı Medea da aynı kendisi gibi "Bir kadın, bir anne ve bir mülteci” ancak Medea bu kez “Kadın, mülteci, anne ve çocuk katili.” 

Medea’ya Göre Ahlak klasik bir Medea anlatısının ötesinde sorularla, sorgulamalarla örülü ikili bir diyaloğa davet ediyor izleyiciyi ve kocasından intikam almak için çocuklarını öldüren Medea’nın Ahlak ile yüzleşmesine tanıklık ettiriyor. Athena Farrokhzad’ın kaleme aldığı metin, Ali Arda’nın Türkçeleştirmesiyle Yeşim Özsoy’un rejisiyle Şenay Gürler ve Özgün Çoban’ın performanslarıyla sahneye taşınıyor. Oyunda Şenay Gürler’in hayat verdiği Medea –hem görünüşü hem de hikâyesiyle- köklerini antik Yunandan alarak, bu köklere bağlı kalıyor. Özgün Çoban’ın kızıl saçlı -bu tercihin kızılın kötücül anlamından geldiğini düşünüyorum- Ahlak’ı ise hem Medea’nın arkasına sığındığı dramı gerçekçi bir zemine çekerek “ahlaki açıdan” doğru/yanlış sorgulamasına davet ediyor hem de bu trajedinin en sert köşelerini mizahla, kimi zaman kullandığı gündelik dille törpülüyor. Oyunun dekorunda yer alan ve performans boyunca Medea ve Ahlak’ın ellerinde farklı şekillerde anlam bulan taşlar da önemli rol üstleniyor. Her ne kadar ilk başta “Bırakın çocuklarını kaybeden atsın ilk taşı” sözü ile İncil’e atıfta bulunsa da -“İlk taşı en günahsız olanınız atsın”- bunu karşımızda büyük bir hesaplaşmaya girişen Medea ve Ahlak’ın eteğinden, yüreğinden, dilinden dökülen taşlar olarak da okumayı uygun buluyorum. Medea, onu aldatan kocasından intikam almak için çocuklarını öldürmesi üzerine içinde bulunduğu durumu savunurken, yaptığına karşılık Ahlak tarafından “ahlakçı” bir şekilde yargılanıyor. Bu tartışma seyirciyi aktif hâle getirerek sert hamleler yapan iki karakterden birinin tarafında olmaya sevk ediyor.

Medea’yı en bilinen hâliyle kıskançlık uğruna çocuklarını öldüren kompleksli bir kadın olmaktan kurtarıyor Athena Farrokhzad. Uğruna feda ettiklerine karşılık ihanete yanıt veriyor, patriyarkaya boyun eğmeyerek çağlar boyu gücünü kaybetmeden yaşıyor Medea. Bize öğretilen ahlak kurallarının kadını zapturapt altına alışına karşı oynaması gereken rolü oynuyor Medea. Yazar, Medea’ya bir kurtarıcı, tüm günahları üstlenen bir rol biçerek adeta ondan bir mesih yaratıyor. “İnsan soyunun bazı soruları vardı, şimdi cevaplandı.” “İnsan soyunun bazı endişeleri vardı, hepsi karşılığını buldu.”gibi cümleleriyle Medea kendini feda edişini temellendiriyor. Medea, işlediği cinayetten sonra geriye kalanın ve ona suçunu hatırlatmak için karşısında dikilenin Ahlak olduğunu söylüyor. Ahlak; Medea’nın kendine yarattığı dramanın arkasından çıkarak katil olduğunu, çocuklarının yaşam hakkını elinden aldığını, kıskançlık yüzünden tüm bunları yaptığını yüzüne en genel yargılarla vurarak, kabul etmesini istiyor. Ona göre “Medea, bir suçlu, tehlikeli bir radikal.”

Bir “kadın”, bir “öteki”, bir “katil” olarak Medea, tüm cinayetleri ellerinden kayıp gidenler yüzünden, sahip olduğu bu kimliklerden kurtulmak için, istenmeyenin intikamıyla işlediğini söylerken, bu dramayı sonlandırmanın ahlaktan kurtularak mümkün olacağına karar veriyor. Kaderinin hakimiyetini hâlâ ellerinde tutuyor Medea. Her şeyin bitişiyle yeniden başlayacak dünyada Medea yalnızca taşlarla birlikte olacağını söylüyor. Yeni dünyada var olmayacakları anlatırken de aslında Ahlak’a sırtını dönüyor: “Taşlar beni yargılamayacak. Taşlar beni gözetlemeyecek. Taşların soracak soruları olmayacak. Taşlar beni reddetmeyecek. Taşlar benden yana olacak.”

Metnin, antik köklerine bağlı kalarak yeni bir yerden klasör açması ve içeriden bir sorgulamaya girişmesinin en etkileyici yönü olduğunu düşünüyorum. Hareket alanı bir masa çevresinde çizilen Medea sıkıştığı o yerde bir yandan kurtarıcı bir yandan katil olarak kendini konumlandırır ve savunmasını yaparken Ahlak’ın kimi zaman seyirci arasında kimi zaman sahne üstünde serbest bir dolaşımda oluşu kadının varlığına karşı ahlakın ne kadar özgür ve hoyrat olduğunu işaret ediyor. Bir bedene bürünmüş gezinen ahlak, bizleri de yanına çekerken Medea’nın “Benim hayatımın söz konusu olduğu bir dramada, ne kadar da rahatsın. Yaptığım seçimler, çektiğim ıstıraplar hakkında bilgin ne kadar kıt.” sözleri hem Ahlak’a hem de bizim ahlaki bakış açımıza çarpıyor. 

Medea’ya Göre Ahlak, öne çıkan metni, oyuncuların performansları, dekor, ışık, müzik ve oyunu tamamlayan her ayrıntısıyla sahnenin dışına taşıyor. Ki seyircinin düşünme mesaisi ışıklar kapandığında yeni başlıyor: Medea’ya göre Ahlak mı, Ahlak’a göre Medea mı? İsveç İstanbul Başkonsolosluğu ve İsveç Sanat Konseyi desteğiyle sahnelenenMedea’ya Göre Ahlak, 4 Haziran Cumartesi 21.00’de DasDas Atölye’de ve 17 Haziran Cuma 20.30’da Baba Sahne’de seyirciyle buluşacak.

Ayrıca Athena Farrokhzad’ın Medea’ya Göre Ahlak metni Ali Arda’nın çevirisiyle Habitus Kitap’tan çıktı. İzledikten sonra metne doymak ya da doymuş olarak oyunu izlemek isterseniz aklınızda bulunsun. 

Yazarın Diğer Yazıları

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV