Hayatı savunma biçimleri

15 Nisan 2022 - 09:00

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize daha iyi geleceğini fark etmek zaman alır. Bu sadece bir iş yaparken, bir yere giderken gibi uğraşlarla ilgili değil; sosyal ve duygusal ilişkilerimizi de bildiğimiz güvenli yoldan kurarız. Güvenli alanımıza dahil edeceğimiz kişileri de benzer özelliklerden seçeriz ki aslında ilişkilerimizin iyi gidenler ile kötü gidenlerinin yolları da benzerdir. Güvenli alanlarımızı inşa ederken de referansımızı ilk ilişkilerimizi edindiğimiz, içine doğduğumuz ya da bir şekilde dahil olduğumuz ailelerimizdeki ilişki biçimlerinden alırız. Burada gördüğümüz ebeveynler ya da bu rolü üstlenen kişilerin davranış, inanç, yargı kalıplarını, yaşam pratiklerini özümser ve benimseriz. Bu noktada onların sorunlu ya da sorunsuz ilişkilerini kendi ilişki pratiklerimize dönüştürürüz. Psikolojik alt yapısını da işin içine katarsak onlarınkine benzer aileler kurmaya, onlara benzeyen eşler bulmaya çalışırız. 

Bu noktada mutlu ya da mutsuz ailelerin sürekliliğini, prömiyerini sezon ortasında yapan, Kadıköy Boa Sahne’nin yeni oyunu Mutlu Değilim ama Kahrımdan da Ölmüyorum ile konuşalım isterim. Pandemi günlerinde Boa Kısalar’da, kaleme aldığı kısa oyunu Yoğurt Çorbası ile öne çıkan Özge Korkmaz’ın yazdığı ve bu sefer oynadığı, Berfin Zenderlioğlu’nun yönettiği Mutlu Değilim ama Kahrımdan da Ölmüyorum’da izleyiciyi bir kadının kendi hayatını savunmasını öğrenmesinin zorlu sürecinden geçiriyor. Tanıştığımız kadının adı Hasret; bize bolca konuşarak anlattığı hikâyesinde bildiği yoldan çıkıp “kendi başına Hasret” olma çabasını, aile ilişkilerinden edindiği ayağına dolanan defolu pratiklerden kurtulma hikâyesini anlatıyor. Oyun, dekorun arkasında bir kıyafet deneme telaşı ile başlıyor, doğru kombini giydikten sonra sahnenin ön tarafına geliyor ve başlıyor oğluna verdiği uyku eğitimini anlatmaya. Bu an, günümüzden 90’ların sonuna, ilkokul yaşlarına götürüyor Hasret’i. 30-35 yıllık ömründe her bugününe hatırladığı bir dün buluyor. Ne anlatsa ayağına takılıyor çocukluk anıları. Hasret’in dün ile bağını koparması ise çocukluğundan gelen mutluluğu sandığı, ilk aşkı, kocası sayesinde oluyor. Kocası; başka bir kadın için giden babasını, annesinin odaya kapanıp saatlerce Bergen dinleyerek ağlamasını, o kapıda beklerken karnına giren ağrıları ve Bergen dinlemekten hiç hazzetmediğini hatırlatıyor Hasret’e. Anne ve anneanne etkisiyle büyüyen Hasret, anılar sarayında gezindikçe fark ediyor ki; etrafındaki kadınlar ve erkekler yüzünden kendi hikâyesini hiç yaşayamamış, onlar gibi olmamak için tutunduğu her şeyde onların aklına uydukça onlara dönüşmüş. Ama Hasret gidenin arkasından ne yapılmaması gerektiğini, annesinin gözyaşlarından öğrenen, bununla büyüyen, büyüdüğünde de annesine benzediğini fark ettiği anda kendi büyük devrimini gerçekleştiren bir “single mom”.

Mutlu Değilim ama Kahrımdan da Ölmüyorum; toplumun klasik orta sınıf, yarı muhafazakâr ailelerinin hikâyelerinden biri çevresinde başka başka hanelere davet ediyor. Hasret, oğlunu kendi yatağına gönderirken uyguladığı eğitimin başarısının haklı coşkusunu paylaşan bir anneyken bir bakıyoruz çocuk yaşta yuvasından olan ve başka evlerde hiç “evi gibi rahat” edemediği çocukluğuna dönüyor. Anneler hiç ağlamasın istiyor, doğumdan sonra Hasret nasıl değişmişse kocası da biraz değişsin istiyor, masada çocuk yemeğini yesin diye uğraşırken bir kere de çorbasının üstü soğuyup kabuk tutmasın istiyor, artık yanında biri olmadan da yatakta yatabilmek istiyor… Kimseyi yormasın diye herkesi memnun etmeye çalışan, sevgi diye sunulan manipülasyona maruz kalan, üstüne yüklenen kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rollerini dört dörtlük yerine getirmeye çalışırken kendi olmaktan vazgeçen kadınların sesi oluyor Hasret. 

Mutlu Değilim ama Kahrımdan da Ölmüyorum tek kişiyle on bir karakter arasında dolanan bir anlatı. Özge Korkmaz oyun boyunca hakimiyetini, coşkusunu ve eğlencesini elden bırakmıyor. Hasret’in bireysel defansını başarıya götüren ise hikâyesinden çok Özge Korkmaz’ın yüksek enerjisi ve metnini gereken performansla sunması. Sade ve farklı durumlara hizmet edebilen dekoru evire çevire farklı mekânlara dönüştürürken, kimin sırası geldiyse dönüştüğü o karaktere başarıyla hayat veriyor, duygular arası geçişlerse hiç sekmiyor. Mutlu Değilim ama Kahrımdan da Ölmüyorum; mutsuz ailelerin mutsuz çocuklarının, geleneksel kalıplara kıstırılmış ve kocasının gölgesinde kalmış kadınların tanıdık hikâyesi. Hasret bana aynı onun gibi köşeye kıstırılmış Suzy Storck’u hatırlattı. Suzy’nin yoğun trajik hikâyesine karşı Hasret kendi trajedisini trajikomik hâle getiriyor. Ailenin “ev hanımı” olmakla yükümlü tüm kadınlarının evrensel hikâyesini Bahariye Caddesi’nde Mutlu Değilim ama Kahrımdan da Ölmüyorum ile Kadıköy Boa Sahne’de ve Suzy Storck ile Moda Sahnesi’nde iki ayrı ülkeden ve iki ayrı yazarın kaleminden dinleyebilirsiniz.

Mutlu Değilim ama Kahrımdan da Ölmüyorum, 16 Nisan Cumartesi günü Kadıköy Boa Sahne’de, 30 Nisan ve 17 Mayıs’ta Hann Sahne’de izleyiciyle buluşacak.

Sezonun yenilerinde ise bu ay:

Tilkiler ve Kötü Kalpli İtler

Yan Etki’nin yeni oyunu, Özden Selim Karadana’nın yazdığı ve yönettiği, Algı Eke’nin tek kişilik performansıyla izleyici karşısına çıkacak Tilkiler ve Kötü Kalpli İtler, Nadia’nın Suriye’den Türkiye’ye, Halep'ten Aksaray'a, geçmişten yarına uzanan soluksuz hayat hikâyesini anlatacak. Prömiyerini 14 Nisan akşamı Kadıköy Boa Sahne’de yapacak Tilkiler ve Kötü Kalpli İtler daha sonra 24 Nisan ve 18 Mayıs’ta yine Kadıköy Boa Sahne’de oynayacak.

Medea'ya Göre Ahlak

Sezonun sonuna yaklaşırken güçlü bir metin ve ekiple izleyici karşısına çıkan Galata Perform’un yeni oyunu Medea'ya Göre Ahlak, Medea miti üzerinden kadın ve ahlak konularını tartışmaya açacak. Yeni Metin Festivali 10 kapsamında okuma tiyatrosu olarak sunulan metin İran asıllı yazar Athena Farrokhzad’ın kaleminden çıktı. Yeşim Özsoy’un yönettiği oyunda kadın ve ahlak karakterlerine Şenay Gürler ve Özgün Çoban hayat veriyor. İzleyenleri cevaplarla değil aksine sorularla gönderecek Medea'ya Göre Ahlak’ı 15 Nisan’da DasDas Sahne’de, 21 Nisan’da Oyun Atölyesi’nde, 19 Mayıs’ta Baba Sahne’de izleyebilirsiniz. 

No Name Queen

Mart ayında yaptıkları paylaşımlarla heyecanlı bir bekleyişe ortak eden, yeni tiyatro ekibi Dandun Tiyatro, ilk oyunu No Name Queen ile izleyiciyle buluşuyor. Bahar Seki’nin yazdığı ve oynadığı, Deniz Ekinci’nin yönettiği No Name Queen, Bahar’ın ışıklar altındaki hikâyesini anlatacak. Oyunun prömiyeri 18 Nisan akşamı Kültüral Performing Arts’ta gerçekleşecek. Ardından 22 Nisan’da Koma Sahnesi, 28 Nisan’da TiyatrOPS’ta, 6 Mayıs’ta Sahne Pulchérie’de ve 22 Mayıs’ta Bahçe Galata’da seyirci karşısına çıkacak.

Yazarın Diğer Yazıları

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV