O fotoğraflar nasıl çekildi?

10 Aralık 2015 - 14:15
Düşünün ki, “Keşke ben de orada olsam” dediğiniz türden bir davet var. Lakin şöyle bir sorun var; sizin oraya girmeniz çok zor... Bazı filmler işte böylesi bir görevi üstlenir adeta; sizi kapıdan kolayca geçirir ve böylesi bir davette topluluğun içine atar. Şu aralar vizyonda olan filmlerden ‘Life’, seyircisini 1955 yılına götürüyor ve biz sinemaseverleri, çok yakından tanıdığımız Nicolas Ray, Elia Kazan, Natalie Wood, Eartha Kidd, Lee Strasberg gibi simalarla buluşturuyor. Ama öykünün asıl ilgilendiği kişi sinema tarihinin en büyük ikonlarından James Dean…
‘Control’, ‘The American’, ‘A Most Wanted Man’ gibi filmleriyle tanıdığımız Hollanda kökenli Anton Corbijn’in imzasını taşıyan yapımda bu büyük efsanenin Life dergisi için çalışan fotoğrafçı Dennis Stock’la dostluğu üzerinden ortaya çıkan ve tarihe derin izler olarak kalan karelerin öyküsü anlatılıyor. Film, Los Angeles’ta daha yolun başında olan ama ‘Şöhret’ gibi bir sorumluluğu pek de üstlenmek istemeyen, başına buyruk, kendi kaderini tayin hakkının peşinde genç bir yıldız adayını bize bir fotoğrafçı eşliğinde tanıştırıyor. James ‘Jimmy’ Dean adlı bu gençteki ışıltıyı fark eden ve kadrajlarını süslemesi için ısrarlı bir takibe koyulan Stock çok zorlu ve meşakkatli bir sürecin sonunda istediklerini elde ediyor. Bu çaba, özellikle sonraki zamanlardan bakıldığında öylesine kıymetli ki, onun kadrajları sayesinde James Dean bir ikon olarak dünyanın popüler kültür hafızasındaki yerini hali hazırda koruyor.
‘Life’ bize Dean’in Times Square’de yağmurlu bir havada o kendine özgü paltosuyla ağzında sigara verdiği o meşhur pozun öyküsünü de, berberde çekilen fotoğrafların perde arkasını da, Indiana’da doğup büyüdüğü çiftlikteki karelerin de öyküsünü anlatıyor. Filmin zaman zaman ‘Cennet Yolu’ (‘East of Eden’) ve ‘Âsi Gençlik’ (‘Rebel Without a Cause’) gibi, Dean’in geride bıraktığı o çok az sayıdaki yapımlara uğraması da ayrı bir zevk, ayrı özel bir hatıra sanki…
Fotoğrafçı Dennis Stock’u genç kuşagın öne çıkan isimlerinden Robert Pattison’ın gayet iyi bir performansla canlandırdığı yapımda James Dean’e de Dane DeHaan hayat veriyor. Kimi kareler itibariyle Dean’den çok Brad Pitt’i andıran (ki Pitt ilk olarak parladığında, ona da ‘Yeni James Dean’ demişlerdi) DeHaan belki benzerlik anlamında ‘Birebir efekti’ yaratmıyor ama öyküye kendinizi kaptırdığınızda zaten bunu pek de dert edinmiyorsunuz. Hem gerçeği o kadar yakışıklıydı ki, bir benzeri bulmak çok zor olsa gerek! Büyük aktör Ben Kingsley de ‘Warner Biraderler’den Jack Warner’da kısa ama enfes bir kompozisyon ortaya koyuyor.
‘Life’ belki öncelik açısından ‘sinefil’lerin daha fazla seveceği ve öyküsünün kıvrımlarında daha rahat kaybolacağı bir yapım ama seyir zevki bakımından sundukları itibariyle herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim…
Yazarın Diğer Yazıları

Sanat sahadan geri çekilince!

Naçizane geçen ay bu sayfalarda yer alan “Tedavülden kalkmakta olan kimi ‘dinozor’lara ilişkin…” başlıklı yazımda bahsi olunan filmlerden ‘Dünyanın En Kötü İnsanı’nın (‘Verdens verste menneske’) ana karakterlerinden Aksel, şimdiki zamana ‘tutunamayanlar’dan biri olarak konuşurken “Benim büyüdüğüm dünya yok oldu gitti” diyordu. Aksel’in yok olan dün ...

Tedavülden kalkmakta olan kimi ‘dinozor’lara ilişkin…

Julie, geçmişte derin bir ilişki yaşadığı ve aralarında kuşak farkı bulunan çizgi romancı eski sevgilisi Aksel’in kanser olduğu öğrenmiştir. Kendisini tedavi olduğu hastanede ziyaret eder. İkili bahçeye çıkar ve bir masada sohbete dalar. Aksel kendinden, geçmişinden, ilgi alanlarından, şimdiki zamandan ve ‘geleceksizliğinden’ bahseder: “Ben hasta o ...

Sahayı boş verin, sizi salona alalım!

Asıl büyüme ve serpilme dönemini 20. yüzyılda yaşanan bir oyun… Kitleler çok seviyor ve büyük bir tutkuyla bağlanıyor. Bizdeki öyküsü ise 1900’lerin başında start alıyor. Beşiktaş 1903, Galatasaray 1905 ve Fenerbahçe 1907’deki kuruluş tarihleriyle İngilizlerin icadı olan futbolun ait olduğumuz coğrafyada tanınmasına, sevenlerinin çoğalmasına ön aya ...

‘Hoş geldiniz efendim, egonuzu nasıl alırdınız?’

Film yönetmeni kimdir, nasıl biridir? Tabii çok çok eski bir soru ve cevabı defalarca, farklı tarifler üzerinden de olsa verilmiştir… Aslında 1895’te yapılan ilk gösteride insanlar ‘Trenin Gara Girişi’ni seyrederken bile bu konuda fikir sahibiydiler. Lakin Lumiere Kardeşler’in sağladığı prestijli konum bir süre sonra yerini başka bir meslek erbabın ...

Oysa spor ayrıştırmaz, birleştirir…

    İnsanlığın evrimsel gelişiminde, doğaya, çevreye uyumunda etkin olan faaliyetler, hamleler, rutinler tarihsel süreç içinde adeta dönüşüm geçirdi ve modern zamanlara gelindiğinde form, amaç ve hedefleri farklı bir biçimde yine hayatın içinde kendisine yer buldu. Atalarımız ayağa kalkıp önce yürüdüler, sonra koştular, atladılar, zıpladılar, ...

‘Yabancı’ olduk şimdi…

Uygarlık tarihinin basamaklarına bırakılan derin izlerden biri de onunkisiydi. İlginçtir, doğup büyüdüğü Cezayir topraklarında top koştururken en büyük hayali başarılı bir futbolcu olmaktı lakin bu hedefini hastalığının ona çıkardığı engeller yüzünden gerçekleştiremedi. Yine de “Hayata ve ahlaka dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim” ifadesiyle, i ...

Etik meselelere devam…

İki ay önce bu sütunlarda, ‘Ahlaki bir mesele olarak futbol’ başlıklı yazımda ligimizdeki yaşanan bir pozisyondan çıkarak oyunun evrensel boyutunda benzer durumda yaşanan farklı örnekleri hatırlatmıştım. Bizdeki vaka şuydu; Beşiktaş-Giresunspor mücadelesinin son bölümünde 3-0 galip durumda olan konuk takımın atağında, ev sahibi ekibin kalesini koru ...

2021’in sportif tortuları…

Evet, destanlar yazıldı ama futbol cephesinde değil! Bir önceki yıldan kalan açık hesapları, azar azar olsa da kapamakla geçti 2021’in spor takvimi… Pandemi yüzünden Olimpiyat Oyunları düzenlenememişti örneğin, o meselenin üstesinden gelindi. Tokyo’da, aslında yerel halkın salgın dolayısıyla pek de sıcak bakmadığı bir ortamda, dünyanın en büyük ...

Ahlaki bir mesele olarak futbol…

19. yüzyılın sonralarında keşfedilip asıl havasını ve kitlelerin gönlündeki gerçek yerini bir sonraki yüzyılda bulan sinema sanatının en kayda değer yaratıcılarından Jean-Luc Godard’ın “Bir kamera kaydırması ahlaki bir harekettir” şeklinde çok sevdiğim bir saptaması vardır. Bu cümle, izlediğimiz her kadrajda bize, derin ya da yüzeysel, seviyesi ne ...

Düşlerin parlayıp söndüğü yerde…

Bir rüyaydı… Ve tüm rüyalar gibi kısa sürdü. Hele hele insanlık tarihine bakıldığında belki de küçücük bir andı ama yine de damgasını basmayı, gelecek kuşaklar için hoş bir hatıra, ütopya, rol modeli olmayı bildi, başardı… Tam 72 gün sürmüştü. Bir eşitlik hayalinin pratikteki karşılığıydı. İşçi sınıfı, halk, ezilenler, sömürülenler, alttakiler; ne ...

‘Kısa ve Acısız’la ‘Duvara Karşı’ arasındaki ince çizgide!

Yıl 2002. Aylardan nisan… Uzun süredir formasını giydiğim Aktüel dergisiyle vedalaşmış, Radikal çatısı altında yeni bir serüvene atılmışım. Daha önce spor üzerine yazmışlığım, bu alanda haber, söyleşi yapmışlığım var ama ilk kez bir ‘Spor Servisi’ üyesi oluyorum. Mesleğe başladığımda ilk yazıişleri müdürlerimden olan Yiğiter Uluğ’la yeniden buluşmu ...

Orwell’ın ‘çizgisel’ ifadeleri…

Bir sömürge memurunun oğluydu. 1903’te Hindistan’da hayata ‘Merhaba’ dedi. Eton’da öğrenim gördü, Burma’daki İmparatorluk Polis Teşkilatı’nda çalışmaya başladı. Lakin sistemin işleyişine dair gördükleri, yaşadıkları sonucu istifa etmeye karar verdi. Sonrasındaki rotası yazarlıktı. Erken bir dönemde, 1950’de 47 yaşında hayata veda eden George Orw ...

Kentler, dertler, insanlar ve mimarlık…

Mimarlar Odası tarafından 2007 yılından başlayarak düzenlenen ‘İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali’nde Hilmi Etikan (Belgesel Film Yönetmeni, İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali Yöneticisi), Doğuş Demir (İletişimci), Eser Yağcı (Mimar, Dr. Öğretim Görevlisi), İsmail Doğanyılmaz (Y. Mimar, Öğretim Görevlisi), Mustafa ...

Bambaşka bir futbol ruhunun, karakterinin ifadesi: Gordon Milne…

Babası Preston North End’den Bill Shankly’nin takım arkadaşıydı. Dolayısıyla efsane menajer için tanıdık bir karakterdi. Futbolculuk kariyerine Morecambe’de başladı. Lakin ekibin başındaki Ken Waterhouse’un da dediği gibi bu takım için fazla yetenekliydi; çok geçmeden Preston North End forması giydi. Yani bir anlamda ‘baba ocağı’ndaydı. Oynadığı fu ...

Ve top santrada…

Sonu çift rakamla biten yazların tadı başkadır… Çünkü o yaz ya ‘Dünya Kupası’ ya da ‘Avrupa Şampiyonası’ vardır. ‘Futbolsever’ denen bir profil için, sıcağı unutturacak bir seçenektir adeta ve ister evde, ister yazlıkta farklı bir ritmin seyridir bu. Hele hele Türkiye gibi futbolun son derece sıkıcı ve bildik çekişmelerle biçimlendiği bir coğrafyan ...

Sinemanın 'gerilim hattı' üzerinde…

Sinemanın yönetmen sanatı olduğuna dair kanı, başlarda muallâk bir durumdu. Çünkü insanlar için perdenin karşısına geçip hayal âlemine dalmak önemliydi ve bu âlemde, yıldızlar ön plandaydı. Alfred Hitchock ise adeta bir damgaydı ve filmleri, kadrosundaki yıldızlarla değil onun ismiyle anılırdı. Yedinci sanatın gelişme çağında o da benzer şekilde kü ...

Soğuktu ve korkutuyordu…

Sömürgecilerin tarihi, her daim pür-i pak zaferlerle yazılmadı. Geride onca denizcinin, işgalcinin, yöre halklarının, her türden canlının sönen, biten, bazen de katliamlar eşliğinde sonuçlanan hayatları vardı… Britanya İmparatorluğu, geçmişin dünya düzeninde ileri karakollarını denizcilik üzerinden inşa eden ülkelerden biriydi. Zamanına göre gelişm ...

Pelé’nin diktatörle imtihanı…

Brezilyalılar için futbol bir ifade biçimi, giderek ulusal karakterin dışavurumuydu. 1950 Dünya Kupası, bu durumu bütün gezegene ilan etmek için önemli bir randevuydu. Lakin Maracana Stadı’nda dolu tribünler (seyirci sayısı 173.850’ydi) önünde oynanan final maçı, Uruguay’a karşı 2-1 kaybedilmiş, beklenen, özlenen ‘mutlu son’ yerini bazı kuşaklardan ...

Gerçekten ‘en iyisi’ydi…

İngilizlerin şöyle bir problemi oldu hep: 20. yüzyıla (ve elbette sonrasına da) damga vuran oyunu keşfettiler, bütün bir gezegeni saran büyünün sahibi oldular ama zaferleri, tarihe düşen damgaları patentleriyle orantılı değildi hiçbir zaman… 1966’da, evlerinde düzenlenen organizasyonun haricinde ‘Dünya Kupası’nı hiç kucaklayamadılar mesela… Hoş, fu ...

Kültür ‘fizik’ sevenlere…

Bilim… Özellikle pandemi dolayısıyla kendi varlığını, önemini hatırlatan bir kavram, alan, disiplin, gerçek, hassasiyet vs… Covid-19 belası sevdiklerimizi, en yakınlarımızı, daha sevmeye doyamadıklarımızı aramızdan alıp götürürken, hastalığa yakalanan bazılarımıza zorlu süreçler yaşatırken, çoğumuzu evlerimize kapatıp birçoklarımıza da ekonomik dar ...

Farklı bir ‘western’ kahramanı: Ken Parker…

Kuşak itibariyle geleneksel çizgi roman kültürüne daha yakınım. Çocukluğum Tommiks, Teksas, Kızılmaske, Zagor, Mandrake, Teks, Kaptan Swing, Mister No, Jeriko; yerli ayakta da Tarkan ve Kara Murat, az biraz da Karaoğlan ve Malkoçoğlu evrenleri arasında geçti. Doğan Kardeş’le Milliyet Çocuk da ayrı bir hattı… ‘Süperman’in bizim toprakları uğraması i ...

Kütüphanem benim kaplumbağa kabuğumdur…

Çocukken yatılı misafirliğe gittiğimiz akraba ziyaretlerinde en büyük zevkim, o evin bir yerlerinde duran (ve zaman içinde benim bir şekilde keşfedeceğimi düşündüğüm) dergi ve kitaplara ulaşma çabasıydı. Mesela ‘rahmetli’ teyzemin evindeki Hey dergileri zaten her daim açık hedefti ve araya yıllar girse de her yeni ziyarette yine de uğranılan dostla ...

Yakın tarihin acılı sayfalarına yolculuk…

Pandeminin ilk döneminde, malum sığındığımız başlıca limanlardan biri biriken filmdi, belgeseldi, diziydi derken bazen yeni bazen de eski yapımlarla buluşmaktı. Hoş, bu seçenekler bütünü hâlâ mevcudiyetini koruyor ve işin kötüsü virüs de, gezegen sathında varlığını bütün hızıyla sürdürmeye devam ediyor. Sürecin ilk safhalarında, Nisan ayı içinde bu ...

Bir İngiliz trajedisi!

‘Filmlerinde ne anlattığı zor anlaşılır (!) yönetmenler sınıfı’nın daimi üyelerinden Peter Greenaway’in Türkiye’ye yolu ilk kez 1997’de düşmüş, naçizane ben de kendisiyle bir hayli yıpratıcı ve birbirimizi karşılıklı hamlelerle yoklayıcı bir söyleşi yapmıştım. Bu görüşmeden bir gün önce İngiliz yönetmen (ki artık yıllardır Hollanda’da / Amsterdam’d ...

Yükseldikçe batmak…

11 yaşından beri denizlerin bir parçası olmuş, ömrü gemilerde geçmiş, karadaki hayatın ve onun kendine özgü gerçeklerin uzağına düşmüş bir genç... İri yapılı, güçlü kuvvetli bir emekçi… Bir burjuvayı uğradığı saldırıdan kurtarıyor ve bu cesur davranışı (hoş o “Kim olsa yapardı?” diyor ama) ait olmadığı bir sınıfın kapılarını açıyor. Kurtardığı kişi ...

Bir futbol yıldızının hatıratından…

Modern sanatlardan futbolun icracıları da, tıpkı diğer disiplinlerde olduğu gibi bazen yetenekleriyle bazen de farklı kişilikleriyle damgasını vuruyor ait olduğu alana ve meslek hayatları sona erdiğinde de anlatılacak öyküleri ön plana çıkıyor. Yolu Türkiye’den geçen Nicolas Anelka da böylesi bir profile sahip yıldızlardandı. Aksi, mesafeli, duygul ...

İyi oyuncuydu ama ‘ırkçı’ydı…

Önce westernler, sonra da ‘İkinci Dünya Savaşı filmleri’… Bu iki kategori, onun Amerikan sinemasının ikonlarından biri olmasını sağladı. Hatta öyle bir ikondu ki, James Stewart’la boy ölçüşür hale gelmişti. Zamanla onu geçti, kendi döneminde dünyanın en çok tanınan aktörü oldu. Asıl adı Marion Michael Morrison’dı, bizler ise John Wayne olarak bildi ...

Geçmişe dönüş…

Uzaktan ziyade yakın gelecek neler vaat ediyor, nasıl bir hayatın içinde yolumuzu arayıp bulacağız bilmiyoruz ve asıl olarak bu durumu merak ediyoruz. ‘Yeni normal’e dönüşün ilk adımlarının yaşandığı şu günler bizi bıraktığımız geçmişin izlerinde mi dolaştıracak, yoksa yaşanacak ‘olası’ bir rehavetle yeni bir tehlike mi kapıda? Bu ikilem bir sür ...

İnsanlığımızla bir kez daha yüzleşirken…

Malum, insanlık olarak son derece kötü bir sürecin içinden geçiyoruz. Koca bir gezegende hükmünü süren virüs bazılarımızı ne yazık ki aramızdan aldı, bazılarımızı meşakkatli bir tedavi dönemiyle baş başa bıraktı. Bazılarımız da ‘emekçi’ sıfatıyla bütün bu özel koşullarda işlerini sürdürmek durumunda kaldı. Bir de durup düşünme, geriye bakma, geçen ...

‘Top’lu sınıf savaşları…

Yeni keşfedilmiş ve kitlelerin ilgisini yavaştan çekmeye başlamış bir oyun… Henüz emekleme döneminde. Seviliyor ama nereye evrileceği, ne tür bir şekil alacağı ve rotasını nereye doğru çevireceği belli değil… Genel çizgilerini ortaya koyan burjuva sınıfı, kendi meşguliyetleri olarak gördükleri bu yeni heyecanın iplerini ellerinden bırakmak istemiyo ...

Daha iyisi gelene kadar ‘yılın en iyisi’ bu!

Bu aralar sinema salonlarımızı Avustralya yapımı iki film ziyaret ediyor: İlki ülke tarihinin en tartışmalı figürlerinden biri olan Ned Kelly’nin hayatından kimi kesitleri perdeye taşıyan ‘Kelly Çetesi’nin Gerçek Hikâyesi’ (‘True History of the Kelly Gang’). ‘Macbeth’ ve ‘Assassin’s Creed’ gibi yapıtlarıyla tanıdığımız Justin Kurzel’ın imzasını taş ...

Bozmayın şu doğanın dengesini!

Gezegenin binlerce yıla dayanan kendi dengeleri içinde sağlanmış bir harmoni… Roller, işlevler, ürünler; hepsi belli. Herkes kendi üzerine düşeni yapıyor. Bu ritim içinde doğanın en çalışkanları olarak arılar ön plana çıkıyor galiba... Vızır vızırlar ve kendilerini uygun buldukları bir köşede petekleri dolduruyor, üretime katkılarını en üst düzeyde ...

Yıldızın söndüğü anlar…

Futbolla ilgilenenlerin çok iyi bildiği bir konudur: Artık eski günlerinin uzağında seyreden ve üst düzey liglerin rekabet ortamında sergileyecekleri mücadele güçlerini, hırslarını, ışıltılarını kaybeden ve giderek yaşlanmakta olan kimi yıldızlar, rekabetin ve kalitenin daha alt ritmde seyrettiği liglere transfer olur. Bu türden ilk elde örnek veri ...

Gerçek bir ‘Skandal’ın perde arkası…

Ekran önünde olmak, tanınmak, şöhretin tadına varmak, standartların çok çok üstünde bir hayat sürdürmek… TV yıldızı olmak böyle bir şey… “Lakin iyi, güzel de bunun bir bedeli var” diyor Fox News’in yöneticisi Roger Ailes. “Sizi bulunduğunuz yerden ön sıralara taşıyabilirim ama bir şartla, bana olan sadakatini sürdüreceksiniz. Olanlar aramızda kalac ...

Mutluluğun resmi!

Kadının birey olarak tek başına kendi ayakları üzerinde durmasının zor olduğu dönemler… Mesela edebiyatta Mary Shelley henüz ortada yok, keza Emily Dickinson da, Bronte Kardeşler de yok. Virginia Woolf’un doğmasına 100 yıldan fazla bir süre var… Böylesi bir ortamda resim gibi bir sanatta da esaminiz henüz okunmuyor… Kadınlara sadece hemcinslerinin ...

Bir sınıf meselesi…

Babam kasaptı. Ne yazık ki işleri ters gitti, iflas bayrağını çekti ve bir müddet sonra doğup büyüdüğü şehri terk etmek, hem kendisine hem de ailesine yeni bir kader (ya da gelecek) çizmek zorunda kaldı. Zonguldak artık geride kalmıştı. 34 yaşında o artık bir inşaat işçisiydi (ya da mesleki unvanıyla ‘ustası’). Balıkesir’de Seka Kâğıt Fabrikası Tes ...

Sizi piste alalım…

Malum, rekabet sporda sadece heyecanı değil değerleri ve rekorları da çoğaltır, büyütür… Bu durum takımlar kadar bireyler için de geçerlidir… Atletizm, güreş, tenis, araba yarışları; fark etmez… Hangi sporu ele alırsanız alır; mevcudiyeti önemli bir argümandır rekabet. Haftanın yenilerinden ‘Asfaltın Kralları’ (‘Ford v Ferrari’), sınırlarını yarış ...

Yoldan çıkaran ceket…

Bir arabanın bagajına koydukları ceketlerinin ardından, “Yaşadığım sürece bir daha asla bir ceket giymeyeceğim” cümlesini sarf eden bir grup genç… Bu tuhaf açılış sahnesi sadece bir giriş ve Quentin Dupieux imzalı ‘Deri Ceket’ (‘Le daim’) genel olarak sürrealist bir çaba. Öykü Georges adlı sıra dışı bir karakterin yaşadıkları üzerine kurulu. Eski c ...

‘Başka’ türlü bir festivalin ardından…

Hava artık hafiften ısırma dönemine girmiş… Güneş yüzünü sıkça gösteriyor lakin gölge yerlerde otururken ince bir kazak ya da hırka gerekiyor. Geceyle gündüz arasındaki sıcaklık farkları da giderek açılma aşamasında… Ama yine de bu sevimli Ege köşesini ziyaret için en uygun zamanlar… İşin içinde bir de sinema olunca… Evet, Ayvalık iki yıldır yen ...

Pop virüsü!

Bir trajediden bir pop kültürü figürü, daha doğrusu yıldızı çıkarmak… ‘Vox Lux’, modern zamanlara ama asıl olarak Amerikan sisteminin toplumsal dönüşüm dinamiklerine ait bir hikâye anlatıyor. Filmin kahramanı 13 yaşındayken okulunda gerçekleşen bir katliamda şans eseri hayatta kalmayı başaran Celeste adlı bir kız. Aynı okulda öğrenci olan ablası El ...

‘Aydınlanma’ çağı üzerine…

Çok eski meseledir; sinema sonsuz bir kaynak olarak gördüğü edebiyata el atarak hazır metinleri bazen aynen bazen küçük rötuşlarla bazen de serbest uyarlama biçiminde perdeye taşırken okur dediğimiz tipolojinin doğal refleksleriyle oynar, onu ‘seyirci’ye çevirirken kendi kurallarını dayatır. Yani şudur tartışma: Bir kitabı okuduğunuzda yazarın tasv ...

Demode zamanlar, demode erkeklik halleri…

Sharon Tate’in kanlı bir cinayete kurban gitmesi, sinema camiasında dönemin üzerinde gezinen iyimser, umut dolu liberal bulutların dağılmasına da neden olmuştu. 68’in özgürlük ortamında Hollywood’un bohem dünyası belki Vietnam karşıtı sol cepheler kadar radikal ve ısrarcı bir tutum içinde değildi ama kuşkusuz, özellikle hippilere karşı sisteme göre ...

Ekran yüzü eskirse…

Hiçbir şey görüldüğü gibi değildir… ‘Gece Kuşu’ (‘Late Night’), bu klasik görüşü bir anlamda öykülendiriyor. Film, deneyimli bir televizyon sunucusunun kanal yöneticileri tarafından programına son verilme aşamasındayken tutunma, yeniden ayağa kalkma ve kendisine yönelik ‘tekdüze, sıkıcılık’ gibi eleştirilere son verme çabalarını anlatıyor.Yönetmenl ...

Aynı suda kaç kere yıkanılır?

İki çocuk annesi, eşinden ayrılmış, hayat rengini giderek yitirme yolunda bir kadın… Orta yaşın sonlarına doğru ilerliyor. Tam bu esnada karşına kendisiyle aynı kader çizgisinde ilerlediğini düşündüğü bir adam çıkıyor: İki kız babası ve eşinden ayrılmış. Bu yepyeni seçenek ona bir anlamda yaşama sevinci aşılıyor. Ama ilişkiyi daha ileri noktalara t ...

‘Sefiller’ ondan sorulur…

Napolyon döneminde güvenliği üst düzey olan ve bir ada üzerinde inşa edilmiş hapishaneden kaçmayı başarmış; bu özelliğiyle giderek ünlenmiş bir kişilik: Eugene François Vidocq… Firar sonrası kimlik değiştirir ve pazarlarda eşarp, örtü vs. satarak hayatını kazanır. Fakat geçmişi peşini bırakmayacaktır… Onu tanıyanların ihbarıyla sistem tekrar üzerin ...

‘Dün’ yine yapayalnız, dolaştım şarkılarda…

Hint kökenli İngiliz Jack Malik, bir markette çalışırken hafta sonları şarkı söyleyen genç bir müzisyendir. Günün birinde fark edileceği ve hayatını müziğe adayacağı bir geleceğin hayali içindedir. En büyük destekçisi, lise döneminden beri arkadaşı olan Ellie Appleton’dır ve ona bir tür menajer vasfıyla kol kanat gerer. Lakin görünürde bir umut ışı ...

Sinemanın değişen ‘çizgi’leri…

Artık bambaşka bir dünyanın parçasıyız kabul, ama hayat denen bu uzun maratondaki bize ait ‘start çizgisi’nin günümüzden bakıldığında ‘arkaik zamanlar’a ait olmasının yarattığı kimi refleksler var ve bunlar, onca yaşanmışlığa rağmen ilk hatırasını, yer yer tazeliğini, yer yer de nostaljik yanını ve de romantizmini koruyor… Mesela biz ‘çizgi roman’ ...

Neo, artık ‘tetikçi’ olup çıkmışsın!

Sinemanın, kitleler açısından önceliği konusunda çok sayıda alternatiften bahsedilebilir. Bir filmi değerli kılan kimi için gerçekçiliği, kimi için fantastikliği, kimi için hüznü, kimi için güldürme katsayısı, kimi için siyasetle ilişkisi, kimi için belgesel tavrı vs. en önemli kriterdir… Bu önceliklerden ya da taleplerden hangisine yakınsınız bile ...

Sert erkeklerin resmi geçidi…

Sistemin içindeyken dışına düşmek ama aynı yöntemlerle yoluna devam etmek… 60’larındaki Brett Ridgeman’la 40’larındaki partneri Anthony Lurasetti, orantısız şiddeti mesleki bir gereklilik olarak sahaya süren iki polis… Lakin bir uyuşturucu operasyonu sırasında yaptıkları kameraya kaydedilip kamuoyuyla paylaşılınca teşkilattan altı haftalık uzaklaşt ...

Bize ayrılan sürenin sonuna gelirken…

Yaklaşık olarak 11 yıl ve 22 film… Bazen solo, bazen koro süregelen ‘Avengers’ serüvenine ‘Endgame’yle son nokta konuluyor. En azından eldeki kahramanlarla… Marvel’ın önce çizgi roman sayfalarında kendisini hatırlatan, sonra da gelişmiş teknolojinin bir ifade alanı olan sinema perdesine yansıyan onca ‘Süper’i, hatırlanacağı gibi geçen sene huzurlar ...

‘Kapı’ları çalan benim…

Arkalarında büyük bir acıyı bırakarak Berlin’e göçmüş Süryani kökenli bir aile. Günün birinde Türkiye’den gelen bir telefon, onları kapanmayan yaraları ve göçüp gittikleri topraklarla yeniden buluşturur. Bir kuyuda bulunan kemiklerin, yıllar önce kaybolan oğulları Mikhael’e ait olma ihtimali vardır. Yakup, eşi Şemsa’nın yanı sıra torunu Nardin’i de ...

Kelimeler kanatır yarayı…

Malum, dünya çok eski bir gezegen… İnsanlığın tarihi de… Dolayısıyla bugün uygarlığın geldiği noktada o kadar çok ‘özel’ öykü var ki… Ve bu özel öyküleri perdeye taşıyan bir o kadar da çok film… Geçen haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan ‘Dâhi ve Deli’ (‘The Professor and the Madman’) işte bu türden bir yapım. Yönetmenliğini Farhad Safinia’nın ü ...

Benim oğlum, ‘Güzel Oğlum’…

“Evladım, sen benim gözümde hep o küçük çocuksun”… ‘Güzel Oğlum’ (‘Beautiful Boy’), çatısını aslında ebeveynlerin bu klasik ama bir o kadar gerçekçi yaklaşımları üzerine kuran bir yapım. Hayatını yazarak kazanan David Sheff’le oğlu Nic’in ayrı ayrı kaleme aldıkları ‘Beautiful Boy’ ve ‘Tweak’ adlı kitapların bir harmanı olan senaryodan perdeye ak ...

‘Ermiş’ Lazzaro destanı…

Rossellini’ler, De Sica’lar, Zavattini’ler, Antonioni’ler, Visconti’ler, Olmi’ler, Fellini’ler, Lattuada’lar, Pasolini’ler, Petri’ler, Germi’ler, Ferreri’ler, Bertolucci’ler, Rosi’ler, Portecorvo’lar, Scola’lar, Leone’ler, Taviani’ler, Maselli’ler, Bellecchio’lar, Argento’lar, Tornatore’ler, Amelio’lar, Moretti’ler, Benigni’ler… Bu gürül gürül akan ...

Sen ressamın filmini yapabilir misin yönetmen?

Henri de Toulouse-Lautrec, Paul Gauguin, Pablo Picasso, Andrei Rublev, Frida Kahlo, Gustav Klimt, Michelangelo Merisi da Caravaggio, Amedeo Modigliani, Francisco Goya, Jackson Pollack, Joseph Mallord William Turner, Margaret Keane, Pierre August Renoir… Saymakla bitmeyecek bu onca isim, görsel sanatların en popüleri sinema tarafından hayatları perd ...

Asla bu filmi kaçırma!

Bu hafta bir değişiklik yapıp önce kısa öneriden girelim yazıya: Bir yandan akıp giden hayatın içindeki siyasal dönüşümler, öte yandan önce Nazilere sonra da komünist sisteme tanıklık eden bir sanatçının kendi ruhunu ve stilini bulma çabası… ‘Başkaların Hayatı’ adlı etkileyici dramasıyla hatırladığımız Florian Henckel von Donnersmarck imzalı ‘As ...

En halkçı kahraman...

Halkı vergileriyle sıktıkça sıkan bir yönetici… Yanına din adamlarını almış, sistemini kurmuş, kendinden olmayanı hedef tahtasına koyuyor. Lakin bu gidişata ‘Dur’ diyecek biri çıkıyor; o da katıldığı Üçüncü Haçlı Seferi’nden dönen ve yokluğunda evi, serveti tarûmar edilen, yanlış bilgisiyle eşine öldüğü duyurulan Loxley’li Robin… Evet, sinema bi ...

Yanan yanana…

Bir işte ve şehirde süreklilik arz edemeyen ve doğal olarak, her yeni macerada ailesini de peşinden sürükleyen bir baba… Nihayetinde son olarak çalıştığı golf kulübündeki görevinden de ayrılıyor (daha doğrusu işten çıkarıyorlar). Bu onun için tuhaf günlerin başlangıcı oluyor; zihnen bir bulanıklık yaşıyor. Eşi ise eve gelir getirmek amacıyla çalışm ...

2018’de en çok onları sevdik…

Bir yıla daha veda aşamasındayız, 2018 acılarıyla, sevinçleriyle, aramızdan çekip aldıklarıyla “Benden bu kadar” demeye hazırlanıyor. Geride kalan tortuların arasında gezinip meselenin sinema kısmına odaklandığımızda hafızamızda (ya da benimkinde diyeyim) şu yapımlar ön plana çıktı: Naçizane kanaatime göre yılın ‘Yerli’ kanadının en iyisi Nuri B ...

At koşar, melodram kazanır…

Sivas’ın bir köyünden kalkıp İstanbul’a gelmiş bir jokey… İlk gördüğü andan itibaren aralarında özel bir bağ kurulan bir yarış atı… Ve bu atın sahibi olmanın yanı sıra ülkedeki binicilik sektörünün önemli figürlerinden biri olan nüfuslu bir aile… Bu araların en çok ilgi gören yerli yapımı niteliğindeki ‘Bizim İçin Şampiyon’, temel ayaklarını girişt ...

Unutulmaz bir ‘Yaz’…

80’lerde, Sovyetler Birliği’nde, rock müzikle uğraşan bir grup yetenekli genç… Daha çok ‘Öğrenci’ adlı bir önceki filmiyle tanınan Kirill Serebrennikov imzalı ‘Yaz’ (‘Leto’), Mayk Naumenko ve Viktor Tsoy’un hayatları odağında enfes bir dönem panoraması, yitip giden bir çağa ağıt, hüzünlü bir sesleniş niteliğinde. Film, öyküsünün Leningrad’da (şimdi ...

Naziler, ‘zombi’ olmak isterse…

Takvimler 6 Haziran 1944’ü gösterirken Müttefik Kuvvetleri, tüm dünyayı ateşe veren Nazi ideolojisini yıkmak ve Hitler’in ordularına dur demek amacıyla büyük bir harekâta girişiyor. Tarihe ‘Normandiya Çıkarması’ adıyla geçen bu hamle, kuşkusuz geçmişte birçok filme ilham kaynağı oldu. Bu aralar salonlarımıza uğrayan ‘Overlord Operasyonu’, söz konus ...

Hangimiz sevmedik…

Bazı hayatların bizatihi kendisi adeta bir film senaryosudur. Gözümüzün önünde yaşansa ve kamuya alabildiğine açık olsa da… Arabeskin unutulmaz seslerinden ‘Rahmetli’ Müslüm Gürses’in öyküsü işte bu türden bir yapıya sahipti. Dolayısıyla bir şekilde sinemaya uğrayacaktı, ilk buluşma ‘Müslüm Baba’ adlı kurgusal filme nasipmiş (‘kurgusal’ diyorum, çü ...

Bu ‘Krallar’ın kafası karışık sanki…

Deniz Gamze Ergüven’in ilk uzun metrajlı çalışması ‘Mustang’, hatırlanacağı gibi mahalle baskısına maruz kalan beş kız kardeşin öyküsünü anlatıyordu. Fransa’nın ‘Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ı dalındaki adayı da olan yapım, buradan bakınca farklı, dışarıdan bakında farklı okunan türden bir yapıya sahipti. Bence durumu şöyle özetlemek de yeter ...

Irkçılığa karşı omuz omuza…

Spike Lee, sinemaya adım attığından bu yana farklı bir ruhun temsilcisi oldu. Perdeye siyahların dertlerini taşırken özellikle kendisini kitlelere tanıtan ‘Do the Right Thing’te tutturduğu eğlenceli dille dikkat çekiyordu. Bugünden bakıldığında ‘Jungle Fever’, ‘Malcolm X’, ’25th Hours’, ‘Inside Man’ kariyerindeki belirleyici yapımlar olarak zihinle ...

Gurbet içimde bir ok…

Bulgaristan’da küçük bir köy yakınında altyapı işleriyle uğraşan bir grup Alman… Topluluk çok geçmeden yörenin ahalisiyle tanışıp sosyal anlamda kendilerine yeni bir alan yaratırlar… Bu süreçte kültürel farklar, tarihsel miraslar masaya sürülür hep. Meinhard ise Alman kanadının, yerli halkla ilk ve en derin ilişkiyi kuran ferdidir. Hikâye ilerledik ...

Yapay zekâ ‘HAL’den anlar mı?

Nedeni belirsiz bir saldırı… Geride kalan faturanın acısı ise çok büyük: Eşiniz öldürülmüş, siz de felç olmuşsunuz… İntikam almak isteseniz bile buna fiziki durumunuz elvermiyor… İşte tam bu noktada bir ‘yardım eli’ uzatılıyor: İçine kapanık bir dahi, vücudunuza yerleştirilecek küçük bir aparatla (bir mikroçip) tekrar hayata kaldığınız yerden devam ...

Neyse ki yalnız değilsin…

Ağır bir sis bulutu… Gökyüzünde umuttan eser yok… Yazmak çizmek serbest ama sisteme uygun bir biçimde… Gerçek fikirlerini, içinden geçenleri ifade etmenin de bir bedeli var: Bir kenara atılmak, değersizleştirilmek, yalnızlığa itilmek… Neyse ki yalnızlık zorlayıcı bir mesele değil; çünkü senin gibiler çok, bir başka söylenişle ‘yalnız değilsin’… ‘D ...

Buyrun ‘Birinci sınıf’ aksiyona…

Vakti zamanında bir televizyon dizisi olarak sahaya sürüldüğünde bambaşka bir dünyanın çocuklarıydı dünya… İki kutuplu, ‘Soğuk Savaş’ argümanlarının hâkim olduğu bir resim vardı herkesin önünde. Denklemin bir yanında yer alan Amerika, komünizmin yayılmasını engelleme görüntüsü altında özellikle ‘Arka bahçesi’ olarak tanımlanan Latin komşularındaki ...

Bir ‘canavar’ yaratmak…

Malum, robotlar formları insan suretinde olsun ya da olmasın, uzun zamandır hayatımızda… Yıl 2018 ve meselenin nereye doğru evrileceği konusunda bilimin dışında hem edebiyat hem de sinema o kadar çok eser üretti ki, konuya nerdeyse tamamen hâkim gibiyiz… Ortada sadece iş hayatına dahil olmaları halinde kimlerin sistem dışı kalacağı, hangi meslekler ...

Fakir ama gönlü ve ufku zengin...

Kapağı, adı, belki bir yerden duydun ya da okudun; konusu ilgini çekti, beğendin, “Alıp okuyayım” dedin. Buraya kadar her şey konvansiyonel ama sonrası, az-biraz durdun, başka şeylerle ilgilendin, bir kenara attığın o kitabı eline almaya vaktin olmadı; unut gitsin… Sen bu hızla sinemaya yetişemezsin… O kitap var ya o kitap, artık bir filme dönüştü ...

Kötülüğün ‘kitabi’ tarifi…

Steven Soderbergh’in suçlular dünyasına ilk derin dalışı niteliğindeki ‘Out of Sight’, aynı zamanda romantik bir başyapıttı. ‘Kanundışılar koridoru’ndaki yürüyüşte daha sonra ‘The Limey’ geldi ve peşi sıra sahneyi ‘Ocean’s Eleven’ aldı. Çekildiği dönem (1960) sevilen ama sinematografik açıdan çok da önemli olmayan bir geçmiş zaman hatırasının yenid ...

‘Han’cıları piste alalım…

Steven Spielberg-George Lucas ikilisi, 70’lerde çektikleri filmlerle karanlık salonlarını yeniden cazibe merkezi haline getirirken sesi giderek gürleşen bir tepkiyle karşılaşmışlardı: “Sinemanın yaşını küçültüyorlar…” Bu görüş uzun süre mevcudiyetini korudu, hatta Spielberg’ün sanat hayatında önemli bir engel teşkil etti. Öyle ki bu suçlamaya cevap ...

Göz görmese de olur, yeter ki gönül açık olsun…

Eşcinsel ve mülteci… Bu iki kimlik aynı bedende buluşunca sanki iki kere ‘öteki’lik gibi bir yankı yapıyor zihinlerde… Ayşe Toprak ilk uzun metrajlı belgeseli ‘Mr. Gay Syria’da İstanbul’da ikâmet eden Suriyeli göçmenlerin hikâyesine odaklanıyor. Film kamerasını Hüseyin, Ömer, Nadir, Ayman ve Wissam adlarındaki karakterlerin arasında dolaştırırken g ...

27 karakterle galaksiyi korumak…

Hayranları elbette bu durumdan memnun ama bana Marvel’le DC Comics’in önce çizgi roman sayfalarında başlayan ve daha sonra sinema perdesine taşınan rekabetinde, meselenin özü aynı suda defalarca yıkanırken kasayı doldurmak geliyor. Malum, her iki kanat da sahaya önce kahramanlarını ‘solo’, sonra da ‘koro’ şeklinde sürerek yollarına devam ediyor. Bu ...

Susturulmuş hayatlar…

Sesinizi çıkardığınızda hemen yanıbaşınızda bitiveren ve faturayı hayatınızla ödeten birtakım yaratıklar... Neden, nasıl, niçin gelmişler; dertleri ne bilinmiyor? Bilinen yanları ise sese duyarlı oldukları, acımasızlıkları ve dünyayı sessizliğe mahkûm etmeleri… Böylesi bir ortamda ayakta kalmaya çalışan ve hayatlarını sürdürmeye çabalayan bir aile: ...

Geçmişe dönüş…

Steven Spielberg, sinemanın yatağını değiştiren yönetmenlerden. 70’lerde ‘Duel’le başlayıp kısa sürede ‘Jaws’la taçlandırdığı ve ‘Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’, ‘Kutsal Hazine Avcıları’, ‘E.T.’ gibi filmlerle doruğa ulaştırdığı yönetmenliği, sinematografik tercihleri ve ilgi alanlarıyla hem aksiyon (ya da o zamanlarki deyişiyle ‘serüven’) sinemasına ...

Biz pek gülemedik ama…

Bazı filmler, sinematografik yanlarından çok uğradığı limanlar ve bu limanlara bakış açılarıyla değerlendirilir kuşkusuz. Bu yaklaşımı somuta dökmek için son derece uygun bir örnek var önümüzde: Geçen haftadan itibaren salonlarımıza buyur eden ‘Stalin’in Ölümü’ (‘The Death of Stalin’), İskoç kökenli Armando Iannucci imzalı yapım, Josef Stalin’in 19 ...

Mississippi yine yanıyor…

Mississippi deltasında yolları kesişen iki aile… McAllan’lar ve Jackson’lar… Biri beyaz, diğeri siyahî. 30’ların sonu, 40’ların başı… Yani ırkçılığın hâlâ kol gezdiği zamanlar… McAllan’lar, Jackson’lara hükmediyor ve köleliğin uzantılarını, modern zamanlara taşımakta gecikmiyorlar. Araya savaş giriyor. Bir sabah Pearl Harbor’a yapılan Japon sald ...

O hep kulübedeydi…

Kulübün kapısından 1981’de girip halihazırda aynı görevi sürdürmek… Dile kolay, tam 37 yıl olmuş… Evet. Süreyya Soner tam 37 yıldır Beşiktaş’ın malzemecisi… Bu çok özel emekçinin öyküsü, mesela Batı’da yaşansaydı serüveni, tanık oldukları çoktan bir kitaba dönüşmüştü. Neyse, o kadar da sızlanmaya gerek yok, en azından bu hayat hikâyesini kulak kaba ...

Çaldırıp kapatılan hayatlar…

‘Ne onunla ne onsuz’… Yıllar yıllar önce, Aktüel dergisinde çalışırken Mustafa Altıoklar’ın ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’ filminin Topkapı Sarayı’ndaki çekimleri için sete gitmiştim. Türkiye sinemasının yavaş yavaş ayağa kalktığı zamanlardı ve böylesi bir dönem filmi büyük ilgi görüyordu. Çekim serüveni de elbette… Üstelik yaşananları basında ilk ...

‘Sevgisiz’ döner başım…

“Bu dünyada sizi hatırlayan son kişi de öldüğünde, sizin öte dünyadaki varlığınız da sona erer”… Pixar animasyonları elbette öncelikle olarak miniklere seslenir ama yetişkinleri de kucaklayan en kapsayıcı yapıtlardır aynı zamanda… Nitekim bir Pixar ürünü olan ‘Coco’ da benzer reflekslere sahip. Girişte kullandığımız ‘motto’ filmin temel meselelerin ...

O eski haline bakarım şimdi…

Gözünüz televizyon ekranına takılır ve defalarca seyrettiğiniz bir filmin içinde bir kez daha bulursunuz kendinizi… Çok geçmeden sizi tekrar aynı öyküye bağlayan şeyin sinematografik özelliklerden ziyade duygusal olduğunu fark edersiniz. Sanki uzak bir geçmişte kalmış bir cennetin tasviri vardır karşınızda ve siz, bir zamanlar bunun bir parçası old ...

2017’ye veda ederken…

Bir yılı daha tarihin tozlu sayfalarına yollamanın hazırlığı içindeyiz… 2017’yle birlikte onca anı zihinlerdeki yerini alacak. Tabii ki sevinçleri, hüzünleri, mutlulukları. acıları ve aramızdan yitip giden nice değeriyle… Peki koca bir 365 gün, ‘Yedinci sanat’ dahilinde nasıl bir tortu bıraktı? Onca film vizyona girdi, hangileri öne çıktı, hangisi ...

Ya bizim facialar?

Malum, ‘Felaket filmleri’ perdeye sadece trajedileri değil kahramanları da taşır. Ve bu kategorinin üyelerinin tipik özelliklerinden biri de ‘hamaset’e dayalı dil, tavır ve vurgulardır… Geçen haftadan beridir salonlarımızı ziyaret eden ‘Korkusuzlar’ın (‘Only the Brave’) ilk eldeki özelliği, bu tür sularda fazla gezinmemesi. Ama öte yandan Arizona’y ...

O hâlâ güzel, hâlâ çekici, hâlâ zarif…

Bugün göçmenler konusu genel olarak dünyanın ama asıl olarak Avrupa’nın öncelikli sorunu. Çünkü o sıcak yuvalarını, bütün eksikliklerine, yoksulluklarına rağmen belli bir düzen içinde akıp giden hayatları terk eden onca insan umuda yolculuklarını ilk olarak genellikle yaşlı kıtanın çeşitli bölgelerine doğru yapıyor. Bu yolculukların çoğunun çok inc ...

Kötülük bu ablasından geliyor…

Thor, bizim kuşağın (Türkiye’ye çok sonraları uğraması nedeniyle), geç tanıdığı Marvel kahramanlardan. Sapsarı saçları ve ‘çok çok özel’ çekiciyle dikkat çekse de, çizgi romanla 70’lerde tanışanlar için elinde ‘alet edavat’ bulunduran tek bir kahraman vardır; o da ‘Baltalı İlah’ Zagor Tenay’dır… Geçmişin koridorlarında kısa bir gezintiden sonra Odi ...

Acılara alışılmaz…

Sinemada yönetmenin maharetini, kurduğu atmosfer, seyirciye sunduğu dünya belirler… ‘Taş’ da yönetmeni Orhan Eskiköy adına bize yetenekli bir yönetmenin varlığını hatırlatıyor. Hoş, Eskiköy son dönem Türkiye sinemasını takip edenler açısından bilinmedik bir isim değil, genç yönetmeni kendi çapında bir klasik olan kurmaca belgesel ‘İki Dil Bir Bavul ...

‘Filmekimi’nden birkaç isim, birkaç film…

‘Soğuk savaş dönemi’… Amerika’da gizli bir laboratuvarda temizlikçi olarak çalışan Elisa, tuhaf bir yaratığın varlığından haberdar olur. Çok geçmeden bu keşif, farklı bir sevdanın ve tutkunun kapısını aralar… Guillermo del Toro’nun son Venedik Film Festivali’nde ‘Altın Aslan’a uzanan yapıtı ‘The Shape of Water’ın konusu kısaca böyle. Film aslında t ...

Ayrılık da sevdaya dahil…

New York’ta huysuz görünümlü ama aradaki mesafeyi kaldırdığınızda şen, şakrak ve bir o kadar da hüzün yüklü yaşlı bir adam... Leo, bir zamanlar Polonya topraklarında doğmuş, büyümüş ve üç çocukluk arkadaşıyla birlikte aynı kadına, Alma’ya âşık olmuştur. Naziler, ülkelerini işgal edip soykırıma başlayınca işler karışmıştır… Kader, onu Amerika’ya sür ...

Yedi kardeşe bir distopya

Hatırlanacağı gibi yakın bir zaman önce gösterime giren ve sanat üzerine derinlikli ve eğlenceli bir kolaj olan ‘Manifesto’da Cate Blanchet tam 13 ayrı karaktere hayat veriyordu. Halen vizyon turunu sürdüren ‘Yedinci Hayat’ta (‘What Happened to Monday’) ise Noomi Rapace benzer bir performans sergiliyor ve yedi karakteri canlandırıyor. İsveçli oyunc ...

Salonlarda ‘sanat’ var…

Sanat uzun, meşakkatli, bazen düz bazen kıvrımlı, bazen hüzünlü bazen coşkulu, bazen yaşama sevinci dolu bazen küskün ve depresif, bazen alabildiğine çocuksu bazen bilge; ama üzerinde her daim yürümeye değer bir yolculuktur... Bu yolculuğu kimi ilkelerle, kimi başkaldırılarla süslemek ister ve hislerine tercüman olacak metinler arar. Tabii asıl kök ...

‘Dunkirk’ cephesinde yeni bir şeyler olmalıydı oysa…

“Chris bir tarih dersi vermek istemiyordu. Bu yüzden ‘Dunkirk’ün hikâyesini hayatta kalma filmi olarak tasarladı. Sonradan geçmişe dönüşen şeylerin ortasındayken bunun tarih olduğunu bilmiyorsun, fark edemiyorsun…” Ne kadar güzel cümleler bunlar ve sahibi de, ‘Inception’, ‘The Dark Knight’, ‘The Dark Knight Rises’ ve ‘Interstellar’da olduğu gibi ‘D ...

‘Cehennem’de geçen iki film!

Sinema eski ağır toplarını ya başa sararak ya da ‘yeniden çevrim’ adı altında aynı sulara bir kez daha uğrayarak sahaya sürmeye devam ediyor. ‘Maymunlar Cehennemi: Savaş’ da, ilki 1968’de çekilmiş bir klasiğin öncesine uzanmak isteyerek yola çıkan bir serinin son halkası. Malum o ünlü klasikte, bir grup astronot indikleri gezegende maymunların hâki ...

Şarkıları, filmden daha güzel…

Suç dünyasının karanlık suları… Ve bu sulardan, aşk sayesinde kurtulmak isteyen genç bir delikanlı. ‘Tam Gaz’ın (‘Baby Driver’) konusu kısaca böyle ama zaten filmin konu gibi bir derdi yok; korku-gerilim sinemasının kimi trükleriyle dalga geçen ‘Shaun of the Dead’ ve ‘Hot Fuzz’ gibi yapıtlarıyla tanıdığımız İngiliz yazar-yönetmen Edgar Wright’ın im ...

Yedi ‘pati’li şehrimde…

Bakmayın bazılarının ‘konformist’ hayatlarına… Evlerde, rahat içinde günlerini gün etseler de özgürlüklerinden, başına buyrukluklarından taviz vermezler. Lakin bazıları da ekmeğini adeta taştan çıkarırlar. Özgürlük alanları sokaklardır, kimseyi kendilerine sahip bellemezler, ihtiyaçları olduğunda kapı çalarlar, bir nevi rızkını çıkarıp çekip giderl ...

Asıl hayat bilinmeyen bir denklemdir…

Dâhi derecesindeki çocukların ebeveynleri de dahi midir? Woody Allen. 1996 tarihli filmi ‘Mighty Aphrodite’de bu görüşe pek itibar etmiyor ve meseleyi kendi üslubunda en uç noktalara taşıyordu. Söz konusu filmde çocukları olmayan çift evlat ediniyorlar, zamanla miniğin deha olduğu anlaşılıyor, bunun üzerine baba “Velet böyleyse, biyolojik annesi ki ...

Nerden geldik, nereye gidiyoruz?

Lise son zamanlarıydı sanırım… Bugün artık yerinde yeller esen Bursa’daki Dilek Sineması’nda izlemiştim. Gezegene inip gemiye tekrar dönen John Hurt’ün, kahvaltı masasında yaşadıkları, yaratığın küçük bir ‘bebek’ olarak ilk kez arz-ı endam etmesi ve zihnimizde (zihnimde) yarattığı şok… ‘Yaratık’ (‘Alien’) öylesine muhteşem bir filmdi ki… Bir zamanl ...

Buyrun nostaljik yolculuklara…

Galiba ‘Kaldırım Serçesi’ (‘La Môme’) kapıyı aralayan ilk filmdi. Fransızlar, ‘Kaldırım Serçesi’ lakaplı Edith Piaf’ın hayatını perdeye taşırken sanki “Sinema yoluyla anlatılmaya değer çok sayıda şahsiyetimiz var”ı da düşünmeye başladılar ve peşi sıra biyografik yapımlar sökün eder oldu. İki adet Coco Chanel’in öyküsünü salonlara taşıyan film izled ...

Yaşlı ‘Robin Hood’lar…

Bu sayfalardaki bir önceki buluşmamızda da bahsetmiştim; bizim kuşak için İstanbul Film Festivali’nin yeri bambaşkaydı. Çünkü yılın bu kendine özgü 16 günlük koşuşturmacası, bizim için ‘Dünya sineması’nın farklı renkleri ve sesleriyle buluşmak adına yegâne fırsattı. Bu yıl 36.’sı düzenlenen etkinlik, artık farklı bir evrenin ifadesi sanki. Çünkü sö ...

Bir başkadır benim festivalim…

Ortam vahayı andırırdı. ‘Dünya sineması’ denen o koca ağacın ana gövdesi bu yakaya erişmekte zorlanır, birkaç küçük dalla idare etmek zorunda kalırdık. Daha önce bu işi ‘Sinematek’ denen kurum üstlenir, yedinci sanatla daha derin bağlar kurmak isteyen izleyiciyi kendi ölçülerinde tatmin eder, belli başlı yönetmenlerin öne çıkmış kimi yapıtları mera ...

Sürat felakettir…

Büyük oyuncuları bir filmin çatısı altında buluşturmak büyük bir marifet ama asıl marifet onlara doğru dürüst bir hikâye sunabilmek. Haftanın yenilerinden ‘Otoban’ (‘Collide’), dereyi geçerken batan yapımlardan olmuş. Amerikalı bir oto hırsızının karıştığı soygunun ardından yaşadıklarına odaklanan yapım, sürat yapayım derken ortalığı kırıp döküyor ...

Yaşlılık, hüzün ve keder…

Çizgi romanlar, özellikle içinden geçtiğimiz ‘Post-modernist’ zamanlarda sinema için bir tür edebiyat işlevi görüyor. Evet, yedinci sanat çok uzak geçmişten beri dergi sayfalarına ya da gazetelerin bant çizimlerine gözünü dikmiş ve dahi, çok sayıda uyarlama gerçekleştirmişti ama işin içine teknolojinin daha sık ve kullanışlı bir şekilde girmesi mes ...

Buyrun sezonun en iyi filmine…

Bir hayat ve üç ayrı evresi… ‘Ay Işığı’ (‘Moonlight’), Miami’nin ‘arka yakası’nda ayakta kalmaya çalışan bir siyahın tutunma çabasını, dönüşümünü, kişiliğini ve cinsel kimliğini bulma mücadelesini perdeye taşıyor. Barry Jenkins imzalı film, aynı zamanda sinema tarihinin en etkileyici eşcinsel aşk hikâyelerinden birini anlatıyor. Yönetmenin, Tarell ...

Geçmişin izlerini sürerken…

Bazı filmler gücünü, derdini bağırmadan çağırmadan ifade etmesinden alır. Bazı filmler de hayattan öyle öyküler önümüze koyar ki, yakıcılığı ve etkisi sinemanın kurgusal olarak anlattıklarının çok çok önüne geçer. Geçen haftadan beri salonlarımızda boy gösteren ‘Lion’, bu önemli iki vasfın karışımından oluşuyor. Yani son derece çarpıcı, gerçekten y ...

Bir dönemin perde arkası…

Kuşkusuz onunki büyük bir trajediydi. Kocası son nefesini, bir limuzinin arkasında, elleri arasında vermişti. Ve sonrası daha büyük bir karanlıktı. Lincoln’den beri konuk olan başkan ve eşlerinin dokunmadığı bir yapıya, kendi üslubuyla çeki düzen vermeye çalışmış, eşinin bir Hollywood yıldızıyla ilişkisine ses çıkaramamış, evinin kadını görüntüsü ç ...

Fena halde gözetleniyoruz…

‘Büyük birader’in bizi izlediğini biliyorduk ama hikâyenin bu kadar ‘büyük’ bir alana yayıldığını tahayyül edemiyorduk. Edward Snowden adlı bir eski CIA çalışanı ortaya çıktı ve “Arkadaşlar, maalesef hepiniz gözetleniyorsunuz, işte belgeleri de burada” dedi. Snowden’ın bu kamuoyunu allak bullak eden çıkışı, aslında sinema perdesine ilk olarak 2014 ...

‘Emek ve vicdan yoğun’ filmler…

Avrupa sinemasının adeta vicdanı olmaya soyunmuş, farklı öyküler ve stillerle temelde aynı sularda yüzen yaratıcıların filmleri salonlarımıza uğramayı sürdürüyor. Geçen hafta Belçikalı Dardenne Kardeşler’in son çalışmaları ‘Meçhul Kız’ı (‘La fille ınnonnue’) izlemiştik, bu hafta sahne sırası Ken Loach’un ‘Ben, Daniel Blake’inde (‘I, Daniel Blake’). ...

O ses ‘vicdan’…

Eğlence sektörünün kaygan zemininde ayakta durmakta zorlanan bir menajer… İsmi Buster Moon olan bu ‘koala’, iş hayatında yeni ufuklara yönelmek için eski bir reçeteye başvurur ve bir ses yarışması düzenler. Lakin yaşlı sekreteri Mr. Crawly, Buster’ın 1000 dolar ödüllü olması düşündüğü bu yarışmanın ilanını basarken yanlışlıkla iki sıfır daha ekler ...

Ancak bir benzeri…

Başkasının kimliğini zerine geirip yeni bir hayata yelken amak Michelangelo Antonioninin Yolcusunun ya da yakın bir zaman nce salonlarımıza uğrayan ağan Irmakın Benim Adım Feridunun ykleri gibi Bu iki filmin ana karakterleri de başkalarının hayatlarını yaşarlarken onların kaderlerini de stlenir bir bakıma. Byk usta Zoltan Fabri, Ağıtta benzer bir d ...

Durun, siz kardeşsiniz…

Malum, Gkyz hepimizindir Lakin birden dnyanın 12 ayrı noktasında beliren tuhaf tasarımlı uzay araları, hepimizin parantezini geliştirmek iin mi gelmiştir yoksa başka dertleri mi vardır? Sahi, niin birden skn etmişlerdir, ne istiyorlardır? İnsanlık bu tr soruların cevabını ararken Amerika cephesinin payına dşen aracın iindekilerle iletişim kurma gre ...

‘Keder' ki en çok yakışandır bize…

Melodramların unutulmaz ynetmeni Pedro Almodvar, kariyerindeki 20. film olan Julietayla huzurlarımızda. İspanyol ynetmen, Kanadalı yazar Alice Munronun kısa yksnden harmanladığı bu son alışmasında kızıyla problemler yaşayan annenin trajedisine odaklanıyor. Ana karakterin iki ayrı dnemini iki ayrı oyuncunun (genliğinde Adriana Ugarteyi, orta yaşlı ...

Serinin en zayıf halkası…

Eğer iyi bir klasik izgi roman okuruysanız, Martin Mystereın tarihsel verilerle ykl maceralarıyla farklı bir profil izdiğini teslim edeceksiniz. Rivayet odur ki bu zamane kahramanın maceraları iin rahmetli Umberto Eco konu nerir, metin yazarları ve izerleri stadın dikkat ektiği meseleleri ete kemiğe brndrerek okurun beğenisine sunarlarmış. Batılı e ...

Bir felaketin anatomisi…

2010 yılında Meksika Krfezi dahilinde Lousiana aıklarındaki inşa edilen petrol sondaj kulesi Deepwater Horizonda bir evre felaketi yaşanır. 11 kişinin hayatını kaybettiği olay sonrası yaklaşık 87 gn boyunca denize 50 bin varilden fazla petrol sızar. Halen gsterimde olan Deepwater Horizon: Byk Felaket, Amerikan tarihinin en byk kazalarından biri ola ...

‘Su'lu filmler geçidi!

ocuklar kadar bykler iin de son derece kıymetli animasyonların yaratıcısı Pixar şirketinin medar-ı iftiharlarından biriydi Kayıp Balık Nemo (Finding Nemo). Malum, kahramanının ismini Jules Vernein o nl eseri Denizler Altında 20 Bin Fersahtaki denizaltının kaptanından alan film, kk bir palyao balığının yaşadığı servenleri anlatıyordu. Ynetmenliğini ...

Adaletin bu mu dünya?

Malum, her şeyde olduğu gibi adalette de yzeyde grdklerimizle suyun altındakiler farklıdır. Courtney Hunt imzalı Yce Adalet (The Whole Truth), işte bu denklem zerinde ykselen bir ykye sahip. Film, orta yaşlı bir avukatın faili, suunu itiraf etmiş bir davanın seyrini değiştirme abası zerine kurulu. Sz konusu meselede oğul, avukat babasını ldrmştr S ...

Dipten gelen tehlike…

Bu gezegenin gerek canavarının insan olduğu ok uzun bir sredir bildiğimiz bir gerek Trmz sağ olsun, sadece kendi cinsine ilişkin saldırganlığı bir tarafa diğer canlılara, doğaya karşı yaptıkları, bitmez tkenmez agzllğyle nne geleni yok etmeye, anı yaşamaya ve kendi zamanı iin gelecekten yemeye her daim hazırdır. Lakin sinema bambaşka bir evren ve z ...

Unutmamalı, o lânet günleri…

Bir tarafta onca yıllık eşi Ruthu kaybetmenin acısı te yandan artık eski işlevini kaybetmeye başlayan hafızası 90lı yaşlarındaki Zev, eski bir Auschwitz mahkmu yahudidir. Kaldığı bakımevindeki dostu Max de tıpkı onun gibi bir dnem o lm kampında zaman geirmiş ve tesadf eseri yıllar sonra onunla karşılaşmıştır. Tekerlekli sandalyeye mahkm olan Max, Z ...

İnsanlık bir kez daha ölürken…

Artı sarsıntıları bu topraklarda srekli yinelenen byk bir insanlık dramı: Mlteciler sorunu Yanı başımızdaki Suriye kaosuyla birlikte Ortadoğu merkezli koca bir bilinmezlik Hayatlarını, eski gzel gnlerini, gelecekleri kaybeden insanlar Tek kurtuluşu da Batıya kapak atıp yeni bir dzen kurabilir miyim? fikrinde grenler Aslında bu fikir, Suriye merkezl ...

Kuzeyde bir yerde…

Hayat, futbola fena halde benzer Bence sinema tarihinin en gzel futbol filmlerinden biri olan Dar Alanda Kısa Paslasmaların en temel cmlesiydi bu Hali hazırda devam eden Euro 2016ı izliyorsanız, performansı takdir edilecek takımlarından başında İzlandanın geldiği konusundaki naizane grşme hak vereceğinizi umuyorum. Bunun nedeni, Kuzeyin kk lkesinin ...

Adalardan film gelir bizlere…

Sinema, bir sredir bilgisayar başına oturmayı seviyor! Bugne kadar beyazperdeye glgesini aksettiren ok sayıda bilgisayar oyunu seyrettik. Ve oğu, ne yazık ki vasat rneklerdi. Bu durumun nedeni belki de sinemanın temelde bir ykye dayanmak zorunda olması, oyunların ise bir mantığın zerine inşa edilen ve daha zor aşamalarda hedefe varılan yapıda kendi ...

Nazizme ve ırkçılığa karşı kırılan rekorlar…

Gemiş zaman sperlerini bu ağda ayakta tutmak iin yklerine psikolojik boyut katmanın ve ktlğe daha derinden bakmanın elzem olduğu aşikrdı. Nitekim Christopher Nolan, yaptığı post-modernist dokunuşlarla Batmani adeta yeniden yorumladı. Benzer bir kader, Batman kadar olmasa da Supermanin de kapısını aldı. Bu iki karakter DC Comics retimiydi. Cephenin ...

Teoride ve pratikte sonsuzluk…

Kimi filmlerin ana işlevi sanki tarihin satır araları sıkışmış ykleri ne ıkarmak ve insanlığın genel vicdanına bir tr hatırlatmada bulunmaktır. Yakın dnem iinde izlediğimiz The Imitation Game ve The Theory of Everythingi hatırlayalım; bu iki yapımın ana karakterleri Alan Turing ve Stephen Hawkingi, sz konusu filmlerden nce de tanıyorduk, beyazperd ...

Ekolojik uyanış!

Kltr Devrimi dnemi Moğolistana, halkı bilinlendirmek iin giden, karşılığında da yaşam pratiği kazanmak iin abalayan inli gen niversite ğrencisi, ok gemeden doğanın kendi iindeki o ok zel ahengine tanıklık eder. Bu ahenkte Moğol steplerinin bir tr hkimi olan kurtların rol ne ıkar. Lakin devreye bu gezegenin en tehlikeli yesi, insan girer ve denklem ...

Perdede artan kadın dokunuşları…

Kurban Bayramı vesilesiyle toplanan byk aile meclisi Gemişin ve şimdiki zamanın muhasebesi Baba, anne, oğul, kızlar, hala derken uzayıp giden bir liste. Yemekteydik ve Karar Verdim, oyuncu ve yazar tanıdığımız Grkem Yeltanın imzasını taşıyor Taksi şofr Ahmet, felekten bir gece almak zere gittiği meyhanede grdğ ve sonrasında mşterisi olan Leylaya tu ...

Spor, sinemayla buluşurken…

Naizane, Dşnen Spor Dergisi Socratesin Nisan sayısında Serdar Akarla bir syleşi gerekleştirdim. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar gibi son derece nemli bir yapıtın ynetmenine ilk olarak şu soruyu ynelttim: Futbol filmi ekmek neden zor? Akarın cevabı ise şyleydi: Futbolda skoru belirleyecek unsur olan goln ya da gollerin sayıları az olduğu iin heyecan yar ...

'O gözler bana eskisinden yabancı…'

Oscar sonrası salonlara uğrayan filmlerin niteliği konusunda sıkıntı yaşanıyor. Aslında bu doğal bir refleks; bir nevi En ok tutulan rnlerimizi sattık, şimdi de depodakileri piyasaya sryoruz deniyor. Lakin bilindiği zere depodakiler arasında da daima iyiler bulunur. Nitekim geen hafta gsterime giren Hasret (Sehnsucht) byle bir yapım. Ben Hopkinsin ...

‘Oscar'ların ardından…

Ve Amerikan Sinema Akademisi bu yıla ait kararlarını verdi, diğer bir deyişle Oscarlar sahiplerini buldu. Bir sinemasever olarak sonulardan memnun muyuz? Bir-iki dal dışında genel olarak memnun olduğumuzu syleyebiliriz. Organizasyonun kalbi niteliğindeki En İyi Film ve En İyi Ynetmen dalları bu memnuniyetimizin ve de Keşke o olmasaydı da bu olsayd ...

‘Akademik' öngörüler!

Oscar mevsimi yine geldi attı Amerikan Sinema Akademisince 88. kez dzenlenen organizasyonda dller, 28 Şubatta sahiplerini bulacak. Bu yılki genel dağılımına bakıldığında zellikle En İyi Film dalındaki sekiz aday zerinden şylesi bir okumayı rahatlıkla yapabiliriz: Hepsinin bir derdi var. Kimi uzak, kimi yakın gemişin gnahlarında ya da problemlerinde ...

Hepimizi geren adam…

Sinema baştan beri bylyd. İnsanlar salonda bambaşka ykler iinde kayboluyor, bazen ait olduğu zamanlarda, bazen da bambaşka dnemlerde gezinip duruyordu. Bu, ıktığı dnem iin fantastik grnen sanat (ki hl ok sevilmesinin ve ilgi grmesinin nedeni aynı zelliğini belli llerde korumasıdır), bysn ve rotasını, biraz da kimi zel ynetmenlerin zel dokunuşlarıyl ...

Sırlar ve yalanlar…

Şili sinemasının son dnemdeki yz aklarından Pablo Larrain, eski gnahlarla hesaplaşmayı srdryor. Tony Manero, Post Mortem ve Nodan oluşan Pinochet lemesinin ardından gelen son alışması El Clubın hedefinde Katolik Kilisesi var. Film son derece hızlı tazılarına idman yaptıran ve peşi sıra onu bir yarışmaya sokarak yklce para kazanan bir grup yaşı geki ...

Sistem ve sinema…

Amerikan sinemasının bir tr gnah ıkarma, arınma yeri olduğu iddia edilir, ok eski zamanlardan beri. zellikle Vietnam sonrası perdeye yansıyan filmler zerinden geliştirilmiş bir teoridir bu. Sistem gerek hayatta acımasız yzn gsterir; Ortadoğu, Uzakdoğu, Gney Amerika, fark etmez; neredeyse btn dnya sathı karıştırılır, kaosa srklenir, onca masumun, o ...

2015'in öne çıkanları…

Bir kez daha Bakakalırım giden yılın ardından dnemindeyiz. 2015, anılardaki yerini almaya hazırlanıyor. Ne yazık ki yerini alırken de geride daha ok acılar bırakıp gidiyor. Onca canı aramızdan ekip aldı 2015. Onca gen, yaşlı, ocuk, sivil ya da resmi grevli; kr bir kurşunun ya da patlayan bir bombanın hedefi oldu. Diyarbakır, Suru, Ankara; Paris; f ...

‘Annem' hakkında çok şey…

İstanbul Film Festivalinin bir tr Sinematek grevini stlendiği dnemlerde tanıdık onun sinemasını. Bugn kimi sektrde ynetmen, senarist, teknik eleman vs, kimi eleştirmen, kimi de sadece sinefil olarak yoluna devam eden bir kitle yedinci sanata dair sevdasını ve de bilgisini festival sayesinde edinirken karşımıza ıkan onca yaratıcıdan biriydi Nanni Mo ...

Meşin yuvarlağın perdedeki yansıması

İki 20. yzyıl eğlencesi sinema ve futbol, nadir de olsa bir araya gelir. Ve bu bir araya gelişlerde de nadiren ortaya st dzeyde karışımlar ıkar. nk mesele sadece grsellik değildir. Sinema nasıl iyi hikyelere ihtiya duyarsa, futbolun da grnenin ardındaki derinliklere, farklı kapıları alan hikyelere, karakterlere ihtiyacı vardır. Bylesi buluşm ...

Meşin yuvarlağın perdedeki yansıması

İki 20. yzyıl eğlencesi sinema ve futbol, nadir de olsa bir araya gelir. Ve bu bir araya gelişlerde de nadiren ortaya st dzeyde karışımlar ıkar. nk mesele sadece grsellik değildir. Sinema nasıl iyi hikyelere ihtiya duyarsa, futbolun da grnenin ardındaki derinliklere, farklı kapıları alan hikyelere, karakterlere ihtiyacı vardır. Bylesi bul ...

Meşin yuvarlağın perdedeki yansıması

İki 20. yzyıl eğlencesi sinema ve futbol, nadir de olsa bir araya gelir. Ve bu bir araya gelişlerde de nadiren ortaya st dzeyde karışımlar ıkar. nk mesele sadece grsellik değildir. Sinema nasıl iyi hikyelere ihtiya duyarsa, futbolun da grnenin ardındaki derinliklere, farklı kapıları alan hikyelere, karakterlere ihtiyacı vardır. Bylesi buluşmalar ii ...

Meşin yuvarlağın perdedeki yansıması

İki 20. yzyıl eğlencesi sinema ve futbol, nadir de olsa bir araya gelir. Ve bu bir araya gelişlerde de nadiren ortaya st dzeyde karışımlar ıkar. nk mesele sadece grsellik değildir. Sinema nasıl iyi hikyelere ihtiya duyarsa, futbolun da grnenin ardındaki derinliklere, farklı kapıları alan hikyelere, karakterlere ihtiyacı vardır. Bylesi buluşm ...

Meşin yuvarlağın perdedeki yansıması

İki 20. yzyıl eğlencesi sinema ve futbol, nadir de olsa bir araya gelir. Ve bu bir araya gelişlerde de nadiren ortaya st dzeyde karışımlar ıkar. nk mesele sadece grsellik değildir. Sinema nasıl iyi hikyelere ihtiya duyarsa, futbolun da grnenin ardındaki derinliklere, farklı kapıları alan hikyelere, karakterlere ihtiyacı vardır. Bylesi buluşmalar i ...

‘Buğday’ın ardından…

Zaman belirsiz; muhtemelen yakın gelecek. Büyük bir felaketin ardından insanlığın genel çizgileri netleşmiş; manyetik kalkanların tanımladığı alanda hükmünü süren sistemin şemsiyesi altında yaşayanlarla ve düzeni reddedip ‘Ölü Topraklar’ adı verilen bölümde hayatlarını idame edenlerle… Yaşanan en büyük dertlerden biri de genetiğiyle oynanmış tohuml ...

ARŞİV