Tatlı huzurdan yat limanına Kalamış

24 Şubat 2022 - 15:00

Fenerbahçe Mahallesi ve Kalamış semti geçtiğimiz ay, iptal edilen yat limanı ihalesiyle ülke gündemine gelmişti. Hem ihale öncesi hem sonuçlanmış ihalenin iptal kararı sonrası duyarlı Kadıköylüler ve Belediye Başkanlığı sürecin takipçisi olmuşlardı. Kadıköy hem kurumları hem sivil insiyatifiyle, Kalamış Yat Limanıyla ilgili soru ve taleplerine halen cevap aramaktadır. Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı 1987 yılında hizmet vermeye başlamış ve 2011 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınmıştı. Türkiye’nin ikinci, İstanbul’un en büyük yat limanına sahip, şiirlere, şarkılara konu olmuş Kalamış semtinin ve koyunun tarihi güzelliklerini ve bazı tarihi semt sakinlerini anıp hatırlatmak istedim.

“Durgun bir sonbahar akşamı, tek başına Kalamış koyu kenarlarındaki kumsallarda ağır ağır yürüyorum. Ufuk kıpkızıl... Fakat sahillere doğru bu kızıllık koyulaşarak geliyor ve erguvaniden leylakiye dönüyor, nihayet, tam kenarda morlaşıyor. Nereden geldiği farkedilmiyen çocuk kahkahaları... İşte iki narin ve genç hanım, acele acele, yan yana yürüyorlar... Denizde yarı çıplak bir adam, elinde kepçe, balık arıyor ve her adımda geniş su halkaları katmer katmer açılarak, rengarenk dört tarafa yayılıyor...” Refik Halit Karay, Hiçten Saatler öyküsünde Kalamış’a böyle yer verir. Renklere vurgu yapan bu paragrafın 1920’lerin başında yazıldığını belirtelim. 1927 yılında beraberinde İsmet (İnönü) ve Kazım (Özalp) Paşa’yla birlikte Moda’ya deniz yarışlarını izlemeye gelen Atatürk, akşamı geçirmek için tercihlerini yine Kadıköy’den yana kullanmışlar ve Fenerbahçe yarımadasının girişinde, Kalamış koyu üzerindeki Belvü Gazinosu’na gelmişlerdir. Deniz Kızı Eftalya Hanım’ın söylediği şarkıları hem Atatürk ve beraberindekiler hem de sandallarıyla Kalamış koyunu dolduran yüzlerce Kadıköylü dinleyip eğlenmişlerdir. 1950’li yıllardaysa Münir Nurettin Selçuk’un isteği üzerine Behçet Kemal Çağlar’ın yazdığı güfte, nihavend bir şarkıya dönüşüp, Kadıköy’ün bu güzel koyunu tüm Türkiye’ye tanıtıp ismini adeta huzur kelimesiyle yan yana anılır bir halde ölümsüzleştirmiştir: Yok başka yerin lûtfu ne yazdan ne de kıştan / Bir tatlı huzur almaya geldim Kalamış'tan / Yok zerre teselli ne gülüşten ne bakıştan / Bir tatlı huzur almaya geldim Kalamış'tan. 

KALAMİSSA’DAN KALAMIŞ’A

Kalamış’ın ismi Rumca kamışlık, sazlık anlamına gelen kalamissia’dan dönüşmüş. Henüz Bizans döneminde bir limana sahip olan Kalamış, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde beyaz kumsalıyla yer almış. Fenerbahçe Burnu’nun aksine poyraz rüzgârlarına karşı korunaklı olan Kalamış koyunun sularının sığ olması nedeniyle hem eski liman hem Osmanlı dönemi inşa edilen vapur iskelesi sahilden epey açığa kadar gitmek zorunda kalmıştır. 1910 yılında Seyri Sefain İşletmesi’nin kurulmasıyla birlikte İstanbul Köprü İskelesi’nden Kadıköy ve Haydarpaşa’nın dışında Moda, Kalamış ve Fenerbahçe’ye de günde altı sefer yapılmaya başlanır. Farklı dönemlerde tamir görse ya da yenilense bile Vapur İskelesi, Kalamış Koyu’nun sığ suları nedeniyle, vapurların yanaşabilmesi için hep yüz metreden uzun bir iskeledir. Atölyesini Kalamış’a kurup yaşamını bu semtte geçiren Bedri Rahmi Eyüboğlu 1964 yılında yayımlanan bir yazısında Kalamış İskelesi’ne doğru baktığında gördüğü bir kış gün batımını anlatır: “Kalamış İskelesi’nin arkasında güneş batıyordu. İskeleyle tramvay durağı arasında beş on tane kabadayı çınar vardı. Karakış ağaçların yapraklarını kökünden kazımış, ince, kalın ne kadar dal varsa, hepsi damar damar gökyüzüne çizilmiş. Gökyüzü bir âlem. Güneş, Moda burnunun arkalarında bir yerde batmış olmalı. O taraf alev alev yanıyor.” 

Evliya Çelebi’nin beyaz kumsalından söz ettiği, Ahmet Rasim’in sığ sularından denize girdiği Kalamış sahili, Bedri Rahmi’den çok daha önceleri ressamların ve yabancıların ilgisini çekmişti. Fenerbahçe Burnu’ndaki kulenin bahriye neferi iki bekçisinin ufak bir bahşiş karşılığında eşsiz manzarayı seyretmek isteyenleri kuleye çıkarttıklarını biliyoruz. Sermet Muhtar Alus, Kalamış Koyu’nu seyretmek isteyen yabancı seyyahların kuleye çıktıklarını, birçok ressama kulenin, bir sakız ağacının veya selvinin altında çalışırken rastladığını söyler. Kalamış’ta köşkler ve bahçelerin birer birer yok olması sonrası arsalar satılmaya başlanır. 1957 yılında Belediye Moda ve Kalamış’ı bir eğlence sitesi haline dönüştürmek için 200 milyon liralık bir proje hazırlatır. Kalamış Koyunda möbleli apartmanların, otel ve motellerin yapılacağı, kapalı ve açık yüzme havuzlarının, yelken klüplerinin, tenis sahalarının, 6 bin kişi kapasiteli bir spor salonunun yer alacağı; gazino, restoran, konser alanları, otoparklar, helikopter alanlarının dâhil olduğu projenin reklamında “Kalamış için her şey o kadar düşünülmüştür ki, durgun olan koydaki su bile hafif akıntılı bir hale getirilecektir” denmektedir. Günümüzde de Kadıköy ve Kadıköylü’nün yararına olmayacak tam tersine Kadıköy’ün tarihi ve doğal güzelliklerini bir kat daha öldürecek benzeri plan ve projeler dönem dönem Söğütlüçeşme, Kuşdili ve Kalamış aksında dile getirilmekte. 1970’li yıllar Kalamış’ta sahil doldurulma faaliyetlerinin başladığı, arsa satışlarının arttığı ve apartmanlaşmanın başladığı yıllar olmuştur. Yıllar içinde kadameli olarak sahilin doldurulması sonucu vapur iskelesi önce kullanılmaz hale gelmiş sonrasında tamamen kaybolmuştur. 

DİYOJEN ALİ’NİN FIÇISI

Kalamış’ın bilinen güzelliklerine ve tarihi sürecine biraz değindikten sonra yine az çok bilinen mekânlarını, meyhanelerini, sinemalarını ve köşklerini başka bir yazıya bırakmak üzere, az bilinen ya da unutulan bazı karakterlerini hatırlatmak isterim. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyılın başlarında Kalamış’ta Belvü Otel’in Fenerbahçe tarafındaki duvarının dibinde antik çağ filozofu Sinoplu Diyojen gibi bir fıçının içinde yaşayan bir Ali Bey varmış. Diyojen Ali, uzun yıllar askerlik yapıp çavuşluğa yükselmiş, imparatorluk sınırlarında hemen her yeri gezmiş, tezkere alınca da İstanbul’a yerleşip sandalcılık yapmaya başlamış. Birkaç parça eşyasıyla sahilde bir fıçının içinde yaşayan kalender, güler yüzlü ayyaş Ali’yi ayık gören hiç olmamış. Kalamış, Fenerbahçe ve Moda halkının sevgisini kazanmış. Semt çocuklarına askerlik hatıralarını, gördüğü memleketleri ve balıkçılığın inceliklerini anlatırmış. Bir gece patlayan lodos fırtınası Diyojen Ali’nin fıçısını yerinden sökerek almış ve denize sürüklemiş. Kalamış’ın cesur gençleri ve kayıkçıları kalender ayyaşı dalgaların arasından kurtarmışlar. Ali Bey sahilde uykusundan uyanıp fıçının etrafında toplananlara bağırmış : “Bir kaza mı oldu?  Koşalım, kurtaralım.” 

Vakti zamanında (1920’ler) bir zurnacı Arap Mehmet varmış. Üsküdar Selamsız’da otursa da evine pek uğramaz, gece gündüz Kadıköy’de görülürmüş. Fevkalâde zurna çalar, mesirelerde, özel davetli olduğu kır âlemlerinde ve köşklerde bazen şevke gelirse, zurnanın çanağına ipek mendil tıkıyarak sesini buğuklaştırır yahut çanağı leğenle getirilen suya daldırır, öyle çalarmış. Kazandığı parayla rakı içer hatta başkalarına ısmarlarmış. Çok aşka geldiği ortamlarda cebindeki paraları çıkarıp etrafına toplanıp onu dinleyenlere saçtığı da olurmuş. İşte bu Arap Mehmedin en zevkle dinlenildiği yer, sabaha karşı, Kalamış koyu olurmuş. O, yaz gecelerinde, genelde her yer kapandıktan sonra, şişesini alıp Kalamışa gider, pabuçlarını çıkarır, paket taşlarının üzerine oturup ayaklarını suyar sokar, bir taraftan rakı içer, bir taraftan denize karşı zurna çalarmış. Burada, kendi zevki için çalar, onun için de pek zevkle dinlenirmiş. Behçet Kemal Çağların yazdığı güfteden otuz, otuz beş sene kadar önce bir müzisyenin huzur almak için gittiği yermiş Kalamış koyu.

“MİLLET” İLK KEZ BAŞLIKTA

Ömürlerinin son dönemlerini Kalamış’ta geçirip orada vefat eden ve maalesef günümüzde pek anılmayan iki önemli isim var aklıma gelen. Biri tarihimizdeki ilk Türkçe gazetelerden biri olan Basiret’i çıkardığı için Basiretçi olarak anılan gazeteci Ali Efendi. Enderun’da eğitim gören ve devlet memurluğu yapan Ali Efendi, Basiret Gazetesi’ni 1870 yılında çıkarmaya başlar. Gazetenin başlığı altında yer alan millet gazetesi ibaresiyle, “millet” kelimesi bir gazete başlığında ilk defa kullanılmış olur. Çırağan Vakası’na dâhil olduğu gerekçesiyle Kasım 1878’de Kudüs’e sürülür. Altı ay sonra affedilse de Suriye’de bir göreve getirilerek İstanbul’dan uzaklaştırılır. Farklı yerlerde kaymakamlık görevi yapar ve son olarak 1903 yılında Osmanî nişanıyla ödüllendirilir. II. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul’a gelir ve Basiret’i tekrar yayımlamaya başlar. Ancak devrin değişen şartları ve sayıları artan yeni gazeteler karşısında tutunamayarak, on dokuzuncu sayısından sonra gazeteyi kapatmak zorunda kalır ve vefat edeceği 1912 yılına kadar Kalamış’ta yaşar. Diğer önemli isimse geleneksel Türk Tiyatrosunun son temsilcisi, Orta oyunu ve Tulûat sanatçısı İsmail Hakkı Dümbüllü. Yine bir Kadıköylü olan, komik-i şehir ünvanına sahip tulûat ve Orta oyunu sanatçısı Kel Hasan Efendi’nin yetiştirdiği ve fesiyle kavuğunu teslim ettiği İsmail Dümbüllü Kızıltoprak’ta yaşadığı evinden Kalamış Sadberk sokakta yaşayacağı apartman dairesine taşınmış ve ömrünün sonuna kadar Kalamış’ta yaşamıştır. 

KONYA’DA GÖRÜLEN RÜYA: KALAMIŞ

Gazeteci yazar Vâlâ Nureddin’in eşi Müzehher Hanım anılarında çok kere Kalamış’a yer verir. Kalamış’a dönüp taşınma hikâyeleri çok güzeldir: “Kalamış sözkonusu olunca benim duygusallığa kapılmamam olanaksızdır, önce belirteyim ki, yadırganmasın... Konya'da kaldığımız sürece Vâlâ ile gördüğümüz rüya Kalamış’tı. Kalamış’ı konuşur, konuşur sonra özlem içinde susar ve dalardık. Karar vermiştik, İstanbul’a dönebilirsek, günün birinde, Kalamış’ta oturacağız. Ben Kalamış’ı kızım, babası ve babaannesiyle orada oturduğundan, ona yakın olmak için istiyordum; ayrıca da çok sevdiğim bir sayfiye yeriydi. Vâlâ da ilk gençlik yıllarını orada geçirdiğinden, tutkundu Kalamış’a, öylesine yürekten isterdik ki bu hayalin gerçekleşmesini, felek bize epey çile çektirdikten sonra, bir lütufta bulunmayı borç bilmiş olacak ki, ilk aramağa çıktığımda Kalamış’taki evi karşımda gördüm.”

Behçet Kemal Çağlar’ın Kalamış Koyunda Gece dediği mısralarla yazıya son verelim: Bir gözün feri şimdi kıyıdaki her ışık / Ve bir yüz çizgisidir sudaki her kırışık / Canlıdır deniz gibi yosuniyle taşıyle / Bütün koy dolan bir göz sevinç minnet yaşile / Bütün koy yüzü filan görünmeyen bir gülüş / Ve her dalga belirsiz bir beldeki bükülüş / Her parça su ürperen bir deri gibi durur / Bir motor geçer denizin kalbi vurur.

Yazarın Diğer Yazıları

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 8

Kadıköy Hal Binası 1986 yılında İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Devlet Konservatuarı olarak kullanılmaya başlanan ve 1989 yılından itibaren Şehir Tiyatroları’nın Haldun Taner’in adını verdiği bir sahnesine ev sahipliği yapan bina, 1927 yılında İtalyan mimar Ferrari’ye yaptırılan Türkiye’nin ilk modern hal binasıydı. Binanın, İBB tarafından ...

Kadıköy’de Plaj Mevsimi

Kadıköy’de yazlık bahçe ve gazinoların, yazlık sinema ve tiyatroların açılması yaz mevsiminin gelişini müjdelerdi. Sayfiyelere taşınma telaşı ve hareketliliğinin bitmesini takiben yazın tam anlamıyla geldiğini gösterense plajların ve plaj gazinolarının sezonu açmaları olurdu. Bostancı ve Fenerbahçe’ye İstanbul’un ilk ve tek yazlık tramvayları çalış ...

FOTOĞRAFLI KADIKÖY TARİHİ-7

Altıyol Kadıköy’ün Altıyol ağzı günümüzde daha çok Boğa heykeliyle anılır ve bilinir. Oysa yakın zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı tarafından restorasyonu yapılan bronz heykelin bu meydana gelişi 1987 yılıdır. Nesiller boyu Boğa’nın adıyla anılmayıp sadece Altıyol ağzı olarak adland ...

Nazım Hikmet ve Erenköy

Bir Kadıköy sakini olan Nazım Hikmet’in Erenköy yılları 1932’de başlar. Piraye’yle evlenme kararı almalarından sonra Piraye ve Nazım’ın aileleri birleşip Erenköy’de Mehmet Ali Paşa köşkünün karşısındaki Mithat Paşa köşkünü tutarlar. Büyük bahçesi, çamlıkları, yemişliği, bağı, sebzeliği, kümesi, ahırı, ayrı bir otlağı bulunan ama yıllar yılı bakımsı ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi- 6

SUADİYE  PLAJI Haziran ayıyla birlikte İstanbul’da sayfiye ve plaj mevsimi de açılmış olurdu. Kadıköy hem sayfiye hareketliliği hem plajlarıyla yaz mevsiminin en canlı yerlerinden biriydi. Özellikle tatil günlerinde gündüz plajlara, akşam plaj gazinolarındaki eğlencelere gelenler için ek vapur seferleri konur, plaj işletmeleri otobüs seferleri d ...

İSTANBUL’UN KAPISI: BOSTANCI

Bostancı, yüz yıllar boyunca İstanbul şehrine giriş çıkışların kontrol edildiği, hem Roma hem Osmanlı dönemlerinde imparatorluk metropolünün sınırı kabul edilen bir yerleşim yeri olmuştu. Kayışdağı’ndan gelip, Çamaşırcıbaşı Kuloğlu Mustafa Bey’in mülkü olan araziden akıp denize döküldüğü için Çamaşırcı Deresi de denilen Bostancı Deresi İstanbul’un ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 5

  SUADİYE  VAPUR  İSKELESİ 1910 yılında kurulan Seyri Sefain İşletmesi’nin Köprü İskelesi’nden kalkıp Haydarpaşa, Kadıköy, Moda, Kalamış ve Fenerbahçe’ye giden vapur seferleri vardı. Daha sonraki yıllar Caddebostan, Suadiye, Bostancı ve Maltepe’ye de vapur seferleri başlamıştı. 1929 yılında açılan Suadiye Plajı ve Gazinosu, Kadıköy yakası dış ...

Kadıköy’de yol, su, elektrik...

1869 yılından itibaren Üsküdar Sancağı’na bağlı olan Kadıköy, XIX. yüzyılın sonlarında, İstanbul’dan vapur seferlerinin başlaması, farklı mahalle ve sayfiyelerine de demir yoluyla ulaşımın oluşmasıyla, gözde yerleşim yerlerinden biri olmaya başlamıştı. Özellikle Cumhuriyet sonrası altyapı hizmetlerinin gelmesiyle yerleşik nüfus da artmaya başlamışt ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 4

KADIKÖY  HALKEVİ Kadıköy Halkevi, Kadıköylülerin bağışladığı 6 bin lirayla Bahariye Gül sokakta kiralanan konakta 22 Şubat 1935 tarihinde kurulmuş ve törenle açılışı yapılmıştı. Açılış günü Halkevi Orkestrası tarafından bir konser verilmiş ve altmış kişilik koro heyeti de konsere eşlik etmişti. Halkevinin ilk başkanı Celal Esat Arseven bu görevi ...

Kadıköy'ün Kültür Atlası (16)

AYRILIK ÇEŞMESİ Günümüzde Ayrılık Çeşmesi dendiğinde genellikle akıllara ilk gelen, raylı sistemlerimizden Marmaray ve Metro’nun Kadıköy’deki önemli bir aktarma durağı oluyor. Ayrılık Çeşmesi, hem bu durağa yakın mesafede oturan Kadıköylülerin, hem bir araçtan diğerine aktarma yapmak isteyenlerin, hem de aynı yerde bulunan büyük alış veriş merke ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi-3

Haydarpaşa sahilinin doldurulup gar binasının yapılması gibi, günümüzde Kadıköy Meydanı olarak adlandırılan bir dönemin kumluğu da XX. yüzyıl başında doldurulmaya başlanmıştı. Kadıköy Şehremaneti (belediye) binası ve hemen arkasındaki maliye binası, vapur iskelesi ve hal binası denizden doldurulan alana yapılan yapılardı. Meydana bir park düzenleme ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - II

Köprü'ye bitişik Kadıköy İskelesi çok eskimiş olduğundan 1936 yılında Akay İdaresi’nce dört demirli bir şamandıraya bağlı, terası gazinolu, salonu kaloriferli, tuvaletli, memurlar ve emanet odası olan 290 bin liraya mal olan yeni iskele yaptırılır. Belediye Yollar ve Köprüler Şube Müdürlüğü mühendislerinin inşa ettiği iskele binası 1960 yılında yen ...

Karlı kış günleri

Kış mevsimi zahmetlidir. Geleceği gün yaklaştıkça bir eksiğimiz var mı diye düşündürtüp, telaşlanmamıza neden olan ağırlaması zor bir misafir gibidir. Eski zamanlarda yaz mevsimine hazırlıksız yakalanmak diye bir şey yoktu. Herkes boş zamanınca ve bütçesi elverdiğince bu mevsimin nimetlerinden yararlanırdı. Yazlık gazinolar, bahçeler, sinemalar ve ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 1

Kadıköy’ün Primadonnası Suzan Lütfullah Sururi İçinde bulunduğumuz hafta sanat dünyamızın ilklerinden biri olan, ülkemizin en güzel kültür sanat binalarından biri olan Süreyya Sineması fuayesinde büstü bulunan, cumhuriyet dönemi öncü kadınlarından Suzan Lütfullah’ın anıldığı haftaydı. İlk Müslüman profesyonel primadonnamız Suzan Hanım, 11 Oc ...

Bahariye: Hem eğlence hem şifa 

Bahariye, yüz yıl boyunca hem Kadıköy’ün eğlence hayatının merkezlerinden biri hem de birçok hekimin ve sanatçının orada mesken tutmasıyla, bedene ve ruha şifa veren bir semt olmuştu. Altıyol ağzına açılan altı yoldan biri olan Bahariye Caddesi, tramvayların Kadıköy’e gelmesiyle birlikte Moda’ya ulaşımın ana güzergâhı haline gelmişti. Tramvay önces ...

Çayırlar... Mesireler...

İstanbul tarihinde sosyal hayat ve eğlence denildiğinde, kamusal alan olarak bir döneme damgasını vurmuş çayırlar ve mesireler şüphesiz en başta gelir. Belli mevsim ve tatil günlerinde günümüz diliylekent hayatından kaçışmekanları olan çayırlar çok daha önceleri basit ama bir o kadar da hayati bir ihtiyacı karşılayan alanlardı. Devlet hazinesine ai ...

Bağdat Caddesi

Evliya Çelebi seyahatnamesinde şöyle der:“Sultan, Bağdat’ı yedi bin mühendisiyle öyle sağlam ve müstahkem etti ki Bağdat, Bağdat olalı bu imaret ve abadanlığı ilk defa görmüştür.”Bağdat bir dönemler Osmanlı Devleti’nin en önemli vilayetlerinden biri olup, Dicle nehri kenarında, ticaret yolları üzerinde, stratejik konumu çok önemli bir bölgede kurul ...

Kadıköy’ün lodosu

Mithat Cemal Kuntay şöyle der: İstanbul iki şeyin oyuncağıdır. Marmaranın ve Karadenizin. Bu ikisinden hangisinin keyfi hakimse o gün ilk veya sonbahardır, kış veya yazdır. Her ne kadar iklimi ve hava durumu İstanbul’dan farklı düşünülmese de, Kadıköy’ün Karadeniz’den gelen Kuzey rüzgarlarına daha kapalı olması ve Batı yönü de deniz olup batışına k ...

Kadıköy tramvayları

Kadıköylüler 1934 yılının bahar ve yaz aylarında, sonu güzel bitecek bir çile çekiyorlardı. Üç nahiyeli, on yedi mahalleli ilçenin genel manzarası sökülmüş kaldırımlar, kazılan caddeler, iskele meydanına yığılmış raylar ve traverslerdi. Projesi 1930 yılından itibaren konuşulan Kadıköy tramvay yolları artık hayata geçmek üzereydi. 2 Temmuz 1928 tari ...

1937'nin 13 Ağustos Cuma günü Kadıköy'de neler oluyordu?

Herkesin “görülmemiş sıcaklar” diye söylendiği bir yaz mevsimi geçiriyordu Kadıköy. Esnafın süpürgesi dışında bir temizlik görmeyen kaldırım taşlarının arasından çıkan otlar sararmış ve kurumuştu. Belediye görevlilerinin haftada bir veya iki, esnafın her gün iki, üç kez ıslattığı çarşı sokaklarında toz bir süreliğine yatışıyor sonrasında yeniden ha ...

Vapurlarda Kadıköy

Vapurlarla Kadıköy’e ulaşımın başlaması ve demiryoluyla Kadıköy nahiyelerine, sayfiyelerine ulaşımın kolaylaşması Kadıköy’de hem nüfus hareketlerini hem sosyal hayatı etkilemişti. Vapurlar, Kadıköy’e İstanbul’dan kolay erişimi sağlayan bir köprü olmuştu. Bu köprü Abdülhamit döneminde Saray erkanından ve paşalardan yoğun bir göçü başlatmış, Cumhuriy ...

Sayfiye mevsimi

Üç cemrenin sırasıyla düşmesi, ağaçların tomurcuklanması ve sonrasında Kasım günlerinin bitip Hızır günlerinin başlaması yaz mevsiminin gelişini anlatırdı bir zamanlar. Sırasıyla yazlık bahçeler, gazinolar ve sinemalar açılır, tatil günleri çayır ve mesireler dolup taşmaya başlar, son olarak da Cumhuriyet öncesi dönemden söz ediyorsak deniz hamamla ...

Ramazan, bayramlar ve Kadıköy

On yıllar öncesinin Ramazan ve bayram gelenekleri hep anlatılmış ve yazılmıştır. Genelde özlemle anılan o günler, bir şehrin ya da semtin farklı dönemlerinde, kültürel ve sosyal hayata dair bilgiler de verir bize. Ramazan ve bayram boyunca düzenlenen etkinlikler ve bunlara katılım, alış verişler ve hazırlanan özel yemekler farklı dönemlerdeki kültü ...

Kadıköy’ün Deresi

Bir yarımada üzerine kurulu ilk Kadıköy’ün sınırlarını kuzeyde, Haydarpaşa’dan denize dökülen Ayrılıkçeşmesi (Himeros) deresi ve doğuda, Kayışdağı’ndan gelen, yaklaşık yedi kilometrelik uzunluğuyla Kadıköy civarının en uzun deresi olan Kurbağalıdere (Kalkedon) belirlerdi. Kurbağalıdere’nin ilk ismi Kalkedon’dur ve kurulan ilk şehre de ismini ver ...

Kadıköy’de kayıklar

Tüm deniz kentleri gibi İstanbul ve Kadıköy’de de tarih boyunca ulaşım ve taşımacılıkta kayıkların önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Ulaşımı sağlamak ve zaruri ihtiyaçlara erişmekte bir aracı olmak dışında, Moda, Kalamış, Fenerbahçe, Caddebostan, Suadiye sahillerinde ve Kurbağalıdere’de sosyal hayatın değişmez bir parçası olan kayıklar ayrıca kür ...

Kadıköy’ün Ağaları

Paşaların (Rasim Paşa, Zühtü Paşa) isimlerini alan mahallelerin, Ağaların isimlerini (Cafer Ağa, Osman Ağa) alan mahallelerle komşu olduğu Kadıköy’de ayrıca bir semte (İbrahim Ağa), bir caddeye (Halit Ağa) ve bir sokağa (Nadir Ağa) isimleri verilmiş ağalar vardır. Osmanlı Sarayı’nda üst düzey önemli görevlerde hizmet vermiş olan bu ağalarla, isimle ...

Kadıköy Kültür Atlası (1)

Kadıköy'ün bağları Antik dönem Kadıköy’ünde yani Kalkhedon’da en önemli tanrı Zeus, en önemli tanrıçaysa, insanoğluna ekip biçmeyi öğreten, tarım ve bereketin tanrıçası Demeter’di. Önem atfedilen tanrılardan bir diğeri, Zeus’n oğlu, şarap tanrısı Dionysos’tur. Kalkhedon adına bastırılan farklı sikkelerde hem Demeter’in sembolü buğday başağı hem ...

ARŞİV