Nazım Hikmet ve Erenköy

23 Haziran 2022 - 17:58

Bir Kadıköy sakini olan Nazım Hikmet’in Erenköy yılları 1932’de başlar. Piraye’yle evlenme kararı almalarından sonra Piraye ve Nazım’ın aileleri birleşip Erenköy’de Mehmet Ali Paşa köşkünün karşısındaki Mithat Paşa köşkünü tutarlar. Büyük bahçesi, çamlıkları, yemişliği, bağı, sebzeliği, kümesi, ahırı, ayrı bir otlağı bulunan ama yıllar yılı bakımsız kalmış bu güzel köşke yerleşirler. 1930’lu yıllarda değişik takma adlarla gazete ve dergilerde fıkralar yazan Nazım Hikmet’in en ünlü mahlası Orhan Selim’dir ve kendisi de 1935 yılında yayımladığı “Portreler”de Orhan Selim’e yer veren dizeler yazmıştır. Yine aynı yıl Orhan Selim olarak, Akşam Gazetesi’ndeki köşesinde, Nazım Hikmet’ten aldığı bir mektuptan söz eder. Nazım’ın Orhan Selim hakkındaki düşüncelerini ve genç yazara tavsiyelerini sıralar. Nazım Hikmet, 1935 ve 1936 yıllarında Akşam ve Tan gazetelerinde Orhan Selim adıyla yazdığı fıkralarda bir çok kez hem Kadıköy’ün hem Erenköy’ün sorunlarına değinmiş ve o günlerin şikayet konuları hakkında bilgilenmemizi de sağlamıştır. Okur mektuplarına ve onlardan gelen şikayetlere sıkça yer veren şair 1936 yılındaki bir yazısında şöyle demektedir: “Kadıköy’de çok oturdum. Çocukluğumun bir parçası bu kasaba-köyde geçti. İşte bunun içindir ki, bir semtçilik irticaiyle, Kadıköylü okuyucularımdan gelen mektupları -ne yalan söyleyeyim- daha merakla okurum.”

“BİZİM ERENKÖY YAŞANACAK YERDİR”

21 Aralık 1934 tarihli “Bize Buyrun” başlıklı yazısına Bizim Erenköy diyerek başlar. Erenköy’ün yazın toz, kışın çamur derdinden yakınır. Bu çileyi görmesi için bir belediye yetkilisini Erenköy’e davet eder. İroni yaparak, yetkiliye bir köşk tutacakalarını söyler ve hatta yetkilinin bir dediğini iki etmeyeceklerinin de noter karşısında ant içerek garantisini vereceklerini ilave eder. Nazım Hikmet yazının başında o yılların Erenköy’ünün güzelliklerini şöyle sıralar: “Bizim Erenköy, gerçek yaşanacak yerdir. Buram buram reçine kokan, yaz kış yemyeşil çamları vardır. Suyumuzun tadına doyulmaz. Ağaçlıklar arasında, irili ufaklı kuş yuvaları gibi köşklerimizi bir görseniz; bağlarımızın kabuğu ince, suyu ballı üzümlerini bir yeseniz Erenköyümüzden bir daha ayrılmak istemezsiniz.”

Şairin, aynı dönemde gazete köşesindeki yazılar vasıtasıyla tartışmaya tutuştuğu Peyami Safa, 1929 yılında yazdığı “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” romanında Erenköy’le ilgili şu cümleyi kurmuştur : “Başımızın ucunda, tâ uzaklara kadar sıralanarak ötüşen ağustos böcekleri, bütün Erenköyü’nü bir ses zinciriyle çeviriyordu. Sıcak bir rüzgar, sanki ilkbahardan yaza geçilen mevsim çizgisinin üstündeyiz, etrafımızda gizli bir coşkunluk var.” 

Böylelikle şairin reçine kokan yemyeşil çamlarla kafamızda oluşturduğu Erenköy tablosuna, ötüşen ağustos böceklerini ve gizli bir coşkunluğu da ekleyebiliriz. Nazım Hikmet 1930 yılında Resimli Ay Dergisi’nde imzasız olarak yazdığı kitap eleştirisi yazısında Peyami Safa’nın bu romanından büyük övgüyle söz etmiştir. Eleştirisine romanı üç defa okuduğunu söyleyerek başlamış ve son cümlesi de “9’uncu Hariciye Koğuşu’na hayranım ve susuyorum işte” olmuştur.

“KOSKOCA OVALAR, KIRLAR, DENİZLER...”

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1912 yılında basılan önemli eseri “Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç”ta ovalar ve kırlarıyla yer alan Erenköy’de, Nazım Hikmet’in yazısında kuş yuvalarına benzetilerek yer alan köşkler henüz Erenköy manzarasında yer almaz: "Hiç Erenköyü tarafına gittiniz mi? Koskoca

ovalar, kırlar, göz alabildiği kadar denizler... İşte dünya o değil mi ? Bunun neresi yuvarlakmış? Gözüme mi inanayım, size mi?" 

Nazım Hikmet, 1935 yılında Tan Gazetesi’nde Orhan Selim mahlasıyla yazdığı bir fıkrayı Hüseyin Rahmi’ye ayırmış ve yazıya şu cümleyle başlamıştır: “Çocukluğumu, delikanlılığımı ve kırkına merdiven dayayan yaşımı kitaplarında toplayan bir yazıcı olduğu için, onu şu veya bu düşüncenin dışında, tabiatın bir görünüşünü sever gibi severim.”

ERENKÖY’ÜN KUSURU SİVRİSİNEKLER

Nazım Hikmet’in Erenköy’le ilgili şikayetlerinin biri de sivrisinek sorunudur. Boğaziçi’nin havasını methedip de, bu sivrisineklerle burada nasıl yaşayabiliyorsunuz diyenlere Erenköylülerin cevabı şöyle olurmuş: "Şakağımızda şimendifer, yanımızda Caddebostanı vapuru, şuracıkta Kayışdağı suyu. Manzara, bağ çayır çimen. Her güzelin kusuru olur." 

Yabancılara pek dillendirilmek istenmese de sivrisinek sorunu Erenköylülerin canına tak etmiştir ve Nazım Hikmet 1935 yılı Ağustos’unda gazetedeki yazısında şöyle sitem eder: “Sivrisinekler için bir yazdım, bir daha yazdım, bir cevap verdiler. Bir daha yazıyorum, bir daha cevap verecekler. Bu böyle, yaz geçene kadar sürüp gidecek.” 

Nazım Hikmet bu yazısında açık ev adresini de vererek şöyle bir ironi yapar: “Bizim evin adresi Erenköy Ethem Efendi Caddesi No:13’tür. Sivrisinekle savaş kurumu başkanı bir gecelik konuk gelsinler bize. Kendilerini yiyecek içecekten yana ağırlayamazsak da, altlarına bir şilte serip sivrisinek orkestrasının tatlı melodileri arasında deliksiz bir uyku geçirtebiliriz.” 

Şair aynı ay çıkan bir başka yazısında, Akşam Gazetesi’nde İstanbul’un Anadolu yakasında sivrisinek mücadelesi iyi sonuç verdi diye bir haber gördüğünde gazeteyi elinden fırlattığını söyler ve ekler: “Ya iyi sonucun ne olduğu bilinmiyor, ya da Erenköy, İstanbul’un Anadolu kıyısından Rumeli kıyısına geçirilmiş ve biz Erenköylülerin bundan haberi olmamış.”

1930’lu yıllarda farklı zamanlarda gazetelerde Kadıköy’ün aydınlatma sorunuyla ilgili şikayetler yer alır. Geceleri karanlıkta kalan sokak ve meydanların olması eleştirilir. 1934 yılındaysa Havagazı Şirketi sokak fenerlerinin lambalarının tahrip edilip çalındığını söyleyerek iki yüz adet fenerin parasını belediyeden talep eder. 1935 yılının yaz mevsiminde yetersiz aydınlatma sorununun Erenköy’de de olduğunu yine Orhan Selim’in bir yazısından anlarız. Nazım Hikmet eski zamanlarda yapılan yolculukların zorluklarından söz edip yazısını şöyle sonlandırır: “Artık ne yollar korkulu, ne yolculuk işkence ne de yolcu kahramandır. Bütün bunlar doğrudur ama; mesela yıldızsız bir gecede bizim Erenköy, Etem Efendi Caddesi’nde yapılacak bir yolculuk için değil.”

Kadıköy’ün en çok şikayet alan konularından biri bozuk yollarıdır. Bir türlü bitirilemeyen hatta Bağdat Caddesi örneğinde olduğu gibi yapıldıktan kısa süre sonra bozulan, çukurlar açılan asfalt yolları hep konu olmuştur. 1935 yılında Orhan Selim, Erenköy’den yola çıkıp sözde asfalt denen yolda yürüdüğünü söyler. Nükteli yazısında iki aksakallı dedeyle karşılaşır. Çamurla kaplı asfalt yolu anlattığı yazısı şöye sonlanır: “Aksaçlı ve aksakallı bilgililer uzun uzadıya çamurun kalınlığını ölçtüler biçtiler ve şöyle bir sona ulaştılar: Üstündeki çamur yığınına göre Maltepe’den Selamiçeşme’ye kadar uzanan yolun üstündeki asfalt bundan beş bin yıl, on dört ay, yirmi sekiz gün önce döşenmiştir.” 

Nisan 1936’daki başka bir yazısında, Erenköy’de Ethem Efendi Caddesi’nde oturan bacanağı, Orhan Selim’e sokaklardaki taş yığınlarının sebebini anlatır: “Yol üstündeki evler el birliği oldu. Belediye de yardım edeceğini vadetti. Mahalleli dişinden tırnağından arttırıp dört yüz lira kadar topladı. Hemen yolun tamirine başlanıldı. Fakat bizim dört yüz papel ancak taşları kırıp yolun kenarına yığmaya yetti. Taşların döşenmesi için belediyenin mev’ud (söz veilen) yardımı gerekti. Fakat...”Bacanak ‘fakat’ deyince işin sonunu anladık..” 

ERENKÖY’ÜN SU SORUNU

Üsküdar-Kadıköy Su Şirketi’nden şikayetlerin yoğun olduğu, Kadıköylülerin şirket aleyhinde dava açtıkları bu yıllarda, su sorunu Orhan Selim’in yazılarına da yansır. Ağustos 1935’de şair Erenköy’ün su sorununu ele alan yazılarından birinde şöyle der: “Dört beş gündür bizim Erenköyü’nde sular sabahın saat altısında yedisinde kesiliyor. Musluklar kuruyor ve ancak gece sekizden sonra açılıyor, gece yarısından sonra bollaşıyor ve güneş doğana kadar gürül gürül akıyor.” 

Aynı haftalar içinde bir başka yazısında konuya tekrar değinip şu soruları sorar: “Terkos gölü mü kurudu? Bizim Erenköy yakasına gelen su boruları gündüzleri sıcaktan mı tıkanıyor? Gece suyu bırakıp gündüz kesen kimdir? Bunlara kim cevap verecek?”

VAPUR, TREN, TRAMVAY...

Bir Kadıköylü, Erenköylü olup da o yıllarda vapur, tren ve tramvaylardan söz etmemek ve şikayet dile getirmemek olmaz. Nisan 1935’de Tan Gazetesi’ndeki Orhan Selim imzalı yazısında şairin ulaşım ve taşımacılık konusuna ne kadar çok değindiğini de anlarız: “Vapurları, trenleri, tramvayları dilime doladım. Ne onlar kusura baksınlar, ne de daha dilime dolamadıklarım, bize sıra gelmeyecek diye sevinmeye kalkışsınlar.” 

Şair, aynı gazetede beş gün sonra çıkan yazısına önce Erenköy’de oturduğunu belirterek başlar: “Erenköy’de otururum. Erenköy’de otururum demek, günde iki kere vapura, iki kere ya trene ya tramvaya binmeye zorlanmışım demektir. Gidiş gelişin kara yolculuğunda hem tren hem tramvayın olması işi kolaylaştırıyor. Biri olmazsa biri bulunuyor. Deniz yolculuğunda ise vapura binmekten başka yol yok.”

Şair bu yazısında vapur tarifelerini bilmek, ezberlemek gerekteğini ve bunun zor olduğunu belirtir. Kadıköy’den Bostancı’ya kadar olan kesimin artık yalnız yazları oturulan bir yer olmadığını ve yaz-kış tarifelerinden vaz geçilebileceğini söyler. Her yarım saatte bir vapur çıkarılsa tarife ezberlemeye gerek kalmayacağını da bir görüş olarak ekler. 

Ekim 1934’te Kadıköy-Bostancı tramvay seferleri başladıktan kısa bir süre sonra ilk kaza da geçekleşir. Selamiçeşme yakınlarında tramvayın çarptığı bir adam hayatını kaybeder ve bu olay üzerinden tramvay hattının aslında aceleye getirilerek eksik olarak işletmeye açıldığı anlaşılır. Orhan Selim Kasım 1934’teki yazısında bu kazaya ve yaşanılan soruna değinir: “Bu acıklı iş 8:30’da olmuş. Ben Erenköy’deydim. Dokuzu bilmem kaç vapuruna yetişmek için tramvay beklemeye başladım. Bekle de bekle, bekle de bekle. İki yoldan birisi işlemediği için aktarma maktarma ancak 11:45 vapuruna güç bela yetişebildim... Bu işin neden böyle uzun sürdüğünü sordum, soruşturdum. Gidiş geliş yolları arasında ‘makaslar’ yok denecek kadar az da ondan dediler.”

Son olarak Nazım Hikmet’in toplu taşımaya biniş ve inişlerde Kadıköy ve İstanbul yakası arasında nasıl bir fark gözlemlediğine bakalım. Orhan Selim imzasıyla 1935 Eylül’ünde çıkan yazının başında Nazım Hikmet’in Kadıköy yakası değil de Erenköy yakası demesi de dikkat çekicidir: “Dikkat ediyorum, bizim oralarda, Erenköy yakasında işleyen tramvaylarda binişlerle inişler İstanbul tramvaylarındakilerine hiç benzemiyor. Selami Çeşmesi ile Bostancı arasında oturan yerlilerin birçoğu tramvaya, çek çek yahut uzun arabalara biner gibi biniyorlar, öyle ağır ağır, öyle edalı ve yine öyle iniyorlar... Bu hal kumpanyanın da gözüne çarpmış ki ‘Tez bin, tez in ki, tez gidesin!’ diye yazılar yazdırmış.”

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 8

Kadıköy Hal Binası 1986 yılında İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Devlet Konservatuarı olarak kullanılmaya başlanan ve 1989 yılından itibaren Şehir Tiyatroları’nın Haldun Taner’in adını verdiği bir sahnesine ev sahipliği yapan bina, 1927 yılında İtalyan mimar Ferrari’ye yaptırılan Türkiye’nin ilk modern hal binasıydı. Binanın, İBB tarafından ...

Kadıköy’de Plaj Mevsimi

Kadıköy’de yazlık bahçe ve gazinoların, yazlık sinema ve tiyatroların açılması yaz mevsiminin gelişini müjdelerdi. Sayfiyelere taşınma telaşı ve hareketliliğinin bitmesini takiben yazın tam anlamıyla geldiğini gösterense plajların ve plaj gazinolarının sezonu açmaları olurdu. Bostancı ve Fenerbahçe’ye İstanbul’un ilk ve tek yazlık tramvayları çalış ...

FOTOĞRAFLI KADIKÖY TARİHİ-7

Altıyol Kadıköy’ün Altıyol ağzı günümüzde daha çok Boğa heykeliyle anılır ve bilinir. Oysa yakın zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı tarafından restorasyonu yapılan bronz heykelin bu meydana gelişi 1987 yılıdır. Nesiller boyu Boğa’nın adıyla anılmayıp sadece Altıyol ağzı olarak adland ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi- 6

SUADİYE  PLAJI Haziran ayıyla birlikte İstanbul’da sayfiye ve plaj mevsimi de açılmış olurdu. Kadıköy hem sayfiye hareketliliği hem plajlarıyla yaz mevsiminin en canlı yerlerinden biriydi. Özellikle tatil günlerinde gündüz plajlara, akşam plaj gazinolarındaki eğlencelere gelenler için ek vapur seferleri konur, plaj işletmeleri otobüs seferleri d ...

İSTANBUL’UN KAPISI: BOSTANCI

Bostancı, yüz yıllar boyunca İstanbul şehrine giriş çıkışların kontrol edildiği, hem Roma hem Osmanlı dönemlerinde imparatorluk metropolünün sınırı kabul edilen bir yerleşim yeri olmuştu. Kayışdağı’ndan gelip, Çamaşırcıbaşı Kuloğlu Mustafa Bey’in mülkü olan araziden akıp denize döküldüğü için Çamaşırcı Deresi de denilen Bostancı Deresi İstanbul’un ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 5

  SUADİYE  VAPUR  İSKELESİ 1910 yılında kurulan Seyri Sefain İşletmesi’nin Köprü İskelesi’nden kalkıp Haydarpaşa, Kadıköy, Moda, Kalamış ve Fenerbahçe’ye giden vapur seferleri vardı. Daha sonraki yıllar Caddebostan, Suadiye, Bostancı ve Maltepe’ye de vapur seferleri başlamıştı. 1929 yılında açılan Suadiye Plajı ve Gazinosu, Kadıköy yakası dış ...

Kadıköy’de yol, su, elektrik...

1869 yılından itibaren Üsküdar Sancağı’na bağlı olan Kadıköy, XIX. yüzyılın sonlarında, İstanbul’dan vapur seferlerinin başlaması, farklı mahalle ve sayfiyelerine de demir yoluyla ulaşımın oluşmasıyla, gözde yerleşim yerlerinden biri olmaya başlamıştı. Özellikle Cumhuriyet sonrası altyapı hizmetlerinin gelmesiyle yerleşik nüfus da artmaya başlamışt ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 4

KADIKÖY  HALKEVİ Kadıköy Halkevi, Kadıköylülerin bağışladığı 6 bin lirayla Bahariye Gül sokakta kiralanan konakta 22 Şubat 1935 tarihinde kurulmuş ve törenle açılışı yapılmıştı. Açılış günü Halkevi Orkestrası tarafından bir konser verilmiş ve altmış kişilik koro heyeti de konsere eşlik etmişti. Halkevinin ilk başkanı Celal Esat Arseven bu görevi ...

Kadıköy'ün Kültür Atlası (16)

AYRILIK ÇEŞMESİ Günümüzde Ayrılık Çeşmesi dendiğinde genellikle akıllara ilk gelen, raylı sistemlerimizden Marmaray ve Metro’nun Kadıköy’deki önemli bir aktarma durağı oluyor. Ayrılık Çeşmesi, hem bu durağa yakın mesafede oturan Kadıköylülerin, hem bir araçtan diğerine aktarma yapmak isteyenlerin, hem de aynı yerde bulunan büyük alış veriş merke ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi-3

Haydarpaşa sahilinin doldurulup gar binasının yapılması gibi, günümüzde Kadıköy Meydanı olarak adlandırılan bir dönemin kumluğu da XX. yüzyıl başında doldurulmaya başlanmıştı. Kadıköy Şehremaneti (belediye) binası ve hemen arkasındaki maliye binası, vapur iskelesi ve hal binası denizden doldurulan alana yapılan yapılardı. Meydana bir park düzenleme ...

Tatlı huzurdan yat limanına Kalamış

Fenerbahçe Mahallesi ve Kalamış semti geçtiğimiz ay, iptal edilen yat limanı ihalesiyle ülke gündemine gelmişti. Hem ihale öncesi hem sonuçlanmış ihalenin iptal kararı sonrası duyarlı Kadıköylüler ve Belediye Başkanlığı sürecin takipçisi olmuşlardı. Kadıköy hem kurumları hem sivil insiyatifiyle, Kalamış Yat Limanıyla ilgili soru ve taleplerine hale ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - II

Köprü'ye bitişik Kadıköy İskelesi çok eskimiş olduğundan 1936 yılında Akay İdaresi’nce dört demirli bir şamandıraya bağlı, terası gazinolu, salonu kaloriferli, tuvaletli, memurlar ve emanet odası olan 290 bin liraya mal olan yeni iskele yaptırılır. Belediye Yollar ve Köprüler Şube Müdürlüğü mühendislerinin inşa ettiği iskele binası 1960 yılında yen ...

Karlı kış günleri

Kış mevsimi zahmetlidir. Geleceği gün yaklaştıkça bir eksiğimiz var mı diye düşündürtüp, telaşlanmamıza neden olan ağırlaması zor bir misafir gibidir. Eski zamanlarda yaz mevsimine hazırlıksız yakalanmak diye bir şey yoktu. Herkes boş zamanınca ve bütçesi elverdiğince bu mevsimin nimetlerinden yararlanırdı. Yazlık gazinolar, bahçeler, sinemalar ve ...

Fotoğraflı Kadıköy Tarihi - 1

Kadıköy’ün Primadonnası Suzan Lütfullah Sururi İçinde bulunduğumuz hafta sanat dünyamızın ilklerinden biri olan, ülkemizin en güzel kültür sanat binalarından biri olan Süreyya Sineması fuayesinde büstü bulunan, cumhuriyet dönemi öncü kadınlarından Suzan Lütfullah’ın anıldığı haftaydı. İlk Müslüman profesyonel primadonnamız Suzan Hanım, 11 Oc ...

Bahariye: Hem eğlence hem şifa 

Bahariye, yüz yıl boyunca hem Kadıköy’ün eğlence hayatının merkezlerinden biri hem de birçok hekimin ve sanatçının orada mesken tutmasıyla, bedene ve ruha şifa veren bir semt olmuştu. Altıyol ağzına açılan altı yoldan biri olan Bahariye Caddesi, tramvayların Kadıköy’e gelmesiyle birlikte Moda’ya ulaşımın ana güzergâhı haline gelmişti. Tramvay önces ...

Çayırlar... Mesireler...

İstanbul tarihinde sosyal hayat ve eğlence denildiğinde, kamusal alan olarak bir döneme damgasını vurmuş çayırlar ve mesireler şüphesiz en başta gelir. Belli mevsim ve tatil günlerinde günümüz diliylekent hayatından kaçışmekanları olan çayırlar çok daha önceleri basit ama bir o kadar da hayati bir ihtiyacı karşılayan alanlardı. Devlet hazinesine ai ...

Bağdat Caddesi

Evliya Çelebi seyahatnamesinde şöyle der:“Sultan, Bağdat’ı yedi bin mühendisiyle öyle sağlam ve müstahkem etti ki Bağdat, Bağdat olalı bu imaret ve abadanlığı ilk defa görmüştür.”Bağdat bir dönemler Osmanlı Devleti’nin en önemli vilayetlerinden biri olup, Dicle nehri kenarında, ticaret yolları üzerinde, stratejik konumu çok önemli bir bölgede kurul ...

Kadıköy’ün lodosu

Mithat Cemal Kuntay şöyle der: İstanbul iki şeyin oyuncağıdır. Marmaranın ve Karadenizin. Bu ikisinden hangisinin keyfi hakimse o gün ilk veya sonbahardır, kış veya yazdır. Her ne kadar iklimi ve hava durumu İstanbul’dan farklı düşünülmese de, Kadıköy’ün Karadeniz’den gelen Kuzey rüzgarlarına daha kapalı olması ve Batı yönü de deniz olup batışına k ...

Kadıköy tramvayları

Kadıköylüler 1934 yılının bahar ve yaz aylarında, sonu güzel bitecek bir çile çekiyorlardı. Üç nahiyeli, on yedi mahalleli ilçenin genel manzarası sökülmüş kaldırımlar, kazılan caddeler, iskele meydanına yığılmış raylar ve traverslerdi. Projesi 1930 yılından itibaren konuşulan Kadıköy tramvay yolları artık hayata geçmek üzereydi. 2 Temmuz 1928 tari ...

1937'nin 13 Ağustos Cuma günü Kadıköy'de neler oluyordu?

Herkesin “görülmemiş sıcaklar” diye söylendiği bir yaz mevsimi geçiriyordu Kadıköy. Esnafın süpürgesi dışında bir temizlik görmeyen kaldırım taşlarının arasından çıkan otlar sararmış ve kurumuştu. Belediye görevlilerinin haftada bir veya iki, esnafın her gün iki, üç kez ıslattığı çarşı sokaklarında toz bir süreliğine yatışıyor sonrasında yeniden ha ...

Vapurlarda Kadıköy

Vapurlarla Kadıköy’e ulaşımın başlaması ve demiryoluyla Kadıköy nahiyelerine, sayfiyelerine ulaşımın kolaylaşması Kadıköy’de hem nüfus hareketlerini hem sosyal hayatı etkilemişti. Vapurlar, Kadıköy’e İstanbul’dan kolay erişimi sağlayan bir köprü olmuştu. Bu köprü Abdülhamit döneminde Saray erkanından ve paşalardan yoğun bir göçü başlatmış, Cumhuriy ...

Sayfiye mevsimi

Üç cemrenin sırasıyla düşmesi, ağaçların tomurcuklanması ve sonrasında Kasım günlerinin bitip Hızır günlerinin başlaması yaz mevsiminin gelişini anlatırdı bir zamanlar. Sırasıyla yazlık bahçeler, gazinolar ve sinemalar açılır, tatil günleri çayır ve mesireler dolup taşmaya başlar, son olarak da Cumhuriyet öncesi dönemden söz ediyorsak deniz hamamla ...

Ramazan, bayramlar ve Kadıköy

On yıllar öncesinin Ramazan ve bayram gelenekleri hep anlatılmış ve yazılmıştır. Genelde özlemle anılan o günler, bir şehrin ya da semtin farklı dönemlerinde, kültürel ve sosyal hayata dair bilgiler de verir bize. Ramazan ve bayram boyunca düzenlenen etkinlikler ve bunlara katılım, alış verişler ve hazırlanan özel yemekler farklı dönemlerdeki kültü ...

Kadıköy’ün Deresi

Bir yarımada üzerine kurulu ilk Kadıköy’ün sınırlarını kuzeyde, Haydarpaşa’dan denize dökülen Ayrılıkçeşmesi (Himeros) deresi ve doğuda, Kayışdağı’ndan gelen, yaklaşık yedi kilometrelik uzunluğuyla Kadıköy civarının en uzun deresi olan Kurbağalıdere (Kalkedon) belirlerdi. Kurbağalıdere’nin ilk ismi Kalkedon’dur ve kurulan ilk şehre de ismini ver ...

Kadıköy’de kayıklar

Tüm deniz kentleri gibi İstanbul ve Kadıköy’de de tarih boyunca ulaşım ve taşımacılıkta kayıkların önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Ulaşımı sağlamak ve zaruri ihtiyaçlara erişmekte bir aracı olmak dışında, Moda, Kalamış, Fenerbahçe, Caddebostan, Suadiye sahillerinde ve Kurbağalıdere’de sosyal hayatın değişmez bir parçası olan kayıklar ayrıca kür ...

Kadıköy’ün Ağaları

Paşaların (Rasim Paşa, Zühtü Paşa) isimlerini alan mahallelerin, Ağaların isimlerini (Cafer Ağa, Osman Ağa) alan mahallelerle komşu olduğu Kadıköy’de ayrıca bir semte (İbrahim Ağa), bir caddeye (Halit Ağa) ve bir sokağa (Nadir Ağa) isimleri verilmiş ağalar vardır. Osmanlı Sarayı’nda üst düzey önemli görevlerde hizmet vermiş olan bu ağalarla, isimle ...

Kadıköy Kültür Atlası (1)

Kadıköy'ün bağları Antik dönem Kadıköy’ünde yani Kalkhedon’da en önemli tanrı Zeus, en önemli tanrıçaysa, insanoğluna ekip biçmeyi öğreten, tarım ve bereketin tanrıçası Demeter’di. Önem atfedilen tanrılardan bir diğeri, Zeus’n oğlu, şarap tanrısı Dionysos’tur. Kalkhedon adına bastırılan farklı sikkelerde hem Demeter’in sembolü buğday başağı hem ...

ARŞİV