Kadıköy’ün orta yerindeki “mücevher”

30 Ekim 2026 - 09:22

Tarih 14 Mart 2016 Pazartesi, saat 20.00’ye geliyor. Süreyya Operası tıka basa dolu. Eşimle birlikte güçlükle bilet bulabildiğimiz birinci balkonun son sırasında konserin başlamasını bekliyoruz. Birazdan perde açılacak ve Moda’nın gururu Ayşegül Sarıca’nın piyano resitali başlayacak.

Ben ise aylardır kendisiyle söyleşebilmek için randevu almaya çabalıyorum. Ayşegül Hanım son derece zarif bir hanımefendi, hayır-olmaz demiyor, konser yoğunluğunu öne sürerek talebimi kibarca öteliyor. 

Oysa Moda Sevgilim “Yeniden”i bir an önce yayınevine teslim etmek için sabırsızlanıyorum; ama ne pahasına olursa olsun Ayşegül Sarıca’ya kitapta özel bir yer ayırmayı kafama koymuşum. O paha da Ayşegül Hanımın söyleşi için biçtiği vade: “Süreyya Operası’ndaki resitalden sonra!”

Telefonda sözünü alır almaz Süreyya Operası’nın gişesine koşturmuş, bulabildiğim son biletleri kapmıştım. Kapılar açılır açılmaz eşimle birlikte birinci balkondaki yerlerimizi almıştık. 

Balkonun son sırasında oturmanın ayrıcalığı, salonunun büyük bölümünü kuş bakışı görebilmektir. Konserin başlamasını beklerken mekânın güzelliğine bir kez daha hayran kalıyorum!

Bulunduğumuz binayı yıllar önce Süreyya Sineması olarak tanımış, hep öyle bilmiştim. Çocukluğumdan beri bu salonda sayısız film izlemiştim. Yıllar sonra Steven Spielberg’in başyapıtlarından E.T.’yi de, Evde Tek Başına filmini de çocuklarımla birlikte defalarca, kahkahalar ata ata bu salonda seyretmiştik. Kadıköy’ün en sevdiğim sinemasıydı Süreyya. Bana çocukluğumun Beyoğlu sinemalarını anımsatırdı. 

Endişem, günün birinde büyük salonların akıbetine uğramasıydı. 2000’li yıllardan itibaren sinema salonları teker teker kapanmaya ya da amipler gibi küçük salonlara bölünmeye başlamıştı. Emek Sinemasının hazin sonu hâlâ hafızalarda taptazedir.

Türkiye’nin en eski salonlarından Süreyya Sineması ise 2006 yılının sonunda kapanmıştı. Korkularım gerçek mi olacak derken bir mucize gerçekleşti: Kadıköy Belediyesi binayı ilk kuruluş yılındaki amacına uygun bir şekilde restore etti ve 2007’de Süreyya Opera Binası olarak kapılarını İstanbullulara açtı. Bu olumlu gelişmeyi büyük ölçüde Modalı mimar Ersen Gürsel’e borçlu olduğumuzu kendi ağzından öğrendim. 

Binanın öyküsü aslında bu makalenin satırlarına sığmayacak kadar uzun. Özetleyecek olursam, Süreyya İlmen Paşa’nın Paris’teki Champs-Elysées Tiyatrosundan esinlenerek yaptırdığı binanın yapımına 1924 yılında başlanmış. İnşaat 3 yıl sürmüş. Süreyya Paşa’nın asıl amacı Kadıköy’e opera temsillerine elverişli bir bina kazandırmakmış. Viyana’daki bir operanın sahnesinde gördüğü bulutlar arasındaki muhteşem mehtap görüntüsü onu çok etkilemiş. Ne var ki, inşaatın tamamlandığı 1927 yılında, Süreyya Paşa’nın düşlediği görüntülerin sahnelenmesi için gereken döner sahne kadar, teknik eleman yokluğu, kulis, sanatçı odaları gibi mekânların yeterli olmaması, binanın yalnızca sinema ve tiyatro amacıyla kullanılmasını mümkün kılmış. O kadar ki Süreyya İlmen Paşa’nın kurulmasında büyük katkıda bulunduğu Süreyya Opereti Topluluğu bile burada değil, Beyoğlu’ndaki Fransız Tiyatrosu ile Kadıköy’deki Apollon Tiyatrosunda (sonradan Rexx sineması) sahne alıyormuş. Süreyya Paşa Sinema ve Tiyatrosu ise kapandığı güne kadar sinema ve kimi zaman tiyatro gösterileri için kullanıldı. 

Oysa Mimar Ersen Gürsel’in ifadesiyle, “Süreyya Paşa’nın binası, Kadıköy’ün orta yerinde işlenmeyi, değerlendirmeyi bekleyen bir “mücevher” gibi durmaktaydı! 

Fikir 2004 yılının Ağustos ayında ortaya atıldı. Ersen Gürsel, İzmir’deki Elhamra Sineması’nın İzmir Operası’na dönüşmesinde rol sahibi Murat Katoğlu’na danıştı. Katoğlu’nun olumlu yaklaşımı üzerine Gürsel ve Katoğlu, projeyi dönemin Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’e sundular. 

Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Mal sahibi Darüşşafaka Cemiyeti ile uzun süreli bir kiralama sözleşmesi imzalandı. Binanın restitüsyon ve restorasyon projeleri Yüksek Mimar Cafer Bozkurt tarafından tamamlandı. Opera temsilleri için gerekli olan mekân ve sahne donanımı gibi unsurlar Cafer Bozkurt ve Metin Deniz’in tasarımlarıyla düzenlendi. Böylece, kuruluşundan tamı tamına 80 yıl sonra Süleyman İlmen Paşa’nın düşü gerçek oldu ve Süreyya Operası kapılarını Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu ile açtı. 

Konsere dönecek olursak, o akşam Ayşegül Hanım her zamanki sade fakat şık siyah elbisesinin üzerine taktığı inci kolyesiyle sahneye çıktı ve seyircileri bir gün önce Ankara’daki bombalı araba saldırısında hayatlarını kaybedenler için saygı duruşuna davet etti. Ardından resital Beethoven’in bir Piyano Sonatı ile başladı.

Ertesi hafta, Moda Caddesi üzerindeki tarihî Sarıca Konağında Ayşegül Sarıca, ablası Mehveş Subaşı ve yeğenleri Serra Bereket hanımların konuğuydum. İki saati aşan söyleşimizin ardından, en ince ayrıntısına kadar özenle hazırlanmış çay sofrasına buyur edildiğimde, bir an için kendimi Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu romanının içinde hissettim! Bunun nedeni sadece mekânın dekorasyonu ve fresklerle süslü yüksek tavanları değil, ev sahibelerimin zerafetiydi. 

Ayşegül Sarıca’yı 2023’te, ablası Mehveş hanımın vefatından bir yıl sonra yitirdik. Sarıca Konağı’nın önünden her geçişimde o günü anımsıyor, kendilerini saygı ve rahmetle anıyorum.

Meraklısına not: Mayıs ayında Süreyya Operasında, müzikolog Ersin Antep küratörlüğünde Engin Özden’in tasarımıyla düzenlenen ve Seyhun Binzet’in koleksiyonundaki notalardan oluşan “İstanbul’un İlk Çoksesli Şarkıları” sergisi, 7 Kasım tarihine kadar Galata’daki Schneidertempel Sanat Merkezinde görülebilir. Aynı akşam saat 20.00’de, repertuvarı sergideki notalardan oluşan dinleti, Ersin Antep’in sunumu, soprano Ceren Aydın ve piyanist Gizem Alkan Dalkılıç’ın katılımıyla, Schneidertempel’de tekrarlanacak.

Yazarın Diğer Yazıları

Balık gözünden bakmak

Caferağa’da küçük şirin bir kafe. Bir cumartesi öğleden sonrası, saat beş. Yazın son günleri, hava limonata gibi… Üç saat sonra Fenerbahçe-Beşiktaş maçı başlayacak, 40 bin üzerindeki taraftarın coşkulu tezahüratı kafeye kadar ulaşıyor. Küçük mekânın avlusunu dolduran 20 kadar insan ise “Bugünü Arşivlemek” başlıklı sıra dışı bir söyleşiye tanıklık e ...

Yazlarımızı çaldılar!

Dikkat! Bu yazı buram buram nostalji içerir, baştan uyarıyorum! Fakat öncesinde sizi bu yazın en sıcak günlerine, ağustos ayının hemen başına götürmek istiyorum. 4 Ağustos günü ajanslar şöyle bir haber paylaştı: “Caddebostan Plajı pazar günü en yoğun günlerinden birini yaşadı. Plaj o kadar kalabalıktı ki, metrekareye neredeyse 2 insan düşüyordu. ...

Mizah ruhun gıdasıdır

“Bilimin ilk şehidi Sokrates’e “Zalimler seni ölüme mahkûm ettiler” dedikleri zaman; “Tabiat da onları” diye yanıtlamıştı. Mademki ölümün önüne geçilemiyor, ne zaman gelirse gelsin. Ve baldıran zehirini içerek cezalandırıldı Sokrates. Yargısı okunduğu zaman şöyle bağırdı: “Ey Krito, Esklapios’a bir horoz borçluyuz, kurban etmeyi unutma!” Gençleri a ...

Sisifos ve futbol

Şayet Yunan mitolojisindeki tanrılar Sisifos’u günümüzde cezalandırmak isteselerdi, tepeye her ulaştığında yeniden aşağı yuvarlanan kayanın yerine, bir futbol topu koyarlardı.  Futbola ilgim küçük yaşlarda başlamış olmalı. Aile albümündeki bir fotoğraf karesinde, kendimden büyük bir topa vururken görüntülendiğimde en fazla 2 yaşında olmalıydım, ...

Moda’da bir uzaylı ‘Evliya Çelebi’

Bir grup arkadaş, 1999 yılının Mayıs ayında, 35 yıldır kapalı olan Galata’daki Terziler Sinagogu’nun kapılarını, bu kez sanat merkezi tabelası altında ve uluslararası bir karikatür sergisiyle dünyaya açmıştık. Serginin başlığı iddialıydı: ‘Yeni Binyılın Eşiğinde İnançlar’. İlginç olan ise, bu mekanın 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in izniyle inşa e ...

Üç güçlü kadın ve bir kitap

Cosima Francesca Gaetana Wagner, ünlü Macar besteci ve piyanist Franz Liszt’in gayrimeşru çocuğu olarak 25 Aralık 1837’de dünyaya geldi. Annesi ile Liszt’in araları açılınca, henüz iki yaşındayken babaannesinin yanına verildi. Liszt, babalığını asla inkar etmemesine karşın, 9 yıl boyunca kızından uzak durdu. Cosima, ebeveynlerini tanımadan büyüdü.  ...

Kırk yıllık “yeni” dost Nevzat Doğan

Moda - Bahariye - Yeldeğirmeni üçgeni Kadıköy’ün kültür adasıdır. Örneğin 2021 yılından beri Osmanağa mahallesinde hizmet veren Sinematek / Sinema Evi, İstanbul’un önemli kültürel merkezlerindendir. Yeldeğirmeni’deki mimarlık ve tasarım üzerine odaklı TAK (Tasarım Atölyesi Kadıköy) bir diğer örnektir. Ancak bir kurum var ki dünyada bile eşi benzeri ...

Kitaplarla konuşmak

Kitaplarınızla konuştuğunuz olmuş mudur hiç? Ben kendimi bildim bileli onlarla diyalog halindeyim. Küçük yaşta başlamıştı kitap aşkım. Resimli çocuk kitaplarının kapaklarını okşar, yapraklarını çevirmeye başladığım andan itibaren bana masallarını anlatmaya koyulurlardı. Okumayı söktükten sonra bu tutkum dinmedi, çizgi romanlara merak sardım. Semtte ...

Moda ‘La Prom’a karşı

Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu.  Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Anne ...

Yeldo’nun Süpermen’i

Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...

Meksika’dan Kadıköy’e

Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.  Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...

Geçmişi geleceğe yansıtan ‘Kartofil’

Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...

Bereketzade’den Caferağa Mahallesi’ne

“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...

Kâhin değil, âlim

Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...

Yaşasın 3F ! Futbol, Falan Feşmekân…

Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...

Doksanıncı yaş kutlanır!

Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...

Azınlık olmak mı daha zor, farklı olmak mı?

Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...

Herkesin bir öyküsü vardır

“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...

Gökyüzünü mora boyamak

Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...

Müziğin kimyageri

Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...

İyi ki doğdu günlerimiz

Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...

Moda’mıza hoş geldin Usta!

Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum.  Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...

Bakarken görmenin ötesi

Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...

ARŞİV