Mizah ruhun gıdasıdır

07 Ağustos 2026 - 09:00

“Bilimin ilk şehidi Sokrates’e “Zalimler seni ölüme mahkûm ettiler” dedikleri zaman; “Tabiat da onları” diye yanıtlamıştı. Mademki ölümün önüne geçilemiyor, ne zaman gelirse gelsin. Ve baldıran zehirini içerek cezalandırıldı Sokrates. Yargısı okunduğu zaman şöyle bağırdı: “Ey Krito, Esklapios’a bir horoz borçluyuz, kurban etmeyi unutma!” Gençleri aydınlatmakla suçlanmıştı Sokrates. Gençlerin aydınlanması zengin sınıfının hoşuna gitmiyordu.”

Yukarıdaki paragrafın yazarı Dr. İhsan Ünlüer’dir. Eski Modalılar iyi tanırlar, vefat ettiği 1990 yılına kadar bu semtte yaşamıştı. Hatta Kadıköy Belediyesi, evinin bulunduğu Caferağa Mahallesindeki sokağa Dr. İhsan Ünlüer’in adını vermiştir. 

Yoksul bir kunduracının oğlu olarak dünyaya gelen İhsan Ünlüer, Askeri Tıbbiye’yi bitirerek kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olmuştu. Ünlüer, tıp bilgisini mizahla birleştiren çok yönlü bir sanatçı ve aydındı. Cumhuriyet Gazetesi için mizah içerikli çeşitli makaleler yazmış, karikatürler çizmişti. Bir diğer vasfı ise opera sanatçısı olmasıydı. İhsan Ünlüer müzik kariyerine İtalyan Kültür Derneğinde üç yıl şan ve müzik dersleri alarak başlamış, İstanbul Devlet Operasında beş yıl görev yapmış, bu arada İstanbul Radyosu için de müzikli programlar hazırlamıştı.

Hekimliğin yanı sıra sanata yönelmesi ise 1960 ihtilali sonrasında, Millî Birlik Komitesi’nin çeşitli ihbarlar sonucunda 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştırmasıyla başladı. Görevine son verilenler arasında Sabahattin Eyüboğlu, Emin Onat, Tarık Zafer Tunaya, Mîna Urgan, Haldun Taner, Adnan Benk, Orhan Duru gibi isimlerin yanı sıra başasistan ünvanıyla Dr. İhsan Ünlüer de bulunmaktaydı. 

Bu süreç zarfında görevden alınan öğretim üyelerine makaleleriyle destek olan ve “Mizah haksızlığa karşı en etkili silahlardan biridir” diyen Haldun Taner, Dostoyevski’nin yarım kalmış bir oyunundan esinlenerek “Timsah” adlı radyo oyununu yazmıştı. Bu oyun yıllar sonra Demet Taner ile Selçuk Erez tarafından Haldun Taner’in Timsahı adıyla kitaplaştı. 

Öte yandan, 1962 yılında çıkarılan bir yasayla görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenler için geri dönüş hakkı tanındıysa da, İhsan Ünlüer bir daha üniversiteye dönmedi ve Amerikan menşeli bir ilaç fabrikasının reklam servisinde çalışmaya başladı. Aynı zamanda kendi ifadesiyle “solist sanatçı” olarak İstanbul Devlet Operasında boy göstermekteydi. Oysa herhangi başka bir iş yapması, ilaç firmasıyla imzaladığı sözleşmeye aykırıydı.

Günlerden bir gün Ünlüer, Puccini’nin Madam Butterfly operasında Amerikan subayı teğmen Pinkerton rolünü alır. Gala gecesi, İstanbul’da yaşayan Amerikalılar salonu doldurmuştur. Durumu fark eden İhsan Ünlüer, işini kaybetme riskine karşın sahneye çıkar ve harika bir performans sergileyerek dakikalarca ayakta alkışlanır. Bundan sonrasını Ünlüer’in kaleminden okuyalım:

“O gece temsil başladı, ilk perde: « Dünya doludur bin tür heyecanla, bir Amerikan denizcisine vatandır her yer » aryasını attım. Böylece aryanın sonunda dünyanın her ülkesinin kıta sahanlığına demir atan uçarı Amerikan askeri olarak, Amerikan Konsolosu Mister Şarples ile birlikte Amerika şerefine kadeh kaldırarak allegretto, bağırmento makamından «  - Amerika Forever! - Yaşasın Amerika! » diye birinci perdeyi tamamladık.

Çiçekler, alkışlar… Ve oyun bitti… Eve dönüşte öğrendik ki Amerikan Deniz Teğmeni Benjamin Franklin Pinkerton, o günkü süksesine karşın Amerikan ilâç firmasındaki işinden atılmıştı.”

Bir anda işsiz kalan Ünlüer, Doğan Nadi’den gelen bir teklifi reddetmez; Cumhuriyet gazetesinde tıp konusunda mizah içeren makaleler yazacaktır. Kendi çizdiği karikatürlerle zenginleştirdiği ilk yazılarından itibaren büyük başarı elde eden İhsan Ünlüer, hızla geniş bir okur kitlesi oluşturur. Bu arada İstanbul Radyosu için de müzikle süslediği eğitici bir takım kısa programlar hazırlamaktadır. Gerek yazılarında, gerekse radyo programlarında mizahı hiç eksik etmez; ona göre mizah bir amaç değil, eleştirinin sertliğini örten taşıyıcı bir araç, tıpkı ıhlamurun içine atılan acı bir ilaç gibi, mesajın daha rahat “yutulmasını” sağlayan bir ‘sıvak’tır. “Zaten mizah tek başına olduğu zaman mizah değildir.”

Dr. İhsan Ünlüer’i anma nedenim, Haziran ayında Kadıköy Belediyesince düzenlenen Kitap Günleri’nin konuşmacıları arasında bulunmamdı. Gökçe Uygun moderatörlüğünde gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ilginç bir başlığı vardı: “Dünyaya ve Edebiyata Moda’dan Bakmak”. Hal böyle olunca, söyleşiye hazırlanırken Modalı veya bir şekilde yolu Moda ile kesişmiş olduğunu bildiğim edebiyatçıları listelemeye çalıştım. Fakat birilerini atlamış olabilirim endişesiyle iki dosttan destek istedim: Yazar Eray Canberk ile Varlık Dergisine çizdiği edebiyatçı portrelerinin hayranı olduğum Semih Poroy. 

İki dostun desteğiyle listem bayağı zenginleşti. Ancak Semih Poroy’un listesinde yer alan Dr. İhsan Ünlüer’in adını gördüğümde şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Ünlüer’i hiç edebiyatçı olarak düşünmemiştim. Hemen araştırdım; şimdiye kadar yayımlanmış iki kitabı vardı ve bazı radyo programlarının kayıtları dijital medya platformlarında mevcuttu. Önce internetten indirdiğim birkaç radyo programını dinleyerek eski günleri yâd ettim. Ardından bir sahaftan Oku Oku Budur Sonu adlı makalelerini derlediği 1988 tarihli kitabını edindim. Sayfalarını çevirdikçe derin düşüncelere daldım, ne yalan söyleyeyim acı acı gülmekten içim karardı! Sonra kendi kendime sordum: “Dr. İhsan Ünlüer acaba bugünlerimizi görebilseydi neler yazardı?”

Aslında cevap çok basitti. İhsan Ünlüer mizahı bir ‘sıvak’, yani acıyı örten bir yumuşatıcı olarak kullanıyordu. Yine aynı şeyi yapacak, mizah yoluyla eleştirilerini sürdürürken acı acı gülmemizi sağlayacak, öte yandan hekim olarak acımızı dindirmeye çalışacaktı. 

 
Yazarın Diğer Yazıları

Sisifos ve futbol

Şayet Yunan mitolojisindeki tanrılar Sisifos’u günümüzde cezalandırmak isteselerdi, tepeye her ulaştığında yeniden aşağı yuvarlanan kayanın yerine, bir futbol topu koyarlardı.  Futbola ilgim küçük yaşlarda başlamış olmalı. Aile albümündeki bir fotoğraf karesinde, kendimden büyük bir topa vururken görüntülendiğimde en fazla 2 yaşında olmalıydım, ...

Moda’da bir uzaylı ‘Evliya Çelebi’

Bir grup arkadaş, 1999 yılının Mayıs ayında, 35 yıldır kapalı olan Galata’daki Terziler Sinagogu’nun kapılarını, bu kez sanat merkezi tabelası altında ve uluslararası bir karikatür sergisiyle dünyaya açmıştık. Serginin başlığı iddialıydı: ‘Yeni Binyılın Eşiğinde İnançlar’. İlginç olan ise, bu mekanın 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in izniyle inşa e ...

Üç güçlü kadın ve bir kitap

Cosima Francesca Gaetana Wagner, ünlü Macar besteci ve piyanist Franz Liszt’in gayrimeşru çocuğu olarak 25 Aralık 1837’de dünyaya geldi. Annesi ile Liszt’in araları açılınca, henüz iki yaşındayken babaannesinin yanına verildi. Liszt, babalığını asla inkar etmemesine karşın, 9 yıl boyunca kızından uzak durdu. Cosima, ebeveynlerini tanımadan büyüdü.  ...

Kırk yıllık “yeni” dost Nevzat Doğan

Moda - Bahariye - Yeldeğirmeni üçgeni Kadıköy’ün kültür adasıdır. Örneğin 2021 yılından beri Osmanağa mahallesinde hizmet veren Sinematek / Sinema Evi, İstanbul’un önemli kültürel merkezlerindendir. Yeldeğirmeni’deki mimarlık ve tasarım üzerine odaklı TAK (Tasarım Atölyesi Kadıköy) bir diğer örnektir. Ancak bir kurum var ki dünyada bile eşi benzeri ...

Kitaplarla konuşmak

Kitaplarınızla konuştuğunuz olmuş mudur hiç? Ben kendimi bildim bileli onlarla diyalog halindeyim. Küçük yaşta başlamıştı kitap aşkım. Resimli çocuk kitaplarının kapaklarını okşar, yapraklarını çevirmeye başladığım andan itibaren bana masallarını anlatmaya koyulurlardı. Okumayı söktükten sonra bu tutkum dinmedi, çizgi romanlara merak sardım. Semtte ...

Moda ‘La Prom’a karşı

Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu.  Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Anne ...

Yeldo’nun Süpermen’i

Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...

Meksika’dan Kadıköy’e

Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.  Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...

Geçmişi geleceğe yansıtan ‘Kartofil’

Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...

Bereketzade’den Caferağa Mahallesi’ne

“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...

Kâhin değil, âlim

Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...

Yaşasın 3F ! Futbol, Falan Feşmekân…

Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...

Doksanıncı yaş kutlanır!

Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...

Azınlık olmak mı daha zor, farklı olmak mı?

Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...

Herkesin bir öyküsü vardır

“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...

Gökyüzünü mora boyamak

Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...

Müziğin kimyageri

Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...

İyi ki doğdu günlerimiz

Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...

Moda’mıza hoş geldin Usta!

Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum.  Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...

Bakarken görmenin ötesi

Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...

ARŞİV