Moda’da bir uzaylı ‘Evliya Çelebi’

12 Haziran 2026 - 09:00

Bir grup arkadaş, 1999 yılının Mayıs ayında, 35 yıldır kapalı olan Galata’daki Terziler Sinagogu’nun kapılarını, bu kez sanat merkezi tabelası altında ve uluslararası bir karikatür sergisiyle dünyaya açmıştık. Serginin başlığı iddialıydı: ‘Yeni Binyılın Eşiğinde İnançlar’. İlginç olan ise, bu mekanın 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in izniyle inşa edilen bir ibadethane olmasıydı. Sergiye katılım büyük olmuş, eserleri sergilenen sanatçılar ortak hareket etmişçesine toleranslı karikatürler çizmişlerdi.

Salonun girişine bir ziyaretçi defteri koymuştuk. Hemen her gün galeriye uğruyor, merakla karışık bir endişeyle yazılanları okuyordum. Endişeliydim zira konu hassastı, karikatürler her ne kadar duyarlılıkla çizilmiş olsa da, kimi ziyaretçilerin farklı anlamlar çıkarmaları mümkündü. Ancak yazılanların hepsi yüreklendirici kutlama mesajlarıydı. Bu da serginin amacına ulaştığının kanıtıydı. 

Ancak günlerden bir gün defterde tuhaf bir yazı gördüm. Sergiyi çok sayıda yabancı ziyaret ediyor, izlenimlerini yazıyorlardı. Fakat bu mesaj değişik karakterlerle yazılmıştı. Kiril ya da Ermeni alfabesi değildi. Harfler Tay alfabesini andırsa da kısa bir soruşturmayla bu ihtimali eledik.

Sonunda sayfanın fotokopisini çekip kriptografi uzmanı bir tanıdığıma götürdüm. Adam yazıyı görünce şaşırdı, “Sanskritçeye benziyor, antik bir dil! İyisi mi bir dilbilimciye göster” dedi. Bu öneri, merakımın daha fazla artmasına neden olduysa da işlerimin yoğunluğundan araştırmaya son verdim.

Aradan birkaç yıl geçti. Schneidertempel Sanat Merkezinde sergi üzerine sergi açıyor, çok sayıda kültürel etkinlik düzenliyorduk. Bu arada, ilk günden beri yanımızda duran karikatürcü dostum Tan Oral’ın “kankası” Gürel Yontan ile de arkadaş olmuştum. İki sanatçı 1960’lı yılların başlarında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olmuşlardı. Tan Oral karikatüre yönelip dünya çapında ün sahibi olurken, Gürel Yontan çeşitli Avrupa başkentlerinde iç mimar, illüstratör, sahne tasarımcısı ve sanat yönetmeni olarak çalışmış, Paris’te bir derginin sanat yönetmenliğini üstlenmiş, ayna, toprak gibi malzemelerle buluntu objeler kullandığı enstalasyon sergileri açmıştı. Grafik tasarım ve sanat yönetmenliği kategorilerinde çeşitli ödüller kazanan sanatçı, bunlarla yetinmeyerek resim yapmış, filmlerde oynamış… ve tüm bu uğraşlarının yanı sıra, dünyanın dört bir yanını gezme fırsatını bulmuştu! 

Gürel Yontan gerçek bir gezgindir. Sırtında çantasıyla yollara koyulmuş, dünyanın ücra köşelerinde akla hayale sığmayan maceralar yaşamıştır. Bütün bunları, Covid-19 salgını sırasındaki ev hapsi döneminde derlediği ve sadece yakınlarına kitap olarak armağan ettiği dehşetengiz anılarını okuyan az sayıdaki şanslılardan biri olduğum için biliyorum.

Konumuza dönersek, bir buluşmamızda, belki benzerini bir yerlerde görmüştür umuduyla artık iyice yıpranmış olan gizemli yazıyı çıkartıp Gürel’e gösterdim. Kağıdı elimden aldı, büyük bir ciddiyetle inceledi, sonra kafasını kaşıdı ve “Ben bu yazıları daha önce gördüm” dedi. 

“Nerede?” diye sordum heyecanla. 

“Sanırım ilk kez Nepal’de, Katmandu’da bir yerde fark etmiştim… Şangay’da, hatta Tayland’da Ko Samui Adasında da gördüğümü hatırlıyorum… Hatta, dur dur… Peru’da, Machu-Picchu’ya çıktığımda da rastladım aynı yazıya.” 

Tan Oral ile Gürel Yontan’ın ortak ve önemli özelliklerinden biri, her ikisinin son derece muzip olmalarıdır. Haliyle Gürel’in beni işlettiğini düşünerek kendimce oyununa katıldım, “O halde bu yazıların sahibi bir uzaylı olsa gerek! Helâl olsun uzaylı ‘Tosun’a, bizim sergimizi de onurlandırmış!”

Gürel biraz alınır gibi yaptı. “İnanmıyor musun? Sana gördüm diyorum ve ilk fırsatta bunu kanıtlayacağım” diyerek yanımdan uzaklaştı.

Aradan çok da uzun bir süre geçmedi. 2004 yılındaydık ve o zamanlar arkadaşlarımızın doğum günlerini Ahırkapı’daki Armada Otelinde kutlamayı alışkanlık haline getirmiştik. Binayı baştan aşağıya Gürel Yontan tasarlamıştı. Otelin çevresindeki bazı küçük binalar da otelin kurucularından Kasım Zoto’nun girişimiyle satın alınmıştı. Gürel, bunların bir bölümünü orijinal yapılarını bozmadan yeni baştan tasarlarken, bir iki tanesini de Tan Oral ele almıştı. Böylelikle Ahırkapı’ya mahalle kültürünü koruyan, çevreyle uyumlu taze bir doku kazandırılmıştı. 

O akşam yine bir arkadaşımızın doğum gününü Armada’da kutlayacaktık. Öncesinde Tan beni aramış, birlikte biraz daha erken gitmemizi önermişti. Otelin kapısında Gürel Yontan’ı bizi beklerken bulduk. “Gelin, size bir şey göstereceğim” diyerek bizi sokağın karşı köşesine doğru sürükledi. Aniden karşımıza çıkan manzaranın karşısında nasıl donup kaldığımı unutamam. Koca binanın tamamı beyaz kağıtlarla kaplanmıştı. Kağıtlar ise o gizemli yazıyla doluydu.

“Sen mi yaptın bunu?” diye sordu Tan. “Evet, ben yaptım, nasıl olmuş?” 

O an jetonun “trink” diye bir ses çıkartarak beynimden aşağıya yuvarlandığını hissettim. Meğer o gizemli yazı bir Gürel Yontan eseriymiş! Machu-Picchu’da da, Katmandu’da da, Şangay’da da, tıpkı Schneidertempel’in anı defterine yaptığı gibi, her gittiği yere imzasını atıyordu. 

Gürel son birkaç yıldır çok sevdiği Moda’da yaşıyor. Sahil yolunda ağır ağır yürürken önüne çıkan ağaçları, iki tekerlekli araçları, kondisyon aletlerini,

bankları, kayalıkları, çöp konteynerlerini, bizim bakıp da göremediğimiz bütün nesneleri uzun uzadıya inceliyor. Hani yolda durmuş önündeki elektrik direğine uzun uzun bakan bir adama rastlarsanız, bilin ki karşınızdaki bizim ‘Evliya Çelebimiz’dir. 

Öte yandan, geçenlerde bana müjdelediğine göre, bu uzaylı ‘Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sini çok yakın bir gelecekte kitapçıların raflarında görebileceğiz. 

 
Yazarın Diğer Yazıları

Üç güçlü kadın ve bir kitap

Cosima Francesca Gaetana Wagner, ünlü Macar besteci ve piyanist Franz Liszt’in gayrimeşru çocuğu olarak 25 Aralık 1837’de dünyaya geldi. Annesi ile Liszt’in araları açılınca, henüz iki yaşındayken babaannesinin yanına verildi. Liszt, babalığını asla inkar etmemesine karşın, 9 yıl boyunca kızından uzak durdu. Cosima, ebeveynlerini tanımadan büyüdü.  ...

Kırk yıllık “yeni” dost Nevzat Doğan

Moda - Bahariye - Yeldeğirmeni üçgeni Kadıköy’ün kültür adasıdır. Örneğin 2021 yılından beri Osmanağa mahallesinde hizmet veren Sinematek / Sinema Evi, İstanbul’un önemli kültürel merkezlerindendir. Yeldeğirmeni’deki mimarlık ve tasarım üzerine odaklı TAK (Tasarım Atölyesi Kadıköy) bir diğer örnektir. Ancak bir kurum var ki dünyada bile eşi benzeri ...

Kitaplarla konuşmak

Kitaplarınızla konuştuğunuz olmuş mudur hiç? Ben kendimi bildim bileli onlarla diyalog halindeyim. Küçük yaşta başlamıştı kitap aşkım. Resimli çocuk kitaplarının kapaklarını okşar, yapraklarını çevirmeye başladığım andan itibaren bana masallarını anlatmaya koyulurlardı. Okumayı söktükten sonra bu tutkum dinmedi, çizgi romanlara merak sardım. Semtte ...

Moda ‘La Prom’a karşı

Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu.  Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Anne ...

Yeldo’nun Süpermen’i

Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...

Meksika’dan Kadıköy’e

Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.  Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...

Geçmişi geleceğe yansıtan ‘Kartofil’

Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...

Bereketzade’den Caferağa Mahallesi’ne

“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...

Kâhin değil, âlim

Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...

Yaşasın 3F ! Futbol, Falan Feşmekân…

Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...

Doksanıncı yaş kutlanır!

Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...

Azınlık olmak mı daha zor, farklı olmak mı?

Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...

Herkesin bir öyküsü vardır

“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...

Gökyüzünü mora boyamak

Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...

Müziğin kimyageri

Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...

İyi ki doğdu günlerimiz

Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...

Moda’mıza hoş geldin Usta!

Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum.  Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...

Bakarken görmenin ötesi

Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...

ARŞİV