Moda ‘La Prom’a karşı

13 Şubat 2026 - 09:00

Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu. 

Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Annemin vefatı sonrasında bazı bürokratik işlemleri halledebilmek için bir süre kalmamız gerekti. Ocak, Nice’in en sakin ayıdır. Turist sayısında düşüş yaşandığından, kentin pek çok turistik işletmesi fırsattan istifade ya tatil yapar, ya da tadilata girer. Sokaklar çok daha tenhadır. Fakat sahil yolu için aynı şeyi söyleyemem. 

Henüz gün aydınlanmadan sahilde hareketlenme başlar. Önce yürüyüş ve koşu yapanlarla bisikletliler tek tük belirir. Derken bir sulama aracı ile arkasındaki görevliler, organize bir şekilde 6-7 kilometre uzunluğundaki yolu yıkamaya koyulur. Arada yürüyen ve koşu yapan kent sakinlerinin sayısı giderek artmıştır. Yürüyüş yolu boyunca, ısının dışarıda 8-10, suda taş çatlasa en fazla 15 derece olmasına karşın, hemen her yaştan fanilerin doğaya meydan okurcasına denizde yüzdüklerine tanıklık ederken, içim titrer, montumun içinde ufalırım! 

Moda sahilinde her gün en az bir, bir buçuk saat yürüyüş yaptığımdan, Nice’te bulunduğum günlerde aynı alışkanlığı sürdürmeye çalışırım. Bu kez de öyle oldu ve on beş gün boyunca Fransızların konuşurken “La Prom” diye kısalttıkları, asıl adı “Promenade des Anglais” yani ‘İngilizlerin gezinti yolu’ olan sahil şeridinde bolca yürüdüm. Yürürken de ister istemez ‘La Prom’u bizim gençlerin Moda-1 ve Moda-2 diye adlandırdıkları, Kadıköy / Moda / Kalamış güzergahıyla kıyasladım.

Aslında bu kıyaslama Nice ressamı olarak bilinen Henri Matisse’i Türk müziğinin unutulmaz ismi bestekar Münir Nurettin Selçuk ile karşılaştırmak kadar saçma olabilir, fakat gelin görün yarım yüzyıl arayla dünyaya gelmiş bu sanatçıların eserleri, bugün bile kitlelerin üzerinde hayranlık etkisi yaratabiliyor. Tıpkı ‘La Prom’da Matisse’in yarattığı ‘Nice mavisi’ne boyanmış sandalyelerde oturarak özçekim yapan turistle, Moda sahilindeki tarihi yarımada siluetini arkasına alan gibi... İkisi de manzaradan müthiş etkileniyor.

‘La Prom’un masmavi denizi ufka doğru uzanır gider. Arada tek tük küçük yelkenliler veya balıkçı tekneleri görünse de beyaz dalgaların dışında pek hareket yoktur. Sabahın çok erken saatlerinde beliren Korsika adasının silueti bile günün ışımasıyla birlikte bir serapmışçasına ufukta erir gider. Tek değişiklik, akşam üzeri güneşin gökyüzünde oluşturduğu renk cümbüşüdür. Oysa Moda Sahilinde, günün her saatinde farklı renklere bürünen gökyüzünün önündeki Sultanahmet Camii, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Galata Kulesi, adeta tarihi bir filmin dekorunu oluşturur. Gemi ve motor trafiği gün boyu hiç eksik olmaz. Sol tarafta kalan adalar ayrı bir bonustur! Gurup zamanı ise kaçırılmaması gereken görsel bir şölen, fotoğraf meraklıları için bulunmaz nimettir.‘La Prom’da gezinenler rahattır. Denizi seyrederek, arada bir de yolun üzerindeki çoğu Art-Deco tarzı binalara bakarak yürürler. Yaya yoluna bisiklet dahil hiçbir tekerlekli araç girmez. Motorlu araçların bisiklet yoluna girmesinin cezası 35 Avro’dur. Moda’da da benzer bir yasak vardır, cezası nedir bilmiyorum fakat yol üzerinde yasak tabelalarına rastlarım. Yine de yürürken temkinli olmakta ve kulakları dört açmakta yarar vardır.

İki sahil yolu arasındaki en önemli farklılık sokak hayvanları diye genellediğimiz kedi ve köpeklerin varlığı olsa gerek. Moda’da, güçlükle taşıdıkları ağır torbalardaki mamaları kedilere paylaştıran, su kaplarını dolduran hayvanseverlere gün boyunca rastlamak mümkündür. İstanbul kültürünün bir parçası olan kedi ve köpeklerin bolluğu yabancı turistlerin büyük ilgisini çeker. 

Oysa ‘La Prom’daki dört ayaklıların hepsi sahiplidir. Özel plajları bile var. Dışkı toplamamanın cezası ise, tamı tamına 450 Avro! Moda’da böyle bir cezaya gerek yok, sokak köpeklerimiz yeterince bilinçli ve duyarlıdır…

Bütün sahil kentleri gibi Nice’te de bol miktarda martı mevcut. Ne var ki ‘La Prom’ martısının Modalı kuzeninden farkı, ufak tefek olması. Bunun nedeni yetersiz beslenme olsa gerek. Moda martısı, mahalle sakinlerinin bıraktıkları kedi-köpek mamaları ve makarna artıklarıyla karada beslenerek obezleşirken, gününü havada uçarak geçiren Akdeniz martısı, uçarken hedeflediği küçük balıkları, denize ani ve tehlikeli pikeler yaparak avlamaya çalışır.

Modalı martılarla kargaların bir diğer besin kaynağı kabak ve ayçiçeği kabuklarıdır. Hemen bütün ahşap bankların çevresinde oluşan sarı tepecikler, canla başla çalışan temizlik görevlileri tarafından kaldırılana dek kanatlı dostlarımızın temel gıdasıdır. 

‘La Prom’da ise çevre o kadar sterildir ki, kazara yerde bir sigara izmariti görseniz toplayıp çöpe atasınız gelir, ama ne mümkün! Çöp kutuları adım başında renk renk dizilidir, fakat lisan bilmiyorsanız çöpünüzü hangi renkteki kutuya atmanız gerektiği konusunda özel eğitim almanız gerekir! Oysa güzel Moda’mızda böyle bir sorun yaşanmaz. Çöp kutuları boldur, ama çöpünüzü ayrıştırmak bir yana, oturduğunuz yerde bile bırakabilirsiniz. Nasılsa birileri sizin için temizleyecektir!

Sonuç olarak, Moda’yı Nice ile kıyaslamak pek mantıklı değil tabii. ‘La Prom’, Matisse’in özgün renk dünyasını yansıtırken, Moda sahili, bizi bir Münir Nurettin Selçuk şarkısı gibi geçmişle buluşturuyor. Bir de kıymetini bilsek!

 
Yazarın Diğer Yazıları

Yeldo’nun Süpermen’i

Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...

Meksika’dan Kadıköy’e

Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.  Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...

Geçmişi geleceğe yansıtan ‘Kartofil’

Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...

Bereketzade’den Caferağa Mahallesi’ne

“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...

Kâhin değil, âlim

Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...

Yaşasın 3F ! Futbol, Falan Feşmekân…

Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...

Doksanıncı yaş kutlanır!

Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...

Azınlık olmak mı daha zor, farklı olmak mı?

Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...

Herkesin bir öyküsü vardır

“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...

Gökyüzünü mora boyamak

Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...

Müziğin kimyageri

Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...

İyi ki doğdu günlerimiz

Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...

Moda’mıza hoş geldin Usta!

Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum.  Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...

Bakarken görmenin ötesi

Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...

ARŞİV