Yeldeğirmeni’ndeki Şen Bakkal’da Şen Sesler

19 Temmuz 2018 - 13:52

Nilipek ve Can Güngör... Müziklerini ayrı, kendilerini ayrı sevdiğim iki isim. Bir kere dinleyip kenara koyulan değil, tekrar tekrar dinlenecek albümler yapıyorlar (hoş, dijital çağda artık kenara koymak değil de, search’te bir daha aratmamak oluyor sanırım), tevazu sahibiler, ilerledikleri yoldan son derece emin görünüyorlar, oldukları gibiler ve bir de onlara bakınca insanın gözü gönlü açılıyor. Böyle Ege sahillerindeki akvaryum koyları renklerinde iki insan.

Kaç zamandır Yeldeğirmeni’nde ortaklaşa açtıkları müzik ve dövme stüdyosuna gitmek, müzik ve hayat üzerine onlarla laflamak istiyordum. Karşılaştığımız vakitlerde, “Gelsene bir gün!” - “Geleceğim bir gün!” paslaşmalarımız oluyordu. Biliyorsunuz şehirli insanın hayatında “o gün” hiç gelmez. İşte bu sebeple geçen cumartesi akşamı Küçükçiftlik Park’ta İstanbul Caz Festivali kapsamında sahne alan Zara McFarlane-BadBadNotGood’u izlerken Nilipek’le karşılaştığımızda, “Hadi!” dedim, “pazartesi geliyorum.” Sürekli birbirine söz veren ama ne hikmetse bir türlü tutmayı beceremeyen kent insanına önerim: En yakın günü seçin, ertelemeyin.

Pazartesi günü, Nilipek’le stüdyonun kapısına aynı dakikada geldiğimizde yine Ege sahillerine inmişim gibi içim açılıyor. Güneş rengi bir kafa, yemyeşil gözlerle bana gülümsüyor. “İçeri girmeden şuradaki cafe’de bir şeyler içmek ister misin?” diye sorduğunda, son zamanlarda gördüğüm en tatlı mekanlardan birine gireceğimizi tahmin etmiyorum. Girişinde takı ve çeşitli aksesuarların satıldığı, kendinizi Berlin ya da Barcelona’da bir cafe’de hissedeceğiniz (bir yeri yüceltmek için de niye illa Avrupa referansına başvuruyoruz bilmiyorum, yazmış bulundum affedin), bahçesiyle insanın gün içi moral seviyesinde kıpırdanmalar yaratan bir yer (adı Village Coffee & Books).

Bahçedeki bir masaya oturuyoruz, hava 1000 derece olduğu için limonatalarımızı söylüyoruz ve sohbet etmeye başlıyoruz. O sırada Can da geliyor ve konu şu sıralar ne yaptıklarından açılıyor. Can, Ocak ayından beri yeni albümünün kaydında. 15 şarkılık bir albüm bu ve kayıtta enstrümanların neredeyse hepsini kendisi çalıyor. Gitmek istediği yönü bildiği için kafasında duyduğu sesleri vakit kaybetmeden kayıt altına alıyor. Araya başka isimler için yaptığı düzenleme işleri girdiği için planladığından biraz daha uzun sürmüş her şey ama şimdi kendi deyimiyle “müthiş bir ivmeyle” albüme geri dönmüş, sonbaharda çıkarmayı planlıyor.

Nilipek ise yakın zamanda yayına giren 4N1K dizisinin jenerik müziğini yaptı en son. “Bayağı eğlendiğimiz bir iş oldu. İlk defa bir yere özel bir şarkı yazdım. Daha önce hep albümlerdeki şarkılar kullanılıyordu. İçimize sinecek şekilde, kendi şarkımız gibi hazırladık. Tatlı bir şey çıktı ortaya” diyor. Şimdi sırada bir film, bir dizi müziği var. Bir yandan konserler devam ediyor, bir yandan da üçüncü albümü için yeni şarkıların demolarını hazırlıyor.

Şen Bakkal Stüdyoları adını verdikleri stüdyonun kuruluş hikayesini merak ediyorum. Nilipek anlatıyor: “Şu anda İsrail’de olan bir arkadaşımızla beraber kurduk. O da Can (Levi), dövmeci. Ben o dönem üniversitedeki asistanlık işimden ayrılmıştım, Can, ‘Gel beraber dövme stüdyosu açalım’ dedi. ‘Açamayız, hayatımda bir tane dövme yaptım, o da sana yaptığım dövmeydi. Ama öyle bir yer olur ki, bir tarafını müzik bir tarafını dövme stüdyosu yaparız, o zaman düşünülebilir’ dedim. Nasılsa bulamaz diye düşünürken ertesi gün emlak sitelerinden bir sürü link gönderdi. Hemen Güngör’ü aradım, anlaşabilirler mi anlaşamazlar mı diye şüphe ettim ama en iyi arkadaş oldular. Burası epey kötü durumda olmasına rağmen gördüğümüz anda gözlerimizde kalpler oluştu, çok beğendik. 2016 Ekim’de ustalar girdi. Birkaç ay sonra da ilk provaları yapmaya başladık.”

Niye bu bölgeyi tercih ettiklerini soruyorum. Son yıllarda buradaki sanat etkinliklerinin gözle görülür şekilde artması, pek çok müzisyenin/sanatçının buraya taşınması bir etken oldu mu? “Aslında biz öncelikle evlere yakın olmasını istiyorduk. Kolay ulaşabileceğimiz bir yer olsun, gece geç saatlere kadar çalışıldığı için kadınların da rahat yürüyeceği bir ortamda olsun istedik. Zaten kültürel merkez olma hikayeleri, sanatçıların belli yerlere yerleşmesi de hep öyle başlıyor ya. Bütçeye uygun oluyor, belli yerlere yakın oluyor, dokusu uygun oluyor, yargılanmayacağınız bir yerde olduğunuzu hissediyorsunuz. Aslında şartlar oraya getiriyor, sonra orası bir merkez haline geliyor” diyor Nilipek.

Son yıllarda onların müziğinin de içinde olduğu bir kulvara çeşitli adlar veriliyor. Kimi zaman Yeni Dalga, kimi zaman Üçüncü Yeniler... Kadıköy’deki bu yoğun üretim sürecinden, grupların dirsek temasından, bir zamanlar Beyoğlu-Tünel çevresinde olduğu gibi alternatif müziğin gelişmesine imkan veren atmosferinden bahsederken Can bir şeyi vurguluyor: “Sosyal hayat bakımından kesinlikle böyle bir durum var ama buna ‘Kadıköy müziği’ değil de ‘Kadıköy’deki müzik’ demek lazım bence. Bir janralaştırma arayışı var gibi geliyor bana. Üçüncü Yeniler dendiğinde tüylerim diken diken oluyor. Bir kere kimse bir janra altında toplanacak kadar birbirine benzemiyor. Trip hop gibi bir şey değil yani. Aslında Gezi sonrası herkesin önceki zamanlara göre daha fazla üretmesi ve dinleyen tayfanın buna daha çok ilgi duymasıyla oluşan bir kalabalık var diyeyim. O kalabalığa bir ad koymak isteniyor. Üçüncü Yeniler’le derdim de İkinci Yeni’ye gönderme yapıyor olması. Ne haddimize gibi geliyor. Şarkı sözü ve şiir bambaşka şeyler. O dönem bambaşka. O yüzden onları çağrıştıracak bir isim beni rahatsız ediyor, kibirli geliyor.”

Nilipek de, “Aynı dönemde ana akımın dışında müzik yapıyoruz ama Can’la benim tarzım bile çok ayrışabiliyor. Aslında çok ekonomik anlatılabilecek ve anlaşılabilecek bir şeyi romantize etmek gibi geliyor bana bu. Bahsettik ya bir sürü insan niye burada çünkü en uygun şekilde yaşayıp müzik yapabilecekleri yer burası. Ekonomik anlamda bir müzik üretim merkezi olmuştur belki Kadıköy, Yeldeğirmeni ve hatta Ayrılıkçeşmesi’ne doğru stüdyo Pür’ün olduğu bölge ama bunu romantize ettiğiniz zaman biraz gerçekliğinin dışına çıkıyorsunuz.”

Türkiye’de bağımsız müziğin ana akımda kendine yer bulduğu, dizilerde, reklamlarda ya da büyük projelerde kullanıldığı, eskiden görmezden gelinen seslere kolların açıldığı bir dönemden geçiyoruz. “Bu manada hayat sizin için nasıl geçiyor?” diyorum, Nilipek gülümseyerek, “Benim için güzel ve beklediğimden yoğun geçiyor. Müzik yapıyorsanız onun herhalde iyi olduğunu düşünerek yapıyorsunuzdur. İyi olduğunu düşündüğünüz müziğin az çok ana akım ortamlara girebildiğini görmek, birazcık da olsa bir şeyleri etkileyebileceğini düşünmek beni epey heyecanlandırıyor” diyor. Can da umutlu. “Belki 10 yıl önce bu müzikleri yaparak bir kariyer hayal edemezdik, şimdi edebiliyoruz. Başka işler de yapmamız gerekiyor ama belki beş yıl sonra hayatlarımızı sadece kendi müziklerimizi yaparak kazanma şansımız olacak. Bizim tayfa diyebileceğim tayfada bir zenginlik var. Güzel, samimi bir hikayesi, derdi olan müzikleri insanların duyma fırsatı oluyor. Bir dizide Nil’in şarkısı ya da benim şarkım çalıyor, merak ediyor insanlar. Oradan onlara ulaşabilmek çok güzel. Ve değişecek de. Mabel mesela çok iyi bir örnek bence. Ben hep şuna inanırım, ‘Yaparak öğretirsin, konuşarak değil.’ Mabel onu yaparak pop dünyasında bayağı bir şey öğretti.”

Güneş artık yakıcı hale geldiğinde cafe’den biraz ilerideki stüdyoya geçiyoruz. Kocaman bir yer. Dövme odasında Nilipek’in daha önce yapmış olduğu dövmelere bakıyorum. Yeni albüm planları, yapılacak işler üzerine biraz daha konuşuyoruz. Sohbet çok güzel ama herkesin o gün yapacağı bir sürü iş var. Vedalaşma vakti geliyor. Kapıda, “Yine gel!” diyorlar. Bu sefer bir kent insanı yalanı söylemeyeceğim ve yakın zamanda onlara tekrar ziyarete gideceğim, biliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Aylin Aslım’la ormanda ve Orman’la bir gün…

Üç sene aranın ardından vereceği ilk festival konserinin hemen öncesinde, Maslak’ta ormanın tam orta yerine yayılan bir kuliste Aylin Aslım’la sohbet ediyoruz. Onunla en son 2017 yazında Kaş’ta yüz yüze görüşmüştüm. Büyük şehri terk edip güneye yerleşen müzisyenlerle ilgili hazırladığım röportaj serisinin konuklarından biriydi. Kaş’ı yeni evi olara ...

Yaz geliyor, bağıra çağıra…

Gerçek anlamıyla yıllar süren kuraklıktan sonra müzik sektöründe tomurcuğun, yeşilin belirebildiği bir yaz başladı. Tüm ekonomik zorluklara ve pandeminin etkisini hala tam olarak yitirmemesine rağmen… 2020 yazında bir akşam sektörün önde gelen bazı isimleriyle sohbet ediyorduk. Bu işin 2022’de biteceğini söylediklerinde “Yok artık!” demiştim. Varmı ...

İnönü Stadı’ndan mor ve ötesi geçti

İnönü Stadı’nda en son 12 yıl önce bir konser izledim. Haziran 2010’du ve sahneye arka arkaya Alice in Chains, Rammstein, Megadeth, Manowar, Slayer, Metallica ve daha fazlası çıkıyordu. Evet bu efsane bir kadroydu ama ben 29 yıl önce, 1993 yazında aynı yerde bir dizi başka efsane ismi çok küçük yaşta izlemiştim. Türk müzik tarihinde stadyum konserl ...

30 yıllık Bodrum efsanesi: Körfez Bar

  Bodrum + gece hayatı + rock müzik. Bu üçü bir araya geldiğinde “eşittir” kısmı size ilk üçte mutlaka Körfez’i verecektir. Barlar Sokağı’nın en eski ve özel barlarından birini… Bir mekânın değil yıllarca, aylarca yaşayamadığı bir dönemde nesilden nesile devam eden bir aile işletmesinin istikrarını çok etkileyici buluyorum. O yüzden 2022 itibari ...

Güle güle muhteşem davulcu!

Çocuk gibi sevinmek… Çocukluğa has, yaş ilerledikçe unutulan ya da kaybedilen bir neşe türü. Zıp zıp zıplamak, ağız dolusu gülmek, gözlerinden yıldızlar çıkması… Tanımlamaya çalışmak manasız olsa da, buna benzer bir şeyler. 28 yıllık rock grubu Foo Fighters’ı izlediğim iki sefer de bu neşe türünü hücrelerime kadar hissettiğim anlardı.  26 Mart C ...

Bu şarkılar bir başka

Moda Burnu’nda, her bir köşesinde sanat işlerinin olduğu retro bir apartmanda pazar kahvaltısındayız. Kahvaltı dediğim aslında öğle kahvaltısı yani yabancı arkadaşlarımızın tabiriyle bir tür ‘brunch’. Masada dostlar ve birbirini sevenler var. Ve hiç tükenmeyen bir sohbet. Müzik, konserler, Kadıköy’de akıl durduran kiralar baş konular. Bir konudan d ...

Sirenler 10 yıl sonra tekrar çalıyor

mor ve ötesi’nin sekizinci stüdyo albümü Sirenler’i (Rakun Müzik) yayınlandıktan iki gün sonra yağmurlu bir günde, Datça-Bodrum yolunda dinledim. Datça’dan Marmaris’e inen kıvrımlı yollarda kâh gri denizi, kâh bulutları, kâh geçen yazki yangında maalesef kül olmuş ormanları arşınlarken uzun zamandır hissetmediğim bir şeyi hatırladım: Sevdiğim bir g ...

“Cem Yılmaz artık güldürmüyor!”

İnsan mutsuz olmak için çaba harcar mı? Dünden beri bunu düşünüyorum. Düşünmeme sebep olan şeyi düşündüğümde durum komik mi trajik mi emin olamıyorum. Çünkü sebep, Cem Yılmaz. Ve gösterisi Diamond Elite Platinum Plus. Niye olduğuna geleceğim ama önce şunu söyleyeyim… İnsanların klavye aracılığıyla birbirini doğramasına sebep olan bir takım kısa ...

John Lennon ve İbrahim Tatlıses’in ortak noktası: Kadına şiddet

Geçenlerde radyo programım Tematik için çalacağım şarkıların listesini oluştururken -tema, gripten mustaripler için ‘geçmiş olsun’ şarkılarıydı- The Beatles’ın Getting Better adlı şarkısına denk geldim. Önce “Hah!” dedim, “bunu da ekleyeyim. ‘İyileşme’ şarkısı tam da bu listeye göre.” Fakat sözleri baştan sona okumak üzere internete girdiğimde çok ...

Bir ABBA’nın 40 yıl hatırı vardır!

Yıllardan 2005, günlerden 3 Eylül’dü. Artık tarih olmuş bir festivalin, Rock’n Coke’un düzenlendiği Hezarfen Havaalanı’nda The Cure konserinin başlama saatini heyecanla bekleyen bir festivalci olarak alanda dolaşıyor ve bir yandan da ismini kesinlikle hatırlayamadığım bir kanal için dinleyicilerle kısa röportajlar yapıp hangi grubu heyecanla bekled ...

Zor günlerimde hep sen yanımda vardın

Geçen gün, İstanbul’da artık nesli tükenmiş birer canlı olarak nitelendirilebilecek ‘taksi’lerden birinde, Moda’nın neresi olduğunu bilmeyen bir şoförle yolculuk ediyorum. Bağdat Caddesi’ne inen sokaklardan birinin köşesinden binip de “Moda’ya lütfen” dediğimde, Cadde’ye çıkma arifesinde olan genç şoför, “Sağa mı sola mı?” diye soruyor. Şaka mı yap ...

Yazılar bitti, müziklere yolculuk…

Yazıma reklamlarla başlamış olacağım ama ilk kitabımın son sayfasını geçen pazartesi bitirdim ve Can Yayınları bünyesindeki Mundi Kitap’ın ellerine teslim ettim. Kafamda uzun zamandır kesilmeyi bekleyen en uzun kurdeleyi kesmiş olmanın verdiği hafiflik ve sevinç bana bir tür ‘tatil ruhu’ yaşatırken, yaz başından beri aynı anda birkaç iş yaptığımdan ...

Bir yıl sonra Duman’la konser siftahı

14 Ağustos Cumartesi akşamı, Duman’ı izlemek üzere Bodrum Antik Tiyatro’ya doğru yol alıyorum. Bu, bir yıl aradan sonra gideceğim ilk konser. Ve işin garip tarafı, bu gerçeği fark edişim konser gününe rastlıyor. Birkaç dakika boyunca, “Bir dakika ben en son hangi konsere gitmiştim?” diye düşünüp cevabı bulamayınca artık fotoğraflı günlük görevi gör ...

10’lu yaşların başında renkli oyuncaklar, K-Pop’lar…

Artık sezon itibariyle kuru bir tost ve demli çaya bile çılgın fiyatlar ödenen Bodrum’da, deniz kenarında yazı yazıyorum. Karşımda oturan arkadaşım, “Bak şu arkada bir çocuğun elinde gökkuşağı renginde bir oyuncak var” diyerek ileriyi işaret ediyor. Kafamı çeviriyorum, şezlonga yatmış bir kızın elinde ‘baloncuklu renkli oyuncak’ diye tanımlayabilec ...

Çalışkan arı: Artemis Günebakanlı

Hayatımızın çok garip bir dönemindeyiz. Normal şartlar altında olsak, belki çalışmaktan helak olduğumuz bir haftanın yorgunluğunu atacağımız, önceki gece feneri kim bilir kaçta hangi barda ya da konser mekânında söndürdüğümüz için yaralarımızı saracağımız, Garfield gibi koltuktan koltuğa devrilerek geçireceğimiz bir günü, yani pazar gününü, SP vide ...

Festivalleri tuz kadar özledim

Normal bir dünyada yaşıyor olsaydık, bu mevsimde WhatsApp gruplarında, “Şu festival açıklanmış!”, “Ya buna kesin gidelim!” “Şunu kaçırmayalım!” mesajları, muhtelif afiş görselleri yahut konserlerle ilgili sosyal medya iletileri yağıyor olacaktı. Gel gör ki, uzun süredir normal bir dünyada yaşamıyoruz. Aşısı olan lanet bir virüs kol gezmeye devam ed ...

Yıkılmayan kale Radyo 3, emektar DJ’lerin yuvası Power FM

Bundan birkaç sene önce bir röportaj için Dalaman’dan Kaş’a doğru yol alırken, transferimizi gerçekleştiren araçta cızırtılı bir radyo frekansından duyduğum şarkılar beni hayrete düşürmüştü. Arka arkaya çalan Alice in Chains ve Pearl Jam’den sonra bir de Temple of the Dog’dan Hunger Strike başlayınca, yanımdaki fotoğrafçı arkadaşımla sohbeti bırakı ...

Bize neden bir açıklama yapmıyorsunuz?

Müzik sektöründe çalışan çoğunluk -sayılı sanatçı ve mekânın minimumda ve zarar ederek iş yapmasını bir kenara koyarsak- tam bir yıldır işsiz. Lafın gelişi değil, gerçek anlamıyla işsiz. Evet, tüm dünya darda, bunun tartışılacak yanı yok. Fakat çoğu ülkede darda olanlara devlet yardım elini istikrarlı ve cömert şekilde uzatırken, bir yandan da gidi ...

Dört yetenekli kadının Kırmızı Dükkân’ı

İstanbul’da lapa lapa kar yağarken, ben termometrenin 19 dereceyi gösterdiği Bodrum’da yüzümü gökyüzüne dönmüş -ayıptır söylemesi- güneşleniyorum. Birkaç sene önce D vitamininin en çok bileklerden nüfuz ettiğini öğrendiğimden beri güneş altında bileklerimi Örümcek Adam stiliyle tutmayı adet edindim. Bir ara çaprazımdaki pet shop’un önünden dumanlar ...

Batuhan Mutlugil’in Yadigar’ı

Kökleri 20 yıl öncesine dayanan Duman’ın solo albüm çıkarmamış tek üyesiydi Batuhan Mutlugil. Ta ki, takvimler 15 Ocak 2021’i gösterene kadar. 90’lardan beri kendine has bir yol izleyen grubun ünlü gitaristinin bir albüm hazırlığı içinde olduğunu duyuyorduk. Geçen yaz hız kazanan bu sürecin ilk meyvesi Aralık 2020’de yayınlanan single Bambaşka oldu ...

2020: Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu

Yıl sonuna geldik ve galiba her şey üç ay içerisinde oldu. 2020’nin bende bıraktığı his bu. Ne aralık ayında olduğumuzun farkındayım, ne bugüne nasıl geldiğimizin… Üç ay içerisinde her şey paketlenmiş gibi. Ne olduğunu anlayamadan geçip giden bir sene. ‘Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu’ senesi. Saat 21.00 olmadan kendimi eve atm ...

Yeni karantina: Belki yeni bir sen

17 Kasım 2020, saat 18.16. Yaklaşık bir saat sonra yeni bazı kararlar açıklanacak. Mekânların ve tüm hayatın kapanması, bazı şeylerin eskisi gibi yapılamayacak olması söz konusu. Ve hatta sokağa çıkma kısıtlamalarının gündeme gelmesi. Aylar sonra, daha önce bu yılın bahar aylarında tecrübe ettiğimiz bir süreci tekrar yaşayacağız gibi görünüyor. Ve ...

İki trompet sanatçısı, onlarca ses ve his

Şarkı keşfetmenin bir hikâyesi olduğunda yani o şarkıyı keşfetmek için emek harcadığında, hayatında kapladığı yer de daha derin oluyor. Hakan Kurşun’un Boğazın Üstünde şarkısına bayılıp Kaos kasetini (evet kaset) haftalarca aradığım ve sonunda Beyoğlu’nda bir müzik dükkânında kalan son bir taneyi satın aldığım gün gibi. Aradığımızı saniyesinde buld ...

‘Aynen kanka sıkıntı yok’ ve sabır testi şarkılar

Uyumaya çalışıyorum ve ileride deniz kıyısındaki bir bardan çok uzun zamandır duymadığım tanıdık bir şarkı yükseliyor: “A little bit of Monica in my life / A little bit of Erica by my side / A little bit of Rita is all I need / A little bit of Tina is what I see / A little bit of Sandra in the sun / A little bit of Mary all night long / A little bi ...

Çok yorgunum çok…

Yorgun musunuz? Bedenen mi ruhen mi? Kim ya da ne buna sebep? “Kafamı yastığa koysam üç gün uyurum” diye düşündüğünüz oluyor mu? Ayaklarınızın iş yolunda geri geri gittiği? Belki ev yolunda? Aşk yolunda? Bir türlü iyi haber vermeyen bir dünya ve ülkede hayat yolları giderek daha da daralıyormuş gibi görünüyor mu? Ya da o yolların bunca yürümenin so ...

“Daha kötüsü olamaz artık” derken…

İçim sıkışıyor. Kara haberler arka arkaya geldikçe günlerden hangi gün olduğunu anlamanın mümkün olmadığını fark ediyorum. Bugün pazartesi mi, cuma mı, pazar mı? Sabah uyandığımız gün aydın olacak mı? Ülkenin haberleri acıyı iliklerine kadar hissedenler için yine ekstra mesai yapıyor. Sosyal medyada karşıma çıkan cinayet haberleri. Vahşice öldürüle ...

Harun Tekin’den yeni bir konser modeli: Hediyeler

Müzisyenlerin yer yer emekli, yer yer işsiz gibi hissettiği bir dönemden geçiyoruz. Evde ya da kimi zaman stüdyolarda üretim hala devam etse de yoğunluk az, sahneler ise hepten kapalı. Birkaç ‘arabalı konser’ denemesi yakın gelecek için planlansa da bir mekan ya da festivalde rahatlıkla sahne alabileceğimiz günler şu dağın arkasında. Ve belki de di ...

Bu şarkılar olmasa o diziler bitemezdi

Hayatım artık bir kanepe. Enim çarpı boyumdan hallice bir yuva. Onunla yaşıyor, onun üzerinde yiyip içiyor, kimi zaman uyuyor, şu an yazı yazıyor, okuyor, onu seviyor, ondan sıkılıyor ve sonra yine ona sığınıyorum. Yaşayabileceğim tüm duyguları tek minderde eriten, artık neredeyse uzvum sayacağım bir eşya. İçine gömüldüğüm bu güvenli yuvadan göz ...

En çok neyi özlüyorsunuz?

Karantinada bir ayı geride bırakmışken, cevabını fazlasıyla merak ettiğim sorulardan biriydi bu. Haftalar içerisinde önce kendime, birkaç kez de arkadaşlarıma sordum. Yapı olarak biraz zor özleyen biriyim. Birilerine, bir şeylere, yurtdışındayken “Ah bir İskender olsa”ya falan gelene kadar sadakatle özlediğim tek şey (tamamen işlevsiz bir eylem ola ...

Hayat artık bir haber kanalı ekranı

Aklımda, “Kim derdi ki seninle bir gün ayrılacağız” şarkısı dönüyor. “Böyle ayrılık olmaz, böyle yalnız kalınmaz…” Salonda dönüp dururken ve “Neden bu şarkı benimle birlikte dönüp duruyor?” diye düşünürken, televizyonda sürekli kırmızı bantların ve ünlemli altyazıların geçtiği haber kanalı açık. Haber izlemekten içim dışıma çıkmış. Üç yıldır hiç te ...

Nostalji kraliçesi artık Muazzez Ersoy değil, bizleriz

21 Şubat’ı 22’sine bağlayan gece, yatağa girip ışığı kapatacağıma son bir kez Instagram tarama bataklığına düştüğümde, son yıllarda beni en çok heyecanlandıran sürprizlerden biriyle karşılaşacağımdan habersizdim. Ekranımın en tepesinde Amerikalı oyuncu Jennifer Aniston’ın bir gönderisi vardı. 10 yıl boyunca parçası olduğu, izlenme rekorları kıran F ...

Elazığ, Kobe Bryant ve Billie Eilish…

İnsanların büyük çoğunluğu bir ölüm/felaket haberi aldığında nerede ne yapmakta olduklarını çok berrak şekilde hatırlıyor. Nedenini tam bilmiyorum. Elbette şoke edici bir haberin kuvvetiyle o ânı hafızalarına kazımaları söz konusu ama belki bir yandan bu hatıralar mevcudiyetlerinin, hayatla bağlarının, o an hala yaşamakta olduklarına şükretmenin al ...

2020’ye girdik ve “bir günde döndüm dünyayı”

İnanılmaz ama gerçek, yıl 2020. Bakalım kaçımız hazırladığımız, hazırlamaya üşendiğimiz için kafamıza listelediğimiz ya da hedefe ulaşma kısmını hayal etme fazından bir türlü koparamadığımız ‘yeni yıl kararları’na harfiyen uyacak? 2020’nin sonunda görüşürüz. Doğası gereği yılın başında, ortasında ya da sonunda havlu atanlarla dolu olan bu müsabakay ...

Haydi yılı kapatıyoruz!

Müdavimleri hatırlar, 90’lı yılların sonunda Sıraselviler’de, kapısının önünde hafta sonları metrelerce kuyruk olan Roxy’de, sabah 4’teki kapanış esnasında hep aynı şarkı çalardı. Mo’ Better Blues adlı bu harika şarkı çalarken, herkes trompet melodisi üzerine bağıra çağıra “kapatıyoruuuz kapatıyoruuuz” diye şarkı söyler, sonra da ışıkları yanan mek ...

Ankara uçağı, Edis-Simge-Aleyna ve üniversiteliler

Bu satırları İstanbul-Ankara uçağında yazıyorum. Açılır kapanır masanın üzerinde klavyenin tuşlarını iki büklüm halde tıklatırken, aklıma laptopumun olmadığı bir uçuşta yetiştirmem gereken bir yazıyı cep telefonuma yazdığım gün geldi. Telefonu masaya yatay şekilde koyup klavyesine iki parmak yazarak uçarken, üç saatin sonunda yanımdaki kadın bana d ...

Yaraya merhem mıymıy şarkılar mı isyankâr gitarlar mı?

Kendiliğinden fon müziği olan günler geldi. Sanki pencereden dışarıda, sokakların ve ağaçların arasında görünmez megafonlardan yayın yapan bir radyo var. Ve havalar böyle griyken (bugün çok yağmurlu ve gri) o radyoda sıklıkla ‘sad indie’ çalıyor. Böyle bir liste var Spotify’da, denk gelmişsinizdir. İlk gördüğümde, “İnsan kendine bile isteye niye iş ...

#susamam diyeni susturmanın peşinde

Memleketten uzaktayım. 20 gün oldu. Saat farkı da sekiz olunca, Türkiye’yle sabah-akşam senkronu hepten şaştı. Orada olan birçok şeyi sonradan öğreniyor, bazı şeyleri ise hiç yakalayamıyorum. Dinamikleri bizimkinden tamamen farklı, başka kuralların ve önceliklerin olduğu bir hayatın içinde her şeyi olabildiğince gözlemlemekle meşgulüm. İnsanların s ...

Yaz sıcağı, kebapçı şarkıları, MilyonFest ve 1000. sayı

Hava sıcak. İnsanoğlumuz ne acayip. Sıcak olur, “Soğuk nerede kaldı!” diye ağlaşır; soğuk olur, “Sıcak nerde!” diye vahlaşır. Hava sıcak ve yazın ortasını geçtik. Artık zamanın geçiş hızını anlama kapasitem lisede sinüs, kosinüsleri anlama seviyeme kadar geriledi (anlamamıştım). Bir bakıyorsun yaz geldi diye seviniyor, kafanı çevirdiğin an yaz b ...

Hakikaten kim bu Erol Egemen?

90’lı yıllarda Kent FM’de yayınlanan Kaybedenler Kulübü’nü takip eden dinleyicilerin bildiği bir soru kalıbıydı “Kim lan bu Erol Egemen?” Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk’un hazırladığı bu kült programda sorulan soru, haftalar, aylar ve yıllar içerisinde bir fenomene dönüşmüş, sorunun öznesi hakkında hiçbir malumat edinilememişti. Bu adam gerçek miydi ...

Kadıköy’ün kişilikli müzik mabedi: Ağaç Ev

Bir mekân bazen sadece adıyla bile ondan hoşlanmanıza neden oluyor. Eskiden Beyoğlu’nun bir ara sokağında ağırbaşlı bir çiçek gibi duran Madrid vardı. Sonra Ağa Cami’nin sokağında bir kartal gibi tepeden size bakan Arsen Lüpen, Tünel’de bir zaman makinesine binmişim de 1900’lerin başına gitmişim gibi hissettiren Gramofon, masaldan fırlamış gibi dur ...

Güle güle Şevket Uğurluer!

Babam gazetedeki vefat ilanlarını her gün tek tek okuyor. İnsanların ölüm haberlerini Facebook’tan duyurduğu, o duyuruların ‘like’landığı, baş sağlığı mesajlarının yorumlar kısmından iletildiği bir çağda babamın her gün haber, ekonomi sayfalarına ayırdığı süre kadar vefat ilanlarına vakit ayırması, kimi zaman hüzünle “A canım benim” diyerek bir tan ...

Indie müziğin emektar şövalyesi: Hakan Tamar

Bir cumartesi akşamı, Kadıköy Karga’da oturduğum masadaki sohbetten sıkça uzaklaşıp (hayır Instagram dünyasına değil) Shazam’ın mavi dalgalar yayan düğmesine dalıyorum. “Bu neymiş ya?” diye diye merakla Shazamladığım şarkıların tamamı yeni dönem Türkçe gruplara, müzisyenlere ait. Brek, Hedonutopia, Elz and the Cult… Bazılarının sadece ismi, bazılar ...

Seçim arabasından, sahneden ve içimden gelen sesler

Hep merak etmişimdir, seçim dönemi sokaktan cayır cayır carlayarak geçen bir seçim arabasını duyan hangi insan, “Evet işte bu! Hayatım boyunca oy vermek istediğim parti!” diyerek sandığa koşar? O arabaları hep insanlara benzetirim. Hırçın, agresif, söylemek istediğini ve niyetini sakince değil, cazgırlık yaparak ortaya koyan, elde etmek istedikleri ...

Kayıp kayıtlar gün ışığına çıktı

Kerim Çaplı’yı ilk kez 2002 yılında gördüm. Beyoğlu’nda, Batu Abi’nin (Mutlugil) ortağı olduğu Mojo’da Spitney Beers adıyla çalan genç bir gruptuk. İlk dönemler perşembe geceleri (sonradan pazartesiye geçmiştik), Batu Abi’nin grubu Karpuz’dan hemen önce sahneye çıkardık. Kerim Çaplı, Karpuz’un harika performansının müsebbiplerinden biri olarak müth ...

Kadınlar yaşasın diye KadıköySahne’deydik!

3 Ocak Perşembe akşamı Can Güngör, Deniz Tekin, Kalben, Nilipek, Özge Fışkın ve Pinhani ile birlikte KadıköySahne’deydim. Bizler sahnede, büyük bir kalabalık mekânın dört bir köşesinde, tek bir amaç için oradaydık: Kadınlar yaşasın diye. O gece bilet alan herkes, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kadın ve çocuk istismarı davalarındaki ...

Bartu Küçükçağlayan’la Moda’da yarım saat

Tanıştığımız âna kadar nedense Bartu Küçükçağlayan için ciddi, asık suratlı değil de gülmeyenyüzlü, az konuşan, böyle sigarasından derin bir nefes çekip üflerken sıkıntıyla bakan, seni göz-eleştirisinden geçirerek tedirgin hissettiren bir adam diye düşünüyordum. Yıllar içerisinde herhangi bir mekanda, kuliste, etkinlikte bir araya geldik mi diye zi ...

Kadife Sokak’ın en özel barı: 22 yaşında bir Karga

2 Kasım 2018, Moda Sahnesi… Bundan tam 30 yıl önce, “koltukların kırıldığı konser” olarak kayıtlara geçen, yıllardır yaptığım röportajlarda dönemi yaşamış kişilerden çokça dinlediğim tarihi bir müzik etkinliği “aynı gün/aynı yer/aynı kadro” sloganıyla tekrarlanıyor. Pentagram, Metalium ve Metafor’un sahne aldığı efsane Moda konseri. Yaşları 18’den ...

Müzik yazarlığından çocuk kitabı dünyasına

İlk gençlik yıllarımda hayal ettiğim şeylerden biri, ileride bir gün bir çocuk kitabı yazmaktı. Tahmin edilmesi zor olmayacak şekilde, son derece romantik, havalı ve sanki insanın hayal dünyasını, üzerine ‘büyüme iksiri’ dökülmeden korumasının yolu gibi geliyordu çocuk kitabı yazarı olmak. Hayalimi hiç gerçekleştiremedim. Ama sevdiğim arkadaşlarımd ...

Radyonun büyülü dünyasında 18 sene

Hiç böyle düşünmemiştim ama bu yazıyı yazmak için masa başına (artık masa başı da yok, diz üstü bilgisayarla koltuğa) oturduğum vakit düşündüm de, Türkiye’de rock müzik çalan radyo istasyonları arasında yıllardır kesintisiz program yapan tek kadın radyocu Gülşah Güray. Aslında meseleyi kadın-erkek olarak kategorize etmek istemezdim çünkü mesele ‘me ...

Yaz biterken, Eylül gelirken

Söylersem zaman daha da hızlanacak diye korkuyorum ama ağustosu yarıladık. Hatta siz bu yazıyı okurken geçmiş olacağız. Eylül ayına varınca durum daha da vahim. Çünkü sonbaharın sınır çizgileri -iklim olarak değilse de psikolojik olarak- 1 Eylül’ün üzerinden geçiyor. Küçükken bir yaz gününü hatırlıyorum. Yazlıktaydık ve günler birbirinin aynı ol ...

Ari Barokas’ın Kadıköy’de yeşeren albümü

Bir araya geleceğimizi hiç tahmin etmeyeceğim bir yerde, Kapadokya’daki bir otelin peri bacalarını gören terasında Ari Barokas’la sohbet ediyoruz. O akşam Cappadox Festivali kapsamında Duman’la konseri olacak, ben de festivalle ilgili bir video çekimi için bölgedeyim. Bunu fırsat bilip hem birkaç ay önce yayınladığı solo albümü Lafıma Gücenme’yi he ...

TSM korosunda emeklilerle şahane bir gün

Uzun yıllardır Caddebostan Kültür Merkezi’nin alt katındaki spor salonuna gidiyorum. Grup derslerinin yapıldığı bir stüdyo var, en zorlu Pilates hareketlerini yaparken ansızın içeri gümbür gümbür bir Türk sanat müziği doluveriyor. Bir köşedeki acil çıkış kapısının hemen dış tarafında bulunan bir odada çalışan korolardan geliyor bu şarkılar. Bu duru ...

‘Buddha’dan ayrıldılar, sırada yeni planlar var

“Suitcase Buddha’dan ayrılmış.” Geçen hafta bu haberi duyduğumda, ağzımdan ister istemez, “Dünyanın sonu geldi herhalde!” cümlesi çıktı. Kadıköy gece hayatına hâkim olanların çok iyi bildiği bir ikiliydi Suitcase ve Buddha Bar. Rekor bir süre boyunca, tam 21 yıl, haftada iki kez Barlar Sokağı’ndaki bu mekânda sahne almışlar ve Britpop ağırlıklı rep ...

Pinhani ile Anadolu yollarında

Pinhani ile birlikte enstrümanlarla dolu bir minibüste, bol virajlı yollardan geçerek Karadeniz’e doğru yol alıyoruz. Hava pırıl pırıl. Camdan dışarıyı izliyorum. Yemyeşil bayırlar, otlayan koyunlar, çiçek açmış ağaçlar ve renkli evler, kentsel dönüşümden gına gelmiş ruhumda antidepresan etkisi yaratıyor. Grubun kurucusu Sinan Kaynakcı yan koltukta ...

Sahnelerden Milyon Dolarlık Şirketin Başına

Erce Kaşlıoğlu’nun hikayesini ilk duyduğumda hem şaşırmış hem de etkilenmiştim. Sıfırdan bir şeyler yaratan ve bunu da belirli bir prensip içerisinde yapan insanlar her zaman ilgimi çeker. Fakat onunla Kadıköy’de, kurucusu olduğu müzik stüdyosu Pür’de buluştuğumuzda ve hikayesinin tamamını dinlediğimde şaşırma ve etkilenme oranım katlandı. Kaşlıoğl ...

Gitar dünyasının Özlem Abla’sı

Kadıköy Kadife Sokak’ın Barlar Sokağı olarak anılmadığı, kendi ismiyle bilindiği zamanlar… Birkaç cafe-bar dışında son derece sakin bir atmosferi olan sokağın Dr. Esat Işık Caddesi’ne yakın tarafında, enstrüman çalmayan birinin bile hemen dikkatini çeken bir müzik mağazası açılıyor. Yıl 2000. Henüz 20’lerinin başındaki ÖzlemAtav’ın ünlü blues gitar ...

ARŞİV