Sahnelerden Milyon Dolarlık Şirketin Başına

22 Şubat 2018 - 16:05

Erce Kaşlıoğlu’nun hikayesini ilk duyduğumda hem şaşırmış hem de etkilenmiştim. Sıfırdan bir şeyler yaratan ve bunu da belirli bir prensip içerisinde yapan insanlar her zaman ilgimi çeker. Fakat onunla Kadıköy’de, kurucusu olduğu müzik stüdyosu Pür’de buluştuğumuzda ve hikayesinin tamamını dinlediğimde şaşırma ve etkilenme oranım katlandı. Kaşlıoğlu’nun, son yıllarda etrafımda ve kimi zaman kendimde de gördüğüm gri-kara bir umutsuzluk hortumuna kapılma tuzağını unutturacak cümleleri, “İstediğin şey için pes etmeden yola devam etmen lazım,” cümlesini elimizde sıkı sıkı tutmamız gerektiğini hissettirdi.
Kaşlıoğlu aslında küçük yaşta gitara başlayan, 90’larda kuzeni Umut Gökçen’le birlikte sayısız rock grubu kurup Kemancı, Hayal Kahvesi gibi mekanlarda çalan, liseden arkadaşı Aylin Aslım’ın ilk albümü Gelgit’e imza atan, arada çeşitli pop prodüksiyonlarına giren bir müzisyen. Stüdyonun kayıt odasında karşımda oturan şu anki Erce Kaşlıoğlu ise Tesla, Aston Martin, Cadillac, Jaguar gibi dünyaca ünlü firmalarla çalışan, 50 milyon dolarlık bir şirketin, Mata Otomotiv’in kurucusu. Peki arada neler oldu? Ve bütün bunlar nasıl gerçekleşti?
“Profesyonel iş hayatı içine gireceğime dair en ufak bir fikrim yoktu. İTÜ Kimya Mühendisliği mezunuyum ama yolumu çizmiştim, müzisyen olacaktım,” diyor Kaşlıoğlu. Fakat onu bu fikrinden alıkoyan iki problem çıktığından bahsediyor. “Bir tanesi benle ilgiliydi. Genel müzik yaşantısı içine adapte olamadım. Bir kere sabahları çok iyi çalışan bir insanım, belli bir saatten sonra da çok uykum geliyor. Doğam bu. Dolayısıyla müzik hayatının getirdiği geceye adaptasyon konusunda başarısız oldum. Ve müziğe hep büyük ciddiyetle yaklaştım. Bunu çok az kişiyle paylaşabildiğim için bir süre sonra şunu fark ettim, gitmeyi arzuladığım yerlere gidebilmem mümkün olmayacaktı. Hatta oraların var olmadığını düşündüm. Bunda ısrar edersem çok sevdiğim bir şeyden nefret edip yıpranabilirdim. Radikal bir karar verdim, müzikle olan profesyonel bağımı kestim ve yurtdışına işletme master’ı yapmaya gittim.”
Sonradan evleneceği kız arkadaşı Özlem’le birlikte bir bavul, sırt çantası ve gitarla gidiyor İngiltere’ye Kaşlıoğlu. “Neden gitarla?” diye soruyorum, “Kendimin ne olduğunu unutmamak içindi,” diyor. Bir sene neredeyse hiç müzik yapmadan ama çokça müzik dinleyerek okula gidiyor. Tabii bir süre sonra dayanamayıp odasına kurduğu mini stüdyoda şarkılar yapmaya başlıyor. Okulu biterken kız arkadaşının doktorası devam ettiği için orada kalmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor ve gördüğü her iş ilanına başvuruyor. “Sıfır yanıt aldım. Bu iş böyle olmayacak diyerek üniversitedeki bir hocama gittim, ‘Bana bir şirket bulursanız onların bir problemini çözeyim, tez konum o olsun,’ dedim. Kapısından girebilirsem kendimi sevdirebilirim diye ümit ediyordum. Plan işe yaradı. Nottingham’da arabaların içindeki ahşap ve karbon fiber parçaları üreten bir otomotiv şirketine başladım. Onlara bir proje hazırladım, belli bir yerinde kazanabilecekleri çok ciddi bir para vardı. Ama projeyi bitirmedim, ‘Bitirmek için sekiz aya daha ihtiyacım var ama okulum bitti, dönmem gerekiyor,’ dedim, onlar da bana iş teklif ettiler ve böylece kaldım.”
Yaklaşık 100 kişilik, kendi tabiriyle ‘Gepetto ustanın atölyesi’ gibi bir yerde mühendis olarak çalışmaya başlıyor. Ve bir süre sonra şirketin direktörlerinden birisi oluyor. Beş sene içerisinde şirket büyüyor, yöneticiler ona ortaklık teklif ediyorlar. O ise daha iyi bir fikri olduğunu söylüyor: “Bu iş bitecekti İngiltere’de, çünkü el emeği o kadar pahalı ki… ‘Ben Türkiye’ye gidip bir fabrika kurayım, hazır olunca gelin bakın, olur diyorsanız işi Türkiye’ye transfer edelim. Sizden hiçbir şey istemiyorum, normalin de altında fiyata satacağım,’ dedim. Büyük bir heyecanla kabul ettiler. Kızımız doğalı birkaç ay olmuştu, oradaki hayatımız oturuyordu. Eve gidip Özlem’e dedim ki, ‘Bir fikrim var, burada her şeyi bırakacağım, Türkiye’ye döneceğiz, borca gireceğim, bir fabrika kuracağım, sonra onlar beğenirlerse bize iş verecekler.’ Çok haklı olarak, ‘Sen deli misin?’ dedi (gülüyor). Ama sağ olsun yüzde yüz destekledi.”
Bu büyük riski alarak 2004’te ülkeye dönüş yapıyorlar. “Neye güveniyordun?” diye sorunca, “Yanlış anlama, aileden gelen bir şey yoktu. Annem babam avukat, makul yaşadık ama normal bir aileydik. Fikir o kadar iyi ve doğruydu ki, A’dan Z’ye her şeyi nasıl yapacağımı öğrenmeme güvendim. Babam rahmetli çok vizyoner bir adamdı, destekledi bu fikri. Şirketi kurduk, babam bir ortak buldu. Kızıltoprak’tan 10 yaşından beri arkadaşı olan, mobilya fabrikası sahibi bir arkadaşı. Gece-gündüz çalıştık ve Tuzla’da bir büyük atölye/küçük fabrikacık kurduk. Ben makineleri öbür taraftan edindiğim bilgiyle kendim çizdim, bugün hala onlar kullanılıyor. Altı ay sonra İngilizler geldiler ve onay verdiler. Anlatırken kısa bir hikaye ama çok büyük bir efordu. Buna hayatınızı vermeniz gerekiyor. Hem hayatınızı vereceksiniz hem de asla başarısızlığı kabul etmeyeceksiniz. Her gün en az 20 şey bana bunu neden yapmamam gerektiğini söylüyordu ama sabrettim. Şirketi anlamlı hale getirmem 10 yılımı aldı.”
Bu esnada kötü günler peşini bırakmıyor. Belli bir süre sonra İngiltere’deki firmayı Çinliler alıyor ve onları büyük rakip olarak gördüleri için bir dakika kadar süren bir telefon görüşmesiyle (“Sana olan 2-3 milyon dolarlık borcumuzu ödemiyoruz, senden artık parça almıyoruz, istersen bizi mahkemeye verebilirsin ama hangi ülkede verebilirsin bilmiyoruz. İyi günler.”) iş sona erdiriliyor. Ne yaptığını soruyorum, “İki opsiyon vardı,” diyor. “İlk ortağımı o dönemde kaybedince her şeyi kapatıp kendime adam gibi bir iş bulacaktım. Ya da fabrika, makineler varken, bütün dünyadaki müşteriyi tanırken, çok iyi kalite mal çıkarırken kendi markamı yaratacaktım.” Hangi opsiyonu tercih ettiğini hemen anlıyorum, “Acaba eşin ne dedi, çok merak ediyorum,” diyorum, gülüyor. “Yine eve gittim, ‘Özlem bir fikrim var!’ dedim, anlattım. ‘Tamamen delisin!’ dedi ve yüzde yüz destek oldu yine. Benim hayatımın en büyük şansıdır karım. ‘Yaptığın deliliklerin ne kadar iyi gittiğini gördüm. Hayat sana bir şey öğretiyor. Bence yapmaya devam etmelisin,’ dedi. Aynı şekilde babam ve annem de.”
Otomotiv sektöründen iki ortağın (Ahu Büyükkuşoğlu Serter ve Moiz Zilberman) desteğiyle yola devam ediyor. Anlaşmalar anlaşmaları kovalıyor. Ve bugün Erce Kaşlıoğlu, Tesla, Aston Martin, Corvette, Chrysler, Bentley, Jaguar, Cadillac, Land Rover’ın içindeki ahşap ve karbon fiber parçaları el emeği göz nuru şekilde üreten, Tesla’nın Kaliforniya’daki merkezinde ilk elektrikli arabanın çamur modelinin içinde Elon Musk’la toplantı yapan, Türkiye’de üç, Slovakya’da bir fabrikası, İngiltere’de ve Amerika’da birer operasyon merkezi bulunan bir iş adamı. Ama tüm bu büyük başarı hikayesinin yanında mütevazı bir hayat süren, hala müziğe gönülden bağlı olan biri. Şirketindeki çalışanlarla birlikte kurduğu grubuyla müzik yapmaya ve bir Kadıköylü olarak burada, bu dönemde üretilen müziğe katkıda bulunmak amacıyla ticari beklentisi olmaksızın kurduğu Pür’e gelip eski dostlarıyla müzik konuşmaya/yapmaya devam ediyor.
“Benim kendimi ait hissettiğim şeylere sarılma, tutunma ve onlarla birlikte yaşama gibi bir huyum var. Öbür türlü bir hayat bana çekici gelmiyor. Gençlik yıllarımda çok müzik yaptım ve bunun hem kültürel manada hem insanlarla ilişkilerimde ne kadar kıymetli bir şey olduğunu fark ettim,” diyor. Hayatta onu çok mutlu eden ilk göz ağrısına bağlı kalmaya devam ediyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Aylin Aslım’la ormanda ve Orman’la bir gün…

Üç sene aranın ardından vereceği ilk festival konserinin hemen öncesinde, Maslak’ta ormanın tam orta yerine yayılan bir kuliste Aylin Aslım’la sohbet ediyoruz. Onunla en son 2017 yazında Kaş’ta yüz yüze görüşmüştüm. Büyük şehri terk edip güneye yerleşen müzisyenlerle ilgili hazırladığım röportaj serisinin konuklarından biriydi. Kaş’ı yeni evi olara ...

Yaz geliyor, bağıra çağıra…

Gerçek anlamıyla yıllar süren kuraklıktan sonra müzik sektöründe tomurcuğun, yeşilin belirebildiği bir yaz başladı. Tüm ekonomik zorluklara ve pandeminin etkisini hala tam olarak yitirmemesine rağmen… 2020 yazında bir akşam sektörün önde gelen bazı isimleriyle sohbet ediyorduk. Bu işin 2022’de biteceğini söylediklerinde “Yok artık!” demiştim. Varmı ...

İnönü Stadı’ndan mor ve ötesi geçti

İnönü Stadı’nda en son 12 yıl önce bir konser izledim. Haziran 2010’du ve sahneye arka arkaya Alice in Chains, Rammstein, Megadeth, Manowar, Slayer, Metallica ve daha fazlası çıkıyordu. Evet bu efsane bir kadroydu ama ben 29 yıl önce, 1993 yazında aynı yerde bir dizi başka efsane ismi çok küçük yaşta izlemiştim. Türk müzik tarihinde stadyum konserl ...

30 yıllık Bodrum efsanesi: Körfez Bar

  Bodrum + gece hayatı + rock müzik. Bu üçü bir araya geldiğinde “eşittir” kısmı size ilk üçte mutlaka Körfez’i verecektir. Barlar Sokağı’nın en eski ve özel barlarından birini… Bir mekânın değil yıllarca, aylarca yaşayamadığı bir dönemde nesilden nesile devam eden bir aile işletmesinin istikrarını çok etkileyici buluyorum. O yüzden 2022 itibari ...

Güle güle muhteşem davulcu!

Çocuk gibi sevinmek… Çocukluğa has, yaş ilerledikçe unutulan ya da kaybedilen bir neşe türü. Zıp zıp zıplamak, ağız dolusu gülmek, gözlerinden yıldızlar çıkması… Tanımlamaya çalışmak manasız olsa da, buna benzer bir şeyler. 28 yıllık rock grubu Foo Fighters’ı izlediğim iki sefer de bu neşe türünü hücrelerime kadar hissettiğim anlardı.  26 Mart C ...

Bu şarkılar bir başka

Moda Burnu’nda, her bir köşesinde sanat işlerinin olduğu retro bir apartmanda pazar kahvaltısındayız. Kahvaltı dediğim aslında öğle kahvaltısı yani yabancı arkadaşlarımızın tabiriyle bir tür ‘brunch’. Masada dostlar ve birbirini sevenler var. Ve hiç tükenmeyen bir sohbet. Müzik, konserler, Kadıköy’de akıl durduran kiralar baş konular. Bir konudan d ...

Sirenler 10 yıl sonra tekrar çalıyor

mor ve ötesi’nin sekizinci stüdyo albümü Sirenler’i (Rakun Müzik) yayınlandıktan iki gün sonra yağmurlu bir günde, Datça-Bodrum yolunda dinledim. Datça’dan Marmaris’e inen kıvrımlı yollarda kâh gri denizi, kâh bulutları, kâh geçen yazki yangında maalesef kül olmuş ormanları arşınlarken uzun zamandır hissetmediğim bir şeyi hatırladım: Sevdiğim bir g ...

“Cem Yılmaz artık güldürmüyor!”

İnsan mutsuz olmak için çaba harcar mı? Dünden beri bunu düşünüyorum. Düşünmeme sebep olan şeyi düşündüğümde durum komik mi trajik mi emin olamıyorum. Çünkü sebep, Cem Yılmaz. Ve gösterisi Diamond Elite Platinum Plus. Niye olduğuna geleceğim ama önce şunu söyleyeyim… İnsanların klavye aracılığıyla birbirini doğramasına sebep olan bir takım kısa ...

John Lennon ve İbrahim Tatlıses’in ortak noktası: Kadına şiddet

Geçenlerde radyo programım Tematik için çalacağım şarkıların listesini oluştururken -tema, gripten mustaripler için ‘geçmiş olsun’ şarkılarıydı- The Beatles’ın Getting Better adlı şarkısına denk geldim. Önce “Hah!” dedim, “bunu da ekleyeyim. ‘İyileşme’ şarkısı tam da bu listeye göre.” Fakat sözleri baştan sona okumak üzere internete girdiğimde çok ...

Bir ABBA’nın 40 yıl hatırı vardır!

Yıllardan 2005, günlerden 3 Eylül’dü. Artık tarih olmuş bir festivalin, Rock’n Coke’un düzenlendiği Hezarfen Havaalanı’nda The Cure konserinin başlama saatini heyecanla bekleyen bir festivalci olarak alanda dolaşıyor ve bir yandan da ismini kesinlikle hatırlayamadığım bir kanal için dinleyicilerle kısa röportajlar yapıp hangi grubu heyecanla bekled ...

Zor günlerimde hep sen yanımda vardın

Geçen gün, İstanbul’da artık nesli tükenmiş birer canlı olarak nitelendirilebilecek ‘taksi’lerden birinde, Moda’nın neresi olduğunu bilmeyen bir şoförle yolculuk ediyorum. Bağdat Caddesi’ne inen sokaklardan birinin köşesinden binip de “Moda’ya lütfen” dediğimde, Cadde’ye çıkma arifesinde olan genç şoför, “Sağa mı sola mı?” diye soruyor. Şaka mı yap ...

Yazılar bitti, müziklere yolculuk…

Yazıma reklamlarla başlamış olacağım ama ilk kitabımın son sayfasını geçen pazartesi bitirdim ve Can Yayınları bünyesindeki Mundi Kitap’ın ellerine teslim ettim. Kafamda uzun zamandır kesilmeyi bekleyen en uzun kurdeleyi kesmiş olmanın verdiği hafiflik ve sevinç bana bir tür ‘tatil ruhu’ yaşatırken, yaz başından beri aynı anda birkaç iş yaptığımdan ...

Bir yıl sonra Duman’la konser siftahı

14 Ağustos Cumartesi akşamı, Duman’ı izlemek üzere Bodrum Antik Tiyatro’ya doğru yol alıyorum. Bu, bir yıl aradan sonra gideceğim ilk konser. Ve işin garip tarafı, bu gerçeği fark edişim konser gününe rastlıyor. Birkaç dakika boyunca, “Bir dakika ben en son hangi konsere gitmiştim?” diye düşünüp cevabı bulamayınca artık fotoğraflı günlük görevi gör ...

10’lu yaşların başında renkli oyuncaklar, K-Pop’lar…

Artık sezon itibariyle kuru bir tost ve demli çaya bile çılgın fiyatlar ödenen Bodrum’da, deniz kenarında yazı yazıyorum. Karşımda oturan arkadaşım, “Bak şu arkada bir çocuğun elinde gökkuşağı renginde bir oyuncak var” diyerek ileriyi işaret ediyor. Kafamı çeviriyorum, şezlonga yatmış bir kızın elinde ‘baloncuklu renkli oyuncak’ diye tanımlayabilec ...

Çalışkan arı: Artemis Günebakanlı

Hayatımızın çok garip bir dönemindeyiz. Normal şartlar altında olsak, belki çalışmaktan helak olduğumuz bir haftanın yorgunluğunu atacağımız, önceki gece feneri kim bilir kaçta hangi barda ya da konser mekânında söndürdüğümüz için yaralarımızı saracağımız, Garfield gibi koltuktan koltuğa devrilerek geçireceğimiz bir günü, yani pazar gününü, SP vide ...

Festivalleri tuz kadar özledim

Normal bir dünyada yaşıyor olsaydık, bu mevsimde WhatsApp gruplarında, “Şu festival açıklanmış!”, “Ya buna kesin gidelim!” “Şunu kaçırmayalım!” mesajları, muhtelif afiş görselleri yahut konserlerle ilgili sosyal medya iletileri yağıyor olacaktı. Gel gör ki, uzun süredir normal bir dünyada yaşamıyoruz. Aşısı olan lanet bir virüs kol gezmeye devam ed ...

Yıkılmayan kale Radyo 3, emektar DJ’lerin yuvası Power FM

Bundan birkaç sene önce bir röportaj için Dalaman’dan Kaş’a doğru yol alırken, transferimizi gerçekleştiren araçta cızırtılı bir radyo frekansından duyduğum şarkılar beni hayrete düşürmüştü. Arka arkaya çalan Alice in Chains ve Pearl Jam’den sonra bir de Temple of the Dog’dan Hunger Strike başlayınca, yanımdaki fotoğrafçı arkadaşımla sohbeti bırakı ...

Bize neden bir açıklama yapmıyorsunuz?

Müzik sektöründe çalışan çoğunluk -sayılı sanatçı ve mekânın minimumda ve zarar ederek iş yapmasını bir kenara koyarsak- tam bir yıldır işsiz. Lafın gelişi değil, gerçek anlamıyla işsiz. Evet, tüm dünya darda, bunun tartışılacak yanı yok. Fakat çoğu ülkede darda olanlara devlet yardım elini istikrarlı ve cömert şekilde uzatırken, bir yandan da gidi ...

Dört yetenekli kadının Kırmızı Dükkân’ı

İstanbul’da lapa lapa kar yağarken, ben termometrenin 19 dereceyi gösterdiği Bodrum’da yüzümü gökyüzüne dönmüş -ayıptır söylemesi- güneşleniyorum. Birkaç sene önce D vitamininin en çok bileklerden nüfuz ettiğini öğrendiğimden beri güneş altında bileklerimi Örümcek Adam stiliyle tutmayı adet edindim. Bir ara çaprazımdaki pet shop’un önünden dumanlar ...

Batuhan Mutlugil’in Yadigar’ı

Kökleri 20 yıl öncesine dayanan Duman’ın solo albüm çıkarmamış tek üyesiydi Batuhan Mutlugil. Ta ki, takvimler 15 Ocak 2021’i gösterene kadar. 90’lardan beri kendine has bir yol izleyen grubun ünlü gitaristinin bir albüm hazırlığı içinde olduğunu duyuyorduk. Geçen yaz hız kazanan bu sürecin ilk meyvesi Aralık 2020’de yayınlanan single Bambaşka oldu ...

2020: Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu

Yıl sonuna geldik ve galiba her şey üç ay içerisinde oldu. 2020’nin bende bıraktığı his bu. Ne aralık ayında olduğumuzun farkındayım, ne bugüne nasıl geldiğimizin… Üç ay içerisinde her şey paketlenmiş gibi. Ne olduğunu anlayamadan geçip giden bir sene. ‘Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu’ senesi. Saat 21.00 olmadan kendimi eve atm ...

Yeni karantina: Belki yeni bir sen

17 Kasım 2020, saat 18.16. Yaklaşık bir saat sonra yeni bazı kararlar açıklanacak. Mekânların ve tüm hayatın kapanması, bazı şeylerin eskisi gibi yapılamayacak olması söz konusu. Ve hatta sokağa çıkma kısıtlamalarının gündeme gelmesi. Aylar sonra, daha önce bu yılın bahar aylarında tecrübe ettiğimiz bir süreci tekrar yaşayacağız gibi görünüyor. Ve ...

İki trompet sanatçısı, onlarca ses ve his

Şarkı keşfetmenin bir hikâyesi olduğunda yani o şarkıyı keşfetmek için emek harcadığında, hayatında kapladığı yer de daha derin oluyor. Hakan Kurşun’un Boğazın Üstünde şarkısına bayılıp Kaos kasetini (evet kaset) haftalarca aradığım ve sonunda Beyoğlu’nda bir müzik dükkânında kalan son bir taneyi satın aldığım gün gibi. Aradığımızı saniyesinde buld ...

‘Aynen kanka sıkıntı yok’ ve sabır testi şarkılar

Uyumaya çalışıyorum ve ileride deniz kıyısındaki bir bardan çok uzun zamandır duymadığım tanıdık bir şarkı yükseliyor: “A little bit of Monica in my life / A little bit of Erica by my side / A little bit of Rita is all I need / A little bit of Tina is what I see / A little bit of Sandra in the sun / A little bit of Mary all night long / A little bi ...

Çok yorgunum çok…

Yorgun musunuz? Bedenen mi ruhen mi? Kim ya da ne buna sebep? “Kafamı yastığa koysam üç gün uyurum” diye düşündüğünüz oluyor mu? Ayaklarınızın iş yolunda geri geri gittiği? Belki ev yolunda? Aşk yolunda? Bir türlü iyi haber vermeyen bir dünya ve ülkede hayat yolları giderek daha da daralıyormuş gibi görünüyor mu? Ya da o yolların bunca yürümenin so ...

“Daha kötüsü olamaz artık” derken…

İçim sıkışıyor. Kara haberler arka arkaya geldikçe günlerden hangi gün olduğunu anlamanın mümkün olmadığını fark ediyorum. Bugün pazartesi mi, cuma mı, pazar mı? Sabah uyandığımız gün aydın olacak mı? Ülkenin haberleri acıyı iliklerine kadar hissedenler için yine ekstra mesai yapıyor. Sosyal medyada karşıma çıkan cinayet haberleri. Vahşice öldürüle ...

Harun Tekin’den yeni bir konser modeli: Hediyeler

Müzisyenlerin yer yer emekli, yer yer işsiz gibi hissettiği bir dönemden geçiyoruz. Evde ya da kimi zaman stüdyolarda üretim hala devam etse de yoğunluk az, sahneler ise hepten kapalı. Birkaç ‘arabalı konser’ denemesi yakın gelecek için planlansa da bir mekan ya da festivalde rahatlıkla sahne alabileceğimiz günler şu dağın arkasında. Ve belki de di ...

Bu şarkılar olmasa o diziler bitemezdi

Hayatım artık bir kanepe. Enim çarpı boyumdan hallice bir yuva. Onunla yaşıyor, onun üzerinde yiyip içiyor, kimi zaman uyuyor, şu an yazı yazıyor, okuyor, onu seviyor, ondan sıkılıyor ve sonra yine ona sığınıyorum. Yaşayabileceğim tüm duyguları tek minderde eriten, artık neredeyse uzvum sayacağım bir eşya. İçine gömüldüğüm bu güvenli yuvadan göz ...

En çok neyi özlüyorsunuz?

Karantinada bir ayı geride bırakmışken, cevabını fazlasıyla merak ettiğim sorulardan biriydi bu. Haftalar içerisinde önce kendime, birkaç kez de arkadaşlarıma sordum. Yapı olarak biraz zor özleyen biriyim. Birilerine, bir şeylere, yurtdışındayken “Ah bir İskender olsa”ya falan gelene kadar sadakatle özlediğim tek şey (tamamen işlevsiz bir eylem ola ...

Hayat artık bir haber kanalı ekranı

Aklımda, “Kim derdi ki seninle bir gün ayrılacağız” şarkısı dönüyor. “Böyle ayrılık olmaz, böyle yalnız kalınmaz…” Salonda dönüp dururken ve “Neden bu şarkı benimle birlikte dönüp duruyor?” diye düşünürken, televizyonda sürekli kırmızı bantların ve ünlemli altyazıların geçtiği haber kanalı açık. Haber izlemekten içim dışıma çıkmış. Üç yıldır hiç te ...

Nostalji kraliçesi artık Muazzez Ersoy değil, bizleriz

21 Şubat’ı 22’sine bağlayan gece, yatağa girip ışığı kapatacağıma son bir kez Instagram tarama bataklığına düştüğümde, son yıllarda beni en çok heyecanlandıran sürprizlerden biriyle karşılaşacağımdan habersizdim. Ekranımın en tepesinde Amerikalı oyuncu Jennifer Aniston’ın bir gönderisi vardı. 10 yıl boyunca parçası olduğu, izlenme rekorları kıran F ...

Elazığ, Kobe Bryant ve Billie Eilish…

İnsanların büyük çoğunluğu bir ölüm/felaket haberi aldığında nerede ne yapmakta olduklarını çok berrak şekilde hatırlıyor. Nedenini tam bilmiyorum. Elbette şoke edici bir haberin kuvvetiyle o ânı hafızalarına kazımaları söz konusu ama belki bir yandan bu hatıralar mevcudiyetlerinin, hayatla bağlarının, o an hala yaşamakta olduklarına şükretmenin al ...

2020’ye girdik ve “bir günde döndüm dünyayı”

İnanılmaz ama gerçek, yıl 2020. Bakalım kaçımız hazırladığımız, hazırlamaya üşendiğimiz için kafamıza listelediğimiz ya da hedefe ulaşma kısmını hayal etme fazından bir türlü koparamadığımız ‘yeni yıl kararları’na harfiyen uyacak? 2020’nin sonunda görüşürüz. Doğası gereği yılın başında, ortasında ya da sonunda havlu atanlarla dolu olan bu müsabakay ...

Haydi yılı kapatıyoruz!

Müdavimleri hatırlar, 90’lı yılların sonunda Sıraselviler’de, kapısının önünde hafta sonları metrelerce kuyruk olan Roxy’de, sabah 4’teki kapanış esnasında hep aynı şarkı çalardı. Mo’ Better Blues adlı bu harika şarkı çalarken, herkes trompet melodisi üzerine bağıra çağıra “kapatıyoruuuz kapatıyoruuuz” diye şarkı söyler, sonra da ışıkları yanan mek ...

Ankara uçağı, Edis-Simge-Aleyna ve üniversiteliler

Bu satırları İstanbul-Ankara uçağında yazıyorum. Açılır kapanır masanın üzerinde klavyenin tuşlarını iki büklüm halde tıklatırken, aklıma laptopumun olmadığı bir uçuşta yetiştirmem gereken bir yazıyı cep telefonuma yazdığım gün geldi. Telefonu masaya yatay şekilde koyup klavyesine iki parmak yazarak uçarken, üç saatin sonunda yanımdaki kadın bana d ...

Yaraya merhem mıymıy şarkılar mı isyankâr gitarlar mı?

Kendiliğinden fon müziği olan günler geldi. Sanki pencereden dışarıda, sokakların ve ağaçların arasında görünmez megafonlardan yayın yapan bir radyo var. Ve havalar böyle griyken (bugün çok yağmurlu ve gri) o radyoda sıklıkla ‘sad indie’ çalıyor. Böyle bir liste var Spotify’da, denk gelmişsinizdir. İlk gördüğümde, “İnsan kendine bile isteye niye iş ...

#susamam diyeni susturmanın peşinde

Memleketten uzaktayım. 20 gün oldu. Saat farkı da sekiz olunca, Türkiye’yle sabah-akşam senkronu hepten şaştı. Orada olan birçok şeyi sonradan öğreniyor, bazı şeyleri ise hiç yakalayamıyorum. Dinamikleri bizimkinden tamamen farklı, başka kuralların ve önceliklerin olduğu bir hayatın içinde her şeyi olabildiğince gözlemlemekle meşgulüm. İnsanların s ...

Yaz sıcağı, kebapçı şarkıları, MilyonFest ve 1000. sayı

Hava sıcak. İnsanoğlumuz ne acayip. Sıcak olur, “Soğuk nerede kaldı!” diye ağlaşır; soğuk olur, “Sıcak nerde!” diye vahlaşır. Hava sıcak ve yazın ortasını geçtik. Artık zamanın geçiş hızını anlama kapasitem lisede sinüs, kosinüsleri anlama seviyeme kadar geriledi (anlamamıştım). Bir bakıyorsun yaz geldi diye seviniyor, kafanı çevirdiğin an yaz b ...

Hakikaten kim bu Erol Egemen?

90’lı yıllarda Kent FM’de yayınlanan Kaybedenler Kulübü’nü takip eden dinleyicilerin bildiği bir soru kalıbıydı “Kim lan bu Erol Egemen?” Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk’un hazırladığı bu kült programda sorulan soru, haftalar, aylar ve yıllar içerisinde bir fenomene dönüşmüş, sorunun öznesi hakkında hiçbir malumat edinilememişti. Bu adam gerçek miydi ...

Kadıköy’ün kişilikli müzik mabedi: Ağaç Ev

Bir mekân bazen sadece adıyla bile ondan hoşlanmanıza neden oluyor. Eskiden Beyoğlu’nun bir ara sokağında ağırbaşlı bir çiçek gibi duran Madrid vardı. Sonra Ağa Cami’nin sokağında bir kartal gibi tepeden size bakan Arsen Lüpen, Tünel’de bir zaman makinesine binmişim de 1900’lerin başına gitmişim gibi hissettiren Gramofon, masaldan fırlamış gibi dur ...

Güle güle Şevket Uğurluer!

Babam gazetedeki vefat ilanlarını her gün tek tek okuyor. İnsanların ölüm haberlerini Facebook’tan duyurduğu, o duyuruların ‘like’landığı, baş sağlığı mesajlarının yorumlar kısmından iletildiği bir çağda babamın her gün haber, ekonomi sayfalarına ayırdığı süre kadar vefat ilanlarına vakit ayırması, kimi zaman hüzünle “A canım benim” diyerek bir tan ...

Indie müziğin emektar şövalyesi: Hakan Tamar

Bir cumartesi akşamı, Kadıköy Karga’da oturduğum masadaki sohbetten sıkça uzaklaşıp (hayır Instagram dünyasına değil) Shazam’ın mavi dalgalar yayan düğmesine dalıyorum. “Bu neymiş ya?” diye diye merakla Shazamladığım şarkıların tamamı yeni dönem Türkçe gruplara, müzisyenlere ait. Brek, Hedonutopia, Elz and the Cult… Bazılarının sadece ismi, bazılar ...

Seçim arabasından, sahneden ve içimden gelen sesler

Hep merak etmişimdir, seçim dönemi sokaktan cayır cayır carlayarak geçen bir seçim arabasını duyan hangi insan, “Evet işte bu! Hayatım boyunca oy vermek istediğim parti!” diyerek sandığa koşar? O arabaları hep insanlara benzetirim. Hırçın, agresif, söylemek istediğini ve niyetini sakince değil, cazgırlık yaparak ortaya koyan, elde etmek istedikleri ...

Kayıp kayıtlar gün ışığına çıktı

Kerim Çaplı’yı ilk kez 2002 yılında gördüm. Beyoğlu’nda, Batu Abi’nin (Mutlugil) ortağı olduğu Mojo’da Spitney Beers adıyla çalan genç bir gruptuk. İlk dönemler perşembe geceleri (sonradan pazartesiye geçmiştik), Batu Abi’nin grubu Karpuz’dan hemen önce sahneye çıkardık. Kerim Çaplı, Karpuz’un harika performansının müsebbiplerinden biri olarak müth ...

Kadınlar yaşasın diye KadıköySahne’deydik!

3 Ocak Perşembe akşamı Can Güngör, Deniz Tekin, Kalben, Nilipek, Özge Fışkın ve Pinhani ile birlikte KadıköySahne’deydim. Bizler sahnede, büyük bir kalabalık mekânın dört bir köşesinde, tek bir amaç için oradaydık: Kadınlar yaşasın diye. O gece bilet alan herkes, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kadın ve çocuk istismarı davalarındaki ...

Bartu Küçükçağlayan’la Moda’da yarım saat

Tanıştığımız âna kadar nedense Bartu Küçükçağlayan için ciddi, asık suratlı değil de gülmeyenyüzlü, az konuşan, böyle sigarasından derin bir nefes çekip üflerken sıkıntıyla bakan, seni göz-eleştirisinden geçirerek tedirgin hissettiren bir adam diye düşünüyordum. Yıllar içerisinde herhangi bir mekanda, kuliste, etkinlikte bir araya geldik mi diye zi ...

Kadife Sokak’ın en özel barı: 22 yaşında bir Karga

2 Kasım 2018, Moda Sahnesi… Bundan tam 30 yıl önce, “koltukların kırıldığı konser” olarak kayıtlara geçen, yıllardır yaptığım röportajlarda dönemi yaşamış kişilerden çokça dinlediğim tarihi bir müzik etkinliği “aynı gün/aynı yer/aynı kadro” sloganıyla tekrarlanıyor. Pentagram, Metalium ve Metafor’un sahne aldığı efsane Moda konseri. Yaşları 18’den ...

Müzik yazarlığından çocuk kitabı dünyasına

İlk gençlik yıllarımda hayal ettiğim şeylerden biri, ileride bir gün bir çocuk kitabı yazmaktı. Tahmin edilmesi zor olmayacak şekilde, son derece romantik, havalı ve sanki insanın hayal dünyasını, üzerine ‘büyüme iksiri’ dökülmeden korumasının yolu gibi geliyordu çocuk kitabı yazarı olmak. Hayalimi hiç gerçekleştiremedim. Ama sevdiğim arkadaşlarımd ...

Radyonun büyülü dünyasında 18 sene

Hiç böyle düşünmemiştim ama bu yazıyı yazmak için masa başına (artık masa başı da yok, diz üstü bilgisayarla koltuğa) oturduğum vakit düşündüm de, Türkiye’de rock müzik çalan radyo istasyonları arasında yıllardır kesintisiz program yapan tek kadın radyocu Gülşah Güray. Aslında meseleyi kadın-erkek olarak kategorize etmek istemezdim çünkü mesele ‘me ...

Yaz biterken, Eylül gelirken

Söylersem zaman daha da hızlanacak diye korkuyorum ama ağustosu yarıladık. Hatta siz bu yazıyı okurken geçmiş olacağız. Eylül ayına varınca durum daha da vahim. Çünkü sonbaharın sınır çizgileri -iklim olarak değilse de psikolojik olarak- 1 Eylül’ün üzerinden geçiyor. Küçükken bir yaz gününü hatırlıyorum. Yazlıktaydık ve günler birbirinin aynı ol ...

Yeldeğirmeni’ndeki Şen Bakkal’da Şen Sesler

Nilipek ve Can Güngör... Müziklerini ayrı, kendilerini ayrı sevdiğim iki isim. Bir kere dinleyip kenara koyulan değil, tekrar tekrar dinlenecek albümler yapıyorlar (hoş, dijital çağda artık kenara koymak değil de, search’te bir daha aratmamak oluyor sanırım), tevazu sahibiler, ilerledikleri yoldan son derece emin görünüyorlar, oldukları gibiler ve ...

Ari Barokas’ın Kadıköy’de yeşeren albümü

Bir araya geleceğimizi hiç tahmin etmeyeceğim bir yerde, Kapadokya’daki bir otelin peri bacalarını gören terasında Ari Barokas’la sohbet ediyoruz. O akşam Cappadox Festivali kapsamında Duman’la konseri olacak, ben de festivalle ilgili bir video çekimi için bölgedeyim. Bunu fırsat bilip hem birkaç ay önce yayınladığı solo albümü Lafıma Gücenme’yi he ...

TSM korosunda emeklilerle şahane bir gün

Uzun yıllardır Caddebostan Kültür Merkezi’nin alt katındaki spor salonuna gidiyorum. Grup derslerinin yapıldığı bir stüdyo var, en zorlu Pilates hareketlerini yaparken ansızın içeri gümbür gümbür bir Türk sanat müziği doluveriyor. Bir köşedeki acil çıkış kapısının hemen dış tarafında bulunan bir odada çalışan korolardan geliyor bu şarkılar. Bu duru ...

‘Buddha’dan ayrıldılar, sırada yeni planlar var

“Suitcase Buddha’dan ayrılmış.” Geçen hafta bu haberi duyduğumda, ağzımdan ister istemez, “Dünyanın sonu geldi herhalde!” cümlesi çıktı. Kadıköy gece hayatına hâkim olanların çok iyi bildiği bir ikiliydi Suitcase ve Buddha Bar. Rekor bir süre boyunca, tam 21 yıl, haftada iki kez Barlar Sokağı’ndaki bu mekânda sahne almışlar ve Britpop ağırlıklı rep ...

Pinhani ile Anadolu yollarında

Pinhani ile birlikte enstrümanlarla dolu bir minibüste, bol virajlı yollardan geçerek Karadeniz’e doğru yol alıyoruz. Hava pırıl pırıl. Camdan dışarıyı izliyorum. Yemyeşil bayırlar, otlayan koyunlar, çiçek açmış ağaçlar ve renkli evler, kentsel dönüşümden gına gelmiş ruhumda antidepresan etkisi yaratıyor. Grubun kurucusu Sinan Kaynakcı yan koltukta ...

Gitar dünyasının Özlem Abla’sı

Kadıköy Kadife Sokak’ın Barlar Sokağı olarak anılmadığı, kendi ismiyle bilindiği zamanlar… Birkaç cafe-bar dışında son derece sakin bir atmosferi olan sokağın Dr. Esat Işık Caddesi’ne yakın tarafında, enstrüman çalmayan birinin bile hemen dikkatini çeken bir müzik mağazası açılıyor. Yıl 2000. Henüz 20’lerinin başındaki ÖzlemAtav’ın ünlü blues gitar ...

ARŞİV