İçime ata ata

26 Mayıs 2022 - 16:43

Terk ettiğim zamanı yeniden kazanmak ve kişisel evrenime büyülü nağmeler katmak için kulaklık kullanmaya karar verdim. Kırk yaşımı çoktan devirmeme rağmen, hayata yeniden başlamanın kendim için yeni bir şeyler satın almaktan geçtiğini sanabiliyorum. Hayatım, kendi dizaynımı yaratmak yerine başkalarınınkini taklit etmekle geçtiğinden orijinal bir kalıp üretemiyorum. Yeni bir defter, bir çanta ya da bir kalemle -ama bu sefer çok şık bir biçimde- hayata taze bir başlangıç yapabileceğimi düşünüyorum. Sağ olsunlar, kararlar evreninin biricik kutsalları bana ara ara şans veriyor. Çalışma masamın çekmecesinde buluyorum aradığımı. Terk edilmiş kulaklıkların kabloları genelde düğüm düğüm olur. Metaverse çağına girerken hayata yeni bir başlangıç yapmak için düğüm çözmek çok da şık durmuyor. Çekmeceyi kapatıyorum. Yeni bir kulaklık almalıyım. Ama nasıl bir kulaklık?

       Dergide, sabahlama gecelerinde yıllar boyu “tıs tıs” dinledim. Solumdaki masada oturan Oky’nin ve karşımdaki Cihan’ın kulaklığından taşan “tıs tıs”larla idare ettim. Onların kulaklık yoluyla içe kapanarak bir dünya yaratmalarına, yüksek desibele rağmen çizmeye devam etmelerine hayran oldum. Ben, ne yazık ki kulaklarım doluyken başka bir iş yapamıyorum. Kulaklık taktığımda müziğin arka planda akıp gitmesine izin vermeyen mono bir akla sahibim. Beynim, kulağıma ses gelince, “Kim bu? Neden bahsediyor? Tamam, bu müzik ama adam bir şey diyor, ne diyor? Peki bu kim? İyi mi bu sence?” gibi sorularla aynı anda başka bir şey yapmama izin vermiyor. Kulağımda kulaklıkla yazmaya kalkışsam, “Biri bir şey diyor, şu an yazamayız ” diyerek kulak kesiliyor. Zavallı beynim, bırakın kulaklıkla çalışmayı, yürürken ya da metroda kulaklık takmamı bile duygusal bir eylem sanıyor. Almayı düşündüğüm kulaklıkla birlikte bu saçma durumun üstesinden gelmeyi, yeni kulaklığımla dış dünyadan soyutlanarak kendi içime kapanabilmeyi umut ediyorum. Kulaklıklarım sayesinde düşüncelerime alttan müzik vererek kişisel evrenimi büyütmek, görkemli hale getirmenin çok hoş olacağına inanıyorum. Kulaklıklarım sayesinde dünyayı ben ve diğerleri diye ikiye ayırabilmek çok güzel olacak. Ama nasıl bir kulaklık? 

     Metroyla eve dönerken kulaklıklı insanları seyrettim. Görünüşe göre kulaklık ve ciddiyet arasında bir bağlantı var. Karşımda oturanın kulaklığı, kulak içine girenlerden değil de kulak kapatan cinsten. Nedense bu tür kulaklıkları kullananların müzik kulağı ve bilgisinin daha iyi olduğu sanısına kapılıyorum. Kamusal alanlarda, kafada bu kadar büyük kulaklık taşımayı göze almak için iflah olmaz bir müzik tutkunu olmak lazım. Yıllar boyu her ortamda ısrarla kulak içi kullandıktan sonra, uluslararası bir müzik vakfı tarafından (International Headphones Institute) kendilerine bu dev kulaklıkların törenle takıldığını tahmin ediyorum. Bu adamı seyrettikçe güzel bir kulaklık almak konusundaki arzum iyice pekişiyor. Ama nasıl bir kulaklık?

        Bir mağazada yaklaşık beş dakikadır kulaklıklara bakıyorum. Alacağım şeyi arzulama aşamasında motivasyonum iyidir, ama ne zaman satın alma aşamasına gelsem üzerime büyük bir yorgunluk çöker. Alacağım şeye yabancılaşır, bu iş bitsin artık, diye aslında beğenmediğim şeyleri alırım. Kulaklıklara boş boş bakmamdan cesaret alan bir satış görevlisi, “Yardımcı olabilir miyim? Nasıl Bir şey bakıyorsunuz?” diyerek yanaşıyor. Hiçbir fikrim yok. Kulaklarımla müzik dinlemek istiyorum. Genel olarak kulaklık almak istiyorum. “Noise cancelling özelliği olsun mu?” diyor. Olmasın. İstediğim tek özellik kulaktan düşmemesi (Forever in ear). “Remote talk?” diyor. Gerginliğim artıyor. Beni tanımıyorsun satıcı. Ben, telefon gelince kulaklıktan devam etmek yerine, telaşla kulaktan kulaklığı çıkaran, sanki suçüstü yakalanmış gibi nefes nefese “Aloo!” diyen bir adamım. Remote talk’u ne yapayım? Anlamadığım bir takım özellikler saymaya devam edince iyice geriliyorum. “Git başımdan” demek istiyorum, “git ve telefon bakanlara falan yardımcı ol!” Kulaklarım çok para etmiyor benim. Senin istediğin kulaklar bende yok. Sonunda, “Ben öylesine bakıyorum,” diyerek kulaklık İngilizcesine son veriyorum. Benden kaliteli bir ses alamayacağını anlayan görevli uzaklaşıyor. Bu işi derhal bitirmek amacıyla kendimce önemli olan bazı özelliklere göre kulaklığımı seçiyorum. 89-123-157 liralık seçenekler arasında 123 lira olanı; mavi, beyaz ve siyah seçenekleri arasında da mavi olanı tercih ediyorum. Evet, artık kulaklığım var, ama ne dinleyeceğim?

       Müzik ama nereye kadar? Etrafı dinlemekle ömrünü geçiren kulaklarım sonu gelmez melodilere ne kadar dayanabilir? Mavi kulaklığa bir şey demiyorum, sağolsun vantuz gibi yapıştı kulaklarıma. Kulaklarımda müzik var ama insan sesi gitti. Metroda açılıp kapanan ağızlar neler diyor yokluğumda? Kulaklığı çıkarıyorum. Burak Bulut & Ebru Yaşar & Kurtuluş Kuş triosundan boşalan kulaklarıma metronun sesi doluyor. Eşyaya ihanet ediyorum. O ana kadar ağzının açılıp kapandığını gördüğüm ama ne anlattığını bilmediğim bir kadın, “Ne hali varsa görsün, o kaybeder” deyince kendimi yeniden evimde hissediyorum. Terk edilmiş kadın solosu bu. Biraz yanaşıyorum. Yeni kulaklığımı, düğüm düğüm olmuş eskisinin yanına terk edeceğimin sımsıkı bilincinde kendi şarkımı mırıldanıyorum: “Ben kulaklığı değil kulaklık takanı severim. Her kulak kendine özel. Kulaklık başkasında güzel.”

 

 
Yazarın Diğer Yazıları

İnsan lekesi

       Akşamüstü Philip Roth’un “İnsan Lekesi” isimli romanını okuduğum terasımda, gece yarısından sonra “Hap Koydum” şarkısıyla kalça tokuşturacağımı tahmin etmiyordum. “Tüm apartmanın sahibi” mertebesinden, yıllar içinde daireleri sata sata “apartman yöneticiliği” sıfatına kadar düşmüş İsmail Tapan tarafından “yüksek ses” ve “münasebetsizlik” suç ...

Susadın mı Emre?

       “Suluğun nerde? Suluğunu kayıp mı ettin? Nerde suluk?” Çocuktan cevap gelmiyor ama anne hızla sormaya devam ediyor: “Okulda mı unuttun suluğu? Oğlum cevap versene, okulda mı unuttun yeni aldığımız kırmızı suluğu?” Hayatımda hiç bu kadar art arda “suluk” dendiğini duymadım. Çocuk bu hastalıklı sorguyla ilgilenmeyince, anne bu defa yanındaki y ...

Yazınımızda konak edebiyatı

Ürgüp-Göreme-Safranbolu gibi yerler için henüz yaşımızın erken olduğunu, fazla yöreselliğin ve aşırı doz bakraçta ayranın bize ağır geleceğini anlatmaya çalıştıysam da dinletemedim. Yapacağı geziler öncesi yörenin ümüğünü internetten sıkan bir arkadaş, “Abi Safranbolu Unesco tarafından ‘Dünya Miras Listesi’ne alındı,” diyerek planlanan otantik gezi ...

Neyim var benim?

Nice insan, ağrılar ve öleceğine dair kaygılar içinde acile gitmiş, gerekli tetkiklerin ardından o gün ölmeyeceği ima edilerek eve geri gönderilmiştir. Gerçekten de eve gönderilen insanların büyük bir çoğunluğunun ölmediği ve üstelik ertesi sabah işe gittiği görülmüştür. Tıp bazen bir ima bilimidir, insana olan saygısı dolayısıyla, kalkıp gece yarı ...

Biri bize gülüyor

Loş ışıkta yüzü asla görünmeyen, fakat dev bir cüsseye sahip olduğu anlaşılan adam sürekli kahkahalar atıyor. Sol elinde yalnızca kadim sırları bilenlerin tanıyacağı armalı bir yüzük var. Yüzüklü elinde tuttuğu purodan dış mihraklara özgü yoğun dumanlar yükseliyor. Sağ elinin altındaysa sürekli okşadığı bir kedi yatıyor. Kedinin adı Opus. Yıllardır ...

Bütün dünya ayılmamı bekliyor

“Tünel’deyim kahvemi içip ayılmayı bekliyorum,” dedi telefondakine. Artık duymaya alıştığımız standart bir başlangıç bu. Son yıllarda kahvesini içmeden kendine gelemeyen insan popülasyonuna her gün yenileri ekleniyor. Sanki kahvelerini içmezlerse o gün ayılamayarak ertesi güne devredeceklermiş gibi davranıyorlar. Çağdaş dünya için kahvenin tılsımı ...

ARŞİV