Türkçe edebiyatımız Cahit Irgat, Can Yücel ve birkaç istisnayı saymazsak kravatlı ve disiplinli bir gelenekten geliyordu. Doksanlı yıllara geldiğimizde ise bu yavaş yavaş değişmeye başladı. Edebiyat, özellikle de şiir akademik kürsülerden Beyoğlu’nun tekinsiz ara sokaklarında yükselen rock müziğin sert gitar riflerine karışmaya, kravatını çıkartıp sesini yükseltmeye başlamıştı. Kemancı, Roxy ve Hayal Kahvesi gibi mekanlarda bir adam şiir okuyordu. O dönem k. iskender ve arkadaşları barlarda sansürsüz ve kolektif bir başkaldırı alanı yarattı.
Beatniklerin, punk’un, argo ve sokağın bir araya geldiği bu deneyim yeni bir şiir dili yaratmasına rağmen zamana ve özellikle de Beyoğlu’nun ideolojik değişimine yenik düştü.

Bir döneme damga vurmuş bu şiir geleneği de tıpkı Beyoğlu sanatçıları gibi zaman içinde Kadıköy’e taşındı ve Yayıncılar Kooperatifi bünyesinde bulunan Antik Kafe’de yeniden yankılanmaya başladı.
Bu defa mikrofonun başında şair Altay Öktem vardı. Onun yönetiminde Şimdi Şiirin Vakti adıyla 2020 yılının şubat ayında başlayan şiir geceleri bugün hala şairleri ağırlamaya devam ediyor. Herkesin evlere kapandığı, ölümlerin çaresinin bulunmadığı ve korkunun dünyanın üzerine bir bulut gibi yayıldığı günlerde şairler bir araya geldi ve pandeminin yarattığı mesafeleri yıktılar. Müzisyen Haluk Çetin de gitarıyla ses verdi gecelere; şiirlerden bestelenmiş şarkılar seslendirdi uzunca bir süre. Edebiyatla birbirine sarılıp birbirlerine destek oldular.
2020 yılından bu zamana, her ayın ilk cuma günü düzenlenen Şimdi Şiirin Vakti’ne farklı kuşak ve farklı şiir anlayışlarından yaklaşık yüz yirmi şair konuk oldu bugüne dek. Çevrimdışı Uluslararası Şiir Festivali’nin yapıldığı aylarda ise festivalin konuk şairlerini ağırladı.
Bu buluşmalar şiir için büyük bir önem teşkil ediyordu. Altay Öktem Şimdi Şiirin Vakti ve diğer şiir gecelerinin faydasını şöyle özetliyor. “Şairler, yazarlar birbirlerinden beslenirler. Eskiden dergi büroları, kahvehaneler, meyhaneler vardı bir araya gelinen. Ardından da şiir geceleri başladı. Birçok proje de bu mekânlarda doğmuştu. Dergiler, yayınevleri, etkinlikler… Şimdi Şiirin Vakti’nin en büyük faydası bu oldu bence; tekrar buluştuk. Buluşmaya da devam ediyoruz.”
Aynı soruyu geceye konuk olarak katılan şair Hakkı Zariç’e de sordum ve ondan aldığım cevap şöyle oldu.
“Şairin şiir okuyacak bir mekân bulması ve okurun dinlemek için o mekânda toplanmasını önemli buluyorum. Zaten ne kadarız ki... Lakin iki ayağı var bu sorunun; ilki ve daha önemli olanı daha genç yaştan şairlere tanışmak, onların şiirlerine tanık olmak diyebilirim. Orada tanışıyor insanlar, birlikte bir şeyler yapmaya karar veriyorlar, o güçle dergi çıkarıyorlar, bir arada olmanın olanaklarını şiir için kullanıyorlar. Kendi yazdıklarını başkasının gözünde görme olanağı buluyor, başkalarının ne yazdığına, nasıl yazdığına ve yazdığını nasıl seslendirdiğine tanık oluyor. Yazma serüvenini olumlu yönde etkilediği düşüncesindeyim.”
Şimdi Şiirin Vakti’nin asıl özelliği, şiir sahnesinin herkese açık olması. Altay Öktem’in dediği gibi, “Şiirini alan geldi,” ve ayda bir de olsa şiirler birçok edebiyatsevere ulaştı. Şiiri alıp geceye katılan şairlerden biri de Merve Arlı. Konuk şair olarak çağırılmamış ama gecede şiirlerini okuma fırsatı bulmuştu:
“Hemen hemen herkes benzer şeyler hissediyordur bence. Öncelikle tamamen şiirin başrolde olduğu birkaç saat gerçekten de hayattan çalınmış anlar. Poetik bir atmosferde olmak çok besleyici. Ayrıca yazdığım şiiri sesli okumak ve onu dinleyen meraklı kulakların varlığını bilmek şiiri yeniden sahiplenmek gibi hissettiriyor bana. Diğer şairlerin yazdıklarını dinlemek, onların meselelerini görmek yaratıcılığı besliyor ve buna ihtiyacımız var kesinlikle.”
Altay Öktem, etkinliği yakın bir zamanda Emre Gürkan Kanmaz’a devretti… Bu devir teslimi de şu sözlerle özetliyor: “Bir yerden sonra bayrağı daha genç isimlere devretmek gerek. Şiirin kolları herkesi kucaklayacak kadar geniş. Şimdi Şiirin Vakti bu dönemde Emre ile, belki yıllar sonra onun devredeceği başka bir genç şairle; kesintisiz devam etsin yeter ki.
Şimdi Şiirin Vakti Kadıköy’ü bir şiir başkenti haline getirdi ve şiirin Beyoğlu’nda yankılanan sesini buraya taşıdı ve taşımaya da devam ediyor.
Şiir severler her ayın ilk cuması Antik Cafe’de buluşuyor, bilginiz olsun.
Eylül geldi, eylülle birlikte memleketin en acayip göçü de başladı. Taşranın birçok yerinden üniversite kazanmış çocuklar dağılacak şimdi büyükşehirlerin sağına soluna. Tıpkı bizler gibi, hepimiz bir eğitim göçü zaiyatıyız aslında. Bazılarımız yaşamayı seçtiği kentlerde yaşıyor, bazılarımız tesadüfen işaretlediği bir kutucuğun neticesi… Sahi; i ...
Caferağa Mahallesi’nde yer alan Dr. İhsan Ünlüer Sokak, Moda’nın kalabalık ve cıvıltılı atmosferine bir tezat oluşturur. Telaşın terk edildiği, adımların yavaş atıldığı, kesiştiği sokakların kalabalıklarına yabancıdır. Rüzgâr, hemen yanı başındaki denizden taze iyot kokusu taşırken kediler daha da bir sokulur insanın ayaklarına. Sokağa girenler ...
Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun Migros Tribün altında bir tiyatro salonunun gömülü olduğunu biliyor musunuz? Ya da orada bir tiyatro salonu olduğunu hatırlar mısınız? O tiyatro salonunun yıkıntıları arasında birçok arkadaşımla birlikte benim de anılarım gömülü. Profesyonelliğe yeni adım atmış gençlerin heyecanı, mesleğinin ilk yıllarını yaşayan ...
“Yazı Kitabevi’ne giderken bir gün bile ‘Arkadaşlarımı bulabilecek miyim?’ diye endişe etmedim, bütün arkadaşlarımın orada olacağını biliyordum,” diye söze başlıyor Şair Gökçenur Ç ve devam ediyor. “Hepimiz her salı orada olacağımızı bilirdik, bu şiirle olan ilişkimizde bir kutup yıldızı gibiydi. Her hafta ne yapıp edip yeni şiir kitapları okumak y ...
Şimdiki kadar olmasa da doksanların sonlarında İstanbul’da öğrenci olmak zordu. Bir yandan okul, bir yandan Kadıköy’ün cazibesi ve bir yanda da geçim sıkıntı. Bu yüzden de birçok yaşıtım okuldan kalan zamanda dönemin popüler mekanlarında garsonluk yapıyordu. 2000 senesinde parasızlık iyice boğazımızı sıkmaya başladığında garsonluk mesleğine adım ...
1997 yılının Ekim ‘inde aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül yayın hayatına başlamıştı. Edebiyata, okumaya ve yazmaya hevesli bir genç olarak dergiyi hemen almış ve Çorlu’dan Lüleburgaz’a yaptığım bir otobüs yolculuğunda didik didik etmiştim. Hatta dergiyi o kadar çok sevmiştim ki bir gün Virgül’de yazılarımın yayımlandığını hayal etmeye başlamış ...
10 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde daha önce benzeri olmayan, garip ve şaşırtıcı bir ilan yer alıyordu. “Necati Tosuner bir yayımcı arıyor” yazıyordu ilanın başlığında. TRT Öykü Başarı Ödülü, Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Armağanı gibi Türkiye’nin en önemli edebiyat ödüllerinin sahibi olan Necati Tosu ...
Birçoğumuzun pandemi kelimesinin anlamını henüz bilmediği dönemlerde, eylül ayının sonlarına doğru, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin eski ve yeni hocaları arasında bir telefon trafiği başlardı. Herkes okul idaresi tarafından tek tek aranır, buluşmanın günü ve saati fısıldanırdı. O telefon sesi, aslında sonbaharın ve dökülen yaprakların değil, yeniden ...
Sigara dumanı, acı bir arabesk ve beşik gibi sallayan yırtık koltuklarıyla Topkapı Otogarı’na girerdi 302’ler… Firmalar yeni otobüsleri uzun yolculuklar için kullanır, Trakya’nın şehir ve kasabalarına ise gözden düşmüş araçlar gidip gelirdi. O sebeple de her zaman biraz zahmetliydi İstanbul’a ulaşmak. Ama yine de çocukluk hayallerimde büyük bir yer ...