Şimdiki kadar olmasa da doksanların sonlarında İstanbul’da öğrenci olmak zordu. Bir yandan okul, bir yandan Kadıköy’ün cazibesi ve bir yanda da geçim sıkıntı. Bu yüzden de birçok yaşıtım okuldan kalan zamanda dönemin popüler mekanlarında garsonluk yapıyordu.
2000 senesinde parasızlık iyice boğazımızı sıkmaya başladığında garsonluk mesleğine adım atmam gerektiğine karar vermiştim. Bu kararın üzerinden çok geçmeden Dumlupınar Sokak’ta bulunan Güğüm’ün aynı sokağın biraz yukarısında yeni bir mekan açacağını duymuş ve oranın müstakbel garsonu olmak için görüşmelere başlamıştım.
Ömer Atalay, Kadıköy’ün bilinen işletmecilerinden biriydi. Doksanlı yılların başında açtığı Güğüm ise özellikle öğrenciler arasında popüler bir mekandı. Barda garsonluk yapmak istemiyordum, zaten Ömer abi de yeni açacağı mekanı kafeterya olarak tasarlamıştı. İçki satmayacaktı, içkili ortam isteyenler aşağıdaki Güğüm’ün müdavimleriydi. Kısacası Güğüm; alkollü ve alkolsüz olarak ikiye ayrılmıştı. Güğüm’de garsonluk maceram çok uzun sürmedi ama Ömer abiyle dostluğumuz baki kaldı.
Ömer abi dönem içinde Güğümleri teke düşürdü ve yıllar rahvan seken bir atın sırtında ilerlerken Güğüm, Kadıköylü yazarların, şairlerin, ressamların, oyuncu ve sinemacıların uğrak mekanı olmaya başlamıştı.
Her gün uğranan, kimsenin kendini yalnız hissetmediği ve herkesin birbirini tanıdığı bir ortak yaşam alanı oldu. Orhan Alkaya, Vecdi Çıracıoğlu, Altay Öktem, Yunus Emre Bozdoğan, Mazlum Çimen, Murat Yaykın, Türker Ayyıldız, Taner Güven ve daha birçok isim Güğüm’ün günlük rutinin bir parçası haline gelmişti. Hatta yazar Vecdi Çıracıoğlu sadece mekanın bir rutini değil, mekanın kendisiyle özdeşleşmeyi başarmıştı. Girişteki ikinci masaya, Can Yücel portresinin önüne oturur ve günün büyük bir kısmını da orada geçirirdi. Ondan önce gelip yerine oturan biri olursa yerin devir teslimi yapılır, onun rızası dışında sandalye pek kimseye verilmezdi. Hatta Ayvalık’a taşınmasının hemen sonrasında, Can Yücel’in portresinin yanına onun resmi asıldı, bir nevi mekandaki hakimiyetini yokluğunda da koruyordu.
11 Mayıs Pazartesi günü Maviden: Deniz Güzeldir kitabıyla 72. Sait Faik Hikaye Armağanı Doğan Hızlan Özel Ödülü’ne layık görülen Çıracıoğlu, Güğüm’ü şöyle anlatıyor. “Benim için mahallemizin güzel insanlarının bir araya geldiği bir kıraathaneydi. Sanatın çeşitli dallarında eserler veren fikir yürüten isimlerin tartıştığı, öğrendiği ve öğrettiği bir yerdi. Hepimiz için sığınacak bir limandı. Şimdi Güğüm yok ve hepimiz başka yerlere savrulduk. Bir aidiyetsizlik üzerimizde hüküm sürüyor.”
Vecdi abinin de dediği gibi Güğüm artık yok. Metrekaresine dört beş yazarın düştüğü mekan Ömer Atalay’ın aniden hastalanması ve hastalığın onu hızla tüketip malum sona sürüklemesi sebebiyle kapandı. Geçen yaz Kadıköy’de bir devir gözlerimizin önünde son buldu. Her cenaze sonrasında Güğüm’de buluşur ve öleni anardık ama Ömer abi öldüğünde kimsenin toplanacak bir yeri kalmamıştı. Bu hissi belki de ilk defa yaşıyorduk…
Yazar ve şair Altay Öktem “Güğüm’ün kapanması Kadıköy için sadece bir mekanın kapanması demek ama bizim için öyle değil, bizim için bir kapı kapandı,” diye başlıyor söze ve devam ediyor. “Boşluğa düştüğümü çok hissediyorum, gidecek bir mekan bulamıyorum, bir yere otursam tek başıma oturuyorum. Güğüm’e tek gitsek de tek kalma şansımız yoktu. Edebiyattaki mekan geleğenin belki de son temsilcisiydi. Önceden bir plan yapmaksızın Güğüm’e gider ve muhakkak birileriyle karşılaşırdık. Bu mekanlar bu yüzden önemliydi. Benim için bir duraktı, gezip dolaşırken uğradığım bir yerdi. Sohbet ettiği ve edebiyat konuştuğum…”
Güğüm sadece Kadıköy’de yaşayanların değil İstanbul dışından birçok insanın da yolunun düştüğü bir yerdi. Erdal Güney’in yolu İstanbul’la değil Güğüm’le kesişirdi çoğu zaman. Bir konser öncesi ya da sonrası muhakkak masalardan birinde görürdünüz onu.
Müzisyen ve eğitimci Burcu Aslan, Kadıköy’deki çocukluğuna ne zaman dönmek istese Güğüm’de alıyordu soluğu… “Kadıköy 'de Güğüm bir ‘dur ve nefes al’ yeriydi. Yetişkin olma derdinde tek başıma kalabildiğim ya da dost sohbetini duyabildiğim bir durak… Sahiciydi, zira Ömer Abi birden sinirlenir ‘Haydi kapatıyoruz, yer yok deyiverirdi.’ Güğüm yetişkin halimin çocukluğuma, gençliğime selam verdiği, yapış yapış sıcakta o daracık arka bahçesinde ferahlatan, yağmuru yedikten sonra bir kadehle ısıtan bir ortak hafıza... Ayaklarımın kendiliğinden beni götürdüğü bir ‘dur,’ yeriydi.”
Bugün kapısında “Tadilattayız,” yazısıyla duruyor Güğüm. Ne zaman yeniden açılır, açılırsa eskisi gibi olur mu, insanların hayatlarına bu kadar girer ve ortak hafıza oluşturur mu bilinmez. Ama Güğüm, Ömer abiyle, yazarlarıyla, şairleriyle, ressamları, yayıncıları, sinemacıları ve kedileriyle hafızımızda yaşamaya devam edecek.
1997 yılının Ekim ‘inde aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül yayın hayatına başlamıştı. Edebiyata, okumaya ve yazmaya hevesli bir genç olarak dergiyi hemen almış ve Çorlu’dan Lüleburgaz’a yaptığım bir otobüs yolculuğunda didik didik etmiştim. Hatta dergiyi o kadar çok sevmiştim ki bir gün Virgül’de yazılarımın yayımlandığını hayal etmeye başlamış ...
10 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde daha önce benzeri olmayan, garip ve şaşırtıcı bir ilan yer alıyordu. “Necati Tosuner bir yayımcı arıyor” yazıyordu ilanın başlığında. TRT Öykü Başarı Ödülü, Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Armağanı gibi Türkiye’nin en önemli edebiyat ödüllerinin sahibi olan Necati Tosu ...
Birçoğumuzun pandemi kelimesinin anlamını henüz bilmediği dönemlerde, eylül ayının sonlarına doğru, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin eski ve yeni hocaları arasında bir telefon trafiği başlardı. Herkes okul idaresi tarafından tek tek aranır, buluşmanın günü ve saati fısıldanırdı. O telefon sesi, aslında sonbaharın ve dökülen yaprakların değil, yeniden ...
Sigara dumanı, acı bir arabesk ve beşik gibi sallayan yırtık koltuklarıyla Topkapı Otogarı’na girerdi 302’ler… Firmalar yeni otobüsleri uzun yolculuklar için kullanır, Trakya’nın şehir ve kasabalarına ise gözden düşmüş araçlar gidip gelirdi. O sebeple de her zaman biraz zahmetliydi İstanbul’a ulaşmak. Ama yine de çocukluk hayallerimde büyük bir yer ...