Kişisel Kadıköy Notları: Moda’da bir balkon

17 Nisan 2026 - 09:00

1997 yılının Ekim ‘inde aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül yayın hayatına başlamıştı. Edebiyata, okumaya ve yazmaya hevesli bir genç olarak dergiyi hemen almış ve Çorlu’dan Lüleburgaz’a yaptığım bir otobüs yolculuğunda didik didik etmiştim. Hatta dergiyi o kadar çok sevmiştim ki bir gün Virgül’de yazılarımın yayımlandığını hayal etmeye başlamıştım. Dergiyi kime göstersem hayalimden de bahsediyordum. Hayalimi paylaştığım insanların yüzlerinde gülümsemeyle karışık bir alay da vardı. Lüleburgaz’da yaşayan 19 yaşını henüz doldurmuş bir gencin kuracağı hayalin ötesindeydi Virgül gibi bir dergide yazmak.  

Bu hayalin üzerinden zaman akıp gitti ve Virgül her ay yeni bir sayı yayımlamaya devam etti. Altı yıl sonra Virgül’de yazma hayalim gerçek oldu. Mustafa Arslantunalı ve Sinan Kılıç’la görüştükten sonra derginin vitrin sayfasına kısa kitap tanıtımları yazmaya başlamıştım. Derginin o zaman Cihangir’deki ofisine uğruyor, tanıtılacak kitapları alıyor ve inceledikten sonra yazılarımı yazıp dergiye yolluyordum, hatta bazen derginin ofisinde de yazdığım oluyordu. Bu tanıtımların sonrasında işi biraz daha ileriye götürmem ve söyleşiler yapmam istemişti. Virgül’de yazarken bir yandan da Celal Başlangıç’ın yönetimindeki Beyoğlu Gazetesi’nde muhabirlik yapıyordum. Yeni yeni gazeteciliğe ısınmış, hatta kendine yetecek kadar da deneyim kazanmış sayılırdım. Beyoğlu gazetesinde yaptığım söyleşiler ve yaşam haberlerini bir ölçüde Virgül’e taşımayı planlıyordum.  Ve ilk yaptığım söyleşi de bir yazarla olmayacaktı. Edebiyat dergisine bir ressamla başlamak istiyordum. Söyleşi yaptığım ressam ise Kadıköy entelijansının etkili ressamlarından İbrahim Çiftçioğlu’ydu. 

İbrahim abiyle Kadıköy’de, Son Gemi’de tanışmıştık. Güzel Sanatlar’dan mezun arkadaşlarımın hocaları, tanıdığım Kadıköylü yazarların da arkadaşıydı. Ben tanıştığımda No Yirmi Yedi Yayınları’ndan Eski Formlar isimli kitabı yeni çıkmıştı. İbrahim abi bu kitapla yeni bir şey deniyordu. Sanat kitaplarını büyük boy ve kuşe kağıda basılmasına alışkındık, ama Eski Formlar cep boy kitaplardan daha küçük ebatlıydı ve ressamın desenlerinden oluşuyordu. Künye ve yayınevinin tanıtımı dışında herhangi bir metin de yer almıyordu. İbrahim abi belli ki resmin ve yayıncılığın sınırlarını zorlamayı seviyordu. Çizdiği resimleri sadece tual üzerinde ya da bir sanat galerisinin duvarında asılı bırakmamış, resimlerini kataloglardan çıkarıp bir kitapta toplayıp sanatseverlere sunmuştu. Virgül için ideal söyleşiyi de bulmuştum. Ressam Serkan Yüksel ile, ki o zaman yeni mezundu, Moda’daki atölyesine gittik ve uzun bir arkadaşlığın da başlangıcı oldu bu ziyaret.  

İbrahim abinin atölyesi o zamanlar Moda Caddesi’ndeki Ufuk Apartmanı’ndaydı. Moda o yıllarda ressamların gözde semtlerinden biriydi. Genç ressamlar da dahil birçok sanatçı atölyesini Moda’ya taşımış ya da ilk atölyelerini orada açmışlardı. İbrahim Çiftçioğlu’nun karşısındaki dairede Alp Tamer Ulukılıç’ın atölyesi vardı örneğin, şimdilerde Ayvalık’ta yaşayan Alp Tamer Ulukılıç o dönem popüler mizah dergilerinde çizer ve nispeten daha çok tanınırdı. 

Moda Caddesi’nin sütunlu apartmanlarından biri Ferit Özen’in atölyesiydi. Bu atölyeler sanatçıların sadece eserlerini ürettikleri mekanlardan da değildi. Her atölye adı konmamış bir kültür sanat mekanı, meraklısı için bir okuldu. Civardaki yazarlar ve sanatçılar bu atölyelerde bir araya gelir bizler ise edebiyat, sanat, sinema, müzik üzerine havada uçuşan fikirlerden birini yakalamak için çaba gösterirdik.

İbrahim abinin atölyesi birinci katta olmasına rağmen denize bakar ve Moda İskelesi’ne göz kırpardık. Yazları akşam serinliğini orada karşılar plastik sanatlardan günlük siyasetin akışına kadar birçok konu masaya yatırılır ve günün kapanışı genelde esrik olurdu. 

İbrahim abi 1952 yılında Çorum’da doğmuştu. Sinemada işçi olarak çalışan babasının yanında film izleyerek büyüdü. 1973 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'nde lisans programını tamamladı. 1986'da Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak öğretmenlik, okul müdürlüğü, milli eğitim müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 

Renkler ve figürler aracılığıyla toplumsal eleştiriler yarattı. Çağına tanıklık etti ve siyasal mücadelesini her zaman sürdürdü. Çiftçioğlu’nun resmi ve sohbeti hep aynı çizgideydi, inanmadığını söylemedi, eleştirdiğini yapmadı. 

Balkonda oturduğumuz yaz ve bahar akşamlarında öğrencilerini onu hiçbir zaman yalnız bırakmadı o balkon birçok insan için bilginin kaynağı, yeni bir öğrenim merkeziydi. İbrahim abi İstanbul’un yarattığı nefes darlığına artık katlanamadığından olsa gerek Datça’da aldı soluğu, tıpkı Can Yücel gibi… Onun gidişiyle bir tek balkon kaldı Moda’da, yolumuz ne zaman düşse başımızı kaldırıp baktığımız ve 2000’lı yılların başını, o zamanın Kadıköy’ünün özlediğimiz. 

Yaşamın tüm balkonlarından elini ayağını çektiği haberi 17 Mart’ta geldi. Bir balkon dolusu anı, biraz akşam serinliği ve bolca hatırası kaldı geride… 

ARŞİV