Fikirtepe, bir semt adından evvel kadim kültürlerden birinin adıdır. Neolitik dönemde burada yaşayan insanların, dünyanın başka yerlerinde görülmeyen kapları vardır. Dikdörtgen biçimli dört ayağıyla yerden yükselen, üstüne ince çizgiler kazınmış kaplar, sekiz bin yıl önce Fikirtepe’ye gelip yerleşenlerin imzasıdır.
Bu kültür bugün sana ne söyler? Sen ilk değilsin. Sekiz bin yıl önce insan evladı buraya geldi, yerleşti, ev yaptı, bir şeye inandı, öldü. Ölüsünü uzağa götürmedi, evinin tabanına, doğmadan önceki gibi dizleri karnına çekili yatırdı, yanına bir kap bıraktı, ölüsüyle aynı evde yaşadı. O zaman doğudan gelenler bu tepeyi seçti. Şimdi aynı tepede başka göç, başka yerleşme, başka çeşit sökülme sürer. Kentsel dönüşüm durmaz tekrarlar, sekiz bin yıldır süren şeylerin yeni hâlidir: gelme, yerleşme, göçme. Fikirtepe Kültürü, bugün inşa edilen her yeni kulenin altında yatar kalır.
Üç Tabelalı Semt
Adın en eski izi, Batılılaşma ve askerî modernleşme hareketiyle İstanbul'a gelen mühendis Kauffer'in ilk bilimsel ölçekli İstanbul haritasında görünür, “Fikir Tepesi” diye yazılıdır. Adını nereden aldığı tam bilinmez, burada yaşadığı söylenen derviş Fikir Baba’dan alırmış, ressamlar şairler buraya ilham almaya çıkarmış diye anlatılır. Tepenin bilinen en eski yapısı geç dönem Osmanlı av köşküdür, 93 gün padişahlık edip 28 yıl göz hapsinde tutulan Sultan V. Murad şehzadeyken yaptırır.
Köşkün akıbeti civardaki diğer köşklerden farklı olmadı, zamanla çöktüler. Sivil havacılığın ilk uçuşunu da Vecihi Hürkuş, Fikirtepe’de gerçekleştirdi. Köyden semte göçe kadar tepe neredeyse boştu, çilek ve bamya tarlaları, akasya ve kestane ormanıydı. Sonra göç geldi. Tam karşıda Otosan Fabrikası Anadol marka ilk yerli arabaları üretirdi, orada çalışanların bir kısmı İstanbul’a uzak şehirlerden gelmiş, fabrikanın tam karşısına briketten evlerini kurmuştu. Harem’den binilen Pendik minibüsü Atabay ilaç fabrikasını geçtikten sonra o evler görünürdü. Sadece Fikirtepe’ydi.
Herkesin tepesinin olduğu kentte senin tepenin adı değişmiş mi? O semtin adı bugün Yeni Fikirtepe. Garantör, finansör ve planlayıcı üst kimliğiyle kolları sıvayan devlet, komşu iki mahalleyi de ekleyip adına Yeni Fikirtepe demiş. 25-30 katlı yaşam rezidanslarını satan şirketler için tepe markalaşmış: ya Kadıköy ya Göztepe. Senin semtin de sadece postacının ya da kargocunun bulduğu adreste kalmış, şirketler adını anmaz mı olmuş? Semt haritasında bir noktaya verilen üç tabeladan biri devletten gelir, biri postacıdan, biri emlak pazarından.
Mandıra Caddesi, Yumurtacı Abdi Bey Caddesi, Çömlekçi Çukuru sokak adlarını Anadolu’dan gelenler deyivermiş önce, oradaki mandıradan gelen isim söylene durmuş, sonunda resmi sokak adı olmuş. Devletin izni olmadan yapılmış evleri affetmesi kayıtlara girer girmez yerlerine 3-4 katlı betonarme binalar yan yana bitivermiş, ölçüsüz, nizamsız, dayanıksız. Bu evlere ne yapılacağı düşünülürken çözüm çok katlı binalarda bulunayazmış, iş çetrefilleşince devlet araya girivermiş yine.
İşte o zamanlar süt sağılan yerde şimdi kulenin metrekaresi satılır, kimse ikisinin aynı toprak olduğunu fark etmez. Yumurtacı, Çömlekçi, Mandıra’yla yeni istikametin tarifi verilir.
Üç farklı adlı, yirmi-otuz katlı semtte zaman da katlıdır. Bir blokta insanlar oturur, perdelerini asmış, aidatını ödemiştir, tam yanındaki bloğun kırmızı tuğlaları örülmektedir. Bir kapıda anahtar yeni teslim edilir, arkasındaki kapının önünde moloz bekler. Kimi sokaklarda evler boşaltılmıştır, yıkımı bekler, boşalanların bazıları Anadolu’dan gelen yoksul işgalin altındadır. Çok az işyeri kalmıştır, toza moloza katlanırlar. Rezidans altında finans bürosu açılır, estetik dükkânı açılır.
Semtin Sakinleri
Buraya neden gelinir? Metro yakındır derler, Marmaray yakındır, giriş güvenliklidir, otopark kapalıdır, yüzme havuzu vardır, spor salonu da. Kimi manzara der: İşte bütün İstanbul ayaklarının altında. Evin her yanı camdır, ışık içeride kırılır, ev bir prizmaya döner ve ısınır durur. Ayaklarının altında ne olduğunu kimse söyleyemez.
Senin semtinde evler kentsel dönüşüme girdi mi?
Bu semtin dibinde haftada bir gün tarihi bir pazar kurulur. Yeri değişse de tezgâhların arkasındakiler aynıdır. Onlardan birinin önünde kıyafetler yığılıdır, yan yana sıra sıra, çocukken geldiği köyün koyunları gibidir. Babası pazarda küfecilik yapmıştı, oğlu yandaki tezgâhta yıkılan evlerden çıkanları satar. Sırlı ayna, bakır tencere, varaklı çerçeve birbirinden habersiz, tek tek, yan yana dizilmiştir. Semti dönüştürenler pazarcı baba oğula da birer ev verir. Baba satar, oğul evi kiraya verir, kiracı ödeyemez, sonunda evi genç bir oyuncu satın alır. Sahneye başkasını oynayan bir kadın girmiştir.
Semtin başka adamı, kendi toprağında yükselen kuleye sığamayacağını daha o yapılmadan bilir. Üç kata iki kapı sözü alır ama “oraya zenginler gelir” der, “aidatları ödeyemeyiz.” Biri uzak ilçeden iki daire, ötekisi kardeşiyle bir taksi plakası, yıllardır başkasının taksisi, şimdi ortak taksinin iki patronundan biri. Başka ilçeye taşınır, doğduğu semtin taksi hattında müşteri kovalar. Sen doğduğu yerde misafir bile olamayan birini gördün mü?
Semtin arkasında yıkılmış bir evin boşluğunda, soğukta bir teneke plakanın üstünde odun yanar, duvarları dökülmüş yarım bir odadır orası, önünde kâğıt toplayıcının çekçeği. Burada bir sakin vardır, adını kimse sormaz, yalnızca nereden geldiğini merak eder. Yakın zamana kadar Afganlardı, kartonu ayırır, katlar, üst üste dizer, bildikleri yere satarlardı. Sonra gittiler, şimdi doğudan gelenler var, yıkık evler boşalır dolar, gelen değişir, ateş aynı kalır. Görseller onu çizmez, ilan onu saymaz, “yeni” onu kapsamaz. Tepede yanan tek gerçek ateş onunkidir.
Semtin sokağında telaşlı bir atölye vardır. Oradakiler, kimsenin farkında olmadığı heykeller yapar. Proje şehri kâğıda çizip uçururken onlar şehri ellerine alır, ağırlığını bilir, taşına toprağına dokunur. Galiba bir semt en çok yıkılırken yapılmak ister. Karşıda ateş parlar, arkada Fikirtepe düşer. Böyle, kimileri düşenin küçük bir kopyasını avuçlarında yaşatır durur.
Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’ine hürmetle.
Yokuşun sonunda beliren yelkenli, solda yükselen binanın arkasında bir anda gözden kayboldu. Kıyıya doğru koşmak işe yaramazdı, hafif bir rüzgâr bile onu çoktan Kalamış Koyu’na taşımış olurdu. Burada bakışlar, denizin üstündeki karabatak, vapur, sandal, yelken, ne olursa olsun gözden kaybolana kadar peşinden giderdi. Yelkenci, Fenerbahçe’deki ku ...
Köprünün karşı tarafındaki dev binaları sevmedi. Yükseklik şehrin tepelerinde olmalıydı, kuşların gözünde, çınarın yaprağında. Yönünü hemen derenin öte yanına çevirdi. Su, tam köprüye varınca kayboluyordu, yerin altına gönderilmişti. İki yanı duvarlı ve tel örgülü Kurbağalıdere buradaydı. Soldaki sokağa girdi: Ahmet Rasim Sokağı. Buradaki evl ...
Boston uçağında Dante notlarına baktım. Son iki yıldır uçak yolculuklarında yalnızca iki film izleyip biraz Orhan Veli dinledikten sonra uyuyordum. Bu kez önümdeki mavi ekranda İlahi Komedya'dan bir kanto, yanımda yorgunluktan gözleri çökmüş yolcu vardı. Otuz beş yıldır Boston'da yaşıyormuş. Dubai üzerinden planladığı dönüş olmayınca bu uzun yo ...
Kadıköy'e giderken rüzgâr vardı. Bunu not etmiştim, Mart sonu rüzgârlarının insanı nasıl hazırlıksız yakaladığını. Ayakkabımın topuğundaki beyaz şerit haftalardır her giyişimde gözüme çarpıyordu. Siyaha boyatmamalıydım, böyle şeyleri hep erteliyorum. Dükkânı bulmak zor olmadı. Küçük, derli topluydu. Adam tezgâhın arkasında çalışıyordu. Tam üstün ...
İki el arasında tutulan mektup, çiçekler, uçuşan kuşlar ve kalp desenlerle yola çıkmış bir selam duyurulur. Kartın yüzü, sözcükle resmin aynı anda konuştuğu incelikli bir düzene dönüşür. Bayram, eve varmadan önce yola çıkan nezaket gibidir. Sol üstte yoğunlaşan çiçekler, sağ üstte uçan kırlangıç, ortadaki bayrak ilk bakışta kutlama duygusunu taş ...
Pandemi günlerinde, 1930’larda hazırlanmış Pervititch haritalarına bakarak Mühürdar Caddesi’nde yaşamış Almanya’dan Türkiye’ye gelen üniversite hocalarının evlerini işaretledik. Sokağa çıkma yasağının olmadığı soğuk bir günde, o işaretlerin şimdiki karşılıklarını görmek için yürüdük. Seza Apartmanı’nda hukukçu Ernst E. Hirsch, Nazlı Hanım Apartmanı ...
Oraya vardığımda yürüyen merdivenlerin ve otobüs durağının kalabalığından önce, kurbanlık koyun ilanları gözüme çarpıyor. İkisi de bu hattın gerçeği. Köprü altına doğru tamirhanelerin ötesinde kimsenin uğramadığı, suyu akan Saraçlar Çeşmesi var. Eski gelenekler şehrin yeni yüzünde son demlerini yaşıyor. Durağa adını veren tarihi Ayrılık Çeşmesi ise ...