Boston uçağında Dante notlarına baktım. Son iki yıldır uçak yolculuklarında yalnızca iki film izleyip biraz Orhan Veli dinledikten sonra uyuyordum. Bu kez önümdeki mavi ekranda İlahi Komedya'dan bir kanto, yanımda yorgunluktan gözleri çökmüş yolcu vardı.
Otuz beş yıldır Boston'da yaşıyormuş. Dubai üzerinden planladığı dönüş olmayınca bu uzun yolu kabul etmiş. Önceki gün İsfahan'dan Van’a saatler süren minibüs yolculuğu yapmak zorunda kalmış. Van-İstanbul uçağı iptal olunca gece orada kalmış. Ertesi gün konulan uçakla İstanbul’a gelmiş, bu uçağa sonradan alınmış. Anaokulu öğretmenliği yapmış. Pandemi döneminde okullar kapanınca bırakmış mesleğini. Annesini geride bıraktığını anlatırken gözleri iyice küçüldü, acısını içine çekiyordu. Çocukları Boston'un banliyölerinden birinde yaşıyormuş. Adını söyledi, unuttum.
İstanbul'da yaşayıp yaşamadığımı sordu. Evet deyince yüzü birden aydınlandı. Wonderful city, dedi. Kadıköy'de, Anadolu yakasında oturduğumu söyleyince bakışını pencereden dışarıya doğru çevirdi. Savaşa ilişkin bazı sorular dilimin ucuna kadar geldi, geri çektim. Söylememek beni kendi içime döndürdü. Aylardır içimde yerinden oynayan şeyler, büyük bir olaydan çok, gün gün biriken eksilmeler olarak hâlâ kucağımdaydı. İnsan bazen büyük yıkımlarda değil, küçük sıkıntıların üst üste yığdığı boşluklarda yönünü kaybediyor. Komedya'nın girişini kaçıncı kez okumuştum. Otuz beş yaşında başlar Dante yolculuğuna. Cahit Sıtkı da bilir o yaşı: yolun yarısı eder.
Işıklar kapanınca kabinin loş sakinliği başka zamana boylu boyunca açıldı. Uyuyanlar, ekranına bakanlar, battaniyelere sıkıca sarılanlar tekrar eden hayatın sessiz gölgelerine benziyordu. Ön sıralarda küçük ışıklar yanıp sönüyordu. Koridorda yürüyenler vardı. Uçağın içi uykuyla uyanıklık arasında asılı kalmış geçit yerine benziyordu.
Türkiye gecesini uyumadan geçirecek, Boston saatine onun akşamına teslim olacaktım. Notları baştan sona yeniden okuyordum. Eklemeler yapıyor, biraz yürüyüp yeniden mavi ekrana dönüyordum. Dante sekiz bin metrede beni yakalamıştı. Kaybolduğun yerde kendi yazma mimarini kuracaksın, diyordu.
Dante Alighieri’nin şiiri karanlık ormanda kayboluşla başlar. Yaşam yolunun ortasından seslenir, ne başlangıçtır ne son, ikisi arasındaki yerdedir. Komedya’nın başlangıç zamanında otuz beş yaşındadır, ortaçağ döneminde insan ömrünün tam ortası. Ancak yaşam yolumuzun ortası yalnızca zamansal işaret olarak görünmez. Ahlaki, ruhsal ve varoluşsal alanı da önümüze açar. Aristoteles’in Altın Orta düşüncesi bu dizenin arkasında saklanmıştır. Erdem, eksiklik ile aşırılık arasındaki kırılgan dengede durabilme becerisidir. Zamanı da hareketin sayısı olarak tanımlayan Aristoteles’in düşüncesi Dante’de soyut kalmaz, bedende, yürüyüşte, adımlarda yaşanır. Yol artık fiziksel güzergâhtan daha çok insanın dünyadaki deneyiminin kendisi olur.
Yanımdaki yolcu uyurken bile hareket ediyordu. Bir ara gözlerini açtı. Çok dönüyorum, rahatsız oluyor musun, dedi. Hayır dedim. İnsan kısacık iki cümle kadar uykudan geri dönüyor, sonra yeniden uykuya çekiliyordu. Ben ekrana döndüm.
Dante karanlık ormanda üç kez tırmanır tepeye, üç kez geri püskürtülür. Engelleyen üç hayvandır: pars, aslan, dişi kurt. Şehvet, gurur, açgözlülük. İnsan kendi tutkuları tarafından aşağıya çekilir, her seferinde.
Sonra Vergilius çıkar karşısına. Dante de yolcuydu, sürgünde, yurdundan uzakta. Bu nedenle adını farklılaştırıp, kendi diline, kendi yolculuğuna aldı. Dante Komedya’yı yazdığında yurdundan sürülmüştü, sürgündeki biri için dil tek kalan evdi. Dante, rehberine kendi halk dilinde Virgilio diyerek onu kütüphanelerin soğuk sessizliğinden çıkarıp sürgünde olanın yanında yaşayan sese dönüştürür. Kendi karanlığından çıkmak isteyen geçmişi yanına alır.
Birdenbire sağ omzumun üzerinde ağırlığını hissettim, başı aşağıya doğru inmiş, göğsümde yığılmıştı. Uykuda değildi ve kendinde değildi, soluk alıp almadığını anlamadım, alçak sesle sordum, are you ok? Ardından motor gürültüsünün üstüne çıkan sesle iki defa daha sordum, duymadı, benim dışımda hiç kimse duymadı, herkes uykunun içine hapsolmuştu. Yalnız kalmıştum. Sol elimin yardımıyla onu kendi koltuğuna doğru hareket ettirdim, başını dikleştirince üst üste sesli hızlı titrek soluğunu duydum. Ardından kusmaya başladı, etrafımda tek bir kıpırtı bile yoktu, herkes donmuştu. Dünya hareketini kesmiş gibiydi. Kusma kesilince ayağa kalktım, kabin görevlisini buldum. Uçak o sırada hiçbir şey olmamış gibi ilerliyordu. Anonslar başladı, ışıklar yandı. Genç doktor bulundu. Onu ön tarafa götürüp yatırdılar. Ben başka koltuğa geçtim.
Neden olduğunu bilmiyordum. Yalnızca yaşamın ansızın bana milim uzaklıkta yer değiştireceğini biliyordum. Önümdeki cümleyi okurken beden birden susabilirdi.
Uçaktan indikten sonra körük çıkışında onu sedyede gördüm. Sağlık görevlileri çevresindeydi. Yanına yaklaştım. Nasılsın? Sesimi duyunca gözlerini açtı. Koluma dokundu, parmaklarıyla kavradı. Çok yavaş, neredeyse fısıltıyla üç kelime söyledi: İstanbul, thank you.
Kadıköy'e giderken rüzgâr vardı. Bunu not etmiştim, Mart sonu rüzgârlarının insanı nasıl hazırlıksız yakaladığını. Ayakkabımın topuğundaki beyaz şerit haftalardır her giyişimde gözüme çarpıyordu. Siyaha boyatmamalıydım, böyle şeyleri hep erteliyorum. Dükkânı bulmak zor olmadı. Küçük, derli topluydu. Adam tezgâhın arkasında çalışıyordu. Tam üstün ...
İki el arasında tutulan mektup, çiçekler, uçuşan kuşlar ve kalp desenlerle yola çıkmış bir selam duyurulur. Kartın yüzü, sözcükle resmin aynı anda konuştuğu incelikli bir düzene dönüşür. Bayram, eve varmadan önce yola çıkan nezaket gibidir. Sol üstte yoğunlaşan çiçekler, sağ üstte uçan kırlangıç, ortadaki bayrak ilk bakışta kutlama duygusunu taş ...
Pandemi günlerinde, 1930’larda hazırlanmış Pervititch haritalarına bakarak Mühürdar Caddesi’nde yaşamış Almanya’dan Türkiye’ye gelen üniversite hocalarının evlerini işaretledik. Sokağa çıkma yasağının olmadığı soğuk bir günde, o işaretlerin şimdiki karşılıklarını görmek için yürüdük. Seza Apartmanı’nda hukukçu Ernst E. Hirsch, Nazlı Hanım Apartmanı ...
Oraya vardığımda yürüyen merdivenlerin ve otobüs durağının kalabalığından önce, kurbanlık koyun ilanları gözüme çarpıyor. İkisi de bu hattın gerçeği. Köprü altına doğru tamirhanelerin ötesinde kimsenin uğramadığı, suyu akan Saraçlar Çeşmesi var. Eski gelenekler şehrin yeni yüzünde son demlerini yaşıyor. Durağa adını veren tarihi Ayrılık Çeşmesi ise ...