Kaçmasın tadı alkışımızın...

15 Ekim 2020 - 15:33

Denizden bize usul usul esiyor rüzgar, arada ürperiyoruz, ellerimizi cebimize sokup ısındığımız anlar da var, iyot kokusunu mis mis içimize çektiğimiz anlar da... Haldun Taner sahnesinin önündeyiz oyun saatini bekliyoruz. Konservatuvardan gelen müzik seslerine, soprano bir iki ses karışıyor ara ara, ay diyoruz Kadıköy işte arasan her şeyi bulabileceğin... Vapuru, balıkçısı, tiyatrosu, sineması adım atsan hepsi seninle. Yeri ayrı...

Tadı kaçan anların yoktur geri dönüşü, tadı kaçsın istemiyorum gözümde büyüttüğümün. Bu insanda da böyle şehirde de mahallende de... Değişiyor zamanla her şey, eskiler gidiyor, yenileri geliyor. Yeni her zaman iyi mi bilemiyoruz. Biz eskiyi bizdeki haliyle seviyoruz. Babadan oğula geçen işletmeler, tarihi dokusuna dokunulmadan restore edilen cumbalı evler, sevgiliyle ilk buluşmada adres olarak verilen en bilindik heykel önleri ya da sokak isimleri. Anımıza tarihimize dokunmayın da yeniye sahip çıkacak gücü buluruz biz diyemiyoruz. Her geçen gün hızla açılan zincir işletmeler bir o kadar hızla kapanıyor. Lokmacıyla başladı, hamburgerle devam etti, bir ara da dilim pizza. Herkes ekmeğinin peşinde ona sözümüz yok, ama bazen de kabul edemiyoruz işte üstümüze çokça geleni. Şimdi herkes kaygılı, herkesin önümüzdeki en az altı ay için çok fikri yok. Biz oyuncuların da...

Bakanlık desteğini açıkladıktan sonra tiyatroların kaygısı daha çok arttı. Vergi borcu olan tiyatrolar başta ödenek alamazken, varını yoğunu ortaya koyup, üstüne kredi çekip, sahnesini ayakta tutmaya çalışan dostlarımı takip ediyorum her gün. Durum zor ve çok da iç açıcı bir hamle yok açıkçası. Geçen hafta Kadıköy’deki Küçük Sahne kapanacağını duyurdu. Ekim sonuna kadar son oyunlarını oynayacaklar. Sonra veda. Her veda üzer, bir de onca emekle yapıldıysa son verilen. Sahne tozunu duymuşsunuzdur, tozdan geçtik, tokluktan da ama alkış bizi bize hatırlatan en kutsal şeydir. Seyirciye emeğini sunmak, gözlerine baka baka aynı anı paylaşmak bambaşkadır. Kulis evindir artık, rolün en yakın arkadaşın. Bir gün gelir barınamazsan artık yuvanda, terk etmek zorundasındır. Gerisi hatıra gerisi içinde burukluk.

Covid koruma kapsamına uygun değil birçok sahne, maalesef. Bu sahneler bütün biletleri yok satarken bile zar zor ayakta kalırken, şimdi yarı kapasiteyle nasıl yollarına devam edebilecekler? Konuk tiyatro dayanışması, umarım birçok gruba biraz umut olur. Yoksa işimiz iş. Her yıl tiyatro bölümleri o kadar çok mezun veriyor ki, bunca insan nerede nasıl iş yapacak en çok takıldığım sorulardan biri de bu. Hele özel üniversiteler, tahsil kredisi diye bir şey veriyorlar çoğu zaman, döviz üzerinden borçlanıp, mezun olduğunuzda ödüyorsunuz. Şu an ben onca kardeşimin halini de düşünüyorum. Ailelerimiz hep derdi önce meslek sahibi ol, yine oyunculuk yaparsın. Ben öğrenciyken bu söz bana küfür gibi gelirdi. Tiyatro herkesin yapacağı bir şey değildi, emek isterdi, yürek isterdi. Biz zaten bu yola çıktığımızda zorlukları tahmin ediyorduk inanın, ama bu kadarını kimse beklemezdi. Moda Sahnesi, Oyun Atölyesi, Emek Tiyatrosu, Boa Sahne... Kadıköy’ün sanat hayatı için can damardır. Bunca zorlukla bugüne gelmiş güzelim sahnelere desteğinizi lütfen esirgemeyin. Gidemiyorsanız da bilet alın, destekleyin. Sanatı çıkmaza giren toplumların aklı çıkmaza girer, ne olur unutmayın!  

Sanılmasın ki her şey göründüğü gibi... Dışı sizi, içi beni...

Yıl kaç tam hatırlamıyorum, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde öğrenciyim o zaman, hem okuyorum hem çalışıyorum. Animatörlük yapıyorum, çoğu zaman da broşür dağıtıyorum dükkan açılışlarında ya da kampanya duyuruları için, Allah biliyor ya hiç sevmiyorum, uzaktan nasıl şirinlikler yapıp o broşürü dağıtıyorsun diye seni gözetleyen bir şirket çalışanı da cabası. Broşürleri alan da oluyor almayan da. Bir yandan da yarın Kadıköy Haldun Taner sahnesinde oynayacağımız oyunu düşünüyorum. O zaman Shakespeare’nin “Macbeth” adlı oyununun altı kadına uyarlamasını oynuyoruz, Macbeth’i de ben oynuyorum. Neyse, baktım karşıdan kızıl saçlı bir kadın geliyor, hemen aldım elime bir broşür, uzattım kadına doğru, elime vurdu, “Bıktık be sizden” dedi , “Bir de çevreyi kirletiyorsunuz” , nasıl ağrıma gitti anlatamam. Yahu belli ki öğrenciyiz, al çöpe atarsın, al yere at demiyoruz ki teyze, he atan da var haklısın ama o da, onların ayıbı. Ağladım ağlayacağım, düğüm midemden boğazıma kadar dizildi, ağlasam yüzümde çoktan kurumuş dandik yüz boyaları akacak, sonra tekrar boya falan, hiç iş çıkarmadım başıma. Geçti zaten 2-3 saat sonra. Ertesi gün oldu, biz “Genç Günler”de oyunu oynadık, seyirciler ayakta alkışladı, daha öğrencisin, heveslisin, sahnedesin, ne büyük gurur, ne şükredilesi duygu… Kulise geçtik sonra, seyircilerden tebriğe gelenler oldu, oyun için övgü üstüne övgü, derken içeri o kızıl saçlı kadın girdi, “Bayıldım sana” dedi bana, “Ne kadar zor bir şey üstlenmişsiniz, ne kadar profesyonel oynadın hem de daha birinci sınıfmışsın aferin sana.” Ne diyeceğimi bilemedim, teşekkür ederim, dedim, ama yüzümde ifade sıfır, bir şey söylemesem de içimde kalacak. Kadın herkese bir şeyler söyledi sonra tam kulisten çıkacakken , “Bakar mısınız?”dedim , “Ben dün eline vurduğunuz palyaçoyum. Dün tiyatronun önünde bugün de kuliste karşılaşmak varmış, birine tepki verirken, onun da bir gururu, yüreği olduğunu unutmayın. Zorunda olmasam inanın yapılacak iş değil, sizin gibi kaç kişiyle uğraşıyorum…” Hiçbir şey söyleyemedi kadın, çıktı, gitti.

İyi ya da kötü her yaşanmışlığın bir anısı var işte, her karşılaşmanın da bir sebebi. Bugün kimse kimsenin içini bilmezken anlamaya çalışacak hali de kalmamışken çok büyük sözler etmek yerinde değil. Tek bir şey gerek şimdi bize, biraz empati biraz merhamet, gerisi iyi niyet gerisi bereket. Bereket, sofranıza, cebinize, kalbinize , sahnemize!!! Alkışımızı bizden esirgemeyin...

Yazarın Diğer Yazıları

Temizliğe nereden başlasak?

Kadıköy , parkı , bahçesi diğer semtlere göre çok olan bir yer. İstanbul’daki diğer yerleri düşündüğünüzde kendinizi biraz daha şanslı hissedebilirsiniz. Son birkaç yılda diğer semtlerden aldığı göç de bir gerçek. Bununla birlikte açılan alternatif dükkanlar yeni neslin ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılıyor. Ancak bir de hafta sonları ya da havanın g ...

Dil varmazsa el yazar

Yolda yürüyorum, adımlarım telaşlı, nereye gidiyorum, neyden kaçıyorum, neye varmak istiyorum bilmiyorum. Maskenin ardında sıkışmış bir lokma oksijenimle telaşlı telaşlı yürüyorum. Her zaman yaptığım gibi mağazaların camlarına bakıp yansımamı izlemiyorum, uçan kuşları, trafik ışığında bekleyen insanları görmüyorum. Kalbim atıyor mu atmıyorum mu anl ...

Haline Şükret Dostum!

Hayatın anlamını sorgulayan çok yazı okudum şimdiye kadar. Hepsinden öğrendiğim tek şey vardı, bunun kitaplardan öğrenilecek bir şey olmadığı. Yaşadıkça anlıyorsun kendi adına olanı. Amacın olduğu sürece anlamı var aslında hayatın, elin bir eli tuttuğu sürece... Söyleyecek sözün olduğu kadar anlamı var, sözü dinletecek birini bulduğun sürece... Ney ...

Değişmiyor bazı şeyler

Attım çarşafı üstümden, ayaklarımı yere bastım ama kalkacak gücüm yok. Yorgunum, yorgunuz. Günlerdir ne olacağımı ya da ne olacağımızı düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Hal böyleyken, zaman geçiyor, hayat kaçıyor.. Adım atmaya çalışıyorum, yok. Uzandım tekrar, derin derin nefes aldım. İnsan psikolojisi ne tuhaf, sizi vezir de eder rezil de. Üstel ...

Zamanlı zamansız

Sokakta bir hareketlilik, motorların biri geliyor biri gidiyor. Ne ara alıştıysak bu hazıra, bir tuşla her şey kapıda. Motor kullananlar zamanla yarışta, sokak başlarında burun buruna geliyorlar, bazen birbirlerine iki büyük laf edip, bazen selamlaşıyorlar, çoğu zaman birbirlerinin derdini anlıyorlar ama. Müşteriye hizmetin sunulmasına son kaç daki ...

Birinin ruhuna birinin ömrüne gelsin

İyi ki yazıyoruz. Yazmak insan için gülmek ve ağlamak kadar büyük bir gereksinim. Kağıt en dürüst en samimi olduğumuz yer. İçindeki duyguyu yükle bir karaktere hayat bulsun, ya da yaz anıların bir anda karşına çıkıp seni bulsun, hüzünlenmek bir yana dursun, eski seni hatırlayıp gülümsemek kendine kıyağın olsun. İyi ki yazıyoruz. Yazıyoruz çünkü ...

Pul eyleme yol eyle beni

Yolda yürürken dükkân camında beliren siluetimi selamladım. Camın yarısı ben. Pandemi sağolsun götürdükleri ayrı dert, getirdikleri ayrı. Kaygımız, kilomuz bol artık. Arada yan yana geldiğimiz arkadaşlarımızla konuştuklarımız sınırlı. Herkes bir yol arıyor sanki. Kendini daha rahat ve mutlu hissedeceği... Kimi yeni hobilere, kimi yogaya, pilatese, ...

O tozu yutmayacaktık

Bir kere yuttuysan derler, vazgeçemezsin. “Sahne tozu”. Bugünlerde en çok düşündüğüm deyimlerden biri sanırım. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, zor günlerde bazı deyimler ve atasözleri daha çok aklımıza geliyor sanırım, sıkışınca sığınılan dua gibi. Sen gününü gün et, yarını düşünme, sonra “Allah’ım yardım et”, hâlbuki bir atasözümüz ne demiş, “A ...

Bir sayfaya sığar mı?

Telaşla oradan oraya koşturmaktan fırsatımız olmadı “Ben nerede ipin ucunu kaçırdım?” diye sormaya. Ne zaman ki yorgunluktan kalbimiz, aklımız, ruhumuz sinyal vermeye başladı, o zaman bir durup düşünmeye başladık. Değişmeye başlayan büyük şehirlerle “Biz eskiden burada…”lar da çoğalmaya başladı üstelik artık anılarımızın olduğu yerlerde ruhsuz yoll ...

Kinlik değil kimlik olur bazı hikâyeler

Buharlı pencere, tozlu araba camı ya da kalbin üzerine yazılmış bir isimden ibaretti artık… Her şeyin tadını aldığında, damağında acımsı bir tat kaldı. Dil, diş üzerinde gezinen, kemiği olmayan, söyleneni bir kerede patlatan… Dil, konuşmak için bilmemiz gerekmeyen. Konuşmadık hiç. Giz, izine rastlanmayacak bir suç kalıntısı… İki kişinin bi ...

Saat kaç?

Oturuyoruz merdivende yan yana, aradan beş dakika bile geçmeden soruyor, “Saat kaç?”. Bir kadın zamanın geçmesini bunca merakla bekliyor, bir süre sonra soru değişiyor, “Zaman nasıl geçecek?”. Zaman önemli mevzu, öğretilmişliklerimizde. “Geçer ZAMANla, bu kadar üzülme!” Gerçekten geçer mi? Yara gibi merhem de kalbe değer mi? Kendimizi kandırmak ...

Aç tok, var yok… Dünya zamanları

Çoğu kez duymuşsunuzdur çevrenizdekilerden “Anlatsam film olur” sözünü. Bazılarımızın hayatı gerçekten de öyle. Onca filmin konusu nereden, senden benden bizden. Kimi aşk, kimi göç, kimi savaş, kimi mücadele. Yanımızdan her gün kaç hikâye geçiyor farkında mıyız? Yanımızdan geçen çoğu insan, kafamızı kaldırıp tarihini görmediğimiz binalar gibi. Boyu ...

Kâğıdın kalan kısmına...

İnsanın kendini keşfi bir ömür. Bembeyaz bir kağıdı doldurmak gibi öğrendiklerimiz, hissettiklerimiz, yaptıklarımız ve keşkelerimiz. Kağıdın silgisi yok dostlar, ne çizdiyseniz artık sizin ama sayfa o kadar büyük ki, daha iyisini güzelini, baktığınızda yüzünüzü gülümsetecek olanı çizmek hala elinizde. Üstelik kalp sizin, akıl sizin, kalem sizin. Hi ...

Bir gün yine giderken…

Kulağımda kulaklık, Göksel Baktagir hocadan, Hatıra Defteri bestesini dinliyorum. Elimde defter yazdıkça bir şeyleri bitiriyor, bir şeylere başlıyor, bir yerin eksiğini kapatıyorum sanki. Yolcu; yetişmesi mümkün zamanlarda vapurun kamburu. Vapur; hem yükü çeken hem deniz havası aldıran, manzarasıyla da kandıran. Vapurdayım. Paslı köşelerin kimlere ...

En çok neyi dilendik?

“Bir liran var mı abla?”. Yolda yürürken kaç kez bu soruyla irkildim, hatırlamıyorum. Var desem bir lira ne seni kurtarır kardeş, ne de beni zorda bırakır. Al sana bir, beş hatta Allah ne verdiyse. “Hayat paylaştıkça güzel!” diye yaşıyoruz madem vermezsek olur mu? Böyle böyle zengin olanların hikâyelerini de biliyoruz, dilenmenin kötü olduğunu öğre ...

Bir iç meselesi

Dönemeden mevsim ve dönemeden insanlık kaderi, bu süreç biraz daha böyle gidecek gibi. Önce çırpındık sonra alıştık işte. Nefes darlığı, sürekli saate bakmalar, gün isimlerini karıştırmalar. Gün boyu yatıp sabaha kadar düşüne düşüne ruhu yormalar, arada hoşuna giden dizi bulduysan, konuyu da sevdiysen kendini şanslı saymalar… Zamanı iyi kullananlar ...

HAYAT SOKAKTA

Araf’ın çaresizleri Koltuğuma oturdum garip garip şeyler düşünüyorum. Arada gözüm doluyor, arada gülüyorum. Köşenin adını “Hayat Sokakta” koyan ben, iki aydır evden yazıyorum. Kamyon yazıları geliyor gözümün önüne; “Kul planlar, kader güler…” , vallahi halime ben de gülüyorum. Bugün Barcelona’daki 45. günüm, dönmek istesem de şu an dönemiyoru ...

HAYAT SOKAKTA / Biz kapattık dükkânı, sokaklar kime emanet?

Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu bir kez daha anladığım zamanlar... Bu sefer sokaktan değil, Barcelona’dan sadece bir odası ışık alan bir evden yazıyorum. Geleli yedi gün oluyor, geldiğim günün ertesi burada Olağanüstü Hal ilan edildi ve en erken 17 Nisan’a kadar da uçuş yok. Günlerdir hem buranın hem de Türkiye’nin gündemini yakından takip ediyo ...

HAYAT SOKAKTA / Çöpün utangaç efendileri - 2

Süreyya Operası’nın hemen altındaki Canan Sokak’ta yürüyorum. Bir araba bir yere yetişecekmişçesine basıyor kornaya, arabada yüksek müzik var ve baslar sonuna kadar açılmış. Rahatsız oluyorum. Arabanın hemen önünde bir kâğıt toplayıcısı genç, çuvalı o kadar dolu ve ağır ki, hızla ilerleyemiyor o dar sokakta. Sürücü camdan kafasını çıkardı birden “Y ...

HAYAT SOKAKTA / Senden Benden Ayşe’den -1

Kalabalığın arasına karışmak her zaman çok kolay olmuyor benim için. Güne nasıl başlıyorsak öyle gidiyor, bazen canım sokağa çıkıp herkese koca bir ağızla “Günaydın” diye bağırmak istiyor, bazen de kafamı yerden kaldırasım gelmiyor. İnsanız, hepimizin içi dışına dokunuyor!Bazı insanlar da var ki hayatımızda gün nasıl başlarsa başlasın sizin için, s ...

ARŞİV