Gece Vardiyası: ‘Zamana karşı yarış’

16 Ekim 2026 - 09:00

MUBI Türkiye,  Avrupa Bağımsız Sineması’nın, Türkiye’de sayıları gittikçe azalan müstakil  salonlarında bile kendine artık neredeyse hiç yer bulamayan örneklerini izleyiciyle buluşturuyor.

Yönetmen İlker Çatak’ın 96. Akademi Ödülleri’nde “En İyi Uluslararası Film” dalında Oscar adaylığı elde eden  Öğretmenler Odası  (*Das Lehrerzimmer*) filmindeki  performansıyla  kıtada kariyeri en parlak birkaç oyuncudan biri olacağının ipuçlarını veren Leonie Benesch’i, yine başrolde, bir takip kamerası eşliğinde ter atarken izlediğimiz “Gece Vardiyası” platformda gösterime girdi.

Benesch’i bu kez personel yetersizliğinden muzdarip bir hastanede  gece vardiyasında çalışan idealist hemşire Floria olarak izlediğimiz film, daha en başından hem teknik seçimleri hem de anlatıyı inşa etme biçimiyle hastanede bulunduğunuz herhangi bir günün sıradan temposuna bir gözlemci gibi tanık ediyor sizi. 

Ancak gece tüm servise iki hemşirenin baktığı bu sıradan gün, talepleri ve acil ihtiyaçları artan hastalara yetişmeye çalışan Floria’nın kişisel kabusuna ortak olduğumuz bir gerilime dönüşüyor.

Filmin gücü, kamera kullanımı ve görüntü yönetimindeki ustalıklı tercihlerin yanı sıra  seyirciye hikayenin başında verdiği gerçekçi ve organik hissi, gerilimin temposu adım adım artmasına rağmen sonuna kadar taşımayı başarıyor olması.

Artık Avrupa’nın bile giderek sırt çevirdiği bir senaryo geleneğine yaslanıyor “Gece Vardiyası”: Gündelik olana dair her şeyin en sıradan, en olağan parçası olarak gördüğümüz hayatlar ve ilişkiler, aslında hiç de basit olmayan bir mücadele ve sömürü zincirinde kendini her gün ve her an yeniden üretme zorunluluğu anlamına geliyor.

Film bu bakımdan yalnızca gerilim soslu bir drama değil, sinemanın giderek unuttuğu bir işçi sınıfı gramerini de yeniden hatırlatıyor. 

İzleyici Floria ile beraber hastalar arasında koşuştururken, aynı anda İsviçre’de de giderek özel sigortaların insafına terk edilen kamusal sağlık sisteminin iflasını, sayıları yetersiz sağlık çalışanlarının astronomik bir iş yükü altında insan hayatı gibi ağır bir sorumluluğu insanlık dışı çalışma koşullarında taşıdıklarını  görüyoruz. 

Hep yanından geçtiğimiz ve bize sıradan gelen şeylerin arkasındaki kronik, yapısal açmazları hiç de didaktik olma derdine düşmeden, genç ve çalışkan bir hemşirenin bir vardiya boyunca dalgalanan duygularına sızarak, son derece ekonomik bir senaryo formülüyle anlatıyor film. 

Hemşire Floria’nın maksimum performansla hastalara yetişmeye ve özel ilgi göstermeye çalışsa da imkansızı mümkün kılamayacağı türden sistemik bir krizin içindeki hatalarından bile kendini sorumlu tutması ise bence her meslekten ve yaştan seyirci için çok tanıdık. 

Film bu yönüyle dünyanın neoliberal yeniden organizasyonunun yarattığı insan halet-i ruhiyesinin fotoğrafını da kusursuz şekilde çekip koyuyor önümüze. Gözünün önünde durana ne kadar yakından bakmak isteyeceği ise izleyene kalıyor. 

Petra Biondina Volpe’nin reji  koltuğunda oturduğu “Gece Vardiyası”, bir film olarak hakkında sıraladığım bütün maharetlerinin ötesinde hayatın ve zamanın pay edilme biçimine ve buradaki adaletsizliğe dair de sorular sorduran, sonbahar sezonunda MUBI’de görülebilecek yapımlar arasında bir adım öne çıkmayı hak ediyor.

Not: Karakter için seçilen ismin, Florence Nightingale’e de bir selam gönderdiğini düşündüm izlerken. Mevcut sağlık sisteminin hemşirelere göre hâlâ bir harp meydanı anlamına geldiğini hatırlatmak için daha iyi bir ipucu olamazdı sanırım.

 
Yazarın Diğer Yazıları

Anlattığına yabancı ‘büyük fikirler’ sineması

Altın Palmiye ödüllü Anatomy of a Fall filminin senaristi Arthur Harari’nin, bu yılın Cannes seçkisinde de yer alan yeni filmi “İçimdeki Yabancı” 11 Eylül’de Türkiye’de gösterime girdi. Film, David Zimmerman adlı genç ve içe dönük bir fotoğrafçının iş için gittiği partide gördüğü Eva adlı kadını takıntı haline getirmesi etrafındaki hikayeyi merk ...

Göklerden gelen kararlar ve zaferlerin ahlaki ikilemleri

Ana akım sinema, Batı merkezli siyasetin güncel itibar krizi söz konusu olduğunda geçmişin zaferlerini tekrar tekrar onurlandırmayı seviyor. İkinci Dünya Savaşı dramaları bunun beyaz perdedeki en kullanışlı araçları oldu her zaman. 14 Ağustos’ta vizyona giren “Fırtınadan Önce” (Pressure) de artık neredeyse kendi başına bir türü temsil eden bu filml ...

The Non-Actor: “Önce kuşların sesi kaybolur”

Kısa filmler neredeyse seyir deneyiminin dışına atılmış, onu tutkuyla sahiplenen küçük grupların “gurme zevkleri” kabilinden kendilerine biçilen role razı edilmiş gibiler. Oysa sinemanın bir sanat disiplini olarak ifade gücüne dair uzun metraj hikayelerin ıskaladığı pek çok keşfe kısa filmler alan açıyor son yıllarda. Ana akım platformların pek ...

‘Barajdan Sızanlar’: Araziden Belleğe Sessizin Payı

Özne yer değiştirdiğinde tarihin vuku bulduğu topografyanın anlamı da bakışla beraber yer değiştirebilir mi? Klasik tarih yazımının, sömürgeciliğin ya da “temsilin” hegemonik imajları etrafında örülen anlatılar mekânın başka türden hakikatlerini örtmenin araçlarına dönüşmüşse, o mekânların hikâyesi gerçekten kime aittir ? Bu soruların etrafında ses ...

Cemal Karaburçak’ın tuvalinde alacakaranlığın renkleri

Kendi deyimiyle fırçayı eline ilk kez aldığı 1930’dan itibaren artistik büyüme hikayesini, döneminin figüratif sanat normlarını reddederek kendi yolunu çizmeye adamış bir “otodidakt” olarak inşa eden İhsan Cemal Karaburçak’ın 1970’e kadar verdiği eserlerini bir araya getiren “Bir Renk Ressamı” sergisi, Beyoğlu’nda bulunan Casa Botter’de ziyarete aç ...

The Drama: Romantik enkazın estetiği

Romantik drama türünün sinemadaki geleneksel temsilinin son 10-15 yılda tamamen yön değiştirdiği yeni bir anlatı biçimi giderek yerleşiyor. Aşkın ve sevginin koşulsuz olduğu fakat araya engellerin girdiği; çatışmanın dışarda kurulup iki kişinin arasına sızdığı, o çatışma çözüldüğü anda bir ömür sürecek bir mutluluk idealinin ya da yarım kalmış gerç ...

Muğlak sınırlardan dirençli imajlara

Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği, Türkiye ve İsveç’ten 11 sanatçının eserlerini bir araya getiren “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı” sergisi, çağdaş sanatın farklı disiplinlerine ev sahipliği yapan önemli mekanlardan KASA Galeri’de ziyaretçilerini ağırlıyor. “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, göç ve yerinden edilme deneyimi etrafında insan bedeni ve ...

Mektup zarflarında Bedri Rahmi’nin izini sürmek

İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan, geçtiğimiz yıllarda İBB Miras’ın restorasyon ve işlevlendirme çalışmasıyla bir sergi ve etkinlik mekânı olarak şehrin kültür sanat hayatına kazandırılan İstiklal Caddesi üzerindeki Casa Botter Apartmanı’nda ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu anısına açılan özel bir sergi 29 Ocak’ta ziyaretçileri ...

Kadınlar, travmalar, ejderhalar

Critic’s Choice ve Altın Küre ile açılan ödül sezonu, Oscar adaylarının da açıklanmasıyla birlikte sinema meraklılarının yıl boyunca takip edeceği gündemin haritasını aşağı yukarı belirledi. Fakat Hollywood’un ana akım tartışmaları büyük ölçüde yönlendirdiği bir atmosferde, geçen yıl prömiyerleri sırasında bağımsız film seyircisinin radarına giren ...

Tavan arasında unutulmuş Medusa için bir mızrak

Geride bıraktığımız yılın son günlerinde demir alan ve yeni yılın ilk günlerinde açık sulardaki seyrini sürdüren “Öylesine Bir Sevgili”, Aslı Tohumcu’nun İletişim Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni romanı. Roman, kadınlık tecrübesine ait sözü, bir güçlenme deneyimi olarak masal karakterlerinin tanıklığına bırakıyor. Türkçe’nin sözlü gelene ...

ARŞİV