Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği, Türkiye ve İsveç’ten 11 sanatçının eserlerini bir araya getiren “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı” sergisi, çağdaş sanatın farklı disiplinlerine ev sahipliği yapan önemli mekanlardan KASA Galeri’de ziyaretçilerini ağırlıyor.
“Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, göç ve yerinden edilme deneyimi etrafında insan bedeni ve ruhunu yaralanmaya açık, geçirgen bir yüzey olarak yeniden düşünüyor. Aynı zamanda savaşların ve sınır politikalarının bellek rejimlerini inşa etme biçimlerine de yakından bakan işler, bireysel ve toplumsal anlamda “yaralanabilirlik” (vulnerability) düşüncesine yaklaşarak yıkıcı politikaların ürettiği sınır çizgilerini aşındırmayı deniyor. Eserlerin tamamı sınır kavramının muğlaklığını, alıcısına etik bir çağrı olarak iletiyor ve göç fikrinin mevcut çağrışımlarını aşarak dayanışma ihtimallerinin de çatallanan yollarına açılıyor.
Sergide İpek Duben, Gözde İlkin, Murat Gök, Şeyda Özdamar ve Volkan Aslan’ın yanı sıra Fikret Atay, Kristina Lindberg, Mattias Käll, Rio Drop, Tekin Karakuş ve Johanna de Verdier gibi sanatçılar yer alıyor.
Sergiyi Orta Doğu’da cereyan eden güncel savaşların yarattığı kitlesel ruh halinden sıyrılarak görmek mümkün değil. Yücel’in kürasyonu da ilk olarak yerinden edilme, göç ve sınır hakkında kolektif bellekte yer bulan daha maddi ve doğrudan imajlarla yüzleşeceğimiz eserlerle karşılıyor bizi. Fakat sergi alanında ilerledikçe bu deneyimleri yalnızca tahribat ve acı üzerinden düşünmenin ötesinde her birimizi, herhangi bir anda sınırın bir yakasından ötekine atabilecek ihtimallerin eşiğinde duran ve kırılganlığın bedenleri bir bakıma eşitlediği daha melez imajlara yakınlaştırıyor.
Kumaşlar, arşiv belgeleri, videolar, teller, fotoğraflar, sesler ve dijital görüntüler gibi çok farklı malzemelerin kullanıldığı eserler, sınırın ve göçün fiziksel bir eylem olmanın ötesinde doğa, beden ve hafıza üzerindeki çok katmanlı karşılıklarıyla da temas halindeler.
“Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, yer değiştirmenin türlü hallerine bakarken bunu yalnızca savaşlar ve afetler nedeniyle oluşabilecek zorla yerinden edilme ya da zorunlu göç gibi durumlarla sınırlı tutmuyor. “Sürgün” sözcüğünün doğadaki karşılığı olan; bitkinin genç dallarını, yapraklarını ve tohumlarını taşıyan sistemiyle de dilsel bir yer değiştirme yaparak kökler ve hareket temasıyla ilgili Çek-Brezilyalı filozof Vilém Flusser’in felsefesine atıfta bulunuyor ve aidiyet üzerine de düşünmeye çağırıyor.
Serginin açıklama metninde, filozofun bakışı, söz konusu eserlerin oluşturduğu ortak temaya olduğu kadar, sanatın kendisine dair de bir estetik/politik müdahale olarak kavranıyor. Metinde Flusser’in sürgün edilen kişiyi, “yeni kökler yaratmak için çevresini dönüştüren birey” olarak tanımlayan yaklaşımı, sergide de “sanatın yalnızca bir temsil alanı değil, aynı zamanda düşünsel hareketliliğin ve estetik direncin üretildiği bir zemin” olarak ele alınıyor.
Bu bağlamda eserlerin büyük bölümü, aidiyeti ve evi sadece yerleşik köklerin mekanı olarak görmüyor, böyle bir mekana hiç sahip olamamışlar için de bir yer ve topluluk oluşturma tahayyülünün peşinden gidiyor.
Savaşlar ve ekolojik yıkım nedeniyle yerinden edilmenin ve zorunlu göçlerin, içinde yaşadığımız çağda giderek küreselleşen bir tehdit haline gelmesi sanatın dert edindiği temaların maddi gerçeklerle kurduğu ilişkiyi daha da belirleyici hale getiriyor. Sanatın temsil mekanizmalarının sınırlarını bilerek, yine de o sınırları aşındırmayı denediği bu türden üretimler, toplumsal yaşamın ütopyalarını ya da en azından yeniden kolektif bir hayal kurabilme ihtimallerini yüreklendirdiği için de kıymetli.
“Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, İstanbul’da Sabancı Üniversitesi KASA Galeri’de 17 Nisan’a kadar görülebilir.

Ben Rakam Değilim, 2026, Tuval Üzerine Akrilik Boya, 30x40 cm / Şeyda Özdamar

Yuva, 2024, Mermer ve İnsan Saçı, 25x35x10 cm / Rio Drop

La Dolce Vita, 2025, Yerleştirme, 150x40 cm / Murat Gök
İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan, geçtiğimiz yıllarda İBB Miras’ın restorasyon ve işlevlendirme çalışmasıyla bir sergi ve etkinlik mekânı olarak şehrin kültür sanat hayatına kazandırılan İstiklal Caddesi üzerindeki Casa Botter Apartmanı’nda ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu anısına açılan özel bir sergi 29 Ocak’ta ziyaretçileri ...
Critic’s Choice ve Altın Küre ile açılan ödül sezonu, Oscar adaylarının da açıklanmasıyla birlikte sinema meraklılarının yıl boyunca takip edeceği gündemin haritasını aşağı yukarı belirledi. Fakat Hollywood’un ana akım tartışmaları büyük ölçüde yönlendirdiği bir atmosferde, geçen yıl prömiyerleri sırasında bağımsız film seyircisinin radarına giren ...
Geride bıraktığımız yılın son günlerinde demir alan ve yeni yılın ilk günlerinde açık sulardaki seyrini sürdüren “Öylesine Bir Sevgili”, Aslı Tohumcu’nun İletişim Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni romanı. Roman, kadınlık tecrübesine ait sözü, bir güçlenme deneyimi olarak masal karakterlerinin tanıklığına bırakıyor. Türkçe’nin sözlü gelene ...