Haftalık Bağımsız Gazete 24 Şubat 2018

Uyku, stres, depresyon: Süreklİ yaz saati uygulaması

Enerji tasarrufu gerekçe gösterilerek geçtiğimiz yıl uygulamaya konulan “sürekli yaz saati” uygulaması birçok sorunu da beraberinde getiriyor

Uyku, stres, depresyon: Süreklİ yaz saati uygulaması
Alper Kaan YURDAKUL

eçtiğimiz yıl sürekli hale getirilen yaz saati uygulamasının kış aylarında da devam etmesi uygulaması üzerine çalışanlar ve öğrenciler okula ya da işlerine gidebilmek için gece karanlığında yola çıkmak zorunda kalmıştı. Danıştay’ın Bakanlar Kurulu’nun uygulamanın sürekli hale getirmesi hakkında “yürütmeyi durdurma kararı” vermesine karşın, torba yasaya eklenen bir maddeyle bir sene daha uygulanmasına karar verildi. Meselenin hukuki boyutu bir yana Elektrik Mühendisleri Odası(EMO)’nın yaptığı açıklamaya göre geçtiğimiz sene uygulamayla birlikte elektrikten tasarruf edilmedi, aksine artış gözlendi. Araştırmalar ise kuş aylarında yaz saati uygulamasına devam edilmesinin uyku problemlerinden depresyona kadar pek çok problemi de beraberinde getirdiğini gösteriyor. Vücudun hormonal dengesinin de bundan kötü etkileneceğini söyleyen uzmanlar, uygulamada ısrar edilmemesi gerektiğini düşünüyor. Kendilerine #AnneHareketi diyen bir grup anne ise uygulamanın kaldırılması için imza kampanyası başlattı. İşte bütün boyutlarıyla “Sürekli Yaz Saati Uygulaması”…

“ISRARI ANLAMIYORUZ”

Konuyla ilgili açıklama yapan Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Erol Celebsoy, hükümetin yaz saati uygulamasındaki ısrarını anlayamadıklarını söylüyor. Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) tarafından yayınlanan resmi verilere göre geçen yıl yaz saati uygulaması- na devam edildiği 30 Ekim 2016 – 26 Mart 2017 tarihlerinde, elektrik tasarrufu bir yana tüketimin 7 milyar kilovat saat arttığına işaret eden Erol Celebsoy, “Bu da maddi olarak 2,8 milyar TL daha fazla elektrik tüketmişiz demek oluyor” diyor. Yaz saatinde ısrar etmenin elektrik tüketimini artırdığını, bu durumun da en çok tamamen özelleştirilen elektrik dağıtım sektörüne yaradığına işaret eden Celebsoy, “Elektrik dağıtım şirketleri için daha fazla tü- ketim, daha fazla kazanç demek. Bu uygulamadan tek memnun olanların bu şirketler olduğunu görmek lazım” değerlendirmesinde bulunuyor. Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Necdet Pamir ise Celebsoy ile aynı görüş- te: “Özellikle batı illerimizde, güneşin geç doğacağı gerçeği ile birlikte, elektrik tüketiminin yoğun olduğu bölgelerin de batıda yer aldığı düşünüldüğünde; alınan karar, özellikle hanelerin elektrik faturasını artırıyor. Bakanlığın açıklamalarının, hiçbir inandırıcı ve bilimsel yanı yoktur.”

HORMONLARI ETKİLİYOR

İngiltere’nin güvenilir bilim yayınlarından “sciencedirect”in 2010 yılında yayınladı- ğı bir makale ise karanlıkta uyanmanın vücudun hormonal dengisindeki etkileri göz önüne seriyor: “Işık yoğunluğu, retinamızdaki özel hücreler tarafından saptanır ve bu bilgi, beynimizin derinlerinde üst kiyazmatik çekirdek denilen bir bölgesinde yer alan biyolojik saati düzenler. Hipotalamusta bulunan üst kiyazmatik çekirdek, hipofiz bezimiz aracılığıyla hormon sekresyonuyla bağlantılı olan endokrin sistemi kullanarak iç vücut süreçlerinin düzenlenmesinden sorumludur. Kortizol, genellikle stres hormonu olarak bilinir ancak 24 saatlik örgüde bizi sağlıklı tutan esasında bu hormondur. Uyanmanın hemen sonrasındaki ilk 30 dakikada kortizol salgısında ani bir patlama görülür. Bu duruma kortizol uyandırıcı tepki denir ve aydınlık saatlerde uyandığımızda bu etki daha da fazladır. Bu yüzden, aydınlık sabahlar kortizol uyandırıcı tepkiyi arttırır ve dolayısıyla da daha iyi beyin fonksiyonlarını ortaya çıkarır. Geçmişte yapılan çalışmalar, karanlık kış aylarında uyanan insanların daha düşük kortizol uyandırıcı tepki seviyesine sahip olduğunu ortaya koydu. Kortizol uyandırıcı tepkinin küçüklüğü, optimum düzeyde işlevsel olamamamız anlamına gelir. Bu yüzden, daha karanlık kış sabahlarında, ani bir kortizol salınımı patlaması oluşturmak zor olabilir. Bunun nedeni, hem uyanışın hem de ışığın, günün bu önemli devrilme noktası için bir uyaran olmalarıdır. Sabah saatlerindeki düşük ışık, biyolojik zincir reaksiyonunu azaltarak çoğumuzun normalin altında hissetmesine ve “tam gazla” çalışmasına engel olabilir.

Gazetemize konuşan Psikolog nam-ı değer Bar Psikoloğu Ferhat Aydın, insanın evrimsel süreçte aydınlığı yaşama başlamak ve devam etmek; karanlığı ise uyumak olarak kodladığını söyledi. “Çok geç saatte uyumamak veya çok geç saate uyanılmaması bundan dolayı tavsiye ediliyor. Biz çalışan insanların ama özellikle çocukların uyandıkları zaman havanın karanlık olduğunu görmeleri onların beyninin durumu algılamasını zorlaştırıyor. Çünkü beyin buna alışık değil. Bazı Avrupa ülkelerinde bu yıllardır böyle yapılıyor olabilir ama bizim ülkemizde bu geçiş aşamasında çok ciddi adaptasyon problemleri yaşanıyor. Bu da doğal olarak gerek duygusal gerek odak ile ilgili bazı problemlere yol açabiliyor. Özellikle çocukların ve çalışanların sabah kalkıp işe veya okula gitmelerinden itibaren başlayan süreçte yani bir, bir buçuk saatlik bir zaman diliminde ayılma, odaklanma ve konsantrasyon problemleri yaşadığını söyleyebiliriz. Bu konuda araştırmalar devam ediyor. Kesin yargılara varmamız şu aşamada güç fakat genel olarak insanların ve öğrencilerin yorumu, güne kaygıyla ve stresle başladıkları yönünde…”

ANNELER TEPKİLİ

Ebeveynler de çocuklarının okula gitmek için karanlıkta evden çıkmak zorunda bırakılmasına tepki gösterdi. Kendilerine Bir grup anne tarafından oluşturulan kendilerine #AnneHareketi diyen bir oluşum sürekli yaz saati uygulamasının kaldırılması için “change.org” üzerinden imza kampanyası başlattı. Kısa süre içinde 200 bini aşan imzaya ulaşan kampanyanın metninde ise şu ifadeler yer alıyor: “Geçen sene başlayan bu uygulamayla çocuklarımız, sabahları okula gitmek için uyandıklarında, etrafta bir gece karanlığı hakim oldu. Uyanan çocuklarımıza, "haydi okul vakti, sabah oldu" demek zorlaştı. Çünkü gördükleri karanlık ile sabahı bağdaştırmaları imkansızlaştı. Özellikle ilkokula yeni başlayan çocuklarımız için, bu uygulama hem güvenlik sorununu hem de derslerde verimlilik sorununu beraberinde getirdi. 4.760.000 ilkokul öğrencisi için bu durum gerçekten çekilmesi zor bir hal aldı. Biz anneler olarak sesleniyoruz; lütfen çocuklarımızın ve bizim bu mağduriyetimize son verecek yeni bir yasal düzenleme yapılsın.Gö- zünün içine baktığımız evlatlarımız, bu karanlıkta yollara dökülmesin. Gündüz gözüyle, güven içinde okullarına gidebilsinler. Her anneyi, babayı, ve anne baba adaylarını bu kampanyayı imzalamaya davet ediyoruz.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.