Haftalık Bağımsız Gazete 18 Aralık 2018

“Hasretin iki yakasından öyküler”

Lozan Mübadilleri Vakfı ve Ankara Lozan Mübadilleri Derneği’nin düzenlediği “Mübadil İnsanlar” sergisinde panosu olan Özbek ailesinin hikâyesini, ikinci kuşak mübadil Hakan Uzbek’ten dinledik

“Hasretin iki yakasından öyküler”
Alper Kaan YURDAKUL

1923 yılında Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak yapılan sözleşme uyarınca Türkiye ve Yunanistan Krallığı'nın kendi ülkelerinin yurttaşlarını din esası üzerine zorunlu göçe tabi tuttuğu “nüfus Mübadelesi”nin ardından 93 yıl geçti. Mübadeleden geriye doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmak zorunda kalan aileler kaldı. Bu ailelerin anıları ise Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşen “Mübadil İnsanlar” sergisinde hayat buluyor. Sergide ailenin yaşamını konu olan bir panonun bulunduğu Girit’te yaşarken zorunlu göçle İzmir ve Söke’ye yerleştirilen Uzbek ailesinden Öğretim Görevlisi Mehmet Hakan Uzbek ile mübadeleyi konuştuk.

“MÜBADELE ACI BİR OLGU”

  • Aileniz ne zaman göç ettirilmiş? Kaç kişi gelmişler?

1923 mübadele sözleşmesinin ardından 1924 yılının yaz aylarında gelen son kafile ile birlikte Girit’i terk etmişler ve İzmir’e gelmişler. Eşiyle birlikte dedem, büyük amcam, dedemin ağabeyi ve kız kardeşleri aileleri ile birlikte kalabalık bir kafile olarak gelmişler.

  • Mübadil bir aileden gelen biri olarak siz nasıl bakıyorsunuz mübadeleye?

Çok boyutlu bir olgu mübadele. Elbette ki çok acı bir olgu. İnsanlar, aileler yüzyıllarca hatta binyıllarca yaşadığı topraklardan sökülmüş ve gittikleri yerlerde zorluklar yaşamışlar. Yepyeni yaşamlar kurmaları gerekmiş. Bütün bu zorlukları çekmişler. O zamanlar ki ulus-devlet ve homojen ulus yaratma ideolojileriyle de bağlantılı olarak gerçekleşmiş bir uygulama. Dolayısıyla eleştirel bir mesafeden bakmak gerektiğini düşünüyorum mübadeleye.

“PROBLEMLER GELMEDEN ÖNCE BAŞLIYOR”

  • Sizin aileniz ne gibi problemler yaşamış?

Bir kısmı İzmir’e bir kısmı Söke’ye yerleşmiş. Aslında sorunlar gelmeden önce başlıyor. Girit’te yaşayan Rumların ve Müslümanların milliyetçi ideolojiler bağlamında Yunanlar ve Türkler olarak ikiye bölünmeleri ve bu kimlikleri edinmeleriyle ilgili. Çok sancılı bir süreç geçmiş ve düşmanlıklar kendisini göstermiş. Gelmeden önceki oradaki son on yılları gerilimli ve çatışmalı bir toplumsal ortamın içinde geçmiş. Bütün bu olumsuz çerçeve içinde çok iyi anlaştıkları, kucaklaştıkları Rum arkadaşları olduğunu da biliyoruz.

  • Ya geldikten sonra?

Girit’ten varlıklı bir aile olarak gelmişler ama o varlıklarının karşılığını Türkiye’de alamamışlar. Sözleşme gereği orada bırakılan gayrimenkuller değerinde Türkiye’ye geldikleri zaman o kadar gayrimenkul almaları gerekiyor. Rumların bıraktığı mallardan bir  değiş tokuş yaşanması gerekirken, öyle olmamış. Maddi kayba uğramışlar. Dedem eğitimli ve dil bilen biri olduğu için iş bulması kolay olmuş ve geçim sıkıntısı çekmemişler.  Dil zorlukları ortaya çıkmış. Ailenin yaşlıları hiç Türkçe bilmiyormuş. Bilenler ise şiveli konuştuğundan, bazı kişiler tarafından “Yarı-gavur”, “Biz sizi yendik ve denize döktük. Yine mi geldiniz?” gibi söylemlerle karşılaşmışlar. Yine aile büyüklerimizden biri mahkemede kendini Türkçe ifade edemediği için büyük problemler yaşamış.

  • Yolunuz Kadıköy’e nasıl düştü?

 İzmir’den sonra amcalarım İstanbul’da tıp eğitimi görmeye gelmişler. En son babam 60’yılların başında eczacılık okumak için İstanbul’a geldiğinde aile artık İstanbul’a taşınmış. Taksim ardından Nişantaşı ve Levent’ten sonra 88’de Kadıköy’e taşınmışız.

“BİR DAHA YAŞANMAMASI İÇİN…”

  • Dernek olarak bu etkinlikleri düzenlemenizin sebebi nedir?

Çeşitli amaçlarımız var. Mübadeleye hem buradan gitmiş, hem oradan dönmüş ailelerin kültürünün korunması ve yaşatılması bunlardan bir tanesi. Bir diğeri de Türkiye ile Yunanistan arasındaki barış iklimine katkı yapmak. Çünkü bizlerin aileleri bu iki ülke arasındaki ilişkilerin çok acılı ve çatışmalı olduğu bir dönemde bütün bu savaş dönemlerindeki kırılmalar yaşamış. Bunların tekrar yaşanmaması için etkinliklerde bulunuyoruz. Yaptığımız çalışmalardan biri de kamuoyunun bilinçlendirmesi. Bu çerçevede bu sergiyi gerçekleştiriyoruz. Böyle şeylerin tekrar yaşanmaması gerektiğini anılarımızdan yola çıkarak anlatıyoruz.

“KİMLİKLER YAPAY ŞEYLER”

  • Mübadil olmak kişisel olarak size ne kattı?

Mübadil olmak önemli bir konuda beni bilinçlendiriyor. O da kimliklerin yapay şeyler olduğu ve insanların aslında özünde kardeş olduğu. Ama aşırı ideolojiler ve kimlikçi söylemler sonucunda bu kardeşliği unutabildiklerini de hatırlatıyor. İnsanlar kimlikçi söylemelerin heyecanına, o büyülü atmosferine katılarak kardeşliği unutuyor ve birbirlerine büyük acılar yaşatıyor. Bu konuda mübadil bir aileden geliyor olmamdan kaynaklı bilinçlendiğimi düşünüyorum. Benim dünyaya bakışımda kimliklerin ötesinde onların farklılıklarını değil de ortak yönlerini arayıp bulmak var. Köklere inmek ve yeniden birleşmek yolunda adım atmaya çalışıyorum.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.