Haftalık Bağımsız Gazete 19 Ekim 2020

Çocuklar için mimarlık

Eski Kadıköylü, şimdinin ABD’li mimarı Gökçe Saygın Batista, çocuklar için mimarlık atölyeleri düzenliyor. Amacı çocuklara mimari aracılığıyla farklı düşünme biçimleri aşılamak olan Batista, ‘’Eski köye yeni adet getiren, mutlu çocuklar olsun’’ diyor

Çocuklar için mimarlık
Gökçe UYGUN

Geçenlerde gazetemizin mail kutusuna bir e-posta düştü. Doğma büyüme Kadıköylü olan, şimdilerde ABD’de yaşayan mimar Gökçe Saygın Batista’dandı bu mail. Heyecan ve hevesle projesi ‘çocuklar için mimarlık’tan bahsediyordu. Her çocuğun öğrenme sürecinin ve yönteminin farklı olabileceği fikrinden hareketle kurguladığı arKIDect adlı atölyesinde, çocukların mimarlık ve çevre ilintili konular aracılığıyla problem çözme yetilerinin gelişmesine katkı sunduğunu anlatıyordu.

Tesadüf bu ya, 9 Nisan Mimar Sinan'ı Anma ve Mimarlar Günü de yaklaşıyordu. üstelik Batista da New York'ta kasırga geçirmez tasarımı üzerine yaptığı çalışmayla ABD Yeşil Bina Konseyi ödüllü bir mimardı. Bize de elektronik ortam üzerinden sorularımızı yollayıp, hikayesine kulak vermenize vesile olmak düştü.

  • Eski bir Kadıköylü olarak sizi okurlarımıza tanıtalım. Eğitiminiz, mesleğiniz, Kadıköy’ü bırakıp ABD’ye gidişiniz vb.. 

Doğma büyüme Kadıköylüyüm. Kadıköy, bizim jenerasyona farklı bir karakter kazandırdı bence. O yüzden kendimi hep şanslı hissetmişimdir. Özgürdük, rahattık. Farkında olmadan, hep güzelliğe dair bir şeyler öğrendik. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde, Mimarlık ve Peyzaj Mimarlığı okudum. Mezun olduktan sonra sırtımda çanta Türkiye'yi gezdim bir süre.  Uzmanlaşmak istediğim alanda yeterince kaynak olmadığını görünce, çatı bahçeleri ve ekolojik mimari üzerine tecrübe kazanmak için New York’a geldim. Planda 5 ay kalıp geri dönmek vardı ama 7 senedir  buradayım. Şu an "New York Şehir Park Departmanı" da, çatı bahçeleri ve kamu binaları tasarlıyorum.

  • Neden ‘çocuklar için’, ‘çocuklar ile’ çalışıyorsunuz? Zihninizde ‘mimari’ ve ‘çocukluk’ kelimeleri nasıl yan yana geldi?

‘Çocuklar geleceği yapacak adamlardır’ der Mustafa Kemal Atatürk. Ben iyi bir gelecek de yaşamak istiyorum, bu yüzden de çocuklara çok önem veriyorum.  Başarısız bir ilkokul süreci geçirdim. Okulda öğretilen dersler bana çok soyut geliyordu. Her çocuğun farklı bir öğrenme yöntemi var. 40 çocuğu aynı odaya kapatıp, aynı seviyede bir şeyler öğrenmesini bekleyemezsiniz. Biz bunu yapıyoruz, üstüne bir de başarılı başarısız diye gruplandırıyoruz onları. Bu doğanın akışına aykırı. Bunu gördüğüm için de, çözümün parçası olmak istedim, hepsi bu. Sonunda arKIDect’e kadar gitti iş. Mimarlık çocuklara ulaşmak için sadece bir araç. Mimar olmasaydım da, yine de çocuklarla çalışırdım, aracım farklı olurdu, o kadar.

  • arKiDect’i ne zaman ve hangi motivasyonla kurdunuz?

Öğrenciyken, bir çocuk mekanı tasarlıyordum ve bir pedagoji kitabı geçti elime, okudukça sorgulamaya başladım. Tasarladığımız mekanların çocukların gelişimlerine ne kadar büyük rol oynadığını farkedince çocuklarla çalışmaya karar verdim. Ama ortada somut bir şey yoktu. New York’a geldiğim ilk sene bir dosya hazırladım. İçinde çocuklar için hazırladığım, 200’e yakın mimarlık aktivitesi vardı. Görüştüğüm okullardan birinden hemen talep geldi ve derslere başladım. Daha sonra  Amerikan Mimari Enstitüsü’ne (AIA) eğitmen olarak kabul edildim. Çocuk ve mimarlık kampları yaptım orada. Ayrıca devlet okullarında mimarlık eğitimi verdim. Birçok firmadan teklif gelmeye başladı. Yaptığım işi o kadar çok sevdim ki, kendiliğinden gelişti her şey. 2012'de arKIDect adını vererek kendi atölyelerimi açma kararı aldım. Şu an Brooklyn'de atölyemiz.

  • Çocuğunuz var mı? Yani varsa ilhamı ondan mı aldınız babında soruyorum bu soruyu. 

Evet. Maya 17 aylık. arKIDect Maya doğmadan 4 sene önce kuruldu fakat Maya ile başka bir boyut kazandı. Oyuncak almıyoruz mesela. Beraber yapıyoruz her şeyi. Boş bir yumurta kutusundan 10 farklı oyun çıkıyor. Evde ufak bir köşesi var. Koltuğu, mutfağı, giysi dolabi, kitaplığı... Tüm mobilyaları onun boyutunda. Elde ne malzeme varsa onlarla yaptığımız eşyalar bunlar. Maya’dan önce 6 yaş altı ile çalışamam sanıyordum ama en önemli dönemlerin de bu dönemler olduğunu fark ettim. Okul öncesi yaş grubuna hitap edecek bir mimarlık kitabi yazmama ilham oldu. Kitap basım aşamasında şu an. Önce New York, sonra da Türkiye'de dağıtıma girecek.

  • Hayvan evleri, marşmelov ve spagettiden gökdelenler, kağıtlardan köprüler yapılıyor atölyenizde. Oldukça eğlenceli görünüyor. Çocuklarla nasıl çalıştığınızı, onlara neler aktarıp nasıl geri bildirimler aldığınızı biraz paylaşır mısınız?

Günlük iş hayatımda, karşıma çıkan ne varsa not alıyorum. Mimarlık konularını çocuklaştırmanın gereği yok diye düşünüyorum. Kodlama öğreniyor artık birinci sınıflar!  Mesela bir engelli rampası yapıyorum o gün, ertesi gün ders konusu olabiliyor. Rampa projesi yapıyorlar. Hem sosyal sorumlulukları artıyor hem de ciddi matematik bilgisi gerektiriyor rampa çözümlemek. Hiçbir zaman direkt bir soru yöneltmiyorum, soruları da kendileri buluyorlar, çözümleri de. Eğer elin 15 cm ise, kapı 6 el genişliğindeyse, o kapı 90cm’dir. Aslında mimarlık bu kadar yalın bir şey.

  • Atölyeler kaç yaş arası çocuklara yönelik? ABD’li çocuklar mı katılıyor?

Genelde 6-12 yaş arası çocuklar katılıyor. New York çok kozmopolit bir şehir olduğundan dünyanın her yerinden çocuklar katılıyor atölyeye. Buradaki Türk çocukları için, Türkçe atölyeler de yapıyorum. Çocuklar sürekli İngilizce konuştukları için Türkçe’leri gelişemiyor.

  • Bu atölyelerin çocuklara katkısı nedir?

Hemen hepsi çok mutlu ayrılıyor atölyeden. Yaptığımız çalışmalar, çocuğun kendi sınırlarını keşfetmesine yardımcı oluyor. Sorunun değil, çözümün parçası olan çocuklar haline geliyorlar. Yaptığımız işte doğru ya da yanlış yok. Atölyelerde itiraz ediyoruz. Herkes problemi farklı çözüyor. Kimse kimseyi yargılamıyor. Bu da çocuğun özgüvenini sağlamlaştıran bir ortam yaratıyor.

  • Artık çocuğun söz sahipliği/görünürlüğü hayatın her alanında artıyor. Geleceğin mimarisinde çocukların payı ne olacak/olmalı sizce?

Koşullar farklı bakış açıları gerektirdiğinde, çocuğun bunu farkedip hayatına müdahale edebilmesi ve kendi kendine çözüm yolları üretebilmesi çok kıymetli. Kodlama öğreniyor şimdi çocuklar. Hangimiz biliyoruz ki kodlama? Yani şimdi söyleyin kim kimi yönetecek? Bilgi kimdeyse artık o kazanıyor. Bence şimdiki nesil kendi kaderini kendi değiştirecek. Hepsinin genlerinde “neden” diye sormak var çünkü. Akla yatkın olmayan cevaplara da itaat etmiyorlar. Teknoloji çağı çocuklarını kandıramazsınız. Televizyon izlemiyor artık çocuklar, internetten alıyorlar bilgiyi. Baskı var diyorlar. Olsun. Elmas da yüksek basınç altında oluşurmuş…

  • Bir de  ‘rehber’ hazırlıyorsunuz.

Atölyede yaptığım işleri paylaştıkça, farklı ülkelerden mailler almaya başladım. Nasıl yapıyorsun? Malzemeler nedir? gibi... Onları maillerini yanıtlarken aslında bir rehber kitap yazmaya başladığımı farkettim. Öğretmen eğitimleri de veriyorum. Amaç çocuklarla mimarlık çalışmaları yapmak isteyenlere yardımcı olmak.

  • 9 Nisan Mimarlar Günü vesilesiyle bu röportajı zamanladık. Bu gün hakkında bir mesajınız var mı?

Bence mimarlık sadece bir meslek değil, sosyal sorumluluk gerektiren ciddi bir uğraş . Şehrin ortasına yapılan kaçak bir bina, doğanın kalbine saplanan kaçak bir HES, yıkıma mahkum edilmiş tarihi bir yapı... Bunlar herkesin ortak derdi olmalı. Şu an kamu projeleri yapmayı tercih etmemin en önemli sebebi de bu konudaki hassasiyetim. Bir kamu binasına çivi çaksanız dahi, halka sormak zorundasınız. Halk kabul etmezse hiçbir proje gerçekleşmiyor. Çünkü onların vergileriyle yapılıyor bu binalar ve herkes bunun bilincinde. 

  • Konuyu biraz da yerelleştirelim. NY’de yaşasanız da Kadıköylüsünüz. Buranın mimarisi ve çocuklar arasındaki ilişkiye dair gözlemleriniz neler?

İnsan bu kadar uzakta yaşarken en çok da geride kalan dokunulmamış şeyleri özlüyor. Şu an hiçbir zaman yaşamadığımız kadar yoğun bir kentsel dönüşüm var İstanbul'un her yerinde. Bu daha çok soylulaştırma aslında. Bir yetişkin gözünden İstanbul artık bir şehir, bir yuva olamıyor. Çocukluğunuza ait ne varsa çok çabuk değişiyor ya da yok oluyor. Doğup büyüdüğüm ev şu an yıkım aşamasında mesela. Mahalleler, sokaklar, komşular... Sürekli bir sirkülasyon var. Anı depolanamayan bir kent haline geldi İstanbul. Haydarpaşa'da tren bekleyip, o güzelliği yaşamadıysanız, Haydarpaşa'nın yokluğu varlığı size bir şey ifade etmiyor. Yaşamak lazım şehri ama yaşayamıyoruz. Mimari bir bellek oluşamıyor maalesef. Her yer etrafı duvarlarla çevrili sitelerle doldu. Çocuklar çok yalıtılmış ve yalnız yetişiyorlar.

  • Türkiye’de de çalışmalarınız var mı?

 Her gelişimde STK’lar ile gönüllü projeler yürütüyorum. Başka Bir Okul Mümkün ile çalıştık. Geçen ay Başka Bir Okul Mümkün öğrencileriyle bir çalışma yaptık. Koşan Kaplumbağa Anaokulu Kadıköy-Moda’da olduğu için Haydarpaşa Garı üzerine çizimler yaptılar. Koruncuk Vakfı ile de çalıştım. Mevsimlik tarımda çocuk işçiliğinin önlenmesi hedefiyle, yaz aylarında köylerde çocuklara atölyeler düzenleyen Genç Hayat Vakfı ile de bir öğretmen eğitimi yaptık.https://www.instagram.com/arkidect/

www.arkidect.org


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.