Haftalık Bağımsız Gazete 26 Şubat 2020

Kentin kaybolan spor alanları

Yirmi yıldır hem Türkiye’de hem de dünyanın farklı ülkelerinde spor mekanlarını fotoğraflayan mimar Sena Özfiliz ile yok olan spor alanlarını konuştuk

Kentin kaybolan spor alanları
Erhan DEMİRTAŞ

Mimar ve fotoğrafçı Sena Özfiliz 20 yılı aşkın bir süredir geniş bir coğrafyada spor alanlarının izini sürüyor. Kadıköy’de yaşayan ve Fikirtepe’deki değişimi günlük olarak kayıt altına alan  Özfiliz, spor alanlarının kent ve kentliyle ilişkisini mercek altına alıyor. Spor, oyun ve yarışmanın günlük hayatlarımızda artan rolüne dikkat çeken Özfiliz ile İstanbul ve Kadıköy’de bir dönem yer alan ama yapılaşma baskısıyla ortadan kaldırılan spor mekanlarını ve alanlarını konuştuk.

Kasımpaşa

20 YILLIK GÖZLEM

Öncelikle “Spor Mekanları: Bir Spor Seyyahının Görsel Günlüğü” projenizden başlayalım. Bu uzun soluklu projeye nasıl başladınız?

Öğrencilik yıllarımdan itibaren spor mekanları üzerine araştırma ve arşivleme çalışması yapmaya başladım ve zaman içinde mesleki kariyerimi bu yönde çizmeye çalıştım. Tutkumun beni götürdüğü önemli bir spor ülkesi olan Hırvatistan’da bir sene burslu olarak spor yapıları üzerine araştırma çalışması yaptıktan sonra 2005 yılında Uluslararası Mimarlar Örgütü’nün Spor Yapıları Çalışma Grubu’yla (UIA Sport & Leisure) yolumun kesişmesi bana dünyanın önemli spor mekânı tasarımcıları ile tanışma ve birikimlerinden yararlanma fırsatı sağladı. Grup çalışmaları kapsamında, aralarında Olimpiyat tesislerinin de olduğu dünyanın önemli spor mekanlarını deneyimleme şansım oldu. Fotoğrafla da uzun yıllardır iç içe oluşum, dürtüsel olarak bu mekanları belgeleme itkisi yarattı, sergide yer alan fotoğraf arşivim bu şekilde oluşmaya başladı.

20 yıldır spor mekanlarının fotoğraflarını çekiyorsunuz. Nasıl bir veri var elinizde?

Ağırlıklı olarak Avrupa’dan olmak üzere, çeşitli sporların yapıldığı mekanlara ait bir görsel arşive sahibim. Bunlar arasında 2008 Pekin ve 2012 Londra Olimpiyatları için tasarlanmış mekanlar da yer alıyor. Ayrıca geçmişte yaptığım bir araştırma çalışması kapsamında İstanbul’daki amatör futbol alanları üzerine de bir belgeleme yapmıştım.

İmkânım oldukça daha önce fotoğrafladığım mekanları yeniden ziyaret ederek nasıl dönüştüklerini de kayda almaya çalışıyorum.

Spor mekanları çevrelerini dönüştüren yapılardır, hatta çoğu zaman bu nitelikleri nedeniyle bir bölgeyi dönüştürmenin, yenilemenin aracı olarak kullanılırlar. Bu motivasyona en çok Olimpiyatlar gibi büyük spor organizasyonlarında rastlamak mümkün, genellikle büyük ekonomik yatırımlar oldukları için dikkatli ele alınmadıklarında kolaylıkla birer günah keçisine dönüşebilirler.  

Beşiktaş

SAHALAR DÖNÜŞÜME KURBAN GİTTİ

İstanbul'un mimarisinin değiştiği çok açık. Bu değişim spor alanlarına nasıl yansıyor?

19. Yüzyılın sonunda ülkemizde de yaygınlaşmaya başlayan ve zamanla ülkenin en popüler sporu haline gelen futbol, zamanla kendi kültürünü ve sosyal alanlarını yarattı. İstanbul’da önceleri çayır, bostan gibi boş arazilerde oynanan oyun, semt ölçeğinde spor kulüplerinin yaygınlaşmasıyla kent sosyal hayatında önemli bir yer edinirken, mahalle ölçeğinde aidiyet ve dayanışma duygusunun kuvvetlenmesini sağlamıştı. 1980 sonrası İstanbul’un maruz kaldığı yoğun iç göçle çözülen mahalle dayanışmasına koşut olarak, top peşinde koşulan sahalar, üzerinde müteahhit apartmanlarının yükseleceği potansiyel arsalar olarak görüldü ve büyüyen kent tarafından birer birer yutuldu.

Nereler mesela?

Örneğin geçmişte iç göçün ilk duraklarından ve gecekondulaşmanın ilk başladığı yerlerden olan Zeytinburnu ilçesinin eski haritalarına baktığınızda artık var olmayan onlarca toprak saha görürsünüz. Çocukluğumun Bakırköy’ünde eski adliyenin yanında Yücespor’un toprak sahası vardı, Ali Gültiken gibi ünlü bir ismi yetiştiren bu amatör kulübün uzun yıllar bu furyaya direnen sahası da geçtiğimiz yıllarda bu yapılaşmaya kurban gitti. Kadıköy’den bir örnek vermek gerekirse bugün Göztepe’de Kadıköy’ün bağrına saplanmış hançerin yer aldığı arazi  uzun yıllar amatör futbola hizmet etmişti. Hızlı yapılaşmaya direnemeyen açık spor alanlarının boşluğunu bir dönem ücret ödenerek yararlanılabilen halı sahalar doldurmaya çalıştı. Günümüz İstanbul’unda kent yaşamında serbest zamanın sınırlılığı ve kentin sosyal dokusunun değişimi nedeniyle- güvenlikli sitelerin artışıyla zayıflayan yerel aidiyet ve komşuluk bağları vb. İstanbulluları bireysel sporlara ve üyelik sistemiyle çalışan kapalı spor mekanlarına yöneltti. Takım sporlarının yapılabileceği alanların ise, sınırlı sayıda spor kulübü tarafından ve daha çok da yerel yönetimler ve devlet eliyle teşvik edildiğini görüyoruz.  

1930 ya da 40’lı yılların İstanbul için modern mimarinin başlangıcı olduğunu biliyoruz.  O dönem semt içinde koca futbol sahaları da inşa edilmiş.

1930-40’lı yıllarda, devlet ideolojisinin sağlıklı yaşam ve spora verdiği önemi göstermenin bir yolu olarak planlı spor mekanları oluşturulmaya başlandı. Bunların İstanbul’da belki de en bilinenleri eski İnönü Stadyumu ve Spor ve Sergi Sarayı (şimdiki Lütfi Kırdar Kongre Merkezi)’dır. Özellikle bu iki mekân, farklı spor ve kültürel etkinliklerin de gerçekleşebileceği merkezler olarak tasarlanmıştı. Karagümrük’teki Vefa Stadyumu gibi kullanılmakta olan bazı sahalar da yeniden ele alınarak modern bir görünüme kavuşturulmuştu.

1900’lü yılların başı ise özellikle İstanbul’da futbolun ilk oynandığı yıllar olması nedeniyle önemlidir. Kadıköy bu anlamda başı çekiyordu. Avrupa yakasında ise yerini 1940’lı yıllarda Gezi Parkı’na bırakan Taksim Topçu Kışlası’nın avlusunda yer alan Taksim Stadı, başta futbol olmak üzere pek çok spor etkinliğine ev sahipliği yapmıştı.  Bu alanların tarihi niteliği olan ve kulüp kimlikleriyle özdeşleşen bazılarının- Fenerbahçe Stadyumu gibi- kamulaştırılarak ve sonrasında kullanım hakları uzun süreliğine spor kulüplerine devredilerek varlığını sürdürdüğünü, bir kısmının dönüşerek açık alan kimliklerini bir şekilde devam ettirdiklerini ancak kent dokusu tarafından kuşatılmaktan ve köhneleşmekten kurtulamadıklarını, pek çoğunun ise kentsel politika kararları ya da yapılaşmaya direnemediklerini görüyoruz.  

Günümüz kent planlarında spor alanlarına yer veriliyor mu sizce?

Günümüzde büyük ölçekteki kent planlarında spor mekanlarına yer ayrılsa da bunların planlandığı gibi gerçekleşme düzeyi çok düşük. Genellikle Olimpiyat adaylığı süreçlerinde gündeme gelen ve ağırlıklı olarak elit sporcuların kullanımına yönelik olarak tasarlanan spor mekanları, normal şartlarda daha çok parklar ya da okullar bünyesinde ya da özel konut sitelerinin rekreasyon alanları kapsamında hayata geçirilebiliyor. İstanbul’da son yıllarda yerel yönetimler halkın katılımını teşvik edici spor mekanları kurmaya çalıştılar, bunların bazıları yoğun şekilde kullanılıyor. Ancak kentin halen büyük bir bölümünün fiziksel ve ekonomik açıdan spora erişiminin uluslararası standartların çok altında olduğu görülüyor. Bunda, yoğun yapılaşmaya kurban edilen mahalle ölçeğinde erişilebilir spor mekanlarının payının büyük olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki deprem şehri olan İstanbul’un afet toplanma alanlarının dahi nasıl yapılaştığı ortada.

Papazın Çayırı-Kadıköy

KADIKÖY’ÜN KAYBOLAN SPOR ALANLARI

Kadıköy özelinde de konuşmak gerek. Çünkü bu semt , İzmir ile beraber futbolun ilk başladığı yer ve  o yıllarda çok sayıda sahaya da sahipmiş. Kadıköy nasıl bir değişim geçirmiş olabilir?

Bugün milyonları peşinden sürükleyen futbol Türkiye’de ilk kez 1890 yılında İzmir’e yerleşmiş İngiliz tüccar aileleri arasında oynanmıştı. Bu ailelerden bir bölümünün işlerini İstanbul’a taşıyıp Kadıköy yakasına yerleşmesiyle, futbol 1894’te İstanbul’a Kadıköy’den girmiş oldu. Gittikçe popülerleşen oyuna yerel halkın da katılımıyla, o zamanlar Kuşdili Çayırı (bugünkü Salıpazarı alanı), Papazın Çayırı (şu anda Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu yer- burası aynı zamanda İstanbul’un ilk nizami stadyumunun oluştuğu yerdi), Yoğurtçu Deresi yanındaki Kördere Çayırı, Dereağzı’ndaki Kemikçi Çayırı (bugünkü FB Dereağzı tesisleri’nin olduğu alan) Kadıköy Moda’daki Baklatarlası (bugünkü Saint Joseph Lisesi’nin yanındaki arazi), İstanbul’da futbolun ilk oynandığı yerler olarak ön plana çıkar. Sonraki yıllarda Dalyan sahası, Ayrılıkçeşmesindeki İbrahimağa Sahası, amatör futbolun uzun yıllar oynandığı önemli sahalar haline gelmişti. Fikirtepe’deki bugün Fenerbahçe Futbol okulu sahası ve Dumlupınar sahaları ise hızlı bir kentsel dönüşüm geçiren bölgede ayakta kalmayı başaran nadir spor alanlarındandır.

Moda, Kalamış, Caddebostan gibi Kadıköy semtleri deniz sporlarına yönelik köklü kulüpleri ve bunlara ait tesisleriyle ön plana çıkarken, Moda Deniz Kulübü’ne ait tenis kortları, Moda semtinde 1930’lardan beri ayakta kalmayı başarmış nadir spor mekanlarından.

Kopenhag 

Siz farklı ülkelerdeki uygulamalara da şahit oldunuz. Sizin önerileriniz nedir?

Mesleğim ve ilgim gereği dünyadaki çağdaş uygulamaları yakından takip eden biri olarak, spor mekanlarını ele alma biçimimizin değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünyada geleneksel sporlara ait mekanlar yerlerini; her yaştan insanın erişimine açık ve katılımını teşvik eden, keşif, macera ve deneyime yönelik spor türlerine ve bunlara ait mekanlara bırakırken, bunları özellikle kentin âtıl ya da dezavantajlı kesimlerin yaşadığı alanlarına entegre etmenin çeşitli yolları deneniyor. Spor ve mekanlarına ilişkin politika ve planlamaların, sporun, bir arada yaşama yolunda önemli bir bağlayıcı unsur olduğu gözönünde tutularak yapılmasını ülkemiz için hayati önemde görüyorum.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.