Haftalık Bağımsız Gazete 21 Kasım 2017

Tahta kuklalara ruh üfleyecekler

Okuduğu bölümden vazgeçip hayallerinin peşinden İstanbul’a gelen Mahir Dinçer, Cazu Tiyatro ekibi için kuklalar yapıyor

Tahta kuklalara ruh üfleyecekler
Alper Kaan YURDAKUL

Beyoğlu’ndan Kadıköy’e göç edenler kervanına katılarak Kadıköy Theatron adı altında faaliyet gösteren “Cazu Tiyatro”nun ekibinden Mahir Dinçer, bu günlerde Türkiye’de daha önce denenmemiş bir oyun tarzını sahnelemek için kolları sıvadı. Dinçer, yapmak için bir senedir üzerinde çalıştığı ahşaptan oyma nesneler olan kuklaları, oyun içinde özneleştirerek bir oyun sahneye koymayı amaçlıyor. Biz de Mahir Dinçer’i, mağazalarla dolu Bulvar Çarşısı’nın bodrum katında bulunan Kadıköy Theatron’un içindeki küçük atölyesinde ziyaret ettik. Üzerinde çalıştığı kukla projesini sorduk.

Kendini Tanıtır mısın?

    İsmim Mahir Dinçer. Ege Üniversitesi’nde biyoloji bölümünde okudum. Orada tiyatrocu arkadaşlarla tanıştım. Zaten biyoloji okurken bir taraftan da edebiyat ve tiyatroya ilgim vardı. Onun üzerine okul bittikten sonra beni İstanbul’a çağırdılar. Geldim. Kadıköy Theatron’da çalışmaya devam ediyorum.

    • Theatron’da neler yapıyorsun?

    Burada bir yandan “Cazu Tiyatro” ekibinin bir parçasıyım. Orada dramaturji yapıyorum. Bir taraftan da ufak bir atölye açtık. Burada kuklalar yapıyoruz.

    KUKLA GÜZEL BİR ARAÇ

    • Kuklalar ne için?

    Bu kuklalar bizim oyunculuk üzerine bir araştırmamız sonucu ortaya çıktı. Biz oyuncunun sahnede kendisini saklayarak nasıl kendini göstereceğiyle ilgileniyorduk. Bunun için de bir nesne arayışına girdik. Sahnede nesnenin kullanılışı üzerine kafa yorduk. Ekipteki herkesin bu konuda kendi araştırması, kendi fikri, kendi sonuçları var. Benim için de kukla güzel bir araç oldu. Çünkü hem bir varlık olarak ortada duruyor. Hem de bir nesne ve onu oynatan oyuncuları görüyoruz. İkisinin arasında problematiki çözmeye çalışmak güzel bir katman sağlıyor

    • Pratiktaki karşılığından bahseder misin?

    Aslında bu bizim bildiğimiz algıdaki gibidir hep. En bilindik kukla olan Pinokyo dediğimiz zaman aklımıza ilk Gepetto, yani onun yapıcısı gelir. Biz biraz daha nesneyi şöyle konumlandırıyoruz. Nesneye bir isim vermiyoruz. Nesne bizim için aslında tahta bir parça. O tahta parçasıyla oyuncunun sahnede kurduğu doğrudan bağ aslında oyuncunun kendi bağı oluyor. Çünkü oyuncu kendisi doğrudan bir isim vermediği, doğrudan kendisinden bir şey katmadığı ve doğrudan nesne olarak kullandığı bir şeye hayat veriyor. Bunun kendisine doğrudan bir katman sağlıyor. Dolayısıyla oyuncu doğrudan geriye çekildiği noktada, biz bir yerde onu oynatanı arıyoruz. Bizim insanlık tarihimizde böyledir hep. Sonuca değil de onu oluşturan nedenlere bakmaya çalışırız. Anlamlandıramadığımız noktada da tanrılar yaratırız. Aslında biraz onu arıyoruz ve sahnede bunu canlı olarak görebilme şansımız oluyor.

    KUKLALI OYUN GELİYOR

    • Kuklalarla bir oyun çıkardınız mı?

    Bir senedir üzerine çalıştığım bir şey olduğu için henüz ortaya bir şey çıkaramadık. Şimdi bir Homeros/Odysseus metni üzerinde çalışıyoruz. Onda aslına bir sürü kukla tekniğini bir arada kullanacağız. Gölge kuklalardan, tahta kuklalara ya da işte büyük bez masklardan deri masklara birçok teknik bir arada kullanılacak. Bir yandan da benim doğrudan çalıştığım büyük bir kukla var. Bir insan boyutunda bir kukla. Onun arkasında üç tane oyuncunun onu yönlendirdiği. Altı kollu bir yaratığın organik bir şekilde hareket ettirildiği Beckett’in bir metni üzerine çalışıyoruz. Belki bunlardan birisi önümüzdeki sezon oynanabilir.

    • İpli kukla oyunlarınız olacak mı?

    İpli kuklanın bizde bir geleneği olamadığı için zor. Çünkü ipli kukla oynatabilmek için çok küçük yaşta bir eğitim almak lazım. O da sadece Kuzey Avrupa’da veriliyor. Türkiye’de 6-7 yaşından itibaren buna çalışan ve şuanda bu işi yapan kimse olmadığı için ipli kukla üzerine çalışmak gerçekten zor.

    “İŞİNİ UĞRAŞTIKLARIN BELİRLİYOR”

    • Biyoloji okudun fakat sonrasında böyle bir alana yöneldin. Neden?

    Lisedesin. Anadolu Lisesi’ni kazanmışsın bir şekilde. Üniversite’de ilk sene resim kazandım. Ailem beni bir şekilde ikna etti. Dediler resme gitme bölüm oku. Bak Anadolu Lisesinde okuyorsun vs. Ben de aslında ÖSS puanım tuttuğu için biyolojiyi seçtim. Başka bir bölümde de okuyabilirdim. Ama Türkiye’deki gidişat ve eğitim sistemini düşündüğünüzde bunlar çok da önemli değil. Mimarlık da okuyabilirdim, sosyoloji de okuyabilirdim. Okuduğun bölüm mevcut sistemde sadece sınavlara girip bir diploma almanı sağlıyor. Onun dışında gerçekten uğraştığın şeyler senin yapacağın şeyleri belirliyor. Biyoloji, anatomi konusunda falan kuklalarda işe yarıyor. Ben botanik de okudum iki sene o yüzden ağaç bilgim de var.  Bu da bana akademinin getirdiklerinden.

    • Yaptığın kuklaları satıyor musun?

    Benim yaptığım kuklalar sadece bir amaca yönelik. Bir tiyatro anlayışına göre yapılıyor. Böyle bir kaygım veya amacım yok. Bu oyunlar çıktıktan sonra belki koleksiyonerlerin dikkatini çekebilir.

    Yorum Ekle
    İsim
    Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
    Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.