Haftalık Bağımsız Gazete 21 Mayıs 2018

Bir ömür 17 yıla sığar mı?

Bu ülkenin gördüğü en korkunç günlerin yaşandığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sadece 3 ay sonra yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren, yaşamının anlatıldığı ‘Oğlunuz Erdal’ belgeseliyle...

Bir ömür 17 yıla sığar mı?

Bu ülkenin gördüğü en korkunç günlerin yaşandığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sadece 3 ay sonra yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren, yaşamının anlatıldığı ‘Oğlunuz Erdal’ belgeseliyle 17 yıllık bir ömre de çok şey sığdırılabileceğini kulaklarımıza fısıldıyor…

 

12 Eylül 1980 darbesinin ardından henüz 17 yaşındayken yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’in hayatını anlatan “Oğlunuz Erdal” belgeseli 3 Şubat Perşembe akşamı Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde gösterildi. Kadıköy’de 2008 yılından beri faaliyet gösteren Sosyal Dayanışma ve İletişim Derneği (SODİD) tarafından organize edilen etkinliği gazetemizden duyan çok sayıda Kadıköylü de salonu doldurdu.
Yönetmenliğini Tunç Erenkuş’un yaptığı, yapımcılığını Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın (SAV) üstlendiği belgeselin röportajları ise Tevfik Baş’a ait.
Yaklaşık bir saat süren “Oğlunuz Erdal” belgeseli, 1995’te bombalı bir saldırı sonucu ölen Onat Kutlar’ın “durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için” dizeleriyle ve Erdal Eren’in doğduğu, çocukluğunun geçtiği karlar içindeki bir Şebinkarahisar görüntüsüyle başlıyor. 17 yaşındaki “daha tüyü bitmemiş bir delikanlının” kısacık yaşamı bize ne anlatır diye düşünmenize izin vermeyecek kadar mücadeleyle dolu bir ömür geliyor perdeye.
Çocukluk arkadaşlarının yüzlerinde hafif bir gülümseme ve özlemle anlattıkları güzel günlere dair anılarının ardından Erdal Eren’in Ankara’ya taşınmasıyla girdiği politik ortama şahit oluyoruz.

‘DAHA YAPACAK ÇOK İŞİMİZ VAR’

Giresun’da Halkevlerinde vakit geçiren Erdal, okumak için Ankara’ya geldiğinde Ankara Ortaöğretimliler Derneği (ANOD) ile tanışıyor. ANOD’dan bir arkadaşı Eren’in “Daha yapacak çok işimiz var” diyerek kendisine gelen bir aşk mektubunu nasıl itelediğini anlatıyor.
Ve ardından Erdal’ı idama götüren gün geliyor. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğrencisi Sinan Suner’in 30 Ocak 1980’de Milliyetçi Hareket Partili (MHP) Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından vurularak öldürülmesini protesto etmek için düzenlenen eyleme katılıyor.
2 Şubat 1980’deki eylemde çıkan çatışmada er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla gözaltına alınıyor Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi Erdal Eren. Ve Mamak Cezaevi günleri başlıyor… Ağabeyi Erkan Eren ve cezaevi arkadaşları Erdal’ın Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuklu kaldığı dönemde gördüğü işkenceleri anlatıyor. Erdal Eren’in yargılandığı süreçte gelen 12 Eylül darbesiyle birlikte Milli Güvenlik Konseyi (MGK) 19 Mart 1980’de idama karar veriyor.

KESİŞEN HAYATLAR

Belgeselde sadece Erdal Eren’in yaşamı değil izlediğimiz. O’nun yaşamının kesiştiği ve bu sona doğru giderken hayatına giren her özel kişi birer birer anlatılıyor. Önce Sinan Suner’i anlatıyor annesi. Caddebostan’da oturan varlıklı bir ailenin oğlu olmasına rağmen daha ilkokulda, üzerine giyecek paltosu olmayan arkadaşlarına nasıl yeni alınmış kıyafetlerini götürüp verdiğinden, adalet duygusunun o zamandan oluştuğundan bahsediyor anne Suner. Ve o güne geldiğinde, “kısa boylu, tombul, ülkücü bıyıklı, yumurta topuklu biri” diye tanımladığı oğlunun katilinin nasıl ceza almadan en iyi görevlerde yaşamını sürdürdüğünü anlatıyor gözlerimizin içine bakarak.
Erdal’ın öldürdüğü iddia edilen er Zekeriya Önge’nin ağabeyi de üzerinden 30 yıl geçmiş olmasına rağmen hala gözü yaşlı anlatıyor yaşadıklarını. Ve şu sözüyle, kabaran yüreğimizi birazcık da olsa rahatlatıyor: “Başta çok öfkeliydik, düşmanımız olarak görüyorduk. Ama zamanla bu gençlerin hiçbir suçu olmadığını anladık.”

SON GÖREN SAVAŞ AY VE EMİN ÇÖLAŞAN

İdamına 16 saat kala gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan’ın hücresine girdiği Eren, cezaevinde kaldığı süre boyunca arkadaşlarına söylediklerini tekrarlıyor. O eri vurmuş olmasına imkân yoktu ona göre... Çünkü “vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açmıştı, ama erin otopsisinde yakın atışla öldürüldüğü kanıtlanmıştı.” Eren, sürekli mahkemede de, kendisini ziyaret eden gazetecilere de, cezaevindeki arkadaşlarına da hep aynı şeyi söylüyordu: “Ben suçlu değilim ama ben öldürdüysem üzgünüm...”

EVREN’İN ADALETİ

Erdal Eren, Türkiye’nin gördüğü en hızlı yargılamanın sonucunda 13 Aralık 1980 günü Ankara Merkez Cezaevi’nde idam edildi. Darbenin temsilcisi Kenan Evren nasıl adil davrandıklarını anlatıyor: “Töhmet altında kalmamak için o kadar adil davrandık ki hatta bir sağdan bir soldan astık...” Yani Eren’in idamı Evren’in adaletinin(!) güvencesi oluyor.
Erdal’ın gözü yaşlı annesi Evren için “Önce o da evlat acısını bilsin istedim. Ama düşmanımın bile başına gelmesin. Çok kötü bir şey” derken belgesel, Erdal Eren’in ailesine yazdığı ve 30 yıldır her vicdanlı insanın yüreğine ağır bir kaya gibi oturan ve “Oğlunuz Erdal” diye biten mektubuyla son buluyor.

NECDET ADALI’NIN DA BELGESELİ YAPILACAK

Belgeselin ardından Sosyal Araştırmalar Vakfı 78–83 Çalışma Grubu’ndan Serap Kurt, izleyicilerin sorularını yanıtladı. Kurt, Erdal Eren’in hücre arkadaşı olan ve ondan kısa bir süre önce idam edilen Necdet Adalı’nın neden belgeselde yeterince anlatılmadığı yönündeki bir soruya “Aslında biz bu projeye Necdet Adalı ile başladık ancak yeterli bilgi ve belgeye ulaşamadık. O yüzden öncelikle Erdal’ı anlattık. Ama bu projemizi de kısa bir süre içinde hayata geçireceğiz. Necdet Adalı’yı gelecek kuşaklara anlatan bir belgesel yapacağız” şeklinde yanıt verdi.

Semra ÇELEBİ

 


 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.