Haftalık Bağımsız Gazete 25 Eylül 2020

Bir konser kulisinden öznel izlenimler

Rus müzisyen Evgeny Grinko’yu seyirci koltuğundan değil sahnesinin ardından izledik. Sanatçının Bostancı konseri öncesi kulisine girdik, heyecanına ortak olduk…

Bir konser kulisinden öznel izlenimler
Gökçe UYGUN

Okurlarımız bu sayfalarda sık sık müzisyen röportajları okurlar, buna aşinadırlar ama bu kez biraz farklı. Ünü Rusya’nın küçük bir şehrinden dünyaya yayılan müzisyen Evgeny Grinko’nun kulisinden izlenimler aktaracağım bu kez.

Önce kulise nasıl sızdım, size onu anlatayım; Grinko konserlerinin düzenleyicisi, hem de sanatçının artık arkadaşı olan müzisyen-organizatör Erdem Çapar’a yalvarmak suretiyle! Yok şaka, o kadar da değil. Bir kez rica etmem yetti. Zira Erdem’in söylediğine göre, Grinko’nun yeni ünlenmeye başladığı günlerde ki -yaklaşık 7 yıl önceden bahsediyoruz- Türkiye’de onunla röportaj yapan ilk gazeteciymişim!

(Grinko, konser öncesi sahnede hazırlık yaparken...)

İşte bu tatlı ayrıcalığı yanıma alarak çaldım Bostancı Gösteri Merkezi’nin kulis kapısını 2 Aralık Pazartesi akşam 19.00 sularında. Ve böylelikle 5 saat sürecek serüven de başlamış oldu. Ben akşam 7’de gittim ama sanmayın ki erken. Daha erken gelenler vardı. Kimler mi? Neredeyse ben hariç herkes! Gece 21.00’de başlayacak konser için handiyse tüm ekip öğlen 15.00 sularında mekâna konuşlanmıştı bile. Erdem’e neden bu kadar erken diye soruyorum safça. Soundcheck yapılması, sahnenin kurulması, ışıkların hazırlanması, sanatçıların kişisel hazırlıklar gibi gibi bir süre kalem sıralıyor. E doğru tabi. Bu insanlar 9’a 5 kala gelip konsere çıkacak değiller ya!

(konserin başlamasına dakikalar kala sahnenin ardından görünüş...)

BİR KONSERDEN DİĞERİNE KOŞTURMAK…

Evgeny Grinko, orkestradaki müzisyenler Yana Chekina (çello), Evgenya Popova (akordeon), Pavel Mazkevich (viyola), Ekaterina Zeynetdinova (keman) ve Anna Romanova (keman) Bayhan Prodüksiyon organizasyonuyla konserden konsere koşturuyorlar adeta. Bir önceki gün Denizli konserinden gelen ekip, şimdi de yine yeniden İstanbul seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Ekibe bu konserde Ertan Şahin de eşlik ediyor. Şahin, suzafon adlı devasa görünümlü ilginç sesli müzik aletini başarıyla icra eden bir müzisyen.

KULİSTE NE VAR NE YOK!

Ünlü sanatçıların ‘kulis kaprisleri’ bilinir ya; yok süt banyosu isteyen, yok tüm ışıkları kapattırıp mumlar yaktıran ve daha neler neler… Evgeny ve ekibinin öyle lüks arzuları yok gibi görünüyor. Masanın üstünde mütevazi atıştırmalıklar gözüme çarpıyor sadece. Bir süre sonra yemek siparişleri geliyor. Türkiye’nin pek çok şehrinde sık sık konserler veren ekip haliyle yerel yemeklere de aşina. Rus müzisyenler ‘köfte, çorba’ kelimelerini öğrenmişler bile. Ben de tam bir yerel misafirperverlik örneği olarak, evde kek yapıp kulise götürdüğümü, hem Rus hem de yerli ekibin ev yapımı keke rağbet ettiğini de söylemeden geçemeyeceğim!  

KAÇ KERE VALS?

Yemek faslından sonra Evgeny’nin prova odasına giriyorum. Son hazırlıklarını sahnedeki kuyruklu piyanoda değil bu kulis odasındaki duvar piyanosunda yapıyor. Odaya girdiğimde tam da o meşhur ‘Vals’ şarkısını prova ediyordu. Her konserde en az iki kere bu şarkıyı çaldığını hesap edersek, acaba şimdiye dek kaç kere çalmıştır diye beyhude bir hesaplama içine giriyor ama sonra vazgeçiyorum.

SAHNEYE SON DAKİKALAR…

Saat 20.00 sularında kapılar açılıyor ve gencinden yaşlısına yerlisinden Rus’una toplumun hemen her kesiminden ‘Evgeny fanları’ Bostancı Gösteri Merkezi’nin koltuklarını doldurmaya başlıyor. Saatler 20.45’i gösterdiğinde kuliste tuhaf bir sessizlik, dinginlik hissediyorum. Konsere son 15 dakika kalmışken ve nedense ben bile (!) heyecanlıyken herkesin da heyecanlı olması gerekmiyor mu? Erdem’e yanaşıp soruyorum; meğerse BGM’nin tek giriş kapısı olduğu için salonun dolması uzun sürüyormuş, bu nedenle de konserin başlaması biraz gecikecekmiş. Pop, metal, rock konserlerinin açıklanandan en iyi ihtimalle 1 saat geç başlamasına alışkınız da klasik müzik konserinden böyle bir duruma pek aşina olmayan seyirci saatler 21.15’i gösterdiğinde alkışlamaya başlıyor. Ve ekip koşturarak sahnedeki yerlerini alıyor. Alkışları duyuyorum arkadan. Evgeny sigarasından hızlı bir son nefes alıp sahneye süzülüyor. Alkışlar daha da yükseliyor.

Sonrası malum. Birbirinden güzel, etkileyici tınıları seyirciye aktarıyorlar. Fondaki gösteriler, muhteşem ışık oyunları da bu dinleme zevkini katmerliyor. Herkes büyülenmişçesine izliyor. Bu durum konserin olağanı. Bizim konumuz sahnenin ardıydı, hatırladınız mı?

Mesela şarkı aralarında ne yapıyor müzisyenler? Zira tüm konser boyunca bütün kadro aynı anda sahne üstünde bulunmayabiliyor. Bazen Evgeny arkaya geçiyor tek başına, bazen o sahnede tek oluyor, tüm ekip arkada. O anlarda sahne kapısından kulis odalarına uzanan koridorda ya Evgeny’in sessiz adımları ya diğer kadın müzisyenlerin topuklu ayakkabı sesleri duyuluyor. Sahneye çıkmayan yani sahneye ‘müzisyen’ olarak çıkmayan ama bu konserin yaratıcısı olan teknik ekip ise bir yandan işleri yürütürken bir yandan günlük yaşam konuşmalarını sürdürüyor. Sahne girişindeki görevli, “Bilmem kaçıncı Evgeny konserimizdeyiz. Vallahi annemden çok Evgeny’i görüyorum!” diyor şakayla.

EVGENY BELGESELİ ÇEKİLİYOR

Elbette ki kuliste fotoğraf makineli tek insan ben değilim. Bayhan Prodüksiyon’un fotoğrafçısı Cem Gaygusuz ve diğer freelance fotoğrafçılar da orada. Fakat sürekli video çeken genç bir kadın dikkatimi çekiyor. Konuşmaya başlıyoruz. Sahar Khosravi. İranlıymış. Evgeny’in Tahran konserinde çektiği video Evgeny tarafından çok beğenilince kendisiyle çalışmaya başlamış. İran’dan gelmiş Türkiye’ye, Grinko hakkında belgesel çekiyor bugünlerde.

GRİNKO’YA ÖDÜL

Konser, Erdem Çapar’ın Grinko’ya Biletix 2019 yılı En Beğenilen Yabancı Sanatçı Ödülü’nü salonu inleten alkışlar eşliğinde vermesiyle sonra eriyor. Sonrası; kulis sevinci. Bir konseri daha başarıyla atlatmış olmanın verdiği rahatlıkla kadehler tokuşturuluyor. Tam o sırada teknik ekipten biri telaşla Evgeny’nin peşinden koşuyor. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Meğer mikrofonu cebinde unutmuş!

Sonrasında gerek teknik ekip, gerek eş dosttan oluşan bir grubun imza alma ve fotoğraf çektirme faslı başlıyor. Bir süre devam eden bu süreçte onlarca fotoğraf karesinde yer alıyor Evgeny. Bir o kadar insan da bir kış gecesinin buz gibi soğuğuna aldırmadan dışarıda bekliyor. Hayranlarıyla tek tek fotoğraf çektirmeye başlıyor. Saatler gece yarısına yaklaşıyor. Benden bu kadar deyip, vedalaşıp ayrılıyorum mekândan. Onlar geceyi şehirde geçirdikten sonra, takip eden gün Ankara’da yapacakları konsere doğru yola çıkacaklar.

Evgeny Grinko Orkestrası’nın son 1 yıldaki 41. konseri de (İstanbul’da ilk konserini verdiği Kasım 2013'ten bu yana ise 50. konseriydi) bitmiş oluyor. Bize de yerel deyişle ‘41 kere maşallah!’ demek kalıyor…


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.