Haftalık Bağımsız Gazete 26 Mayıs 2019

Haftanın Pusulası

Haftanın kitabı, albümü ve filmi

Haftanın Pusulası
Gazete Kadıköy

KİTAP

Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği

Ayrıntı Yayınları’nı kuran ve yirmi yıl yöneten Ömer Faruk’un yeni deneme kitabı: Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği.

Ömer Faruk bu hayli iddialı kitabında çatışmalı toplumsallıkların kökeninde siyasi değil düşünce krizi olduğunu öne sürerek bizi düşünce üzerine düşünmeye davet ediyor. Ona göre düşünce kendisi üzerine düşünmediği sürece düşünmüş sayılamaz. Düşüncedeki bu kritik eşik aşılamadığı sürece de “sürekli kriz” durumundan çıkılamaz.

Yazar, düşüncenin düşünene hükmetmesi ile düşünenin düşünceye hükmetmesi arasındaki artan mesafenin “sürekli kriz”in temel nedeni olduğunu belirtiyor. Ve mevcut tartışma ortamını devlet olmaya/almaya yönelik siyasetin dışarısına, haysiyetli bir başlangıç noktasına, düşünenin düşünceye hükmetmesi boyutuna davet ediyor. (Tanıtım Bülteninden) Altıkırkbeş Yayınları / 186 sf / 27 TL

Kitap ve müzik mağazası D&R’dan aldığımız bilgiye göre haftanın çok satan kitapları şunlar oldu:

  • Gör Beni- İki Devrin Hikâyesi / Akilah Azra Kohen / Everest / 592 sf / 39 TL
  • Fahrenheit 451 / Ray Bradbury / İthaki / 208 sf / 24 TL
  • Ikigai-Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı / Hector GarciaFrancesc Miralles / İndigo / 176 sf / 18 TL

ALBÜM

Pinhani / Yollar Bizi Bekler

Yıllarını Anadolu yollarında geçiren Pinhani, yedinci stüdyo albümü ‘Yollar Bizi Bekler’i 15 Şubat’ta yayımlıyor. Albümde bulunan iki şarkı geçtiğimiz yıl tekli olarak yayımlanmıştı. Albümde bu iki şarkıya ek olarak 9 yeni şarkı ve bir versiyon olmak üzere toplam 12 kayıt var. Albümdeki şarkıların söz, müzik ve düzenlemeleri Sinan Kaynakcı’ya ait. Birçok müzisyenin Pinhani’ye eşlik ettiği albümde iki de konuk solist var; daha önce yayımlanan tekli şarkı ‘Peki Madem’de Pinhani’ye eşlik eden Melis Danişmend ve yeni şarkılardan ‘İyi Değilim Ben’de Kalben. Albüm, diğer Pinhani albümleri gibi yine çok renkli.

Ruhu doyuran şarkılar

  • Can Gox / Drama Köprüsü
  • Melis Danişmend / Bugünler Parlak
  • Feridun Düzağaç / Alev Alev

DİZİ

Broadchurch

Broadchurch, 2013-2017 yılları arasında yayınlanmış bir İngiliz suç/dram dizisi. Dizi, her bir sezon 8 bölüm olmak üzere 3 sezondan oluşuyor. Olaylar, seride Broadchurch olarak gördüğümüz bir sahil kasabasında geçiyor. Kasaba o kadar güzel ki, googlemaps’te arama telaşına düştüm tabii ki. Çekildiği yer West Bay, Dorset olarak geçiyor, diziden sonra da popülaritesi artmış.

İlk iki sezon, klasik polisiye konularından farksız; daha önce dolandırıcılık, uyuşturucu satıcılığı gibi basit suçlar dışında pek suç işlenmemiş, çok yakın ilişkilerin olduğu bir sahil kasabasında 11 yaşındaki Danny’nin cesedi bulunur ve her şey bir anda değişir.

Broadchurch’e yeni gelen bir polis Alec (Dr. Who’dan tanıdığımız David Tennant) ile kasabayı yakından tanıyan ortağı Ellie (Olivia Colman) cinayeti çözmeye çalışırken, kasabalıların sırları da bir bir ortaya çıkmaya başlar.

İlk sezon tamamen cinayeti çözmeye odaklanıyor, ikinci sezonsa mahkeme sürecini alıyor eksenine. Polisiyelerde genelde karşılaştığımız bir durum değildir aslında bu. Polis suçluyu yakalar, adalete teslim eder ve yeni suçların peşine düşer. Biz o katile n’oldu pek bilmeyiz. Ama Broadchurch’te işler böyle yürümüyor; ilk sezondaki heyecan ikinci sezonda yargılama safhasında da sürüyor. Her bir oyunculuğun gayet kıvamında olduğu dizinin tabi ki yıldızı, şimdilerde “Sarayın Gözdesi”yle Oscar’a koşan Olivia Colman. Ellie karakteri o kadar doğal ki, Fargo’nun Marge’ı, Forbridelsen’in Sarah’ı gibi zihnin bir yerine kazınıyor.

İlk iki sezonda öne çıkan çok şey var; kirli kasaba ahlakı, pedofili, adalet/sizlik… vs.  Ama bence erkeklere göre daha az önyargılı ve olgun kadın karakterler (oğlu öldürülen babaya karşılık annenin metaneti, etik kuralları aşmakta beis görmeyen acar erkek muhabire karşılık yerel gazetenin kadın editörü ve ulusal gazetenin kadın muhabirinin olgunluğu, mahkeme başkanı ve her iki tarafın da avukatlarının kadın olması) bu diziyi bir yönüyle kadın dizisi de yapıyor.

Bu düşüncemi 3.sezon da bolca pekiştirdi. Zira bu dizide şaşırtan bir nokta daha var ki; o da son sezonda yeni bir cinayeti işlemek yerine bir tecavüz vakasını ele alması. Çoğu yorumda bunun zorlama bir seçim olduğu ve polisiyeyle örtüşmediğini okudum ama ben öyle düşünmüyorum. 8 bölüm boyunca bir tecavüz suçunun konu edinilmesi ve her bir detayına toplumsal cinsiyet ve eşitlik kuralı gözetilerek yaklaşılması bence dizinin ayakta alkışlanacak özelliği olmuş.

Üstelik tecavüze uğrayanın orta yaşlı, pek de “çekici” olmayan bir kadın olması, “bu kasabada böyle şeyler olmazdı” derken bu tecavüzün duyulmasıyla cesaret bulan kadınların başlarına gelenleri açıklaması ve pek çok kez yaşandığının ortaya çıkması, kadın dedektifin bile çok iyi bildiği kasabada gece yalnız yürürken yaşadığı korku, medyanın taciz/tecavüz haberlerini veriş şekli ve pek çok ayrıntı,  dizinin son sezonunun verdiği mesajın büyüklüğünü gösteriyor.

Velhasıl kelam; polisiye seviyorsanız, özellikle Fargo, Forbridelsen, Top Of The Lake izlediyseniz ve damağınızda bıraktığı tadı yeniden almak isterseniz buyurun Broadchurch’e. 

Şuraya da o yürek dağlayan müziğini bırakalım tam olsun: https://www.youtube.com/watch?v=gKy8dq06zjk


Etiketler; #Broadchurch

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.