Haftalık Bağımsız Gazete 21 Eylül 2017

Durakoğlu: "Sandığa Gitmeyen Herkes Türkiye’nin Geleceğinden Sorumlu Olacaktır’’

Anayasa değişikliği referandumunun hukuki boyutlarını İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu ile konuştuk. Durakoğlu "Sandığa gitmeyen herkes Türkiye’nin geleceğinden sorumlu olacaktır’’diyor.

Durakoğlu: "Sandığa Gitmeyen Herkes Türkiye’nin Geleceğinden Sorumlu Olacaktır’’
Erhan DEMİRTAŞ

Anayasa değişikliği ile ilgili 16 Nisan Pazar günü yapılacak referanduma sayılı günler kaldı.  Neredeyse her yıl tüm ülke olarak sandık başına gitsek de  oy kullanma işlemi konusunda yanlışlar yapılıyor. İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu ile hem oy kullanırken nelere dikkat etmek gerektiğini hem de Anayasa değişiklik paketinin hukuksal boyutlarını konuştuk. Değişikliğin kabul görmesi ile beraber Türkiye’nin artık hukuk devleti olmayacağını savunan Durakoğlu, ‘’Sandığa gitmeyen herkes Türkiye’nin geleceğinden sorumlu olacaktır’’diyor.

Bu referandumun hayati bir önemi olduğu söyleniyor. Katılıyor musunuz?

O konuda şunu söyleyebilirim. Bu coğrafyada sadece bir Anayasa değişikliği olmadı. 2010 yılında da bir Anayasa değişikliği yapıldı. 2010 yılındaki değişiklikte 26 madde oylamaya sunulmuştu. Ama maddelerden bir tanesi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgiliydi ve çok önemliydi. O değişikliklerin yapılmasından sonra Türkiye’nin 6 buçuk yıl içerisinde nereye geldiğine bakmamız gerekiyor. 2010 yılındaki referandum geçmeseydi, Türk yargısı cemaate teslim olmayacaktı. Eğer evet denilmeseydi Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla insanlar suçsuz yere hapis yatmayacaktı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarı ile oynanmayacaktı. Ortadoğu siyaseti bu şekilde düzenlenmeyecekti. Ve 15 Temmuz darbesi olmayacaktı. Bu nedenle o zaman yapılan değişiklik HSYK değişikliği değildir. Türkiye’de siyaset stratejileri yargı üzerinden uygulanıyor. Bunu bütün toplumun görmesi gerekiyor. 2010 yılında başlayan ve günümüzde devam eden uygulamaların sonucunda darbe yaşandı. Bu değişiklik de benzer tehlikeler içeriyor. Değişikliler kabul edilirse, çok ciddi sorunlar yaşanacak. Bu nedenle çok önemli.

Bir röportajınızda anayasa değişikliği kabul görürse hukuktan söz edilemeyeceğini dile getiriyorsunuz. Neden böyle düşünüyorsunuz?

Şunu anlatmaya çalışıyorum: Bu anayasa değişikliği gerçekleşirse,  Anayasanın değiştirilemez ilk dört maddesinin virgülene dahi dokunulmadan değiştirileceğine tanık olacağız. Bunu söylerken de Anayasa’nın ikinci maddesindeki hukuk ve demokratik devlet ilkesinin ortadan kalkacağını inancındayım. Belki de yapılmak istenen değişiklikleri genelleyerek sonuca varmaya çalışıyorum. Partili Cumhurbaşkanlığı sistemindeki  partili, aynı zamanda siyasi bir kişi olacağı için yargıçların seçilmesi ve hakimler ve savcılar kurulu atamaları siyasi kararlar ile gerçekleşecek. Bunun da hukuk devleti ilkesini ciddi bir şekilde zedeleyeceğini düşünüyorum.

‘’EGEMENLİĞİN DEVRİ ANLAMINA GELİYOR’’

Siz neden Hayır diyorsunuz?

Anayasa niye var? Anayasa kralın elinden yetkinin alınması, alınan yetkininde  halka verilmesi, halk tarafından kullanılması anlamına geliyor. Kralın elinden yetkiyi alırken yeni bir kral yaratmamak önemli. Bu nedenle hukuki anlamda kuvvetler ayrılığı ilkesini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ lafı boşuna değildir. Yasama, yürütme ve yargı ile egemenlik milletin temsilcileri tarafından kullanılıyor. Şimdi siz yargıyı doğrudan yürütmenin başındaki bir insana devrederseniz bu aslında egemenliğin devri demektir. Demokrasilerde egemenlik millettedir. Millet şimdi neden bunu bir kişiye devretsin? Bu başlı başına bir sorun. Tek adam olmanın çok ciddi bir şehveti var. Ve o şehvet sizi demokrasiden sürekli uzaklaştırır. İşin tehlikeli tarafı bu. Türkiye yıllardır biriktirdiği temel değerleri itibariyle parlamenter sistemden vazgeçmemelidir. Yıllardır mücadelesini yürüttüğü demokrasi mücadelesinden de uzaklaşmamalıdır. Bu Anayasa teklifi bizi her ikisinden de uzaklaştıran bir tabloyu gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir televizyon programında yeni sistemde Bakanlar Kurulu’nun olamayacağı ihtimalini anlatmıştı. Gazeteciler de buna şaşırmıştı. Bizim de paketin içeriğine dair yanlış bildiğimiz ya da bilmediğimiz şeyler var mı?

Kanun paketini okuduktan sonra başka hangi ülkelerde benzer uygulamalar var mı diye araştırma yaptım. Ama bulamadım. Ama birlikte seçim yapmak Nijerya ve Gana’da var. K Sahra altı  Afrika ülkelerinde olan uygulamaların bir bölümü alınmış  bir de Latin Amerika ülkelerine benzer şeyler var. Dolayısıyla oralarda nelerin olduğuna bakmak lazım.  Bu ülkelerdeki yönetimlere baktığımız zaman Türkiye’yi de hayal edebiliyoruz. Bütün bunları gördüğüm zaman müthiş bir endişeye kapılıyorum. Yani Türkiye kendisini üçüncü ya da dördüncü dünya ülkelerine benzetmek gibi bir hevese sürükleniyor. Egemenliğin tek bir kişiye devredilmesi nasıl kabul edilebilir. Türk halkının bunu kabul etmeyeceğini düşünüyorum.

‘’OHAL KOŞULLARINDA YAPILMASI DOĞRU DEĞİL’’

Sizce, Evet ve Hayır kampanyası eşit bir şekilde mi yürüyor?

Tabi ki yürümüyor. Devletin imkanları çok açık biçimde Evet için kullanılıyor. Üstelik Evet propagandası yapmanın her açıdan serbest olduğu hiçbir baskı altında tutulmadığı bir çerçeveden bahsediyoruz. Öte yandan insanlar Hayır propagandası yapmaktan korkuyorlar. Basın ciddi anlamda baskı altında. Muhalefet de baskı altında. Kendi olanaklarıyla ve inançları doğrultusunda bir şeyler yapmaya çalışan insanlar var. Bunun karşısında bir devlet gücü ve  imkanı var. Zaten OHAL koşullarında bunun yapılması da doğru değil. Fransız Anayasası’nda OHAL koşullarında  Anayasa değişikliği yapılmaması yönünde bir hüküm var. Kaldı ki Türkiye sadece OHAL altında  referanduma gitmiyor. Herkes tarafından konuşulan bir beka sorunu var. Bu koşullarda anayasa tartışılmaz zaten tartışılmıyor. Anayasa uzlaşma belgesi olduğu için çok geniş bir biçimde tartışmaya açılmalıydı. Gizli gizli taslak ortaya çıktı. TBMM’de kavga gürültü görüşüldü. Kimseden görüş alınmadı. Çünkü getirilmek istenen şey halkın iradesinin tek bir iradeye teslim edilmesi anlamına geliyor.

Türkiye’de sandığa gitme oranı genelde düşük. Geçen seçimlerde bu oran yüzde 87,6 oranındaydı. Bu defa ne olur katılım yüksek olur mu?

Düşer mi artar mı? Bunu gerçekten bilemiyorum. Ama herkes mutlaka sandığa gitmeli. Bunu temin etmemiz gerekiyor. Bu bir yurttaşlık görevidir. Daha önemlisi itirazı olanların iradelerini sandıkta göstermesi beklenir. İnsanlarımızın bu Anayasa değişikliği ile beraber kendi yaşamlarında yaşanacak değişikleri görmesi lazım. Bunu bildiğimiz zaman ben hiçbir yurttaşın şu ya da bu gerekçeyle sandığa gitmeyeceğini sanmıyorum. Sandığa gitmeyen  herkes Türkiye’nin geleceğinden sorumlu olacaktır.

Peki, Evet ya da Hayır diyenler paketin içeriğini yeterince biliyor mu?

Çok emin değilim. Ama toplumun geniş kesimlerinde bir algının oluştuğunu biliyorum. Bu algının bilgiye ya da bir bilince dönüşüp dönüşmediği konusunda çok fazla bilgim yok. Kendi görüşünü ortaya çıkarabilecek bir algının mevcut olduğunu söyleyebilirim. Önemli olan nokta: Özellikle de kararsız gibi görünen kesimlerin düşüncelerini Hayır’a dönüştürebilmek. Türkiye’nin geleceği açısından onların yeniden değerlendirme yapmalarını sağlamamız gerekiyor. Önemli olan nokta da bu. Ben AK Parti ve MHP içerisindeki yurtseverlere güveniyorum. Bu insanların bakış açılarındaki değişiklik bizim için son derece önemli. Biz onların hayır demesini istiyoruz. Bir başka partiye oy vermelerini ya da siyasi görüşlerini değiştirmelerini istemiyoruz.

Kararsızlar var dediniz. Bu kararsızlar kitlesi nasıl oluştu?

Eskiden beri vardı, yeni bir durum değil. Ak Parti ve MHP’ye oy veren insanların tamamı aynı zamanda başkanlık sistemi gibi bir sistemi öneriyor değildi. 2014 yılında yapılan bir ankette başkanlık isteyenlerin oranı yüzde 36’ydı. Bu oran şimdi yüzde 50’ye çıkmamıştır. Benim kararsız dediğim kesimlere yurtseverlik çağrısı yapmamız gerekiyor.

Evet ve Hayır kampanyalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Neden evet denilmesi gerektiği anlatılamıyor. Bu da eksikliklerden kaynaklanıyor. Yani alt yapı yatırımları anlatılıyor. Allah razı olsun yapıyorlar. Bunda bir sıkıntı yok. Ama bunlar bu referandumun konusu değil. Ortada bir hukuk metni var. Konuşulması gereken 18 maddelik anayasa değişikliği. Bu maddeleri konuşmak  eksiklerinin kendileri tarafından tarif edilmesi anlamına gelir. Bunun başka bir anlamı yok.

HUKUKİ DESTEK VERİLECEK

İstanbul Barosu olarak  ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Pek çok şey yapıyoruz. meslektaşlarımızın hukuki anlamda değerlendirme yapabilmelerini sağlayabilmek bakımından eğitim çalışmaları yapıyoruz. Sempozyum ve paneller düzenliyoruz. Ben 30’dan fazla panele katıldım. Sosyal medyada yer almaya çalışıyoruz. 16 Nisan’a kadar devam edecek bu çalışmalar. Ama 16 Nisan’da işimiz bitmiyor. Sandıklarda ortaya çıkabilecek problemlere müdahale edecek olan arkadaşlarımızın da eğitimi devam ediyor. Baskıya maruz kalabilecek vatandaşlarımıza hukuki yardım götürebileceğimiz ağları organize ediyoruz. Yani bir yandan sandıklara sahip çıkıp bir taraftan da baskıya uğrayabilecek yurttaşlarımıza yardım götüreceğiz.

OY KULLANIRKEN DİKKAT!

Her seçimde milyonlarca oy geçersiz sayılıyor. Bu seçimde nelere dikkat etmek gerekiyor?

Öncelikle oy pusulasının mühürlü olup olmadığına bakılması gerekiyor. Mührü de doğru biçimde basmak önemli. Pusula üzerinde herhangi bir yazı ya da işaretin bulunmaması gerekiyor. Vatandaşlarımız buna dikkat etmeliler.

Oy kullanmamanın bir cezası var mı?

Hayır. Bu referandum olduğu için herhangi bir ceza uygulaması yok.

Sizin sonuçlar ile ilgili bir öngörünüz var mı?

Hayır çıkacak. Bundan eminim.

Neden?

Ben Türk toplumuna güveniyorum. Anayasa değişiklik paketinde bulunan maddelerin de anlatılamıyor olması da bunun işaretidir. Bu değişikleri anlatmaya çalışanların engellenmesi de başka bir işaret. Biz bile engelleniyoruz. Toplantı salonları verilmiyor, salonlarını verenlere baskı yapılıyor. Bütün bunlara baktığımızda sonuçları tahmin etmek zor değil. Türk halkı bunları değerlendiriyor. Burada ciddi bir empoze siyaseti var. Ama halkımız bunu kabul etmeyecek.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu üç ayrı başlık altında hazırladığı videolarla oy kullanacaklara seslendi. Durakoğlu'nun hazırladığı birer dakikalık videolar ise " Hiç düşündün mü Anayasa niye var", "Bu kadar önemli mi bu anayasa değişikliği" ve "Yargı bağımsızlığı nedir" başlıkları taşıyor.


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.