Haftalık Bağımsız Gazete 02 Aralık 2020

23 Nisan’ın diğer yüzü

“Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Duygu Kuru ile haklarından mahrum bırakılan çocukları ve cinsel istismar tasarısını konuştuk

23 Nisan’ın diğer yüzü
Erhan DEMİRTAŞ

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, ülke genelinde ve Kadıköy’de düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Çocuklar 1 günlüğüne de olsa sözlerini söyleyip, gönüllerince eğlendiler. Ancak mevcut veriler, Türkiye’nin çocuk hakları konusunda karnesinin zayıf olduğunu gösteriyor. Merkezi Kadıköy’de bulunan Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Duygu Kuru ile çocuk hakları konusunda yaşanan yasal sıkıntıları, Meclis’te görüşülen çocuk cinsel istismar tasarısını ve çözüm önerilerini konuştuk. Son 10 yılda cinsel istismar vakalarında yüzde 700 artış yaşandığını söyleyen Kuru, çocuklara yönelik ihmal ve istismarın önlenmesi için devletin geçici tasarılar yerine kapsayıcı yasalar yapması gerektiğini ifade ediyor.

Vakfınızdan bahseder misiniz, ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Vakfımız 1992 yılında kuruldu. Amacımız, çocuk adalet sisteminin uluslararası standartlara ulaşmasının sağlanması ve her çocuk gibi, özgürlüğünden yoksun ve risk altındaki çocukların da yüksek yararının korunmasını sağlamak. Bu doğrultuda, adalet sistemine giren çocukların tüm aşamalarda, tutuksuz yargılanması, tutuklulukları ve hükümlülükleri sırasında ve tahliye sonrasında güven duygularının geliştirilmesi ve sosyal yaşama katılabilmelerine yönelik destek sağlamaya çalışıyoruz.

Vakfınızda uzun yıllardır yürütülen “Gençlik Merkezi Programı” projeniz var. Nedir bu proje?

1997 yılından beri vakıf merkezimizde, çocuk adalet sistemine giren veya risk altında yaşayan 12-18 yaş aralığındaki çocuklar için bir önleme çalışmamız mevcut. Bu Gençlik Merkezi Programı ile çocuklara kişisel ve sanatsal yönlerinin farkına varmalarını sağlayıcı ve bu yönlerini geliştirmeye yönelik birçok aktivite yapıyoruz. Merkezdeki çocuklarımız için turlar düzenliyor, yaz kamplarına, sinemaya tiyatroya götürüyoruz. Bu sayede çocuklar akranları ile kendilerini ifade edebilme ve öğrendiklerini paylaşabilme alanları buluyorlar.

Bu nedenle çocukların adalet sistemine girmesini önleme çalışmalarımızda onlara çok çeşitli araçlarla ifade alanı açıyor ve farklı iletişim kanalları ile kendilerini ifade edebilmelerine destek oluyoruz. Bu sayede güven duygusu gelişen çocuk ve gençlerin birer birey olduğunu hissettiğini ve değerlilik duygularının geliştiğini görüyoruz. Ayrıca, tahliye olduktan sonra vakfımıza başvuran çocukların da aynı şekilde desteklenerek yeniden risk altına girmelerini önlemek için çalışmalar yürütüyoruz.

“2 BİN ÇOCUK CEZAEVİNDE”

Türkiye’de çocukların adil bir yaşam sürdüğünü söylemek mümkün mü?

Mevcut durum incelendiğinde ne yazık ki çocukların adil ve mutlu bir yaşam sürdüklerinden bahsedemeyiz. Sürekli değişen eğitim sistemi, daralan yeşil alanlar, kısıtlanan haklar ve uygulanan yaptırımlar, çocukları mutsuzluğa sürüklüyor. En son yapılan araştırmaya göre, çocuk ve gençlik cezaevlerinde 13-18 yaş arasında 2 bin 818 çocuk kalıyor. Her gün yüzlerce çocuk istismara ve şiddete maruz kalıyor, yine binlerce çocuk eğitim hakkını kullanamıyor. Yaklaşık 70 bin çocuğun madde bağımlısı olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bir yıl içinde suça sürüklenerek mahkemelere gelen çocuk dosya sayısı ise 10 bin civarında, 40 bin çocuk ise sokakta yaşıyor. Tablo böyleyken çocukların mutlu bir ortamda çocukluk dönemi yaşadığını söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Çocuk haklarının yerine getirilmesinde yasaların yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Aslında Anayasamızın 41, 42 ve 61. Maddeleri doğrudan çocukların korunması, topluma kazandırılması ve eğitimleriyle ilgili. 5395 sayılı Kanun ise doğrudan Çocuk Koruma Kanunu’dur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda çocuklara yönelik cinsel istismar ve çocuklara verilecek cezalar düzenlenmiş. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde, çocukların hakları düzenlenmiş. Bu sözleşmeden, çocuklar için özgür düşünmeden tutun da, cinsel istismar, ayrımcılık, bakım, eğitim ve adalet sistemi içine giren çocukların topluma kazandırılmasına ilişkin birçok konu ele alınmaktadır. Tabii önemli olan uygulamada çocukların haklarının ne denli yerine getirildiği. Örneğin, hem BM sözleşmesinde hem de kanunumuzda çocukların keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağını ve en son tutuklama tedbirinin uygulanması gerektiği belirtilmişse de çocukların en küçük olaylar karşısında tutuklandığını ve cezalandırıldığını görüyoruz. Oysa çocuk adalet sistemi cezalandırıcı değil, onarıcı olmalıdır. Cezaevinden çıkan çocukların yüzde 60’ının yeniden cezaevine girdiği verisi mevcutken, çocukların cezalandırılmasının onarıcı olmadığı anlaşılıyor. Cezaevinden çıkan çocuklar ayrımcılıkla, istihdam sorunuyla baş başa bırakılıyor. Çalışma hakları bir nevi ellerinden alınıyor ve bu bir çocuk için çok ağır telafisi güç sonuçlara yol açıyor.

“ SON 10 YILDA YÜZDE 700 ARTTI”

Geçtiğimiz hafta çocuk istismarıyla ilgili tasarı TBMM’ye geldi, ancak erken seçim nedeniyle görüşmeler yarım kaldı. Tasarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; toplumu rahatsız eden bir cinsel şiddet, çocuk istismarı olayı geniş bir şekilde basına yansıdığında devlet, uygulama içindeki mevcut sorunları kaldırmak yerine bir gecede hazırlanan tasarılar hazırlama çabasına giriyor. Tepki çeken ve kamu vicdanını rahatsız eden bu tip olayların ardından hemen “hadım, en ağır cezayı verelim, idam gelsin” sesleri yükseliyor. Sorunu temelinden çözmek yerine, insan haklarına aykırı söylemler baş gösteriyor. Oysa çocuk istismarı sadece hukuksal değil toplumsal bir meseledir. Gecelik tasarılar hazırlamak yerine, sorunun temelini anlamaya çalışan araştırmaların, önleyici modellerin, uzmanlaşmaların olması gerekiyor. Yapılacak kanunların sadece faile dönük olmaması gerekiyor. Düzenlemelerin, toplumsal tavır alma ve çocuğa önem veren bir yapı ve bilinçte olması lazım.

Şimdi bir de “kimyasal hadım” tartışması var.

Cinsel istismar faillerine kimyasal hadım uygulanmasına ilişkin olarak taslağa baktığımızda, fail “kastrasyonu” kabul ederse cezaevine girmeyecek deniliyor. Bu durumda istismar failleri bu uygulamayı bir an önce cezaevinden kurtulma yöntemi olarak kullanılacak. Peki, bu tasarıda çocuğun hakkı nerede? Şimdiye kadar yüzlerce istismar vakası ortaya çıktı ama hiçbir yetkili sorumluluğu kabul edip istifa etmedi. Kanunlar hep suç ve fail tanımı üzerinden tartışılıyor. Sadece faile yönelik gecelik tasarılar konuşulmamalı.

“12 yaş sınırı”, kamuoyunda “tecavüz yasası” olarak bilinen 12 yaş üstü çocukların evlendirilmesinin önünü açan yasa tasarısı ile de gündeme gelmişti. Kadınların direnişi sonucunda tecavüz suçlarını aklayan yasa tasarısı geri çekilmişti. Ama yeni tasarıda bu konu yeniden gündemde. Eğer cinsel istismara maruz bırakılan çocuk 12 yaşın altındaysa fail daha çok ceza alacak, çocuk 12 yaşından büyükse faile ceza indirimi yapılacak. Ne söylersiniz bu konuyla ilgili?

Biz bu röportajı yaparken, bir yerlerde çocuklar cinsel istismara ve şiddete maruz bırakılıyor. Türkiye’de son 10 yılda çocuklara cinsel istismar vakaları yüzde 700 arttı. Her birey 18 yaşına kadar çocuk kabul edilir. Mevcut kanunlarımızda çocukların cezalandırılmasıyla ilgili “12-15 ve 15-18 yaş” olarak kademelendirilmiş bir ceza sistemi var. Yani 12 yaşına kadar hiçbir çocuğa ceza verilemiyor. Ben 12 yaş sınırı meselesinin bunun üzerinden tartışıldığını düşünüyorum. Yani tasarıyı yapanlar ‘12 yaşın altındaki çocuk ceza almıyor o zaman istismar failine de yüksek ceza verelim’ diyorlar sanırım. 12 yaşından büyük çocuğa ceza verilebildiği için de istismar failine ceza indirimi yapılacak. Ya 12 yıl 1 günlük bir çocuk istismara maruz bırakılırsa yasa bu konuda ne diyecek, nasıl bir ceza uygulanacak? Cezalandırılma sistemiyle ilgili çok fazla sorunumuz var.

“DEVLET SORUMLU DAVRANMALI”

Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Duygu Kuru cinsel istismarın önüne geçmek için izlenecek yol ile ilgili önerilerini şu şekilde sıraladı:

- Bizler yapılacak düzenlemelerin mutlaka çocuğu koruyucu ve önleyici tedbirleri içerir şekilde olmasını istiyoruz.

-Çocukların eğitim sürecinin kesintisiz devam etmesi, okullardaki rehber öğretmenlerin uzmanlaşarak, çocuk ve aileyi iyi tanımaları gerekiyor. Çünkü önleyici tedbirlerin alınabilmesi için en önemli adım okuldur.

-Yine çocuk adalet sisteminde görev yapan çocuk polisi, savcı ve hâkimlerin eğitimden geçerek uzmanlaşmaları gerekiyor.

-Çocukların korunması Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sorumluluğunda. Ancak, Milli Eğitim, Adalet, İçişleri, Sağlık Bakanlığı gibi pek çok kurumun ortak çalışması ve birlikte politika üretmesi gerekiyor.

-Kapalı kurumların uluslararası sözleşmelere uygun yapılandırılması, ileri aşamada kapalı kurumlar yerine, çocukların iyileştirmeye yönelik çok yönlü kurumlarda barındırılması gerçekleşmeli.

-Çocuğa ilişkin bakış açısı değiştirilmeli, çocuk “yetişkinlere ait olan bir nesne” şeklinde görülmemeli ve özneleştirilmelidir.

-Çocuklara yönelik ihmal ve istismarı önlemek aileden başlayarak toplumun her kesiminin ve her kurumun sorumluluğundadır. Ancak devlet, bütün bu sorumlulukların yerine getirmesi için bilinç oluşturmak, politika geliştirmek, sorumluları görevlerini yerine getirirken desteklemek, sorumlulukların yerine getirilmesini izlemek ve boş bir alan kalmamasını güvence altına almak gibi kapsayıcı bir sorumluluğa sahiptir.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.