Türküler kadınlarındır

14 Mayıs 2020 - 15:54

Tamam, tamam, tümü değil. Kahramanlık türküleri, deyişler, av ve avcılık üstüne söylenmişler hariç,türkülerin çoğu kadınlarındır. TRT’nin verdiği adla, Türk Sanat Müziği, şarkılardan oluşur. TRT’nin neden öyle bir ad verdiği de tartışılır aslında. Sınıflandırmak için adlandırmak gerekir elbette ama ad kapsayıcı olduğu kadar sınırlayıcıdır da. Bir türe Türk Sanat Müziği derseniz ötekileri hem Türk olmaktan hem de “sanat” kavramından dışlamış olursunuz. Oysa şarkı sözcüğü, “şarki”dir. Şark’a, doğuya özgüdür; türkü ise Türki’dir, Türk’e aittir. Ayrıca şarkı sanattır da türkü sanat değil midir? Neyse, bu eski bir tartışma, geçelim. 

Şarkıları kimin yaptığı / yazdığı / bestelediği / yarattığı kayıt altındadır. O anons sesi kulağımızda değil mi zaten: “Bestesi falancaya, güftesi filancaya ait hicaz şarkı / rast şarkı...” İçlerinde güftesinin kime ait olduğu belli olmayan varsa büyük olasılıkla o sözler de bir kadına aittir: 

Al goncayı deremedim / Yâr yüksekte eremedim / İşlediğim çevreleri / Bahçesine seremedim,” diyen Yesari Asım Aksoy’un hicaz şarkısı gibi. Çevre (mendil) işleyen, onu (yıkayıp) seren bir kadın canlanmıyor mu gözünüzde? Neden adını bildirmiyor, niye gizlemiş kendisini? Onu da son dizede söylüyor aslında: “Bu aşk beni destanetti dillere” diyor. Dillere destan olmaktan, konuşulmaktan, dile düşmekten korkuyor. 

Türk Sanat Müziği kapsamı içinde söylenen sahipsiz (anonim) türküler peki? Sahipsiz olduklarına göre onlar da mı kadınların eseri? Hiç kuşkunuz olmasın. En bilinenlerinden “Kâtibim” türküsüne kulak verelim: “Setresi (ceketi) uzun, gömleği kolalı olan o delikanlıya “Kâtibim” diye seslenen, “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur / Kâtibimin setresi uzun, eteği çamur” diyen, İstanbullu genç bir kadından başka kim olabilir? 

Kadifeden kesesi / Kahveden gelir sesi / Oturmuş kumar oynar / Ciğerimin köşesi” diye kahvede kumar oynayan sevdiğine seslenen yine kadın değil mi?

İstanbul dışına, türkülerin ana yurdu, Anadolu’ya yönelelim ama önce Rumeli’ye bir uğrayalım, Rumeli Beylerbeyine dilekçe vereceğini, “Çıkayım gideyim Urumeli’ne / Arzıhal vereyim Mehmet, beylerbeyine” diye önce Mehmet’e bildiren ses, bir kadına ait değilse kimin?

Rumeli’de kalalım biraz daha: “Piştov (tabanca) patlatan, birilerini haklayan, kanlı Bilal Oğlan’a “Ben sana varmam Bilal Oğlan, ben sana varmam / Yedi yıl karşımda dursan yine sana yalvarmam” diye resti çeken o pervasız kişi de bir bahçeden bir bahçeye yemenisini sallarken kadın olduğunu bağırmıyor mu?

İçinde erkek adı geçen türkülerin sahiplerini de pek fazla aramak gerekmez. 

Aman aman Vehbi’m, öyle böyle olur mu? / Ah, ben ölürsem dünya sana kalırmı?” diyen sözler de sahibini açık açık söylüyor. 

Mustafa’sına seslenen de öyle, cinsiyetini çabucak ele vermekte:

Amanın gel ge lgel aslan Mustafa’m aman / Haydi gel gel garip başlı yârim vay”.

Kimisi de sevdiğinin adını vermiyor ama seslendiği kişinin cinsiyetini söylerken kendisininkini de açıklamış oluyor: 

Aman şeker oğlan / Yandım keten oğlan / Anasına darılmış / Damda yatan oğlan”.

Şu türküyü söyleyen de sevgilisinin adını herkese duyurmayıp kendisine saklıyor ama genç bir kız olduğunu pek fazla gizleyemiyor: “Ben armudu dişledim / Sapını gümüşledim / Sevdiğimin adını / Mendilime işledim.” 

Kaleden kaleye şahin uçurdum / Ah ile vah ile ömrü geçirdim / Yâre şekerledim, şerbet içirdim / Ah ile vah ile ömrü geçirdim,” diye yakınırken sevdiğine şeker ezip şerbet hazırladığını söyleyen, aynı zamanda cinsiyetini de ele vermiş olmuyor mu? 

Daha küçük ipuçlarından da çıkarabiliriz o türküyü ilk söyleyenin kadın olduğunu. Sözgelimi,“Arpa buğday daneler / Yıkılsın meyhaneler / Terzi elin kırılsın / Dar geliyor düğmeler” türküsünde meyhanelerin yıkılmasını isteyen bir erkek olamaz, değil mi?

Kadın ağzından çıktığını bangır bangır bağıran bir türküyle bu turu noktalayalım. Görüldüğü gibi, kadınlar yalnız çocuk doğurmuyor, türkülerin çoğunu da onlar doğuruyor: 

Sabahtan kalktım ezan sesi var / Ezan sesi değil burçak yası var / Bakın şu deyyusun kaç tarlası var /Aman kızlar ne zor imiş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması // Eğdirme fesini kalkar giderim / Evini başına yıkar giderim”.

Türkçe notu: İnsan cinsiyetlerinin tür adları şöyle sıralanır: adam – kadın / erkek – kadın / bey – hanım / beyefendi – hanımefendi / genç adam – genç kadın / genç erkek – genç kız / oğlan çocuğu – kız çocuğu... Ve geldik zurnanın zırt dediği yere: Ancak bir yanda bay varsa öbür yandaki bayan. Yanındakine “bay” denmedikçe karşı cinse “bayan” denmez. Kadınlar kadın olmaktan utanmıyor ki! Onlara “bayan” diyerek incelik göstermiş olunmuyor!

Yazarın Diğer Yazıları

Çile Bülbülüm

Şarkının sözlerini okudukça görüntü bir tablo gibi canlanacak gözünüzde. Utangaç bir genç hanım... Gözlerini süzüp duruyor. Şair de ona sesleniyor:    “Süzüp süzüp de ey melek o çeşm-i nim-habını, Neden ya rağbet etmemek dağıtmağa sehabını?”   Ey melek yüzlü güzel, yarı uykulu gözlerini süzüp duruyorsun ama neden şu bulutlu (efkârlı) ...

Geçen cuma / Hangi cuma

Siyaset ortamı gergin, gündelik yaşam koşulları ağırlaştıkça ağırlaşıyor; kimsenin gülecek değil, gülümseyecek hali kalmadı. İçki zamlarıyla terbiye edildiğimiz için teselliyi kadehlerde aramak çok pahalı. En iyisi biz yine şarkılara dalalım, oralarda avunalım.  “Unut beni, kalbimdeki hicranla yalnız kalayım,” diyor güfte şairi, biz de buradan b ...

İki kadın, iki şair, bir devrim

Hacı Arif Bey’in, “Muntazır teşrifine hazır kayık,” şarkısını ne zaman duysam Yahya Kemal’in Mahurdan Gazel şiiri gelir aklıma. Ezberimizde olan, birçoğunu Münir Nurettin Selçuk’un bestelediği ünlü şiirlerinden biri değil, şairin “Eski Şiirin Rüzgârıyle” adlı az bilinen kitabından. Şöyle başlıyor:  “Gördüm ol meh dûşuna bir şal atıp lahurdan ...

Aşkın kazandırdıkları

Müzik beğenisi yaşa göre değişir mi? Değişiyor sanırım. Türkçe “Off”u yazarken pop müzik denen hafif şarkılardaki Türkçe hatalarına sinirlendiğime göre onları dinliyormuşum demek ki... Artık dinleyemiyorum. En çok, “sanat müziği” kapsamına giren şarkıları dinliyorum şimdi ve doğal olarak onlara sinirleniyorum. Güfte yazarlarının işlerini hafife alm ...

ABD İZLENİMLERİ – 3

  Ne izlenimlermiş; anlata anlata bitiremedin, diyor musunuz? Ben kendime çoktan dedim de notların son bölümünü paylaşmadan bitirmek istemedim. Uzaklarda yaşanan bir efsane gibi olmasın ABD. Bize benzeyen yanlarını da bilelim Amerikalının benzemeyen yanlarını da. Örneğin bayrak... En az bizdeki kadar yaygın. Her yerde, resmi olan-olmayan pek çok ...

ABD izlenimleri – 2

ABD, zengin bir ülke ama kapitalizm, zenginliğin eşit dağılımını asla sağlamıyor. Büyük kentlerde daha çok olmak üzere her kentte, elinde yazılı bir mukavva parçasıyla yol kıyısında dilenenler de çok; tüm eşyasını bir bisiklete ya da alışveriş arabasına doldurmuş, sokaklarda yaşayan evsizler de. Bunları koruma altına alan yasalar olduğunu hiç sanmı ...

ABD izlenimleri -1

ABD’ye her gidişimde gördüklerim, duyduklarımla kendi yaşamımızı karşılaştırmadan edemiyorum. Ülkece sıkı bir Amerikan takipçisi / taklitçisi olduğumuz halde Amerikalının nasıl yaşadığını pek bilmiyoruz. Amerikalı bizi biliyor mu, diyeceksiniz. Bilmiyor, merak da etmiyor. Sıradan bir Amerikalı için Türkiye, herhangi bir Ortadoğu ülkesi. Yalnız Türk ...

Bayramlar ve çocuklar

2003’ten beri her yıl olmazsa yılaşırı geldiğim ABD’ye bu kez küresel salgından dolayı 2018’den beri gelememiştim. O zamandan bu yana ABD’de değişen bir şey yok. Bizde de olmadığı gibi. Onlar yiyip içip eğleniyor; bizler durumumuza bakıp “Ne olacak bu memleketin hali?” diye dertleniyoruz. Kızım yirmi yıldır ABD’de yaşıyor. İki de torunum var ve ...

Türkçe duyarlılığı

“Kapın çalındıkça,” denir; “kapın her çalındığında,” denir ama “kapın her çalındıkça” denir mi? “Kapın her çalındıkça, ‘O mudur?’ diyeceksin”diye başlayan şarkıyı söylüyorum. Duya duya alışıldığı için yadırgatıcı gelmiyor ama aynı yapıyı başka sözcüklerle kuralım: “İnsan her bakındıkça...” Olmadı değil mi? “Ağaç her göründükçe...” I- ıh! “Saçlar he ...

Rahmetli büyükbabanın mirası...

Türkiye Cumhuriyeti 98 yaşında... Cumhuriyetin bize sağladığı ve kendimizi hep sahibiymişiz gibi hissettiğimiz kazanımları anımsamanın tam sırası. Özellikle o kazanımlar birer birer elimizden alınmaya çalışılıyorsa... Ümmettik, sayesinde birey olduk. Fetvalarla, günahlarla, korkularla yönetiliyorduk; dini koruyanın da laiklik olduğunu öğrendik. ...

Neydi Melal?

Kimi sözcüklerin yaşamımızdan çıkması çok üzücü. “Melal” sözcüğü mesela... Uzaktan tanıdığım bir dostun ölümü gibi gelir bana bu sözcüğün kaybı. Hani O Belde şiirinde Ahmet Haşim, “Melali anlamayan nesle aşina değiliz” diyordu ya, kastettiği, yaşadığı dönemdeki gençliğin duyarsızlığıydı. Melal denen duyguyu yeterince hissetmiyor olmakla suçluyordu ...

İlle de yeşil gözler

“Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken Koklarım ellerini gülleri koklar gibi ben Avucundan alırım kış günü bir yaz güneşi” Ne güzeldir Cenap Şahabettin’in bu dizeleri... Ama ben üstünde durulacak bir şeyi illa ki bulurum. Bu dörtlükte de ikinci dizeye takıldım. Sevgili, şairin saçlarını ...

Şarkılara sığınmak

Ortalık toz duman, bir yanımız selle boğuşurken öbür yanımız alev alev. “Türkiye yanıyor, canlar gidiyor, bu kadın da şarkılara takmış kafayı, o sözün anlamı, bu şarkının yanlışı diye durmadan şarkıları konu ediyor,” diye düşünen, neden boyuna şarkılardan söz ettiğimi merak eden vardır. Şarkılara sarılmamın nedeni tam olarak bu işte! Bir yanımızın ...

Ölçü de zorlar uyak da

“Acaba sen misin,” diye başlayan bir sözün (diyelim şarkının) nasıl devam edeceğini aşağı yukarı kestiririz değil mi? Ya “yoksa başkası mı,” diyecektir, ya “bir yabancı mı,” diye soracaktır. Çoğumuzun bildiği, sevdiği bir şarkı. Ben de çok severim. Belki de şimdi anlatacağım huysuzluk bu şarkıyı çok sevdiğim için. Şarkının TRT Nağme’de, “Acaba sen ...

Aşk, ihtiras, gece, mehtap ve diğerleri

Engellilerle aşk yaşamaya hevesli kişiler varmış. “Akrotomofil (acrotomophile)” deniyormuş bunlara. Sanırım ele alacağımız şarkıda duygularını dile getiren de böyle biri. Elleri olmayan bir kadınla aşk yaşamayı hayal edip dururmuş. Sonunda bulmuş aradığı aşkı. Bulunca da hiçbir özveriden kaçınmamış. Nesi var nesi yoksa satmış savmış, görkemli bir d ...

Küçük dalgınlıklar, büyük yanlışlıklar

Pilli, küçük bir radyom var. Hep mutfakta durur, ben de mutfağa girdim mi dolaptan ya da musluktan önce onu açarım. Havanın, rüzgârın durumuna göre istasyonun kaydığı, Arapça yayınların karıştığı olur ama genelde TRT Nağme’ye ayarlıdır. Radyom güzel güzel çalıyorsa kulak vermeden yapamam. Onunla yetinsem yine iyi... Bir de duyduğumu anlamaya, anlam ...

Kim bu felek?

Yine ve hâlâ şarkılardayız. Bu kez hem şarkılarda hem türkülerde sıkça geçen feleğin peşine düşeceğiz. Yanılma payımı saklı tutarak söyleyeyim: Başka bir dilde ve dinde karşılığı bulunduğunu sanmıyorum. Dinlerde çeşitli adlarla anılan Tanrılar var, şeytan var, kader, talih, alınyazısı gibi kavramlar var ama felek? Kim, diye sordum çünkü bir insan g ...

Şarkılardaki kadın

Şarkılar zaten kadınlara yazılır, kadınları anlatır, diye mi düşünüyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Bütün kadınları anlatmaz; tek kadını anlatır. Bütün şarkılarımızda anlatılan o tek kadın nasıl biridir? Bakalım birlikte: Saçının bir teline bile hasret çektiren, bir buseyi sevdiğine çok gören bir kadındır. Hep özlenen, çok özlenen, kavuşulmayandır. Vus ...

Şarkılardan yansıyan...

Ölümden söz edeceğim ama çevremizi kuşatan, her an haberini almaktan korktuğumuz gerçek ölümden değil. Şarkılarda geçen şakacıktan ölümlerden... Tam da bunu soracağım: Neden bu kadar çok “ölüm” lafı ediyoruz? Hem de hiç gerekmezken, durup dururken... Şarkılarla bir süre daha uğraşacağım. Hani Cahit Külebi, ölümünden iki yıl önce bir konuşmada “Y ...

Şarkılarımız

Viyana Filarmoni Orkestrasının yeni yıl konseri (1 Ocak 2021, TRT 2) olağanüstüydü. Şef Riccardo Muti’nin arada söyledikleri ise beni şaşırttı ve düşündürdü. Müziğin yalnızca bir eğlence aracı olmadığını; barış, huzur, aşk gibi pek çok duyguyu ilettiğini belirtti Muti, daha sonra da müziğin daha iyi bir toplum yaratma görevinin bulunduğunu ve sağlı ...

Şairi sevmek

Şair ve yazarları futbol takımı tutar gibi ya benimsiyoruz ya da reddediyoruz. Nâzım Hikmet’i sevenin Necip Fazıl’dan nefret etmesi gerek, Necip Fazıl’ı sevenin ise Nâzım Hikmet’i sevmesi yasak! Mehmet Akif ile Tevfik Fikret arasında da var böyle bir taraftar çekişmesi. Oysa sanatta sık sık anımsanacak ilke, sanatçının kendisinin değil, yapıtının d ...

Pencere

Pencereden bakmak ne güzel şey! Önünüzden yaşamlar akıp geçer. Biraz hayal gücünüz varsa kim olduklarıyla, nasıl yaşadıklarıyla ilgili öyküler uydurursunuz gelip geçenlere. Yoksa? Yoksa giyimine kuşamına bakarsınız. Ekose bir ceket giymiş örneğin. Sizin de vardı öyle bir ceketiniz. Sahi, ne oldu ona? En son Ayten’in kızının nikâhında giymiştiniz. Y ...

Gönül

Türkçeye özgü sözcüklerden biridir “gönül” ve en eski sözcüklerimizdendir. Divan-ü Lügat-it-Türk’te “gönül, kalp, yürek; anlayış” anlamlarıyla “könğül” diye geçiyor. Batı dillerinde karşılığı yokmuş. “Redhouse Türkçe - İngilizce Sözlük”e baktım. Gönül sözcüğünün karşısındaki anlamlar heart (kalp) ve mind (akıl). Oysa biliyoruz ki gönül, kalp de değ ...

Köprü mü, insan mı?

Televizyonda bir bilgi yarışmasına rastlarsam takılıp kalıyorum. Gençler çıkınca bende bir gerginlik! Oturduğum yerden, “Ne olur bil! Hadi... Göreyim seni,” diye yüreklendirmeye çalışıyorum yarışmacı genci. Ama olmuyor. İşte güzeller güzeli bir kızımız... Modellik yapıyormuş, yüksek okul mezunu. En yükseği hedeflediğini söylüyor. Kendisine güveni t ...

Ömür dediğin

“Sac, düzenin bulur; hamur tükenir. İş, düzenin bulur; ömür tükenir.” Bu ölçülü uyaklı iki dize, Denizli yöresinde söylenen bir sözmüş. Tam işleri yoluna koyarsınız, geçiminizi sürdüreceğiniz geliri sağlar, evinizi edinir, çoluğunuzu çocuğunuzu yetiştirirsiniz bir de bakarsınız ki “ömür” dediğiniz yaşam süresinin sonuna varmışsınız. Gerçekten ...

Şarkılar, türküler, öyküler

Kimi şarkı sözlerine uydurulan öyküler vardır; birinden birini duymuşsunuzdur. Melahat Pars konservatuvarda hocaymış, bir öğrencisi ona âşık olmuş ve bir gün aşkını itiraf etmiş. Melahat Pars evine gittiğinde ilham gelmiş, sabaha kadar çalışmış ve bir beste yapmış: “Ben gamlı hazan, sense bahar; dinle de vazgeç / Sen kendine kendin gibi bir taze ba ...

Efkâr

Kul Himmet’in dizeleri düşürdü aklıma bu kavramı. “Seyyah olup şu âlemi gezerim / Bir dost bulamadım, gün akşam oldu” diye başlayan türküde hani, “Kendi efkârımca okur yazarım” der ya ozan. Kendi efkârınca okuyup yazmaya takılıp kalmıştım. Kendi düşüncelerini dile getirdiğini, kendi düşüncelerine göre okuyup yazdığını söylüyordu. Efkâr, fikir sözcü ...

Ömer Seyfettin’e bugünden bakmak

Hayır, ben korona virüsünden söz etmeyeceğim. Ömer Seyfettin’i anımsatmak istiyorum okurlarıma. Çünkü 2020, ölümünün yüzüncü yılı. Adını en çok bildiğimiz edebiyatçımızdır kendisi. Ders kitaplarında çok yer almıştır, kitapları çok basılmıştır; ilkokulda değilse ortaokulda onun birkaç öyküsüyle karşılaşmışızdır. Yine de onu ne kadar tanıdığımızı bir ...

Sorular... Sadece sorular...

Dünya EMEKÇİ Kadınlar günü geçtikten sonra kadın konunda konuşulmaz, yazılmaz mı? Her şeyi göze alıp sakıncalı birkaç soru sormanın zamanı hiç gelmeyecek mi? Nikâh kaydı, kadının bir erkeğe zimmetlenmesi midir? Bir çeşit tapu kaydı yerine mi geçer? O kayıt düşüldükten sonra kadının her türlü hareketinden artık onu zimmetine geçiren erkek mi soru ...

“Güzel, yalanın çocuğudur”

Ahmet Haşim böyle diyor Frankfurt Seyahatnamesi’nde. Yıllar önceki okumamdan aklımda yalnızca bir Fransız dostunun Haşim’e, “Sizin sonbaharınız olamaz,” demesi kalmış. Ağaçlarımız az, sonbaharda dökülen yapraklarımız yetersizmiş çünkü.“Yalan,büyük bir kıymettir,”diye başlayıp anlattıklarını, sözü yeniden Almanya izlenimlerine getirmesini beklemenin ...

Üstüne titrediklerimiz

Ürkek adımlarla basamakları inmeye çalışan, 2-3 yaşlarında bir çocuk ve o merdivenin başında kollarını kavuşturmuş onu izleyen bir kadın: annesi! Bu tabloyu görseniz kadını tanımasanız bile, yakın komşunuz, akrabanız, arkadaşınız, tanıdığınız falan olmadığını kolayca tahmin edersiniz. Doğrusu ben de hiç tereddüt etmeden o kadının yabancı olduğunu s ...

ARŞİV