Türkiye Büyük Millet Meclisi Akran Zorbalığı Alt Komisyonu’nun hazırladığı “İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu Raporu”, 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8'inin yani her 7 çocuktan birinin akran zorbalığına maruz kaldığını gözler önüne serdi. Raporda öne çıkan tespitler dikkat çekiyor: “Bedensel veya zihinsel işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalığa uğrama oranı yüzde 27. Çocuklar arasında en sık karşılaşılan zorbalık türü alay edilme. Çocukların yüzde 7,2'si akranları tarafından kasıtlı olarak sosyal gruplardan dışlanıyor. Fiziksel şiddete maruz kalan çocukların oranı ise yüzde 4,4. Çocukların yaklaşık yüzde 80'i günde 3 saatten fazla ekran karşısında kalıyor ve bu durum siber zorbalık riskini artırıyor.”
Okulların açılmasına az bir zaman kalmışken açıklanan raporun çarpıcı verilerini ve akran zorbalığını Klinik Psikolog İrem Gamze Arslan ile konuştuk.

Akran zorbalığı nedir? Hangi davranışlar akran zorbalığına giriyor?
Zorbalık, dolaylı veya doğrudan yapılan, süreklilik gösteren fiziksel ve psikolojik saldırılar bütünü olarak tanımlanabilir. Akran zorbalığı ise yaşları görece yakın çocukların çoğunlukla güçlü olan çocuğun (fiziki veya nüfuzlu), gözüne kestirdiği daha güçsüz bir çocuğu dolaylı veya doğrudan sistematik bir şekilde psikolojik veya fiziksel olarak zorlamasıdır. Akran zorbalığını bir çocuğun başka bir çocuğa kötü davranması olarak düşünmek, bu davranışa sığ bir yerden bakmaktır. Çünkü burada sistematik bir şekilde tekrar tekrar yapılan kasıtlı bir davranış var. Bir davranışa zorbalık adını verebilmemiz için davranışın kasıtlı olması, tekrarlanması ve çocuklar arasında bir güç eşitsizliğinin bulunması gerekir. Çocuklar arasında yaşanan her çatışmayı zorbalık olarak adlandırmak kadar, zorbalığı “çocuk işidir” diyerek önemsizleştirmek de sorunlu. Bir çocuk tekrar tekrar aşağılanıyor, dışlanıyor ya da hedef haline getiriliyorsa, zamanla yalnızca arkadaşlarıyla değil, kendisiyle kurduğu ilişki de bundan etkilenebilir.
Çeşitleri var mı?
Akran zorbalığını fiziksel, psikolojik (duygusal), sözel ve siber olmak üzere dört başlık altında inceleyebiliriz. İtme, vurma, eşyalarını kırma ya da saklama gibi davranışlar fiziksel zorbalık olurken; alay etme, küçümseme, hakaret, lakap takma gibi eylemler ise sözel zorbalıktır. Siber zorbalık ise elektronik (sanal) yolla gerçekleşir, zorba kişi anonimdir. Sosyal medyada küçük düşürme, özel bilgileri paylaşma, çevrimiçi tehdit zorbalığa örnektir.
Zorbalığa neler zemin hazırlıyor?
Zorbalık, çocuğun içinde bulunduğu ilişkiler ve sosyal çevre içerisinde ortaya çıkan bir olgudur. Ailede, okulda ya da akran grubunda saldırganlığın, aşağılamanın, güç kullanmanın ve farklı olanı dışlamanın normalleştirildiği bir ortam varsa çocuk bunları ilişki kurmanın yollarından biri olarak öğrenebilir.
Bazen çocuk kendi yaşadığı çaresizlik, değersizlik ya da öfkeyle doğrudan baş edemediğinde, bu duyguları kendisinden daha güçsüz gördüğü başka bir çocuğa yöneltebilir. Dolayısıyla zorbalık davranışının arkasında yalnızca saldırganlık değil, zaman zaman işlenememiş öfke, güçsüzlük, değersizlik, utanç ve suçluluk duyguları da bulunabilir. Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir, bunları anlamaya çalışmak, zorbalık yapan çocuğu mazur görmek değildir. Tam tersine, davranışın altında ne olduğunu anlamak, onu gerçekten değiştirebilmenin ön koşuludur.
“UTANCA VE ÖFKE DUYGUSUNA NEDEN OLUR”
En yaygın olarak karşılaştığımız “alay edilme” sanki. Alay edilmek çocukları nasıl etkiler?
Alay edilmek yetişkinlerin gözünde zaman zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diye küçümsenebiliyor. Oysa çocuk açısından alay edilmek, yalnızca birkaç kelimenin söylenmesinden ibaret değildir. Çocuğun kendisini başkalarının gözünde nasıl gördüğünü, gruba ait olup olmadığını ve kabul edilip edilmediğini doğrudan etkileyebilir.
Özellikle çocukların benlik algılarının ve sosyal kimliklerinin geliştiği dönemlerde, akranlarının bakışı çok önemlidir. Sürekli alay edilen bir çocuk bir süre sonra yalnızca “benimle dalga geçiyorlar” diye düşünmeyebilir; “demek ki bende yanlış olan bir şey var” duygusuna ulaşabilir. Burada alay edilen özellik çocuğun bedeniyse bedeniyle, konuşmasıysa konuşmasıyla, akademik başarısıysa başarısıyla ilgili bir utanç gelişebilir. Zorbalık devam ettiğinde ise bir süre sonra bu utanca bir de öfke duygusu eklenebilir. Çocuk başkalarının kendisi hakkında söylediklerini içselleştirerek kendisine de aynı acımasızlıkla bakmaya başlayabilir. Bu nedenle alay edilmenin etkisini yalnızca o an yaşanan üzüntü üzerinden değerlendirmemek gerekir. Tekrarlanan alay, çocuğun kendilik algısında iz bırakabilir.
Bedensel veya zihinsel işlevsel zorluk yaşayan çocuklar zorbalığa uğradığında ne gibi duygular yaşıyor?
Bedensel, zihinsel, iletişimsel ya da öğrenmeyle ilişkili bir işlevsel zorluk yaşayan çocuk, zaten gündelik yaşamda diğer çocuklardan farklı deneyimler yaşayabiliyor. Buna bir de akranları tarafından dışlanmak veya farklılığı üzerinden hedef alınmak eklendiğinde ağır bir ruhsal yük ortaya çıkabiliyor. Çocuklar “ben diğerleri gibi değilim ve bu nedenle kabul edilmiyorum” duygusuna sürükleniyor. Bunun beraberinde utanç, yalnızlık, öfke, çaresizlik ve değersizlik duyguları da geliyor. Üstelik bu çocukların zorbalığa maruz kalma oranlarının daha yüksek olması, meseleyi bireysel bir durum olmaktan çıkarıp toplumsal bir durum hâline getiriyor. Bedensel veya zihinsel işlev zorluğu taşıyan bireylere yönelik önyargıların, dışlayıcı tutumların ve ayrımcılığın azaltılması; farklılıkların kabulünü ve toplumsal yaşamda eşit katılımı destekleyen çalışmaların güçlendirilmesi gerekiyor.

“AĞIR DUYGUSAL YÜK YARATIR”
Sosyal dışlanmanın çocukta bıraktığı izler neler?
Çocuk için bir gruba ait olmak yalnızca sosyal bir ihtiyaç değil, aynı zamanda gelişimin temel ihtiyaçlarından biridir. Bu nedenle dışlanmak, “arkadaşlarım benimle oynamadı” cümlesinden çok daha büyük bir ruhsal problem olabilir. Özellikle kasıtlı ve tekrarlayan dışlanmada çocuk, grubun dışında bırakıldığını tekrar tekrar deneyimler. Bir süre sonra okula gitmek istememe, sosyal ortamlardan kaçınma, kendisini geri çekme ya da “Nasıl olsa beni istemiyorlar” şeklinde bir beklenti geliştirme görülebilir. Dışlanma, çocuğun hem kendisiyle hem de diğer insanlarla kurduğu ilişkiye dair güvenini zedeleyebilir. Bazen çocuk öfkesini dışarıya yöneltir, bazen de tam tersine içine çekilir, kendisine yöneltir. Bu çocuklar sürekli sakar eylemlerde bulunurlar; düşerler, bir yere takılırlar veya somatizasyon belirtileri gösterirler. Hastalanırlar, başları döner, mideleri bulanır... Bu nedenle sessizleşen, arkadaşlarından uzaklaşan ya da “Okula gitmek istemiyorum” diyen, bedensel semptomlar gösteren bir çocuğun davranışını yalnızca uyum problemi olarak değerlendirmemek gerekir. Belki de çocuk bize yaşadığı bir ilişki deneyimini anlatmaya çalışıyordur.
Siber zorbalık nedir? Tehlikeleri nelerdir?
Sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları, çevrimiçi oyunlar ya da başka dijital platformlar üzerinden bir çocuğu hedef almak, aşağılayıcı mesajlar göndermek, fotoğraf veya bilgilerini izni olmadan paylaşmak, hakkında söylenti yaymak, onu grup ve iletişim kanallarından dışlamak gibi davranışlar siber zorbalık kapsamında değerlendirilebilir. Siber zorbalığın önemli bir farkı, çocuğun okuldan ya da fiziksel ortamdan ayrıldığında da zorbalığın devam etmesidir. Üstelik dijital ortamda içeriklerin çok hızlı biçimde yayılabilmesi, çok sayıda kişinin olaya tanık olabilmesi ve içeriğin uzun süre dolaşımda kalabilmesi çocuğun yaşadığı çaresizlik duygusunu artırabilir. Bu nedenle siber zorbalığı yalnızca “telefon üzerinden yapılan bir şey” olarak görmemek gerekir. Çocuğun gerçek ilişkilerini ve ruhsal dünyasını doğrudan etkileyen bir zorbalık biçimidir. Dijital ortamda yaşanan olumsuz deneyimlerin çocuklar üzerinde fark edilenden daha ağır duygusal yükler yaratabileceğine de dikkat çekilmelidir.
“GÖRÜLMEK VE CİDDİYE ALINMAK ÖNEMLİ”
Çocuklar zorbalıkla nasıl baş edebilir?
Zorbalığa uğrayan çocuk kendisini güçsüz ve yalnız hissediyor olabilir. Duygusal anlamda güçlü bir çocuk zorbalığa karşı koyacak gücü bulabilir. Bunun için de öncelikle çocuğun yaşadıklarının yetişkinler tarafından görülmesi ve ciddiye alınması gerekir. Çocuğun yaşadıklarını anlatabileceği güvenilir bir yetişkininin olması çok önemlidir. Bu kişi ebeveyni, öğretmeni, okul psikolojik danışmanı ya da çocukla çalışan başka bir uzman olabilir. Çocuğa “Bunda senin suçun yok” mesajının verilmesi, yaşadığı duyguların anlaşılması ve yalnız bırakılmaması gerekir. Bir çocuğun zorbalık karşısında ihtiyacı olan şey çoğu zaman daha kalın bir zırh değil, arkasında güvenebileceği ve destek alabileceği yetişkinlerin ve arkadaşlarının olduğunu bilmesidir. Çocuğun, yardım istemenin bir güçsüzlük olmadığını deneyimlemesi de sağlanmalıdır.
Nasıl önlenebilir? Aile ve okul önleme noktasında neler yapabilir?
Zorbalığı önlemek yalnızca zorbalık yapan çocuğu cezalandırmakla mümkün değildir. Ailelerin çocuklarıyla açık bir iletişim kurması, onların okul ve arkadaşlık ilişkilerini merak etmesi ve “Bugün okulda ne oldu?” sorusunun ötesine geçebilmesi önemlidir. Çocuğun davranışlarındaki ani değişiklikler, içine kapanma, okula gitmek istememe ya da arkadaş ilişkilerinden uzaklaşma gibi işaretler dikkate alınmalıdır.
Zorbalık yalnızca zorba ile zorbalığa maruz kalan çocuk arasında gerçekleşmez; çoğu zaman onu izleyen bir grup vardır. Bu grubun gülmesi, sessiz kalması ya da paylaşması zorbalığın devam etmesini güçlendirebilir. Sonuçta hedefimiz yalnızca zorbalığı azaltmak değil, çocukların birbirleriyle kurdukları ilişkilerin niteliğini de değiştirmek olmalı. Çocuğun farklı olduğu için dışlanmadığı, hata yaptığı için aşağılanmadığı, yardım istediğinde küçümsenmediği bir okul kültürü oluşturabildiğimiz ölçüde zorbalığı gerçekten önleyebiliriz.
Zorbalığın önlenmesi konusunda ailelerin, okulların, ruh sağlığı uzmanlarının ve dijital platformların birlikte sorumluluk alması gerekiyor. Bir başka ifadeyle, çocuğa “zorbalık yapma” demek kadar, çocuğun içinde bulunduğu yetişkin dünyasının da nasıl bir ilişki kültürü ürettiğine bakmamız gerekiyor. Farklılıkların alay konusu olmadığı, dışlanmanın normalleştirilmediği ve şiddetin bir iletişim biçimi olarak kabul edilmediği bir kültür oluşturmak, zorbalıkla mücadeleyi yalnızca bir okul politikasından çıkarıp toplumsal bir sorumluluk haline getirebilir.