Yapay zekâ için kitaplar feda mı ediliyor?

Yapay zekâ modellerinin eğitimi için milyonlarca kitabın tarandıktan sonra imha edilmesi, telif hakları ve kültürel miras tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, eser sahiplerinin haklarını koruyacak yasal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor

31 Temmuz 2026 - 10:48

Yapay zekâ modellerinin eğitimi için milyonlarca kitabın satın alınıp taranmasının ardından imha edildiğini ortaya koyan mahkeme belgeleri, telif hakları ve kültürel miras tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Kamuoyuna açıklanan belgelerde, yapay zekâ şirketi Anthropic'in "Project Panama" adı verilen program kapsamında milyonlarca ikinci el kitabı satın aldığı, kitapların ciltlerini endüstriyel makinelerle sökerek sayfalarını yüksek hızlı tarayıcılarla dijital ortama aktardığı ve tarama işleminin ardından fiziksel nüshaları geri dönüşüme gönderdiği belirtildi. Mahkeme sürecinde, şirketin yapay zekâ modellerini eğitmek için kullandığı veri toplama yöntemleri de ilk kez ayrıntılı biçimde kamuoyunun gündemine taşındı. Kararda, yasal olarak satın alınan basılı kitapların dijital ortama aktarılmasına ilişkin değerlendirmelerin yanı sıra, telif hakkıyla korunan eserlerin yapay zekâ eğitiminde hangi koşullarda kullanılabileceği de tartışma konusu oldu.

Project Panama, yalnızca bir telif hakkı davası olmanın ötesinde, yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi ile yaratıcı emeğin korunması arasındaki dengenin nasıl kurulacağına ilişkin küresel tartışmaların da simgelerinden biri hâline geldi. Kitapların yapay zekâ sistemleri için bir eğitim verisine dönüşmesi; telif hakları, yayıncılık, kültürel miras ve etik sınırlar üzerine süren tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

“KANUN GÜNCELLENMELİ”
Türkiye Yayıncılar Birliği'nin 12. Türkiye Yayıncılık Kurultayı Sonuç Bildirisi'nde de yapay zekânın yayıncılık sektörüne etkilerine yer verildi. Bildiride, yapay zekânın kültürel üretim ve anlam dünyasındaki etkisinin giderek derinleştiğine dikkat çekilerek, “Teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanılırken insan yaratıcılığının, editoryal değerlendirmenin ve kültürel çeşitliliğin merkezde tutulması büyük önem taşımaktadır. Yapay zekânın yayıncılık süreçlerine entegrasyonunun mesleki standartlar ve etik ilkeler çerçevesinde
yönetilmesi gerekmektedir. Yapay zekanın bir araç olarak en verimli biçimde kullanılabilmesi için ise dil ve kültürün temel belirleyici faktörler arasında yer aldığı unutulmamalıdır.” ifadelerine yer verildi.

Bildiride ayrıca yapay zekâ modellerinin eğitim süreçlerinde telif hakkıyla korunan eserlerin izinsiz kullanımına karşı hak sahiplerini koruyacak yasal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi çağrısı yapıldı. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (FSEK) dijital haklar ve yapay zekâ teknolojilerini kapsayacak şekilde güncellenmesi gerektiği belirtilen bildiride “Yapay zekânın sunduğu üretim ve verimlilik imkânlarından yararlanılması önemli olmakla birlikte bunun hak sahiplerinin onayı ve adil gelir paylaşım modelleri çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.” denildi.

“YAYINCILIK ZİNCİRİNİN TAMAMI ETKİLENİYOR”
Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı ve Uluslararası Yayıncılar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Kenan Kocatürk, yapay zekâ modellerinin telif hakkıyla korunan eserleri eğitim verisi olarak kullanmasının yalnızca yazarları değil, yayıncılık ekosisteminin tamamını etkilediğini söyledi. “Aslında zincirin her halkası farklı biçimde etkileniyor. Yazarlar, çevirmenler ve diğer eser sahipleri için mesele büyük ölçüde izinsiz kullanılan emek ve gelecekteki gelir kaybı. Yayınevleri açısından ise hem telifini ödedikleri eserlerin izinsiz biçimde veri setlerine dahil edilmesi hem de yapay zekâ destekli içeriklerin yayıncılık pazarını daraltması riski söz konusu. Bu nedenle konunun yalnızca eser sahipleri açısından değil, yayıncılık zincirinin bütünü açısından değerlendirilmesi gerekiyor.” dedi.

Mevcut telif mevzuatının yapay zekâ çağının ihtiyaçlarını karşılamadığını belirten Kocatürk, “Yapay zeka ve benzeri teknolojik gelişmeler dahil olmak üzere, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndaki tüm münhasır haklar korunmalı. Herhangi yeni bir istisna veya sınırlama getirilmemeli. Ancak makine öğrenmesinde eğitim malzemesi olarak kullanılan eserler ve içerikler için hak sahiplerinden izin alınma zorunluluğu ve kullanımlar karşılığında telif bedeli ödenmesi zorunluluğu netleştirilmeli; şeffaflık olmalı. Telif hakkının yalnızca insana ait olduğu netleştirilmeli. Bir de aslında yapay zekadan da öncelikli diyebileceğimiz, dijital hak ihlalleriyle daha hızlı ve etkin mücadele için özel düzenlemeler getirilmeli.” dedi.

Bu sürecin yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Kocatürk,“Dünyada yapay zeka eğitiminde kullanılan eserlere dair izin alma ve telif ödeme mekanizmaları gelişiyor, bunlar genelde toplu hak yönetimi kapsamındaki kuruluşlar tarafından etkin iş modelleri olarak kurulmaya ve işletilmeye başlandı. İzin almaktan kastettiğimiz, lisans almak. Toplu hak yönetimi kuruluşları bu tür kullanımlara dair de toplu lisanslama yapmaya başladılar. Dünyadaki iyi örneklere bakılıp kendimize en uygun modeli adapte edebilir ve geliştirebiliriz.” diye konuştu.

KÜLTÜREL MİRAS VE YAPAY ZEKA
Milyonlarca kitabın tarandıktan sonra imha edilmesini de değerlendiren Kocatürk, bunun kültürel miras açısından da önemli sonuçları olduğunu söyledi. “Kültürel mirasın muhafaza edilmesi bütün toplumlar ve kültürler için son derece önemli. Bu tür imha uygulamaları bir anlamda kitap ve yazılı kültür tarihinin yok edilmesi anlamına geliyor.” dedi.

Yapay zekânın yayıncılıkta tamamen dışlanmasının mümkün olmadığını da belirten Kocatürk, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bugün gelinen noktada yapay zekâ araçlarının kullanılmaması gibi bir şey pek söz konusu değil. Fakat bu, insan emeğini ve uzmanlaşmış kişilerin birikimlerinin değerini, nitelikli üretimi, nitelikli işleri kenara atmak şeklinde olmamalı. Yapay zekâ araçları elbette bazı işleri hızlandırmak, bazı maliyetleri düşürmek, kolaylık sağlamak amacıyla kullanılıyor, ancak yapay zeka araçlarını doğrudan üretim aracı olarak görmemek gerektiğine inanıyoruz. Özellikle kreatif endüstrilerde üretim insana ait kalmalı.”


ARŞİV