Sinematek'in makinisti: O şeridi tuttuğun zaman...

Uzun yıllardır sinemada makinistlik yapan Erkan Sezeroğlu, bu mesleğe tutkun insanlardan biri. Sinemanın büyüleyici, zor, neşeli taraflarını konuştuğumuz Sezeroğlu, “Sinemada bir büyü vardır derler. O şeridi tuttuğun zaman bir daha bırakamazsın” diyor

21 Eylül 2023 - 10:29

Sinema endüstrisinde hem çekim ekipmanlarının hem de filmi perdeye taşıyan araçların dönüşümü, filmlerin ses ve görüntü kalitesinde bir dizi değişime sebep olurken diğer yandan seyircinin film izleme deneyimini de köklü değişimlere uğrattı. Çekimden gösterim aşamasına kadar birçok aracın değişim yaşadığı onlarca yılda film izlemek kolektif bir buluşmadan bireysel bir etkinliğe evrildi. Bu değişimin diğer sonuçlarından biri de sinema salonlarında yaşandı. Birçok sinema salonu son yıllarda kapılarına kilit vururken, yakın zamana kadar 35 mm analog makineyle film oynatan sinema salonları dijital  araçları tercih etmeye başladı. Sinemada bir ağırlığı olan makinistler ise bu sürecin sonunda mesleklerini icra edemez hale geldi. Peki, filmi oynatan, analog dönemde yangın gibi birçok tehlike ile karşı karşıya kalan makinistleri merak ettiniz mi? Çocukluk yıllarında babasının yanında makara saran Erkan Sezeroğlu 35 yıldır bu mesleği yürütüyor. Birçok film festivalinde görev alan Sezeroğlu, son üç yıldır Kadıköy Belediyesi Sinematek Sinema Evi’nde makinistlik yapıyor. Kalamış Film Festivali’nde gösterilen tüm filmleri perdeye yansıtan Sezeroğlu ile “büyülendim” dediği sinemayı, eski sinema salonlarını ve sinemada değişen kuralları konuştuk.

-Bu mesleğe nasıl adım attınız?

Kayseri doğumluyum. İlkokul üçüncü sınıfta okurken İstanbul Üsküdar’a taşındık. Ben ortaokula giderken babam da sinemalarda makinistlik yapıyordu.

-Hangi sinemada çalışıyordu?

Üsküdar’da Odeon Sineması’nda çalışıyordu. O zaman ehliyetle çalıştırıyorlarmış makinistleri. Yani makinist olmak için bir ehliyet gerekiyormuş.

Hüsnü Sezeroğlu

-Siz nasıl merak saldınız peki bu mesleğe? Sizi etkileyen şey neydi?

90’lı yılların başında babamla beraber sinema salonuna gider ona eşlik ederdim. O dönemde kömürlü makinalardan 35 mm dediğimiz şerit makinalara geçiliyordu. Ben de ortaokulda okuyordum. Okuldan çıkardım büyük bir hevesle sinema salonuna giderdim. Hayatımı ev-okul ve sinema salonu arasında sürdürüyordum. Böyle bir üçgen kurmuştum kendime. Sinemada bir büyü vardır derler. O şeridi tuttuğun zaman bir daha bırakamazsın.Film oynatmaya boyum yetmezdi. Makaranın büyüklüğü kocaman bir teker gibiydi.

PROFESYONELLİĞE ADIM ATTI

-Babanız bu durumdan mutlu muydu?

Babam da en az benim kadar mutlu oluyordu. Çünkü şimdiki gibi televizyona basıyorsun ve anında kanallar çıkıyor gibi bir durum yoktu. Filmin gelmesi, hazırlanması, bantlanması, sökülmesi hepsi farklı işlerdi. Belki de bu kadar karmaşık ve emek gerektiren bir iş olduğu için çok sevdim sinemayı. 

-Çıraklıktan profesyonelliğe geçişiniz nasıl oldu?

1990’lı yılların sonunda Üsküdar’da Capitol AVM açıldı. Buranın müdürü yeni açılan sinema salonunda makinistlik yapmamı teklif edince ben de kabul ettim. Babam da onaylayınca profesyonel olarak bu mesleği icra etmeye başladım.

-Oynattığınız ilk film hangisiydi? Hatırlıyor musunuz?

Yanlış hatırlamıyorsam 101 Dalmaçyalı’ydı.

-Siz 35 mm olarak adlandırılan analog makinelerle filmleri oynattınız ama aynı zamanda dijital döneme de hakimsiniz. İkisinin arasındaki farklar neler sizce?

Bence ikisi arasında ciddi farklar var. Makara dediğimiz şey bir ses yapar. Onu hiçbir zaman yakalayamıyorsunuz. Son beş yıldır makara sistemi de kaldırıldı. 35 mm'de çok dikkatli olmamız gerekiyordu. Sekiz adet video kaset gibi düşünün, film bu şekilde sekiz ayrı parça olarak geliyordu. Bunların bir başı bir sonu var. Makinist dikkatli olmazsa film yanlış oynar. 

-O yıllarda büyük sinema salonlarının yüzlerce kişiyi ağırladığını düşünürsek sizin de heyecanınız artmıştır.

Evet, her seferinde bir heyecan yaratıyordu. Heyecan bu işte önemli bir şey. İşinizi tutkuyla yapmanızı sağlayan bir duygu olduğunu düşünüyorum. Ancak bir yandan da soğuk kanlı olmanız gerekiyor. Anlık bir hata bütün programı etkileyebilir. Film gösterimleri sırasında başıma birçok aksilik geldi ancak bir şekilde bunların üstesinden gelebildim.

“10 KİŞİNİN İŞİNİ 1 KİŞİ YAPIYOR”

-Son yıllarda birçok sinema salonu da kapandı. Olanlar da alışveriş merkezlerine sıkıştırıldı. Bu durum makinistleri nasıl etkiledi?

Kadıköy’de çok fazla sinema salonu vardı ancak bunlar zamanla kapandı. Eskiden her salon için iki makinist gerekiyordu. Şimdi öyle değil. Bir kişi birden fazla gösterimi kontrol edebiliyor. 10 kişinin yapabileceği bir işi sadece bir kişi yapabiliyor. Teknik olarak kolaylıklar arttı ancak insan emeği geri planda kaldı. Eskiden makinistliğin önemi daha fazlaydı. Tabii seyircilerin de önemi büyük. Benim dönemimde çok kalabalık olurdu sinemalar. Biletler erkenden tükenir, uzun kuyruklar oluşurdu. Mesela Titanic filminin biletleri günler öncesinden biterdi.

-Sizin unutamadığınız bir film var mı?

Eşkıya filmi benim için özel bir yere sahip. 10 hafta oynattık diye hatırlıyorum bu filmi.

-Siz aynı zamanda birçok festivalde görev aldınız ve teknik işleri yürüttünüz. Bundan bahseder misiniz?

İstanbul Film Festivali, Ayvalık Film Festivali, Adana Film Festivali, Antalya Film Festivali, Eskişehir Film Festivali, Kalamış Film Festivali... bu etkinliklerde defalarca teknik organizatör olarak görev yaptım. Son üç yıldır Sinematek Sinema Evi’nde çalışıyorum.

-Sinematek size eski günlerinizi hatırlatıyor mu?

Sinematek sadece film gösterilen bir mekân değil aynı zamanda sinemayla iç içe olan bir mekân. Bana da eski günlerimi hatırlatıyor ve burada olmaktan mutlu oluyorum. Yönetmenler ve tanıdık simalarla karşılaşıyorum bazen.

 


ARŞİV