
Vecihi bir hâtırasını şöyle anlatır: Havacılık gezilerinden biri sırasındaydık. Adana'ya iniş yaptım. Aşağıda, binlerce Adanalı beni bekliyordu. Durduğum zaman etrafımı büyük bir kalabalık sardı. Cümle yakın Adanalılar yürüyüverip, uçağımı öpücük yağmuruna tutuyorlardı. Yorgundum, buna rağmen birkaç uçuş yapmak zorunda kaldım… Tam uçuşa geçeceğim sırada, kalabalığın içinden biri fırlayıp, yanıma geldi. Esmer, mahzun yüzlü, çekingen davranışlı bir delikanlı idi. — Ben fakirim, bilet alabilir miyim? dedi. Bu soru karşısında sarsıldım. Hem de iliklerime kadar. Edebiyatı attım bir yana: — Senin de uçmaya hakkın var. Hem çevreyi dolduranlarla eşit bir hakkın... Bin bakayım! dedim. Mahzun yüzünde itibar, ciddî bir sevinç ışıldadı. Havalandık. Biri ardından üç saltoyu atıp, inmeye karar verdim. Birinci taklayı attım. Arkama bakmadım. Fakat meraktaydım. Hayatında belki ayakları bir karış yerden kesilmeyen bu hayalperest ne yapıyor, diye. Üçüncü taklayı atarken baktım. Ne gördüm, bilir misiniz? Arkamda sakin, sakin sigara saracağım diye uğraşıp duruyor!...

Rumi Temmuzun başlarında, Kızıltoprak, Feneryolu, Göztepe, Erenköy halkı tuttururlar: Karaman çiftliğine gidelim!.. Her Cuma Pazar Fenerbahçe'yi, Çifte havuzları, Kuşdilini görüyoruz; artık gık dedik. Bir gün de akşama kadar, kırda eğlenelim!.. (…) Göztepe ve Erenköy sınırlarının birleştiği noktada, köşedeki Sahrayı Cedid camisinin önünden Kayışdağı caddesi tutulur, harap yeldeğirmeni geçilir, Ağabey ahuru hizasında sola kıvrılınıp yine doğrulunur, Küçük Bakkal köyü açığından tekrar sola sapılırdı. Karaman çiftliği işte orada… Vadimsi bir yer. Bir yanı bayır, yukarısı sed gibi düzlük, düzlükte birçok koca koca ağaç, altlarında ne çayır, ne çimen, kupkuru toprak ve bol bol gölge. (…) Öbür seyrangâhlar gibi kalabalık olmaz; hele günlerden cuma ve pazar değilse ecinniler top oynar. Herkes görecek ayıplayacak, tefe koyacak kaygusu yok. Kadınlar isterlerse pançede örtündükleri maşlâhlarının altına ev entarilerini, ayaklarına şıp şıp terliklerini giysinler; erkekler bir mintan ve pantalonla, hattâ gecelik entarisi ve takkesile gelsinler. Eteği belinde hanım hanımcıklar emekdar bacıya, kalfaya işi yükletmeden, bağdaş, kurup oracıkta silkmenin patlıcanını, soğanını, etini doğrar; tencereye kadar; yanyana iki taştan kurulmuş, çalı çırpı ile yanan ocağa oturturdu. Zeytinyağlı patlıcan dolmasının yapılışı külfetli; binaenaleyh bir gün evvel, evde doldurmak icap ederdi. İrmik helvasına gelince, malûma havalar sıcak; aradan saatler geçerse çamura dönüverir. Oncağızı da oracıkta pişirmek hayırlıydı. Beyler, efendiler de kollarını sıvarlar. Kuzu mu çevrilecek, uzunca bir sopaya geçirip döndürmek; kebablık mı getirilmiş, şişlere dizip cızırdatmak ta onların işi. (…)
Karaman çiftliğine rağbetin sebeplerinden biri de bülbül dinlemekti. Dut çoktan çıkmış, ibadullah hale gelmiş, bülbülün de tabiî dili tutulmuş. Fakat bazan bahardan arta kalma, dutu her nasılsa yememiş mahlûkcağızla da tek tük bulunur ya; şakrayıp şakrayıp gönülleri şenlendirir ya. İstanbullularda kökleşmiş olan dutla bülbül hakkındaki kanaatin bol olduğu ekseriya görülür, o karanlık ve kásvetli ağaçların üstünde bülbüllerin dem çekişleri duyulurdu. Aşkta şevka gelen keyif ehli erkekler derhal iman suyu şişesini çıkarıp kaşla göz arasında dem çekmeğe koyulurlar; tedariksiz gelenler uşağa, mühacir arabacıya bahşişi peşin toka edip zıkkımı aldırmağa Bakkal köyüne koştururlardı.

1950 yılından bu yana gecekondu evlerle mantar tarlaları gibi kurulmuş mahallelerden biridir; yakın geçmişe kadar bir mesîre olan Fikirtepesi, Gazhâne ile Göztepe arasındadır, İstanbulu çok iyi tanıyanlardan Saadi Nâzım Nirven bize tevdî ettiği bir notda Fikirtepesi için şunları yazıyor: “Bir zamanlar Kadıköyünün bahar ve yaz aylarının tâtil günlerinde ve özellikle Hıdırellezde yemekler hazırlanarak gidilen mesîrelerdendi. Ziverbeyden Kızıltoprağa giden yolun solunda, çilek ve bamya tarlaları kaplamış geniş bir erâzinin ortasındaki Sultan Murad Köşkü ile Kurbağalıdere arasında akasya ve kestâne ağaçları ile süslü yemyeşil bir tepe idi. Akasyaların ve kır çiçeklerinin güzel kokuları ile dolmuş bir havası vardı. Buraya, Ziver Beyin köşkünün önündeki patekadan gidildiği gibi, Gazhâneden geçerek Göztepeye ve Merdivenköyüne doğru uzanan toprak şoseden de gidilirdi. Tepenin Kurbağalıdere cihetindeki eteğinde XVIII. yüzyıldan kalma emlâki hassadan eskice bir kasrın yüksek duvarları arkasında Beşinci Sultan Muradın şahsî mülkü çok bakımlı bir çiftlik vardı. O kasra, çiftliğine yakınlığı, kendisinin de bir zamanlar, şehzâdeliğinde içinde oturması dolayısı ile Sultan Murad Köşkü denilirdi. Son zamanlar da yıkılmış ve geniş bağçesine, korusuna İstanbul Eğitim Enstitüsü binaları yapılmışdır. Birinci Dünya Harbinin başlaması ile İstanbul mesîrelerinin hayatı sönerken Fikirtepesi de süratle değişdi. İkinci Dünya Harbi başlarında ve bilhassa 1950 den sonra öylesine bir gecekondu istilâsına uğradı ki, daracık sokakları ile koca bir mahalle oldu.”