Kadıköy Gönüllüleri’nin kurucu başkanı Tülay Arslanerer, 1946 yılından bu yana Kadıköy’de yaşayan, kentin sivil hafızasına tanıklık eden isimlerden biri. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden emekli olduktan sonra kendi deyimiyle kürsünün diğer tarafına geçen Arslanerer, 15 Kasım 1995’te KASDAV Gönüllüleri adıyla başlayan ve bugün Kadıköy Gönüllüleri olarak bilinen oluşumun kuruluş sürecine öncülük etti. Gönüllüler, yıllar içinde farklı mekânlarda çalışmalarını sürdürdüler.
Biz de Kadıköy’ün gönüllülük hikâyesini daha yakından öğrenmek için Kadıköy Gönüllüleri’nin kurucu başkanı Tülay Arslanerer ile sohbet ettik.
“YÜZMEYİ BİLMEDEN DENİZE ATILMIŞ GİBİYDİK”
30 yıldır Kadıköy gönüllüsünüz. Sizi ilk gönüllülerden biri olarak tanımlamak mümkün. Gönüllülük hikâyeniz nasıl başladı?
29 Ekim 1995’te düzenlenen Cumhuriyet Balosu’nda, dönemin Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı’nda (KASDAV) sosyo-kültürel çalışmalar yürütmek üzere bir gönüllü grubu kurmak istediklerini ve bu grubun başkanlığını üstlenip üstlenemeyeceğimi sordu. Vakfın Başkan Yardımcısı İnal Aydınoğlu ile birlikte Kadıköy’de tanıdığımız kişilere mektuplar yazdık. O dönem cep telefonu yoktu, evlerde sabit telefon bile sınırlıydı. Vakfın bir mütevelli heyeti vardı ancak üyelerin çoğu iş insanıydı. Biz ise Kadıköy’de sosyal faaliyetlere katılabilecek kişilere ulaşmak istedik ve yaklaşık üç bin mektup gönderdik.
Yaklaşık 300 kişi mektuplarımıza yanıt vererek ilk toplantımıza katıldı. Toplantıda neler yapabileceğimizi anlattık ve gönüllü olabilmek için bir eğitim sürecinden geçileceğini söyledik. Üniversitelerden akademisyenlerin de katkı sunduğu, sosyoloji başta olmak üzere farklı alanlarda verilen eğitimlere yaklaşık 150 kişi katıldı. Böylece çalışmalarımız fiilen başlamış oldu. O yıllarda bugünkü gibi gönüllü evleri yoktu; toplantı yapabileceğimiz sabit bir mekânımız bulunmuyordu. Belediyenin brifing salonu boş oldukça orada toplanıyorduk, hatta sığabilmek için komisyonlar kurduk. Bir yönetim kurulumuz vardı ama henüz bir tüzüğümüz yoktu; adeta yüzmeyi bilmeden denize atılmış gibiydik. Caddebostan Kültür Merkezi henüz tek katlıyken ve etkinlik olmadığı zamanlarda toplantılarımızı orada yapmaya başladık. Toplantı tutanaklarını, İş Bankası yönetiminden emekli bir gönüllümüz 1996 yılında bir yönetmelik haline getirdi. Bugün hâlâ kullandığımız yönetmeliğin ilk taslağı da o çalışmayla ortaya çıktı. 2007 yılına kadar KASDAV Kadıköy Gönüllüleri olarak çalıştık. Vakfın kapanmasıyla, gönüllülerin belediye gönüllüsü olmasıyla mahalle ölçeğine döndük.

Bir Kadıköy gönüllüsü ne yapar, amacınız nedir?
Amacımız, Kadıköy’ün sosyo-kültürel hayatına katkıda bulunmak. Gönüllülük öğretilecek bir şey değil; dernekçilikten de farklı. Dernekler genellikle belirli bir alana odaklanır ancak gönüllülerin çalışma alanı çok daha geniştir. Biz spordan müziğe, kültür sanattan kişisel gelişime, çocuktan yaşlıya kadar pek çok alanda faaliyet yürüttük. Ancak Türkiye’nin ve Kadıköy’ün değişen ihtiyaçları doğrultusunda son 5-6 yıldır daha çok sosyal hizmet odaklı çalışmalar yapıyoruz.
Bir gönüllü, sahip olduğu her şeyi ortaya koyar; bilgisini, emeğini, gerektiğinde maddi desteğini sunar, mesleki birikimini ve hayat tecrübesini paylaşır. Gönüllü aynı zamanda iyi bir gözlemcidir; nerede neye ihtiyaç olduğunu fark eder ki bu en önemli özelliktir. Hayal gücünü kullanabilen, çözüm üretebilen insanlardır. Biz demek ki çok sağlam bir temelle başlamışız ki bu yapı bugüne kadar ayakta kalmayı başardı.
ARKADAŞLIKTAN ÇOK YOLDAŞLIK
30 yıldır birçok gönüllüyle bağ kurup arkadaş olmuşsunuzdur diye düşünüyorum. Kadıköy Gönüllüleri arasındaki bağı bize anlatır mısınız?
Elbette arkadaşız ama bu bağ daha çok bir yoldaşlık. Hepimizin bir titreşimi var; gözle görülmeyen, elle tutulmayan bir enerji yayıyoruz. Eğer bu titreşimler birileriyle frekans tutturup rezonansa giriyorsa, işte o zaman gerçek bir yol arkadaşlığı oluşuyor.
Gönüllülük süreci içinde unutamadığınız, hayatınıza dokunan anlar mutlaka olmuştur. Bizimle paylaşır mısınız?
Kuruluş sürecimizde aramızda Cumhuriyet ile yaşıt gönüllüler vardı. 2006 yılı civarında, Kuyubaşı’ndaki binada—henüz poliklinik olmadan önce—ikinci ya da üçüncü katında bir süre çalışmalar yürüttük. Cumhuriyet ile yaşıt gönüllülerimizden birini merdivenlerden inerken gördüm, ‘İyi ki geldin’ diyerek kucaklamak istedim. Titrediğini fark ettim, canının acıdığını söyledi ve ‘Dün merdivenlerden düştüm, her tarafım ağrıyor’ dedi. Bu yaşta bir insanın merdivenden düşmüş olmasına rağmen gönüllü toplantısına gelmesi, tarif edilemez bir sorumluluk duygusuydu.
HAYAT MÜCADELESİ VE DÜNYAYI TANIMA
Gönüllülerin genellikle belli bir yaşın üzerinde olduğuna dair bir algı var. Sizce gençlerde gönüllülük oranı neden düşük?
İnsanlar genellikle 40 yaşına kadar hayat mücadelesi içindedir. Bu her dönemde böyle olmuştur; eğitim, meslekte ilerleme, dünyayı tanıma ve anlamaya çalışma süreci vardır. Bu bir hayat döngüsüdür ve oldukça doğaldır. 50 yaşına gelindiğinde ise kişi yalnızca kendisi ve ailesi için değil, başkaları için de bir şey yapma ihtiyacı hisseder. Bu nedenle gönüllülerin yaş ortalaması genellikle yükselir. Ancak bazı insanlar vardır ki hizmet etme duygusu doğuştan gelir. 14 yaşında gönüllülüğe başladım, üniversite yıllarında biyoloji derneğinde devam ettim. Yani bir anda Kadıköy gönüllüsü olmadım, bu yolculuk yıllar içinde şekillendi.

Kadıköy’de gönüllü olmak, başka bir yerde gönüllü olmaktan sizce hangi yönleriyle ayrışıyor?
Gönüllülüğü Kadıköy’de tecrübe ettik ve bu yolun açılmasında dönemin belediye başkanı Selami Öztürk’ün büyük payı vardı. Başka bir yerde aynı karşılığı görür müydük, açıkçası bilmiyorum. Çünkü gönüllülükte en önemli mesele, ortamın ve fırsatın yaratılıp yaratılmadığıdır. Bize bu imkân sağlandı. Yaptığımız her iş beğenildi ve desteklendi. Aksi halde çalışmaların bu denli mahallelere yayılması mümkün olmazdı.
Sizce gönüllülerin olmadığı bir Kadıköy nasıl olurdu?
Kadıköy’ün güçlü bir dinamiği var; gönüllüler olmasa da mutlaka bir şeyler yapılırdı. Kültürün ve eğitim seviyesinin yüksek olduğu bir ilçe. Ancak gönüllülük yapısı olmasaydı, çalışmalar muhtemelen daha çok dernekler üzerinden ve çevre ya da yardım gibi daha spesifik alanlarla sınırlı kalırdı.
NELER YAPTILAR?
Kadıköy Gönüllüleri, çocuklar ve gençlere yönelik kültürel ve eğitsel çalışmalarıyla dikkat çekti. Çocuk şarkıları ve pop müzikten oluşan koroların yanı sıra İstanbul ve Kadıköy temalı liseler arası kompozisyon yarışmaları ile çevre konulu resim yarışmaları düzenleyen gönüllüler, 1999 Marmara Depremi’nin ardından deprem yardımlarında da aktif rol alarak sosyal yardım faaliyetlerini çalışmalarına dahil etti. Kamuoyunda geniş yankı uyandıran ‘Mutluluğunuz sizin için, sağlığınız çocuklarınız için’ kampanyasıyla evlilik öncesi sağlık kontrolleri ve özellikle talasemi – Akdeniz Anemisi- konusunda farkındalık yaratan proje, çocuk hakları alanında kaynak gösterilen çalışmalar arasında yer aldı.