Ipsos tarafından 31 ülkede gerçekleştirilen “İnsan ve İklim Araştırması”, iklim krizine karşı toplumsal yaklaşımda dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Araştırmaya göre, bireyler iklim değişikliğini küresel ölçekte ciddi bir tehdit olarak görmeye devam etse de kişisel çabaların kriz karşısında yeterli olmayacağı düşüncesi güç kazanıyor. 2021 ile 2026 yılları arasında araştırmaya dahil edilen 26 ülkenin tamamında “bireylerin şimdi harekete geçmesi gerektiği” görüşünde düşüş kaydedildi. Bu tablo, iklim krizine karşı duyarsızlıktan çok, bireysel müdahalenin sınırlılığına ilişkin artan bir kanaati yansıtıyor.
YÜZDE 64’E GERİLEDİ
Türkiye’de “Benim gibi bireyler şimdi harekete geçmezse gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz” diyenlerin oranı son beş yılda yüzde 17 azalarak yüzde 64’e geriledi. Bu oran hâlâ birçok ülkenin üzerinde olsa da düşüş dikkat çekici bulunuyor. Araştırma, Türkiye’de bireylerin iklim krizine karşı kaygısının sürdüğünü ancak çözümün daha çok kamusal ve kurumsal düzeyde aranması gerektiği düşüncesinin yaygınlaştığını gösteriyor.

KARAMSARLIK ARTTI
Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de iklim krizine karşı artan karamsarlık oldu. Küresel ölçekte her dört kişiden biri iklim değişikliğinin artık kontrol dışına çıktığını düşünürken, Türkiye’de bu oran yüzde 30’a yükseliyor. Toplumun yaklaşık üçte biri, iklim değişikliği konusunda artık harekete geçmek için geç kalındığına inanıyor. Bu veri, çevresel kaygının yanında psikolojik kırılmanın da büyüdüğüne işaret ediyor.
DAHA FAZLA ADIM BEKLENİYOR
Ipsos araştırması, iklim krizinin çözümüne ilişkin beklentinin giderek daha fazla hükümetler ve şirketler üzerinde yoğunlaştığını gösteriyor. Türkiye’de katılımcıların yüzde 57’si, şirketlerin iklim değişikliğiyle mücadelede daha güçlü adımlar atmaması halinde çalışanlarına ve müşterilerine karşı sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünüyor. Bu sonuç, iş dünyasının iklim politikalarının artık yalnızca sosyal sorumluluk başlığı değil, doğrudan toplumsal beklenti haline geldiğini ortaya koyuyor.
KÜRESEL ADALETSİZLİK BOYUTU
Araştırma, iklim krizinin küresel eşitsizlik boyutuna da dikkat çekiyor. Tarihsel karbon salımında büyük pay sahibi yüksek gelirli ülkelerde “ülkem daha fazlasını yapmalı” diyenlerin oranı yüzde 53’te kalırken, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu orta gelirli ülkelerde bu oran yüzde 71’e yükseliyor. Bu fark, iklim krizinin sonuçlarından daha sert etkilenen ülkelerde sistemsel çözüm beklentisinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.
“BİREYLER YÜKÜ TEK BAŞINA TAŞIMAK İSTEMİYOR”
Ipsos Türkiye CCO’su Yasemin Özen Gürelli, araştırmanın iklim krizine karşı toplumsal psikolojide önemli bir değişim yaşandığını gösterdiğini belirtti. Gürelli’ye göre bireyler artık geri dönüşüm, enerji tasarrufu ya da günlük çevre önlemlerinin tek başına yeterli olmadığını düşünüyor.
“Ipsos’un 31 ülkede 23 bini aşkın kişiyle gerçekleştirdiği araştırma, iklim kriziyle mücadelede bireysel sorumluluk algısında önemli bir kırılma yaşandığını gösteriyor. İnsanlar artık bireysel çabaların yetersiz kaldığını düşünüyor. Bu durum iklim krizinin önemsenmediği anlamına gelmiyor; aksine bireyler çözümün daha büyük aktörler tarafından üstlenilmesi gerektiğine inanıyor” diyen Gürelli, Türkiye’de bireysel sorumluluk hissindeki gerilemenin bu değişimin önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade etti.
Gürelli, Türkiye’de toplumun yüzde 30’unun iklim değişikliği konusunda artık çok geç olduğuna inandığını hatırlatarak, bunun ciddi bir psikolojik alarm olduğunu vurguladı. “Bu karamsarlığın kırılması için devletlerin ve şirketlerin daha görünür, daha cesur ve daha sistematik adımlar atması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu. Şirketlerin rolüne de dikkat çeken Gürelli, “İklim eylemi artık şirketler için yalnızca halkla ilişkiler ya da kurumsal sosyal sorumluluk başlığı değil; toplumsal beklentinin merkezinde yer alan yapısal bir zorunluluk haline geldi.” dedi.
Araştırma sonuçları, 2026 itibarıyla iklim krizinde yeni bir döneme girildiğini ortaya koyuyor. Toplumlar bireysel sorumluluklarını tamamen terk etmese de çözümün asıl olarak hükümetler, şirketler ve büyük ölçekli politik dönüşümler aracılığıyla mümkün olabileceğini düşünüyor. Ipsos verileri, iklim krizinin yalnızca çevresel değil; ekonomik, toplumsal ve psikolojik boyutlarıyla da küresel gündemin merkezinde yer almaya devam ettiğini gösterirken, toplumların artık daha güçlü, daha sistematik ve daha kolektif çözümler talep ettiğini ortaya koyuyor.